Kovid-19 pandemisinden Ukrayna'ya: Krizler Fransa'nın mali durumunu nasıl etkiledi?

Pazartesi günü Başbakan Bayrou'nun borç azaltma planı hakkında önemli oylama yapılacak

Güven oylaması öncesinde Paris'teki Ulusal Meclis binası üzerinde dalgalanan Fransa bayrağı (Reuters)
Güven oylaması öncesinde Paris'teki Ulusal Meclis binası üzerinde dalgalanan Fransa bayrağı (Reuters)
TT

Kovid-19 pandemisinden Ukrayna'ya: Krizler Fransa'nın mali durumunu nasıl etkiledi?

Güven oylaması öncesinde Paris'teki Ulusal Meclis binası üzerinde dalgalanan Fransa bayrağı (Reuters)
Güven oylaması öncesinde Paris'teki Ulusal Meclis binası üzerinde dalgalanan Fransa bayrağı (Reuters)

Fransa Başbakanı François Bayrou, yarın hükümetini güven oylamasına götürecek. Ancak Başbakan Bayrou’nun oylamayı kaybetmesi ve bu durumun euro bölgesinin en büyük ikinci ekonomisinde siyasi krizi daha da şiddetlendirmesi bekleniyor.

Fransa'da siyasi manzara, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 2024 yılında parlamento için erken seçim çağrısı yaparak siyasi bir risk alması ve bunun sonucunda parlamentonun derin bir bölünmeye uğramasıyla daha karmaşık hale geldi. Macron'un 2022 yılında yeniden seçilmesinden bu yana çoğunluğunu kaybeden iktidar koalisyonunun üye sayısı azalırken, aşırı sağcı parti Ulusal Birlik (RN) parlamentodaki en büyük parti oldu. Macron'un parlamentodaki nüfuzu, kısmen Koronavirüs (Kovid-19) krizi sırasındaki harcama politikaları ve artan yaşam maliyetleri nedeniyle Fransa'nın kamu borcunun hızla artmasıyla zayıfladı.

Fransa ekonomisi, kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 113,9'una yükselmesiyle, mali reformlar konusunda da büyük baskı altında. Geçtiğimiz yılki bütçe açığı, Avrupa Birliği'nin (AB) izin verdiği sınırın (yüzde 3) iki katıydı.

sdfgt
François Bayrou, Başbakanlık resmi konutu olan Matignon Sarayı'nın bahçesinde fotoğraf çektirirken (AFP)

Zor kararların alınması gerektiğini kabul eden, deneyimli bir merkez sağ politikacı ve Macron'un yeniden seçilmesinden bu yana ülkenin dördüncü başbakanı olan Bayrou, emekli maaşlarının dondurulması, sağlık harcamalarının kesilmesi ve iki resmi tatilin kaldırılması da dahil olmak üzere kemer sıkma önlemleriyle 44 milyar avro (51,51 milyar dolar) tasarruf gerektiren 2026 bütçesini geçirmeyi amaçladı.

Bu durum muhalefetin öfkeli tepkilerine neden oldu.

Bütçenin geçmesinin zorluğuna dikkati çeken Başbakan Bayrou, Temsilciler Meclisi'nde mali stratejisi hakkında güven oylaması yapılmasını talep etti, ancak muhalefet bu hamleyi ‘siyasi intihar’ olarak değerlendirdi. Muhalefet partileri Bayrou'ya karşı oy kullanacaklarını ve onu devirmek için yeterli sayıda koltuğa sahip olduklarını vurguladılar.

Bayrou, Fransa'nın kamu borcunu azaltacak kemer sıkma önlemlerini uygulamak için parlamentonun desteğine ihtiyaç duyuyor, ancak aşırı sağdan aşırı sola kadar tüm ana muhalefet partileri Başbakan Bayrou’nun planını reddettiklerini açıkladılar.

