Trump'ın politikaları ve Hindistan-Çin-Rusya üçlü ittifakını kurma fırsatları

Dramatik dönüşümler

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))
TT

Trump'ın politikaları ve Hindistan-Çin-Rusya üçlü ittifakını kurma fırsatları

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))

Samir İlyas

Trump'ın politikaları, Rusya, Hindistan ve Çin arasında üçlü bir ittifak olasılığı için fırsatlar yaratıyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Hindistan'a yönelik izlediği politikalar, önceki yönetimlerin son çeyrek asırda güçlendirerek siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlarda stratejik bir ilişkiye dönüştürdüğü iki ülke arasındaki ilişkilerin bu yönünü yok etme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. 27 Ağustos'ta, Hindistan mallarına uygulanan yüzde 50'lik ABD gümrük vergileri yürürlüğe girdi ve bu durum, iki ülke arasındaki ticareti azaltma ve Hindistan'ın ekonomik büyümesini yavaşlatma tehdidi oluşturuyor. ABD tarafından Hindistan mallarına uygulanan yüzde 50'lik gümrük vergileri 27 Ağustos'ta yürürlüğe girdi. Bu durum, iki ülke arasındaki ticareti azaltma ve Hindistan'ın ekonomik büyümesini yavaşlatma tehdidi oluşturuyor. Trump’ın Rusya’dan petrol satın aldığı için Hindistan’ın yerli mallarına yaklaşık yüzde 25'lik ek gümrük vergisi uygulamayı planladığını açıklamasından bu yana Yeni Delhi, Trump'ın politikalarına duyduğu hayal kırıklığı nedeniyle Çin'e daha fazla açılmaya başlarken Hint yetkililer ile Çin ve Rusya'daki muhatapları arasındaki ikili görüşmeler de yoğunlaştı.

Rusya’nın eski Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yevgeny Primakov'un Çin ve Hindistan ile üçlü ittifak kurma fikrini ortaya atmasından neredeyse otuz yıl ve başbakanlığı döneminde Yugoslavya'nın bombalanmasını protesto etmek amacıyla Atlantik semalarında verdiği emirle Washington'a giden uçağının Moskova'ya geri dönmesinden 25 yılı aşkın bir süre sonra, Primakov'un Batı ile yakınlaşma konusundaki hayal kırıklığının ardından Avrasya ittifakı kurma hayallerini gerçekleştirmek için mevcut uluslararası koşulların daha elverişli olduğuna şüphe yok. Öte yandan, Çin ve Hindistan arasındaki önemli anlaşmazlıklar da göz ardı edilemez. Hindistan'ın jeopolitik olarak, bağlantısızlık politikasından, küresel güçlerle pragmatik ilişkiler kurmaktan, Avrupa ve ABD'yi kaybetmesine neden olabilecek bir ittifaka bağlılık göstermeye yönelip yönelemeyeceği de göz ardı edilemez.

Trump'ın iktidara gelmesinden bu yana Hindistan-ABD ilişkileri gerildi. Hindistan, gümrük vergileri konusunda müzakereye hazır olduğunu açıklayan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen, Trump, Hindistan'ın ABD'ye yaptığı ihracata yüzde 25 gümrük vergisi uyguladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, geçtiğimiz ayın sonlarında Hindistan'ın Rusya'dan petrol satın alması nedeniyle yaklaşık yüzde 25'lik ek gümrük vergileri uygulayacağını duyururken Yeni Delhi'yi Rusya'nın Ukrayna'ya karşı sürdürdüğü savaşı desteklemekle suçladı.

Bunun öncesinde Hindistan, nükleer savaşa sürüklenmeyi önlemek için bir anlaşmaya varmak üzere Trump'ın arabuluculuğunu reddetmiş ve bu durum, İslamabad'ın Trump’ı Nobel Barış Ödülü aday göstermesinin ardından haziran ayında Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i ağırlayan Trump’ı öfkelendirmişti. Pakistan, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Michael Kurilla’ya İmtiyaz Nişanı verdi. Kurilla da Pakistan'ı terörle mücadeledeki çabalarından ötürü övdü.

