Şanghay Zirvesi, Çin'in liderliğindeki yeni dünya düzenini şekillendiriyor

Rusya, Pekin ile stratejik iş birliğini güçlendiriyor... Hindistan, ‘Batı karşıtı kampın’ tarafına geçiyor

Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)
Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)
TT

Şanghay Zirvesi, Çin'in liderliğindeki yeni dünya düzenini şekillendiriyor

Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)
Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)

Çin'in pazartesi günü ev sahipliği yaptığı Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi, kuruluşundan neredeyse çeyrek asır sonra örgütün ikinci doğuşu olabilir. Rus çevreleri, üye ülkelerin, özellikle Rusya, Çin ve Hindistan'ın öncelikleri için ortak bir temel oluşturan ve önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirilen zirvenin sonuçlarını bu şekilde değerlendiriyor.

sfgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Rus analistlerin önemli bir kısmının edindiği izlenim, Rusya-Çin iş birliği mekanizmalarının genişlemesiyle veya bazı büyük medya kuruluşları tarafından ‘düşmanca’ olarak nitelendirilen zirvenin Batı'ya gönderdiği mesajlarla sınırlı değil. Hindistan'ın ‘Batı karşıtı kampa geçişi’, zirvede en dikkat çeken olaydı. Zirvede, Hindistan ile Çin arasındaki geleneksel gerilimleri geride bırakmaya yönelik adımlara atıfta bulunuldu.

Batı'ya karşı duran zirve

Zirvenin sonuç bildirisinde, genel olarak Batı'nın ve özel olarak ABD'nin benimsediği ‘tek taraflı önlemler’ karşısında Rusya'nın bakış açısının benzeri görülmemiş bir şekilde yakınlaştığı ve ‘jeopolitik çatışmanın yoğunlaştığı koşullarda küresel istikrarı destekleme’ konusunda ortak bir istek olduğu belirtildi.

Moskova, ortak bildirinin özellikle daha adil bir uluslararası sistem inşa etmek için mekanizmalar konusunda Rusya ve Çin'in anlatısını teyit eden güçlü ve yeni tonunu vurguladı. Ayrıca, dünya halklarının kahramanca eylemlerinin tarihsel hafızasını ve İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkarılan dersleri koruma ihtiyacını vurguladı. Buna ek olarak, istikrarlı uluslararası ilişkiler ve sürdürülebilir kalkınmanın temeli olan devletlerin iç işlerine karışmama ve güç kullanmama ilkelerine bağlı kalınması çağrısında bulundu.

ŞİÖ üye ülkeleri ayrıca, uluslararası kalkınma sorunlarının ele alınmasında çatışmayı reddeden bir siyasi çizgi izlemeyi taahhüt ettiler ve terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılıkla ortak mücadeleyi sürdürme kararlılıklarını yinelediler.

ŞİÖ, terörizmi her türlü biçimiyle şiddetle kınadı ve terörizmle mücadelede çifte standartların kabul edilemez olduğunu vurguladı. ŞİÖ üye ülkeleri, üye ülkeler arasında iş birliğini derinleştirmek için öncelikli görevleri ve temel yönelimleri belirleyen 2035 yılına kadar geçerli olacak bir ‘kalkınma stratejisi’ kabul etti.

Ancak ortak çıkarlar ve örgütün üye ülkelerinin karşı karşıya olduğu yeni zorluklar hakkında yapılan konuşmalardan, dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan ve üye ülkeleri küresel gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık dörtte birini üreten bu grubun, üye ülkelerin güvenliğine yönelik yeni tehditlerle mücadele için küresel bir merkez haline gelmeye yönelik adımlar atmaya karar verdiği anlaşıldı. Örgütün 10 daimî üye ülkesi olduğu, bunların en önemlilerinin Çin, Rusya ve Hindistan'dan oluşan dev üçlü olduğu ve ayrıca 14 gözlemci statüsünde ülke bulunduğu biliniyor.

ghyuı
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)

Ancak yeni olan husus, örgütün üye devletlerinin, ‘gözlemci’ ve ‘diyalog ortağı’ statülerini yeni bir ‘ŞİÖ ortağı’ statüsünde birleştirmek için bir yol belirlemiş olmaları. Bu, üyelik sayısının daha da artmasına kapı açıyor ve gözlemci devletler için bu ortaklığı ek bir kazanç haline getiriyor. Bu da ekonomik politikada ve krizlerin çözümü için ortak yollar belirlemede daha geniş bir rol oynama fırsatlarını daha da artırıyor.

Ortak bildiride yansıtıldığı üzere, zirvenin sonuçlarına ilişkin bu Rus anlayışı, zirve sırasında yapılan ikili görüşmelerde doğrudan teyit edildi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki görüşmede, ‘iki ülke arasındaki benzeri görülmemiş düzeyde yüksek iş birliği’ övgüyle karşılandı.

Putin, “Savaş kardeşliği, karşılıklı güven ve iş birliği ile ortak çıkarları savunmadaki kararlılığın hatırası, kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliğinin temelini oluşturmaktadır” dedi. Toplantıya vesile olan İkinci Dünya Savaşı'nın 80’inci yıldönümüne atıfta bulunan Putin, “Avrupa ve Asya'daki askeri operasyonlarda zaferin elde edilmesinde iki ülkenin oynadığı hayati rol, tarihi gerçeği ve adaleti savunmak için hazır olduğumuzun kanıtı. Büyükbabalarımız ve babalarımız barış ve özgürlük için ağır bir bedel ödedi. Bunu unutmuyoruz, hatırlıyoruz. Bu, bugün ve gelecekteki başarılarımızın temelidir” ifadelerini kullandı.

Stratejik ortaklığı pekiştirmek için atılacak adımlar

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise “Rusya ve Çin, İkinci Dünya Savaşı'nın başlıca kazananlarıdır” dedi. Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin zamanın sınavından başarıyla geçtiğini ve ülkeler arası ilişkiler için bir model haline geldiğini vurgulayan Şi, “Çin, iki ülkenin halklarının kalkınmasında birbirlerini desteklemek ve uluslararası adaleti savunmak için Rusya ile iş birliği yapmaya hazır... Çin, daha adil ve rasyonel bir küresel yönetim sistemi oluşturmak için Rusya ile iş birliği yapmaya hazır” şeklinde konuştu.

Şi, ülkesinin Rusya ile üst düzey ilişkileri güçlendirmeye ve her iki ülke için önemli konularda tutumlarını koordine etmeye devam edeceğini vurguladı.

Birleşmiş Milletler (BM), ŞİÖ, BRICS bloğu ve G20 gibi uluslararası forum ve platformlarda model iş birliği projeleri oluşturulması ve çıkarların ve iş birliğinin daha derinlemesine entegrasyonunun teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

İki devlet başkanının görüşmesi kapsamında, çeşitli alanlarda iş birliğini derinleştirmek için adımlar atması dikkat çekici. Önemli stratejik projelerle ilgili anlaşmalar da dahil olmak üzere yaklaşık 20 önemli belgenin imzalanmasıyla, iki ülke enerji ve gaz tedariki dahil olmak üzere birçok alanda stratejik ortaklıklarını hızla pekiştirmeye çalışıyor gibi görünüyor. Rusya'nın Gazprom şirketi, Sibirya'nın Gücü boru hattı üzerinden gaz arzını artırmak ve ağı yeni bir boru hattıyla tamamlamak için Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ile stratejik anlaşmalar imzaladığını duyurdu. Böylece Sibirya'nın Gücü boru hattı (Rusya'dan Çin'e uzanan bir gaz boru hattı) güzergâhı üzerinden yapılan tedarik, yıllık 38 milyar metreküpten 44 milyar metreküpe çıkarılacak.

İki taraf ayrıca, uçak endüstrisinde iş birliğini geliştirme konusunda da anlaştı. Şarku’l Avsat’ın Rusya'nın en büyük haber ajanslarından Ria Novosti’den aktardığına göre Moskova, uçak motoru üretim teknolojilerini Çin'e aktarabilir. Genel olarak, iş birliğini genişletmeye yönelik yeni anlaşmalar enerji, havacılık, yapay zekâ, tarım, eğitim ve medya gibi çeşitli alanları kapsıyor. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) da Çin pazarındaki Rus şirketlerini ve Rusya pazarındaki Çinli şirketleri desteklemek için stratejik bir ortaklık başlatıldığını duyurdu.

Yeni bir uluslararası sistem

Rusya ve Çin liderleri arasındaki toplantıda, ortak sonuç bildirisinde Ukrayna krizi ve Putin'in ABD Başkanı Donald Trump ile Alaska'da yaptığı son görüşmeye hiçbir atıfta bulunulmaması dikkat çekici. Rus analistlere göre bu ihmal, Washington'a, Moskova ile Pekin arasındaki ittifakın yeni bir aşamaya geçtiğini ve ABD'nin iki taraf arasında bir ayrılık yaratma ya da Moskova ile yakınlaşmasını Çin'e karşı kullanma çabalarını baltaladığını açıkça gösteren bir sinyal. Ria Novosti, Chapman Üniversitesi iletişim ve küresel çalışmalar profesörü Wenshan Jia'nın, ‘ikili toplantı ve ŞİÖ Zirvesi’nin dünyaya Batı hegemonyasının mantığından farklı yeni bir yönetim modeli gösterdiğini’ söylediğini aktardı. Jia, zirvenin ‘küresel sistemin yeniden yapılandırıldığı kritik bir dönemde’ gerçekleştiğini ifade etti.

zxsdfrg
Pazartesi günü Çin'in Tianjin kentinde düzenlenen zirve sırasında Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) liderlerinin toplu fotoğrafı (EPA)

Jia, “Ukrayna çatışması, Batı bloğu içinde artan anlaşmazlıklar ve ABD Başkanı Donald Trump'ın tek taraflı yaklaşımı (Önce Amerika) ışığında, tüm üye devletlerin ve gözlemci devletlerin katıldığı ŞİÖ Zirvesi, çok taraflı bir yaklaşım ve eşit istişareler yoluyla uluslararası topluma Batı hegemonyasının mantığından farklı yeni bir yönetim modeli sundu” dedi.

