Trump ve Ukrayna müzakerelerinde tehlikeli emsaller

Görsel: Sarah Padavan
Görsel: Sarah Padavan
TT

Trump ve Ukrayna müzakerelerinde tehlikeli emsaller

Görsel: Sarah Padavan
Görsel: Sarah Padavan

Christopher Phillips

Donald Trump, Ukrayna ile ilgili son görüşmede önemli bir taviz vermiş gibi görünüyor. The Guardian, Ağustos ayında Alaska'da Vladimir Putin ile görüştükten sonra Trump'ın, savaşın sona ermesi karşılığında Ukrayna'nın Donbas bölgesini ve Kırım'ı Rusya'ya devretmesini öngören bir planı desteklemeyi kabul ettiğini bildirdi. ABD Başkanı, daha sonra Washington'da Avrupalı ​​liderler ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı görüşmede ise bu tutumundan kısmen geri adım attı, ancak şu soru hâlâ ortada: Batılı ülkeler, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri, Rusya'nın Ukrayna toprakları üzerindeki kontrolünü tanıyacak mı?

Bu neden önemli? Görünüşe göre Donald Trump da dahil olmak üzere birçok kişi için amaç, aracı meşru kılar. Ukrayna topraklarını feda etmek, savaşı sona erdirmek için gerekli bir kötülük ve gerçekçi ve makul bir adım olarak görülüyor. Ancak bundan daha derin bir şey var. Batılı ülkeler, Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgalini hemen bir saldırganlık savaşı ve uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdiler. Moskova'nın bu topraklar üzerindeki kalıcı kontrolünü şimdi kabul ederlerse, 1945'ten beri uluslararası hukukun temel direği olan işgal yoluyla toprak edinmeye karşı olan normu zayıflatmış olurlar. Bu değişiklik Ukrayna'nın çok ötesine yayılabilir ve başka yerlerde başka işgal savaşlarının patlak verme olasılığını artırabilir.

BM Şartı ve uluslararası hukuk

İkinci Dünya Savaşı ve BM'nin kurulmasının ardından, tüm üye devletler askeri güçle ele geçirilen toprakların ilhakını suç sayan bir ilkeyi imzaladılar. BM Şartı'nın 1. Bölümünün 2. Maddesi, “herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidini veya kullanımını” yasaklamaktadır. BM Şartı başka yerlerde de, bu ilkenin tek istisnasının meşru müdafaa olduğunu belirtmektedir. BM üyelerinin çoğu da 1945'ten beri savaşlarını meşrulaştırmak için ne kadar zayıf olursa olsun, bu gerekçeyi kullanmıştır.

Batılı ülkeler, toprakları zorla ele geçirme politikasına en yüksek sesle karşı çıkanlar arasında yer alsa da, bu tutumları genellikle ikiyüzlülükle suçlanmıştır

BM'nin kuruluşundan bu yana birçok savaş patlak vermiş olsa da, toprakların başarılı bir şekilde işgal edilmesi, İkinci Dünya Savaşı öncesine göre daha nadir hale geldi. Saddam Hüseyin'in 1980'lerde İran, 1990'larda Kuveyt topraklarını ele geçirme girişimleri, Arjantin'in başarısız Falkland Adaları'nı işgal etme girişimleri veya Somali'nin 1977'de Etiyopya'ya yönelik feci işgal girişimi gibi birçok işgal girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Northwestern Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Profesör Eugene Kontorovich'e göre, çeşitli tanımlara göre, 1945'ten bu yana yalnızca 12 ila 18 başarılı işgal gerçekleşmiştir. Dahası, bu vakaların çoğu, 1975'ten önce, yani yeni kurulan devletlerin sömürge döneminden miras kalan sınırlar üzerinde anlaşmazlıklar yaşadığı sömürgecilik sonrası dönemde gerçekleşmiştir.

dfgthy
İsrail polisi, 1967'de İsrail ordusunun şehrin doğu kesimini ele geçirmesini anmak için düzenlenen bayrak yürüyüşü sırasında Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde sağcı bir aktivisti gözaltına alıyor (AFP)

Batılı ülkeler, toprakları zorla ele geçirme politikasına en yüksek sesle karşı çıkanlar arasında yer aldılar. Ancak, Avrupa imparatorluklarının yüzyıllar boyunca silahlı işgallerle kurulduğu göz önüne alındığında, bu tutumları genellikle ikiyüzlülükle suçlandı. 1982'deki Falkland Savaşı veya 1991'deki Körfez Savaşı gibi bazı durumlarda, bu ülkeler saldırganları caydırmak için askeri harekâtlar düzenlediler. Ancak çoğu zaman, müttefikleri tarafından gerçekleştirilse bile işgalleri tanımamayı tercih ettiler. Örneğin, Batılı ülkeler ve diğer birçok ülke, Fas'ın 1975'te Batı Sahra'yı ilhak etmesini, Endonezya'nın aynı yıl Doğu Timor'u ilhak etmesini, İran'ın 1971'de BAE'ye ait Ebu Musa ve Büyük ve Küçük Tunb adalarını ele geçirmesini veya İsrail'in 1967'de Kudüs, Sina ve Golan Tepeleri'ni ele geçirmesini tanımadı. Özellikle ABD, bu ilhakları gerçekleştiren ülkelerle yakın ilişkilerini sürdürmesine rağmen, bu ilhakların hiçbirini tanımayı reddetti.