Trump'ın iktidara gelmesinden bu yana Hindistan-ABD ilişkileri gerildi. Hindistan, gümrük vergileri konusunda müzakereye hazır olduğunu açıklayan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen Trump, Hindistan'ın ABD'ye yaptığı ihracata yüzde 25 gümrük vergisi uyguladı.

Daha geniş bir açıdan bakıldığında, Hindistan, ABD yönetiminin Güney Asya, Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi'ndeki güvenlik konularına yaklaşımında önemli değişiklikler olacağından endişe duyuyor gibi görünüyor. Hindistan, Washington'ın Avustralya, Japonya ve ABD'den oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (The Quad) aracılığıyla Çin'i kontrol altına alma politikasından vazgeçebileceğine inanıyor.

Yeni Delhi, Trump'ın Çin ile Güney Çin Denizi ve Tayvan'daki etki alanlarını korumasına izin veren ikili bir anlaşma yapmasından korkuyor. Trump'ın Pakistan'ı Çin'den uzaklaştırmak için bu ülkeye yakınlaşabilir. Bu durumda, iki nükleer silahlı komşu ülke arasındaki çatışmaya yönelik Amerikan yaklaşımı değişecek.

Hindistan, Trump'ın Ukrayna'ya karşı Rusya'nın savaşını çözme konusundaki tutumunu ve Putin'in isteklerinden çok uzaklaşmayan, Rusya'ya yönelik yaptırımları sona erdiren ve enerji şirketleriyle işbirliğini artıran bir çözüme açık olduğunu kesinlikle yakından izliyor. Bu da pratikte Ukrayna'ya karşı savaşı desteklemeyen, ancak Moskova ile ilişkilerini sürdüren ve Batı'nın yaptırımlarına katılmayan Hindistan'a Moskova'nın ihtiyacının azalması anlamına geliyor. Bu tutum, Avrupalıları ve Amerikalıları memnun etmese de Rusya tarafından isteksizce kabul edildi. Batı'yı kızdıransa Hindistan'ın Rusya’dan petrol alımlarını artırarak Rusya'nın en büyük alıcısı haline gelmesi ve 2021 yılında sadece yüzde 3 olan Rusya'nın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturmasıydı.

Bu koşullar altında ve Trump'ın kararlarının öngörülemezliği göz önüne alındığında, Hindistan ekonomik ilişkilerini iyileştirmeye ve Çin ile güvenlik gerilimlerini azaltmaya doğru ilerlerken, aynı zamanda Rusya ile savunma ve ekonomik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor gibi görünüyor.

RTGT
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve ABD Başkanı Donald Trump Washington'daki Beyaz Saray'da tokaşırken, 13 Şubat 2025 (Reuters)

Hindistan'ın Rusya ve Çin ile son zamanlarda attığı adımlar, Hindistan'ın dış ilişkilerinde radikal bir değişime yol açabilir. Yeni Delhi geçmişte Çin'e ekonomik ve savunma seçenekleri konusunda mesaj vermek için ABD ile ilişkilerini kullanıyordu. Aynı durum, daha az ölçüde de olsa Rusya için de geçerliydi. Ancak şimdi durum tamamen tersine döndü. ABD'nin baskısını sınırlamak için Hindistan, ekonomisini korumak ve projesini ilerletmek amacıyla Washington'un rakiplerine açık bir tutum sergiledi.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin bu ayın başlarında gerçekleştirdiği Yeni Delhi ziyareti sırasında, Çin ve Hindistan, Pekin ve Yeni Delhi arasındaki gergin ilişkileri düzeltmek amacıyla, iki ülke arasında doğrudan yolcu uçuşlarını yeniden başlatma ve ticaret ve kültürel alışverişi kolaylaştırma kararı aldı. Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Hindistan ve Çin'in ‘istikrarlı bir gelişme yoluna girdiği’ ve ‘birbirlerine güvenip desteklemeleri gerektiği’ belirtildi.