Bu bağlamda uzmanlar, ‘Rusya, Hindistan ve Çin liderleri arasındaki eşit etkileşimin, Batı'nın hâkim olduğu ve hâlâ hiyerarşi damgasını taşıyan G7 sistemine tamamen zıt bir unsur olarak öne çıktığını’ belirtti.

Bazı uzmanlar, ‘Batı medyasının ilgisinin artık ŞİÖ liderleri tarafından kabul edilen belgelere değil, Batı karşısında Rusya, Hindistan ve Çin arasındaki birliği göstermeye odaklandığını’ düşünüyor.

Rus medyasının Batılı meslektaşlarının şu anlamlı ifadesini alıntılaması dikkat çekiciydi: “Batı karşıtı güçler, Çin lideri Şi Cinping'in etrafında toplanıyor.” Bu ifadeler, Pekin'in hem toplu hem de ikili olarak ev sahipliği yaptığı toplantıların ‘Batı açısından kafa karıştırıcı çağrışımlara sahip siyasi bir hesaplaşma’ teşkil ettiğini ima ediyordu.

Ria Novosti, Batı gazetelerinden alıntı yaparak şöyle yazdı: “Gözlemciler, ŞİÖ Zirvesi’nde imzalanan anlaşmaları hatırlamayabilirler, ancak o çarpıcı görüntü uzun süre zihinlerinde kalacak... Dünyanın en kalabalık, en güçlü ve en anti-Amerikan ülkelerinin liderleri yan yana oturarak yemek yediler, güldüler ve daha yakın iş birliği yapılması gerektiği konusunda başlarını sallayarak onay verdiler. Bu, Batılı gözlemcileri tedirgin etmek için açıkça tasarlanmış bir gösteriydi. Elbette tüm bunların merkezinde Çin lideri vardı... At nalı şeklindeki masada Şi Cinping diğerlerinden uzakta oturuyordu. Onur konuğu şüphesiz Vladimir Putin'di.

Hindistan Washington'a sırtını dönüyor

Zirveden çıkan en dikkat çekici manşetlerden biri, Hindistan ve Çin arasında eşi görülmemiş bir yakınlaşma olmasıdır. Siyasi analist Alexander Nazarov, “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” diye yazdı. Bu, ABD ve Hindistan için mükemmel bir benzetmedir. Trump'ın Hindistan'a karşı sert tutumu (özellikle yüzde 50'lik gümrük vergisi uygulaması), Yeni Delhi'nin Moskova'ya karşı Batı'nın yaptırımlarını atlatmak için Moskova ile iş birliği yapmasından değil, Hindistan'ın 2024'te yüzde 6,5'e ulaşan ve özellikle Çin ve ABD'yi geride bırakan hızlı ekonomik büyümesinden kaynaklanıyor. Çin, ABD'nin dikkatini başka yöne çevirdiği sırada ekonomik bir dev haline gelerek iyi bir örnek teşkil ettiğinden, Washington Hindistan'da da aynı durumun tekrarlanmasından korkuyor.

rgtuı
15 Ağustos 2025'te Alaska'nın Anchorage kentinde ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)

Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin Trump'ın telefonlarına dört kez cevap vermemesi, Çin'e yaptığı gösterişli ziyaret ve hem Çin hem de Hindistan'ın ilişkilerini güçlendirme ve gerginlikleri geride bırakma arzularını açıklamaları Washington'a güçlü bir mesaj gönderdi.

Ancak Hindistan, ABD ve Çin arasında nasıl bir manevra yapmaya çalışırsa çalışsın, Şanghay Zirvesi tarihi bir olaya sahne oldu. Rus analistler Hindistan-Çin ilişkilerindeki gelişmeleri beklerken, Modi'nin Putin ile görüşmesi sırasında kullandığı meydan okuyan üsluba daha fazla dikkat çekildi. Hindistan Başbakanı, Rusya Devlet Başkanı'na “Hindistan ve Rusya zor zamanlarda bile yan yana durur” dedi. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için son zamanlarda gösterilen çabaları memnuniyetle karşılayan Modi, “En zor durumlarda bile Hindistan ve Rusya her zaman yan yana yürüdü. Yakın iş birliğimiz sadece iki ülkenin halkları için değil, aynı zamanda küresel barış, istikrar ve refah için de önemlidir” ifadelerini kullandı.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.