Bill Clinton, 1993’teki seçim kampanyası sırasında ABD büyükelçiliğini oraya taşıma sözü verdiğinde, İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhakını kabul edeceğini ima eden ilk kişiydi

Trump kendini tekrar ediyor

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump nihayetinde Rusya'nın ilhaklarını kabul etmeye karar verir ve Avrupalı ​​liderler ile Ukrayna'ya bunları tanımaları için baskı yaparsa, bu önemli bir değişim anlamına gelecektir; özellikle de Washington'un Putin'in 2014'teki Kırım ilhakından 2022'de dört Ukrayna bölgesinin tek taraflı ilhakına kadar olan işgallerini yasadışı deklare ettiği göz önüne alındığında. Ancak bu kuralları çiğnemek Donald Trump için yeni bir şey değil. Trump, ilk döneminde işgal altındaki toprakları tanımama geleneğini üç kez bozdu. 2017'de, ABD büyükelçiliğini oraya taşıyarak İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak etmesini destekledi. 2019'da, İsrail'in Suriye'den işgal ettiği Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdı. Daha sonra, görünüşe göre İbrahim Anlaşmaları'nı imzalama karşılığında, Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdı.

df
Rus birlikleri, Simferopol yakınlarındaki Pereval’ne köyü yakınlarındaki bir Ukrayna sınır muhafızları üssünün önünde duruyor, 3 Mart 2014 (AFP)

Öte yandan, bu ihlaller benzersiz emsaller olarak abartılmamalı. Bill Clinton, 1993’teki seçim kampanyası sırasında ABD büyükelçiliğini oraya taşıma sözü verdiğinde, İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhakını kabul edeceğini ima eden ilk kişiydi. Ancak Trump'a kadarki tüm halefleri gibi, Kongre'nin konuyla ilgili çıkardığı yasanın uygulanmasını erteledi. Benzer şekilde, George W. Bush, Batı Şeria'daki İsrail yerleşim yerlerine karşı geleneksel Amerikan muhalefeti çizgisinden ayrılarak, bir barış anlaşmasının “sahadaki gerçeklere” dayanması gerektiğini belirtmişi. Bu, işgal altındaki bazı bölgelerin İsrail kontrolünde kalmasına örtük bir destek olarak algılandı.

Ancak bu hamlelerin hiçbiri, Trump'ın ilk dönemindeki hamleleri kadar açık bir emsal bozucu değildi. Sonuçları da muhtemelen kendini fiilen göstermeye başladı. İsrail'deki sağcı akım zaten yükselişte olsa da, Trump'ın Kudüs ve Golan Tepeleri'nin ilhakını meşrulaştırma adımı muhtemelen bu eğilimi güçlendirdi. Gazze'yi yeniden işgal etme ve Batı Şeria'yı ilhak etme yönündeki son çabaları da bu bağlamda anlaşılmalı. Zira Washington'dan gelen mesaj, ilhakın zamanla meşruiyet kazanılabileceği yönündeyse, yayılmacı güçler kısa vadede küresel muhalefete daha fazla tahammül göstermeye hazır olacaktır.

1990-1991 yıllarında George H.W. Bush, Kuveyt krizine müdahale ederek Washington'un “yeni dünya düzeni” kapsamında işgal yoluyla toprak ilhakına izin vermeyeceğini vurgulamıştı

Dünya takip ediyor

Ve bu noktada Ukrayna müzakerelerine geri dönelim, İsrail örneğinde olduğu gibi, Rusya da Ukrayna topraklarını ilhakı nihayetinde uluslararası alanda tanınırsa cesaretlenebilir. Bu nedenle, AB'nin Dış Politika Şefi Estonyalı Kaja Kallas gibi Doğu Avrupalılar, Ukrayna topraklarının Moskova'ya devredilmesi fikrine öfkelenerek bunu “Putin'in bizi içine düşürmek istediği bir tuzak” olarak nitelendirdiler. Nitekim Putin, Ukrayna'daki işgalinin başarılı olduğunu görürse, bunu neden Baltık ülkelerinde veya Finlandiya'da da tekrarlamasın?

dy
Ukrayna askerleri, 13 Mart 2023'te Rusya'nın şehre düzenlediği saldırı sırasında Donbas bölgesindeki Bahmut'a doğru ilerliyor (AFP)

Ancak uluslararası toplumun böyle bir sonucu kabul etmesi durumunda bunun sonuçları Avrupa'nın çok ötesine uzanabilir. Zira işgal etmeyi arzulayan ve neler olacağını görmek için bekleyen başka güçler de var. Komşu topraklar ile ilgili tarihsel kin besleyen veya yeni toprak ve zenginlik peşinde koşan ülkeler, işgal yoluyla toprak kazanmaya karşı olan eski tabuyu yeniden gözden geçirebilirler. Çin, Tayvan üzerindeki baskısını artırmaya başladı bile; Keşmir ise bu yılın başlarında Hindistan ve Pakistan arasında yeni bir çatışma turuna sahne oldu.

1990-91 yıllarında George H.W. Bush, Kuveyt krizine müdahale ederek Washington'un “yeni dünya düzeni” kapsamında işgal yoluyla toprak ilhakına izin vermeyeceğini vurgulamıştı. Bugün, Trump'ın “yeni düzeninde” bu tür eylemler artık meşru görünüyor. Dünya liderleri Ukrayna müzakerelerini takip ediyor ve notlar alıyor.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe