Mısır-İsrail doğalgaz anlaşmasının dondurulması haberi, ‘gerginliğin’ boyutuna ilişkin soruları gündeme getiriyor

İsrail medyası, Netanyahu'nun Sina Yarımadası'ndaki askeri konuşlandırma konusunda öfkeli olduğunu bildirdi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında Netanyahu ile yaptığı görüşmede (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında Netanyahu ile yaptığı görüşmede (Reuters)
TT

Mısır-İsrail doğalgaz anlaşmasının dondurulması haberi, ‘gerginliğin’ boyutuna ilişkin soruları gündeme getiriyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında Netanyahu ile yaptığı görüşmede (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında Netanyahu ile yaptığı görüşmede (Reuters)

İsrail'in, Mısır'ın Sina Yarımadası'na askeri takviye göndererek barış anlaşmasını ihlal ettiği iddiaları üzerine, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Kahire ile yapılan devasa doğalgaz anlaşmasının gözden geçirilmeden uzatılmaması yönündeki talimatıyla ilgili sızıntılar dolaşmaya başladı.

Uzmanlar, henüz doğrulanmamış olan bu sızıntıların, Filistinlilerin yerinden edilmesine karşı Mısır'ın sert tutumuna baskı yapmak için yapıldığını düşünüyor.

Uzmanlar, İsrail'in ‘geri adım atarsa kaybedeceğini çok iyi bildiğini, çünkü anlaşmaların ceza maddeleri içerdiğini ve Mısır'ın enerji arzını güvence altına almaya devam ettiğini, güvenliğini koruyabileceğini ve İsrail'in açıklamaları ve tutumlarının yol açtığı sözlü çatışmalara veya gerginliklere kapılmayacağını’ belirttiler.

Israel Hayom gazetesi, Netanyahu'nun salı günü ‘kişisel onayı olmadan Mısır ile devasa doğalgaz anlaşmasına devam edilmemesi’ talimatı verdiğini ve Enerji Bakanı Eli Cohen ile ‘anlaşmaya devam edip etmemeyi ve nasıl devam edeceğini’ görüşeceğini bildirdi. Gazete, bu kararı ‘Mısır'ın barış anlaşması kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmemesi’ ışığında ‘Mısır'ın İsrail gazına olan ihtiyacı nedeniyle Kahire'ye ekonomik baskı’ olarak nitelendirdi.

Bu tutum, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli'nin bir basın toplantısında, anlaşmanın 2019'dan 2040'a uzatılmasının ‘Mısır'ın güçlü konumunu etkilemeyeceğini’ ve Kahire’nin ‘Filistin davasını tasfiye etme veya Filistinlileri topraklarından çıkarma’ yönündeki tüm girişimleri reddettiğini söylemesinden yaklaşık iki hafta sonra ortaya çıktı.

gty6u
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)

O dönemde İsrail gazetesi Ma'ariv, İsrailli iş adamı Isaac Tshuva'nın sahibi olduğu Delek Group'un bir yan kuruluşu olan NewMed Energy'nin ‘Leviathan sahasından Mısır'a yaklaşık 35 milyar dolarlık benzeri görülmemiş bir değerde gaz ihraç etmek için yeni bir anlaşma imzaladığını duyurduğunu’ bildirmişti. İsrail Enerji Bakanı, anlaşmayı İsrail'in ‘tarihindeki en büyük anlaşma’ olarak nitelendirdi.

Mısır, yeni sızıntılar hakkında yorum yapmadı.

Kimler etkileniyor?

Mısır Dışişleri Konseyi Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Muhammed el-Arabi, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Netanyahu'nun sadece Mısır'la değil, herkesle ilişkileri ‘gerginleştirmek’ suretiyle tepkileri ölçmeye çalıştığını söyledi. El-Arabi, sözleşmeler ve ceza maddeleri göz önüne alındığında Netanyahu'nun böyle bir şey yapmayacağını belirtti.

El-Arabi, “İsrail, eylemlerinin sınırları olduğunu ve özellikle de Mısır ile ilişkilerinde, ilişkileri gerginleştirmeye yönelik çabalarının Mısır'ın Filistin davasını savunma ve yerinden edilmeyi reddetme konusundaki kararlı tutumunu değiştirmeyeceğini bildiğinden, İsrail'in sızdırdığı bilgiler mutlaka doğru anlamına gelmez” dedi.

fghyju
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda çadır kuran yerinden edilmiş bir aile, 3 Eylül 2025 (AFP)

Mısır'ın eski Petrol Bakanı Usame Kemal, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, İsrail'den sızan bilgilerden Netanyahu'nun ‘siyasi bir etki yaratmaya, iç kamuoyuna mesajlar göndermeye ve Mısır üzerindeki baskıyı artırmaya’ çalıştığının anlaşıldığını söyledi.

Kemal, “Ancak bu onun çıkarına değil… Mısır, enerji arzını desteklemek ve istikrara kavuşturmak için alternatifler ile kendini güvence altına almaya devam ediyor. Mısır, yakıt tüketimini iyileştirmeyi, israfı azaltmayı ve hizmet için yenilenebilir enerji üretimini başlatmayı başardı. Ayrıca, şu anda Kıbrıs ile bağlantılar da var” ifadelerini kullandı.

Eski petrol bakanı, Mısır'ın 6,5 milyar metreküp gaza ihtiyacı olduğunu, 4 milyar metreküp ürettiğini ve İsrail gaz boru hattı olmadan aradaki farkı kapatabildiğini belirtti. Kemal, “İsrail bunu durdurmak istiyorsa, durdursun... kaybeden taraf o olacaktır” dedi.

Barış anlaşması

Mısırlı strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, Mısır'ın barış anlaşmasını ihlal etmediğini, aksine Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru'ndaki varlığıyla anlaşmayı ihlal edenin İsrail olduğunu düşünüyor.

Ferec Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda şunları söyledi: “Gazze savaşından bu yana Netanyahu, Kahire hakkında iddialarını ve yalanlarını sürdürmektedir ve Mısır'ın onun suçlarını reddetmesiyle bu iddialar ve yalanlar daha da artmıştır.”

Barış anlaşmasının uygulanmasını izlemek için bir komite olduğunu belirten Ferec, “Netanyahu'nun bir şikayette bulunduğu veya iddialarına ilişkin bir soruşturma açıldığı görülmemekte, aksine o sadece yanlış yan konular uyandırmak ve durumu kızıştırmak istemekte, hepsi bu kadar” şeklinde konuştu.

yhu
Gazze Şeridi'ndeki yıkımın ortasında ilerleyen bir İsrail tankı, 3 Eylül 2025 (AP)

1979'da Mısır ile İsrail arasında imzalanan barış anlaşmasından bu yana, iki ülke arasındaki ilişkiler, Gazze'deki savaş nedeniyle, özellikle de İsrail'in barış anlaşmasını ihlal ederek Mısır sınırına bitişik Philadelphia Koridoru’nu işgal etmesinden sonra, şu anki olay kadar gergin bir dönem yaşamamıştı. Bunu, Kahire'nin arabuluculuğuyla geçen ocak ayında varılan ateşkes anlaşmasının ihlali, İsrail'in savaşı sürdürmesi ve Gazze halkını açlığa mahkûm etmesi, Morag Koridoru’nu işgal etmesi, İsrail güçlerinin Filistin tarafındaki Refah Sınır Kapısı’nı işgal etmesi ve Gazze Şeridi'ni kuşatması izledi.

Geçtiğimiz ay Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Gazze'de yaşananları ilk kez bir açlık savaşı olarak nitelendirerek, bunu ‘Filistin davasını ortadan kaldırmak amacıyla sistematik bir imha’ olarak tanımladı. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de bu tanımı daha sonra birden fazla kez tekrarladı.

Mısırlı gazeteci Luay el-Hatib dün X platformunda, İsrael Hayom'un haberindeki bilgilerin doğru olması halinde, anlaşmanın şartlarının İsrail'deki üst düzey yetkilileri rahatsız edeceğini belirtti. Bu durum, Mısır'ın özellikle zorla yerinden etme projesini engellemesi ve Avrupa ülkelerini Filistin devletini tanımaya zorlaması göz önüne alındığında geçerli.

El-Arabi, Mısır-İsrail ilişkilerinin ‘Gazze savaşından bu yana kesinlikle gergin olduğunu’ doğruladı. El-Arabi, “İsrail'in tutumu barış anlaşmasını ihlal ediyor ve Kahire ile ilişkileri daha da kötüleştirmeye çalışıyor. Ancak Mısır sorumluluk sahibi; Filistin davasını desteklemeye ve ulusal güvenliğini ve bölgenin istikrarını korumaya istekli” ifadelerini kullandı.

Mısır'ın eski Petrol Bakanı Usame Kemal, Netanyahu'nun doğalgaz kartıyla Mısır'a baskı uygulayabileceğine inandığını, ancak Mısır'ın ‘doğu, güney ve batı sınırlarını çevreleyen tüm gerginliklere ve ABD ve İsrail baskısına rağmen bu tür konulara hazır olduğunu ve Filistinlilerin yerinden edilmesiyle ilgili herhangi bir çağrıya veya tartışmaya yanıt vermeyeceğini’ söyledi.

Ferec, ‘Mısır sınırındaki Gazze Şeridi'nde artan gerginlikler ışığında’ Mısır ile İsrail arasındaki gerginliğin devam edeceği öngörüsünde bulundu. Ferec, İsrail'in açıklamaları ve tutumlarının durumu kızıştırdığını, ancak Mısır'ın ulusal güvenliğini koruyabilecek bir ülke olduğunu ve bu sözlü savaşlara çekilemeyeceğini ifade etti.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.