Eylül 2025 ve tek kutuplu düzenin çöküşü

Yeni dünya nasıl şekillenecek?

Barbara Gibson
Barbara Gibson
TT

Eylül 2025 ve tek kutuplu düzenin çöküşü

Barbara Gibson
Barbara Gibson

Shirley Yu

Tarihin belirleyici anları nadiren kendilerini açıkça belli eder. Ancak, 31 Ağustos - 3 Eylül 2025 haftası Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu düzenin, insan hakları, liberal demokrasi ve serbest piyasaları düzenleyen ilkelerinin yerini medeniyet kimliklerine, kalkınma zorunluluklarına ve stratejik özerkliğe bıraktığı kökten farklı bir dönemin önünü açan an olarak ölümsüzleştirilebilir.

Ne Tianjin'deki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi ne de İkinci Dünya Savaşı zaferinin ve Pekin'de Japon işgaline karşı direnişin 80. yıldönümü, yalnızca diplomatik etkinlikler veya askeri geçit törenleriydi. Aksine o haftanın olayları, dramatik bir kopuşla değil, stratejik ortaklıkların, ekonomik karşılıklı bağımlılığın ve paylaşılan anlatıların sabırla birikmesiyle, bir dünya düzeninden diğerine geçişin dinamiklerini ortaya koydu.

 Çin-Hindistan yakınlaşması

Zirvenin en dikkat çekici hadisesi, 2,8 milyar insanı temsil eden ve küresel ekonomik büyümeye en büyük katkıyı sağlayan iki medeniyet gücü olan Çin ve Hindistan arasındaki yakınlaşmaydı. Başbakan Narendra Modi, yedi yıl aradan sonra ilk kez Çin topraklarındaki Tianjin'de Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi ve bu görüşme, ikili ilişkilerin ötesine geçerek Avrasya'daki Amerikan stratejisinin tüm yapısını kapsayan işaretler taşıyordu.

Yirmi yıl boyunca Amerikan politikası, Hindistan'ın demokratik değerleri ile Çin'in bölgesel hedeflerinin doğal bir sürtüşme yaratacağı ve bunun da Washington'ın her iki taraf üzerinde de jeopolitik nüfuzunu kullanmasına olanak tanıyacağı varsayımına dayanıyordu

Başkan Trump, Hindistan'ın Rusya'dan yaptığı enerji alımları için Hindistan'a yüzde 50 gümrük vergisi uygulayarak, klasik güç dengesi teorilerinin öngördüğü koşulları yarattı: Hindistan-Çin yakınlaşması. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi sırasında Şi, Modi ve Putin'in sohbet edip gülüştüğü fotoğraf, Atlantik güçlerinin Ukrayna'nın kaderi ve iç siyasi ve toplumsal anlaşmazlıklarla meşgul olduğu bir dönemde, üç büyük Avrasya gücünün coğrafi ve jeopolitik önem açısından çekim gücünü somutlaştırıyordu.

31 Ağustos 2025'te çekilen ve Hindistan Basın Enformasyon Bürosu tarafından yayımlanan bu fotoğrafta, Hindistan Başbakanı Narendra Modi (solda) ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tianjin'deki ŞİÖ zirvesi sırasında düzenlenen ikili görüşmede el sıkışıyorlar (AFP)31 Ağustos 2025'te çekilen ve Hindistan Basın Enformasyon Bürosu tarafından yayımlanan bu fotoğrafta, Hindistan Başbakanı Narendra Modi (solda) ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tianjin'deki ŞİÖ zirvesi sırasında düzenlenen ikili görüşmede el sıkışıyorlar (AFP)

Yirmi yıl boyunca Amerikan politikası, Hindistan'ın demokratik değerleri ile Çin'in bölgesel hedeflerinin doğal bir sürtüşme yaratacağı ve bunun da Washington'ın her iki taraf üzerinde de jeopolitik nüfuzunu kullanmasına olanak tanıyacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak, Hindistan ve Çin arasında çok kutupluluk ve stratejik özerklik konusunda ortak çıkarların meydana çıkması bu temel varsayımı zayıflatttı. Bu yakınlaşma ideolojiyle değil, giderek kutuplaşan bir dünyada stratejik bağımsızlığı korumakla ilgili.