Çin, Hindistan’ın üretim endüstrileri için hayati önem taşıyan gübre, nadir metaller ve tünel delme ekipmanları gibi emtialara yönelik ticaret kısıtlamalarını kaldırma sözü verdi. İki ülke arasında en son 2020 yılında çatışmalara neden olan sınır sorunlarını çözmek için devam eden yakınlaşma çerçevesinde, iki taraf sınırdaki gerilimi azaltmak ve kazara çatışmaları önlemek için bir çerçeve oluşturmak konusunda anlaştı. Çin devlet medyasına göre iki taraf yıllardır donmuş halde olan sınır belirleme müzakerelerini yeniden başlatma olasılığını görüştü. Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Son birkaç yılda yaşadığımız aksilikler halklarımızın çıkarlarına uygun değildi. Sınırda istikrarın yeniden sağlanmasını görmek bizi rahatlattı” ifadeleri yer aldı.

Hindistan daha önce Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'ı Moskova'ya göndermiş ve Hint Bakan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüştü. Bu gelişme, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini gösteren bir işaret olarak görüldü. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile 21 Ağustos'ta düzenlenen ortak basın toplantısında iki ülke arasındaki ilişkilerin İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünya çapındaki büyük ülkeler arasında en güçlü ilişkiler arasında olduğunu söyleyen Jaishankar, iki ülkenin ikili ticareti artırma isteğini yeniden teyit ettiğini, buna Hindistan'ın Moskova'ya ihracatını artırmak ve tekstil ve ilaç ihracatının artırılmasına yönelik düzenleyici engelleri kaldırmak da dahil olduğunu belirtti. Lavrov ise “Hidrokarbon sektöründe ve Hindistan pazarına Rusya’nın petrolü tedarikinde iş birliği konusunda iyi sonuçlar elde ediyoruz... Rusya'nın Uzak Doğu ve Arktik sahanlığında enerji kaynaklarını çıkarmak için ortak projeler hayata geçirmek konusunda ortak çıkarlarımız var” ifadelerini kullandı.

Dengede olan üçlü ittifak

Dikkatler, bu ayın sonlarında Çin'in Tianjin şehrinde düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi sırasında Rusya, Hindistan ve Çin liderleri arasında üçlü bir toplantı düzenlenmesi olasılığına ve çok kutuplu bir dünya hedefleyen bu üç ülke arasında üçlü bir ittifak kurulması açısından bu toplantıdan ne gibi sonuçların çıkabileceğine çevrilmiş durumda.

Hindistan ve Çin arasındaki ikili ilişkilerde önemli sorunların yaşanmasına ve Rusya ile Çin arasında liderlik konusunda anlaşmazlıklar olmasına rağmen, bu üç ülke 2009 yılından bu yana BRICS gelişmekte olan ekonomiler grubunun çekirdeğini oluşturuyor. Küresel finans krizinden sonra bu ülkeler arasındaki koordinasyon artmış ve grup, ekonomik alanlarda çabaları koordine etmek amacıyla ‘Küresel Güney’den dokuz ülkeyi de kapsayacak şekilde genişledi. Her ne kadar ekonomik konular ve çok kutupluluğu tartışmak için bir siyasi forum olmaya yakın olsa da Avrupa Birliği (AB) veya G7’ye benzer bir kurumsal forma dönüşmesi, ticari işlemlerde doların terk edilmesi, yerel para birimleri ve bankacılık işlemlerinde ticareti teşvik edecek araçların yaratılması veya yeni bir rezerv para birimi üzerinde anlaşmaya varılması gibi, küresel finans sistemi üzerindeki ABD hegemonyasını tehdit eden gelişmeler, ABD'de alarm zillerini çaldırdı.