Enerji ortaklığının zincirleri

Bu diplomatik değişime paralel olarak, Rusya ve Çin arasında kıtasal bir enerji ekseni oluşturacak Sibirya’nın Gücü-2 boru hattı için anlaşma da imzalandı. Bu proje, 30 yıl boyunca yıllık 50 milyar metreküpe kadar Rus doğal gazını piyasa fiyatından Çin'e taşıyacak.

Bu büyüklükteki enerji ortaklıkları, tersine çevrilmesi zor stratejik bağımlılıklar yaratır. Üretim malları veya hammadde ticaretinin aksine, enerji altyapısı ülkeleri on yıllar süren yatırımlarla birbirine bağlar ve siyasi döngüleri aşan karşılıklı zayıf noktalar yaratır. 2019'da tamamlanan ilk Sibirya'nın Gücü boru hattı, enerji akışlarının stratejik ilişkileri nasıl yeniden şekillendirebileceğini göstermişti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine katılımı, sistemik dönüşümün farklı bir boyutunu vurguladı, o da Soğuk Savaş dönemi ittifak yapılarının günümüz dünyasının gerçekleriyle başa çıkamadığıdır

Moskova açısından bakıldığında anlaşma, Avrupa piyasalarının kalıcı olarak kapalı olduğu dönemde temel bir ekonomik can simidi sunuyor. Avrupa'ya yıllık 120 milyar metreküpten fazla doğal gaz ihracatını kaybeden Moskova için Sibirya’nın Gücü 1 ve 2 boru hatları, bu kaybı neredeyse telafi edecek.

Bu anlaşmanın daha geniş kapsamlı etkileri, anlaşmanın kapsamının ötesine geçerek küresel enerji piyasalarının Batı finans sistemlerinden kademeli olarak ayrılmasını da kapsıyor. Rusya ve Çin alternatif ödeme sistemleri ve yeni fiyatlandırma yapıları geliştirmeye çalışırken, ABD doları cinsinden işlemlere ve Batı yaptırım sistemlerine maruz kalma risklerini azaltmak isteyen diğer ülkeler tarafından da izlenebilecek emsaller oluşturuyorlar.

Türkiye paradoksu

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine katılımı, sistemik dönüşümün farklı bir boyutunu vurguladı, o da Soğuk Savaş dönemi ittifak yapılarının günümüz dünyasının gerçekleriyle başa çıkamadığıdır. Türkiye'nin hem NATO üyesi hem de ŞİÖ'nün diyalog ortağı olması bir tür “stratejik paradoks” yaratıyor; o da hem Batı güvenlik düzenlemelerine hem de Doğu güvenlik ortaklıklarına aynı anda bağlı bir ülke olması.

Erdoğan'ın, ülkesinin NATO taahhütlerini sürdürürken ŞİÖ'ye tam üyelik kazanma yönündeki açık arzusunu duyurması, Türkiye'nin fırsatçılığının ötesine geçiyor. Bu durum, bölgesel güçlerin münhasır ittifaklara güvenmek yerine stratejik ilişkilerini çeşitlendirerek çok kutuplu bir sisteme nasıl dahil olduklarını yansıtıyor.

Diplomatik haftanın sonunda düzenlenen ve Çin'in en yeni silah sistemlerini ve entegre operasyonel kabiliyetlerini sergilediği askeri geçit töreni, açık bir caydırıcılık sinyali verdi

Ankara'nın bakış açısına göre, her iki örgüte de katılım kendisine maksimum stratejik nüfuz sağlıyor. Böylece Türkiye, farklı medeniyet blokları arasında bir köprü görevi görebilir, çatışmalarda arabuluculuk yapabilir ve tek ittifak üyelerinin yapamayacağı şekillerde iletişimi kolaylaştırabilir.

Stratejik çıkarımlar yalnızca Türkiye ile sınırlı değil, aynı zamanda Batı ittifakı içindeki dayanışma kavramını da kapsıyor. NATO üyeleri Çin liderliğindeki örgütlere etkili bir şekilde katılabiliyorsa, kolektif savunma ne anlama geliyor? İttifak taahhütleri, üyeler stratejik rakiplerle paralel ilişkiler sürdürdüklerinde nasıl işleyecek? Bu soruların kolay cevapları yok, ancak 20. yüzyılın iki kutuplu dünyasını karakterize eden netliğin erozyonunu yansıtıyorlar.

Çinli kadın askerler, 3 Eylül 2025'te Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anan geçit töreninde yürüyor (AFP)Çinli kadın askerler, 3 Eylül 2025'te Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anan geçit töreninde yürüyor (AFP)

Askeri geçit töreni ve stratejik işaretler

Diplomatik haftanın sonunda düzenlenen ve Çin'in en yeni silah sistemlerini ve entegre operasyonel kabiliyetlerini sergilediği askeri geçit töreni, açık bir caydırıcılık sinyali verdi; Pekin askeri kabiliyete sahip ve gerekli gördüğünde bunu kullanmaya hazır.

Ancak silahların kendisinden daha önemli olan, Şi Cinping, Vladimir Putin ve Kim Jong Un'un eşi benzeri görülmemiş bir şekilde aynı platformda bulunmasıydı. Dünyanın en kalabalık ülkesini, en büyük yüzölçümüne sahip ülkesini ve en güçlü ve izole nükleer gücünü temsil eden bu üçlü, resmi ittifakların değil, ABD hegemonyasına karşı muhalefetin birleştirdiği ülkeler olarak, adeta bir “radikal dönüşüm ekseni”ni temsil ediyordu.

Geçit töreninin anlatı çerçevesi de aynı derecede önemliydi. Şi Cinping, Çin'in Japon emperyalizmini yenmede ve savaş sonrası uluslararası düzeni şekillendirmede belirleyici bir güç olarak rolünü vurgulayarak, stratejik bir amaç uğruna ülkesinin tarihteki yerini sağlamlaştırmaya çalıştı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre o amaç şuydu; Çin, mevcut uluslararası düzenin oluşturulmasında kilit bir oyuncu ise onu çağdaş çıkarları ve değerleriyle uyumlu hale getirmek için gerekli meşruiyete de sahiptir.

Güvercin sürülerinin Pekin'in kadim meydanları üzerinde uçtuğu sahne yalnızca sembolik değildi; 1945'ten beri uluslararası ilişkileri yönetenlerden farklı ilkelere dayanan küresel bir düzenin doğuşunu yansıtıyordu

Tek kutup sonrası

Ağustos sonu ve eylül başındaki olaylar, muhtemelen tek kutup sonrası düzenin -birden fazla güç merkezinin, alternatif kurumsal çerçevelerin ortaya çıktığı ve yönetişim ve kalkınmaya yönelik kökten farklı yaklaşımların önerildiği uluslararası bir düzenin- açık şekilde belirginleştiği bir an olarak hatırlanacaktır.

Bu geçiş, fırsatlar kadar riskler de taşıyor. Batı egemenliğindeki kurumlara alternatif arayan devletler için paralel yapılar, iş birliği ve kalkınma için yeni seçenekler sunuyor. Küresel ekonomik düzeyde ise alternatif ağlar, ABD dolarının ve ona dayalı küresel finans sisteminin sahip olduğu aşırı ayrıcalığın azaltılmasına katkıda bulunuyor.

Buna karşılık, rekabet eden kurumların çokluğu, yanlış değerlendirmeler, bölünme ve çatışma olasılığını da artırıyor. Ortak normların ve örtüşen üyeliklerin yokluğunda, uluslararası anlaşmazlıklar, karşıt dünya görüşleri arasında sıfır toplamlı rekabetlere dönüşebilir.

Bu, Batılı liderler kabul etse de etmese de dünyanın kökten değiştiğinin farkına varmayı gerektiriyor.

Pekin'in kadim meydanları üzerinde güvercin sürülerinin uçtuğu sahne yalnızca sembolik değildi; 1945'ten beri uluslararası ilişkileri yönetenlerden farklı ilkelere dayanan küresel bir düzenin doğuşunu yansıtıyordu. Kalkınma ve medeniyet kimliğinin tutarlılığının, düzenleyici değerler olarak demokrasi ve bireysel haklara giderek daha fazla meydan okuduğu bir düzenin doğuşunu ilan ediyordu.

Dünyayı değiştiren hafta sona erdi, ancak açığa çıkardığı dünya daha yeni şekillenmeye başlıyor. Sonucun nasıl ortaya çıkacağı (barış mı, çatışma mı, kademeli mi, hızlandırılmış mı) Batılı başkentlerdeki liderlerin, tarihin akışı içinde güncelliğini yitirmiş düzenlemelere tutunmak yerine, stratejilerini yeni gerçeklere uyarlama becerisine bağlı olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı

Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı
TT

Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı

Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump ve Pakistan, Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmeye yönelik bir ön anlaşmanın bugün (pazar) imzalanacağını açıkladı. Ancak İran, anlaşmanın bu kadar kısa sürede imzalanacağı yönündeki iddiaları reddetti.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, tarafların bir barış anlaşması için çerçeve üzerinde uzlaştığını ve İslamabad’ın anlaşmanın pazar günü elektronik ortamda imzalanması için hazırlık yaptığını, teknik düzeyde görüşmelerin ise gelecek hafta devam edeceğini söyledi.

Trump da İran ile anlaşmanın bugün (pazar) imzalanacağını belirterek, anlaşmanın imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’nın “herkese açılacağını” ifade etti. Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, imzanın “yarın gerçekleşmeyeceğini” söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı ise İranlı yetkililerin anlaşmanın pazar günü imzalanmasına izin vermeyeceğini ileri sürdü. Haberde, Tahran yönetiminin anlaşmanın Trump’ın doğum gününe denk getirilerek ABD Başkanı için bir propaganda etkinliğine dönüştürülmesine izin vermeyeceği belirtildi.

Rubio, Hindistan’ın protestosunun ardından Washington’un Hürmüz Boğazı politikasını savundu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD saldırılarında üç Hintli denizcinin hayatını kaybetmesinin ardından Hindistan’dan gelen tepkiler üzerine Washington’un Hürmüz Boğazı’na ilişkin tutumunu savundu.

Bloomberg’in haberine göre Rubio, son gelişmeleri görüşmek üzere Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın cumartesi günü yayımladığı açıklamada görüşmenin ayrıntılarına yer verildi.

Rubio, stratejik öneme sahip su yolunda barış ve güvenliği koruma çabaları kapsamında tüm ticari gemilerin ABD kuvvetlerinin talimatlarına derhâl uyması gerektiğini vurguladı.

Ayrıca, ABD öncülüğündeki ablukanın ihlal edilmesine ve İran petrolünün yasa dışı taşınmasına karşı hiçbir müsamaha gösterilmeyeceğini ifade etti.

Bu açıklamalar, ABD Donanması’nın düzenlediği ve üç Hintli denizcinin ölümüne yol açan saldırıların ardından Hindistan’ın resmi protestosunu dile getirmesinden sonra geldi. Jaishankar, X platformunda yaptığı paylaşımda, Hindistan’ın endişelerini Rubio’ya ilettiğini ve Yeni Delhi’nin söz konusu saldırılara güçlü şekilde karşı çıktığını belirtti.

Jaishankar paylaşımında, “Ticari deniz taşımacılığına yönelik bu tür ölümcül eylemler haklı gösterilemez” ifadelerini kullandı.


Arnavutluk yolsuzlukla mücadele yetkilileri, aralarında Trump ailesiyle bağlantılı olduğu şüphelenilen bazı kişilerin de bulunduğu 20 kişiyi soruşturuyor

Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)
Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)
TT

Arnavutluk yolsuzlukla mücadele yetkilileri, aralarında Trump ailesiyle bağlantılı olduğu şüphelenilen bazı kişilerin de bulunduğu 20 kişiyi soruşturuyor

Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)
Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)

Arnavutluk’ta yolsuzlukla mücadele savcılığı, bazı varlıkların kara para aklama faaliyetleriyle bağlantılı olduğu şüphesiyle 20 Arnavut’un gözaltına alınmasını talep etti. Söz konusu kişilerin bir kısmının Trump ailesiyle bağlantılı olduğu iddia edilen bir turizm projesiyle ilişkili olabileceği, dün yerel basında yer alan savcılık açıklamasına dayandırılarak bildirildi.

Yaklaşık iki haftadır, koruma altındaki Zvernec bölgesi ve Sazan Adası’nda planlanan turizm projesine karşı protestolar düzenleniyor. Dün başkent Tiran’da da binlerce kişi gösteri yaptı.