UJI
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva, Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov BRICS zirvesinde kameralara poz verirken (AFP)

BIRCS, kurumsallaşmaya doğru ilerler ve ekonomik ve kalkınma gündemine hizmet etmek için üyeleri arasındaki farklılıkları çözebilirse Batı hegemonyasına karşı önemli bir rakip haline gelebileceği kesin. Rusya Devlet Başkanı Putin'in geçtiğimiz yaz Rio de Janeiro’da düzenlenen BRICS Liderler Zirvesi’nde yaptığı konuşmaya göre BRICS ülkeleri ‘dünya kara alanının üçte birini ve nüfusunun neredeyse yarısını oluşturmakla kalmayıp, 77 trilyon ABD doları satın alma gücüne eşdeğer gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ile küresel ekonominin yüzde 40'ını temsil ediyor. Bu arada, bu göstergede BRICS, ekonomileri toplam 57 trilyon ABD doları bulan ülkelerin yer aldığı G7 de dahil olmak üzere diğer bazı grupları önemli ölçüde geride bırakıyor.

Hindistan 2017 yılında ŞİÖ’ye katıldıktan sonra, bu üç ülke 1996 yılında ‘Şanghay Beşlisi’ temelinde kurulan büyük bir güvenlik ve siyasi ittifakın parçası oldu. Bu ittifak, 2001 yılında ŞİÖ adını aldı ve Orta Asya ülkeleri ile Pakistan, İran ve Beyaz Rusya dahil olmak üzere on ülkeyi kapsıyor. ŞİÖ, onlarca yıldır sınır sorunları ve açık çatışmaları olan ülkeleri de içermesi nedeniyle NATO benzeri bir ittifak haline gelemedi, ancak siyasi konularda ve terörle mücadele operasyonlarında koordinasyon sağlıyor.

Trump'ın politikalarının, Hindistan'ı Çin ile ekonomik ve yatırım ilişkilerini güçlendirmeye ittiği ve yakın gelecekte dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olma hedefine ulaşmasına yardımcı olduğu kesin.

Trump'ın politikalarının, Hindistan'ı Çin ile ekonomik ve yatırım ilişkilerini güçlendirmeye ittiği ve yakın gelecekte dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olma hedefine ulaşmasına yardımcı olduğu kesin. Ancak, askeri ve siyasi ittifaklara yol açan stratejik ilişkilere geçişten bahsetmek zor. Sınır sorunlarının yanı sıra, Çin'in Pakistan'a verdiği askeri destek ve iki ülke arasındaki güçlü ilişkiler, Yeni Delhi ile Pekin arasında stratejik bir yakınlaşmaya engel oluyor. Fakat Trump'ın değişken politikalarının sonuçlarına karşı korunmak için ‘çıkar evliliği’ niteliğinde bir ittifak kurulmasını engellemiyor. Mevcut ticaret hacmi ve gelecekteki büyüme potansiyeli göz önüne alındığında, özellikle ABD'nin ileri teknolojiler, teknolojiye yönelik potansiyel yatırım hacmi ve önde gelen ABD şirketlerinin fabrikalarını Çin'den Hindistan'a taşıma planları açısından sunabilecekleri dikkate alındığında, ABD ile ekonomik ilişkiler Rusya ile olan ilişkilerden daha faydalı.

Hindistan ve Çin'i Rusya ile ittifaka dahil etmek Rusya'nın çıkarına olmasına ve Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi 200 milyar doları aşıp her iki ülkenin yetkililerine göre ilişkiler ‘sınırsız ortaklık’ düzeyine ulaşmasına rağmen Rusya bu iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde ‘küçük ortak’ olmak istemiyor. Nihayetinde Hindistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelik hamlelerini stratejisinde ve jeopolitik konumunda radikal bir değişiklik ve ittifaka katılarak geleneklerden kopuş olarak görmek abartılı olabilir. Hindistan'ın Çin'e karşı temkinli bir şekilde açılması ve Rusya ile tarihi ilişkilerine işaret etmesi, Washington'a Trump'ın Hindistan'a yönelik politikalarını sürdürmenin tehlikeli olduğuna dair bir mesaj gönderirken, aynı zamanda çok kutuplu bir dünyada uygun bir yer edinmek için askeri ve ekonomik kapasitesini geliştirmeye devam etme çağrısı yapıyor.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.