Yolsuzlukla mücadele savcılığına göre, uluslararası kokain kaçakçılığına ilişkin yürütülen soruşturmalarda, bazı kişilerin “mal varlığının kaynağını gizlemek ve yasa dışı gelirleri resmî ekonomiye entegre etmek için kullanıldığı düşünülen işlemlere” karıştığı tespit edildi.

Aynı gün, hakkında yakalama kararı bulunan 20 kişiden dördü gözaltına alındı. Savcılık, Zvernec’teki turizm projesine doğrudan atıfta bulunmadı.

Savcılık açıklamasında ayrıca, mahkemenin çeşitli varlıklar üzerinde ihtiyati haciz kararı verdiği, bunun Tiran, Palasa, Himara ve diğer kıyı bölgelerindeki kentsel gelişim ve gayrimenkul projelerini kapsadığı belirtildi. Haciz kararının toplam değerinin 128,4 milyon euroyu aştığı ifade edildi.

Belgelerde adı geçen şirketin “Albania Land Development” olabileceği değerlendirilirken, Arnavutluk ticaret sicilindeki açık kaynaklara göre Zvernec bölgesinde geniş arazi satın alan yapının bu şirketle örtüştüğü kaydedildi. Ivanka Trump’ın da yakın zamanda bir podcast yayınında Sazan Adası karşısındaki turizm projesine değinerek bölgeyi “beş millik (yaklaşık 8 kilometre) bir sahil şeridi” şeklinde tanımladığı ifade edildi.

Söz konusu “A.Ş.” isminin, bazı haberlerde ve Arnavut basınındaki araştırmacı raporlarda, turizm kompleksine yönelik arazi satışlarında kilit isim olarak geçen Artur Şehu olabileceği belirtildi.

Yolsuzlukla mücadele savcılığı ise bu iddialara ilişkin AFP’nin sorularına dün öğleden sonra cevap vermedi.


Hollanda polisi, Amsterdam'da bir apartmanda meydana gelen ve 7 kişinin yaralanmasına neden olan patlamayla ilgili soruşturma yürütüyor

Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)
Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)
TT

Hollanda polisi, Amsterdam'da bir apartmanda meydana gelen ve 7 kişinin yaralanmasına neden olan patlamayla ilgili soruşturma yürütüyor

Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)
Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)

Amsterdam polisi, bir apartman binasında meydana gelen ve 7 kişinin yaralanmasına, yaklaşık 400 kişinin tahliye edilmesine yol açan patlamanın arkasında suç örgütlerinin olup olmadığını araştırıyor.

Polis, dün yaptığı açıklamada 3 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Geniş çaplı kurtarma çalışmalarının ardından yetkililer, enkaz altında başka bir kişinin bulunmadığını değerlendiriyor.

Patlamanın, cuma günü sabaha karşı apartman kompleksine bağlı bir eklenti yapıda meydana geldiği, büyük bir yangına ve binanın bir bölümünün çökmesine neden olduğu belirtildi.

Hollanda basınında yer alan ve itfaiye ekipleri ile görgü tanıklarına dayandırılan haberlere göre, bazı gençlerin binanın bodrum katında patlayıcı düzeneği hazırladığı öne sürüldü. Het Parool ve De Telegraaf gazeteleri, bu düzeneklerin Almanya’da ATM’leri hedef alan saldırılarda kullanılanlara benzer olduğunu aktardı. Şüphelilerin Almanya’da bir soygun planladığı iddia edildi.

Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema, yerleşim alanı içinde patlayıcı üretimini kınayarak bunu “toplumsal normlara aykırı davranış” olarak nitelendirdi.

Halsema, Hollanda resmi medyaya yaptığı açıklamada, “Sakinlerin bu faaliyetlerden haberdar olduğu görülüyor, bu da polisin de haberdar olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor” dedi.

Hollanda’da yıllardır bazı suç gruplarının Almanya’daki ATM’leri patlatarak soygun gerçekleştirdiği biliniyor. Bunun dışında, suç çevrelerinde apartmanlar ve ticari binalara yönelik patlayıcı saldırılarının da zaman zaman yaşandığı belirtiliyor.

Halsema, patlayıcı cihazları üreten ve yerleştiren kişilerin tespit edilmeye çalışıldığını belirterek, yerleşim bölgelerinde bu tür saldırı hazırlıklarını “büyük bir sorun” olarak tanımladı.