Macron ve kamu borcu

Muhalefet partileri, Macron'u 2017 ilkbaharında iktidara geldiğinden bu yana kamu borcunu 1 trilyon eurodan fazla artırmakla suçluyor ve bu artışı genellikle zenginlere yönelik ‘vergi indirimlerine’ bağlıyor. Peki, bu rakam doğru mu?

Macron 2017 yılının haziran ayında göreve başladığında, kamu borcu 2,281 trilyon euro idi. Mart 2025'te ise 3,345 trilyon euroya ulaştı. Fransa merkezli Le Monde gazetesine göre 1,064 trilyon avroluk bu artış, sıkça alıntılanan rakama karşılık geliyor.

Ancak ekonomistler, mutlak rakamları karşılaştırmanın bir ülkenin mali durumunu ölçmenin en doğru yolu olmadığına inanıyor. Aynı dönemde, bir ülkenin zenginliğini temsil eden GSYİH yüzde 30 arttı. Fransa Ekonomik Koşullar Gözlemevi (OFCE) Başkanı ekonomist Xavier Ragot bu durumla ilgili değerlendirmesinde “GSYİH daha yüksek olan bir ülke daha fazla borç alabilir, çünkü zenginliği ne kadar fazla olursa, o borcu geri ödemek için vergi toplama kapasitesi de o kadar fazla olur” ifadelerini kullandı.

rty
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan François Bayrou, eski Genelkurmay Başkanı Thierry Burkhard'ın veda töreninde (Reuters)

Bu yüzden uzmanlar, borç-GSYİH oranını kullanmayı tercih ediyor. 2017 yılında borç, GSYİH'nin yüzde 101'i seviyesindeyken, bugün yüzde 113,9 seviyesinde. Bu durum borcun GSYİH'nin yüzde 13'ü kadar arttığı anlamına geliyor. Eğer borç 2017 yılındaki seviyesinde kalmış olsaydı, bugün yaklaşık 400 milyar euro daha düşük olurdu. Bu son rakam, Macron döneminde biriken ek borcun daha doğru bir göstergesi olarak görülüyor.

Başarısızlıklar: Kaçınılmaz mıydı yoksa isteğe mi bağlıydı?

Son sekiz yılda borçların artmasının nedeni, yıllık bazda harcamaların gelirleri aşmasıyla ortaya çıkan kesintisiz bütçe açıkları oldu. Macron'un bütçe açıklarının iki ana nedeni var. Bunlardan biri ekonomik krizler, diğeri vergi indirimleri.

1- Kriz harcamaları:

* Borç artışının büyük bir kısmı, Macron dönemi hükümetlerin iki büyük krizi çözmek için yaptığı olağanüstü harcamalardan kaynaklanıyor.

Bu krizlerden ilki Kovid-19 salgını (2020–2021): Sağlık harcamaları, işletmeleri ayakta tutmak için ‘ne gerekiyorsa onu yapma’ stratejisi ve ekonomik canlandırma planı dahil edildi.

İkincisi ise 2022 enerji krizi: Ukrayna'daki savaş ve enflasyonun neden olduğu bu kriz, artan enerji maliyetlerini kontrol altına almaya yönelik politikalar içeriyordu.

OFCE’nin 2024 ilkbaharında yayınlanan önemli bir araştırmasına göre bu krizle ilgili harcamalar tek başına 2017 ile 2023 yılları arasında borç artışının yarısından dörtte üçüne kadarını oluşturuyor. Bu harcamalar kaçınılmaz görünse de başka politika seçenekleri de mevcuttu. Örneğin, Fransa'nın enerji krizine verdiği yanıt, Almanya'nınkinden daha maliyetliydi. Bu durum, diğer liderlerin de benzer seçimler yapmış olmalarından dolayı Macron'un bu borç artışından tamamen sorumlu tutulamayacağı anlamına geliyor.

2- Vergi indirimleri:

2017'den bu yana borç artışının geri kalan kısmı, yani dörtte bir ile yarısı arasında kalan kısım, daha ‘isteğe bağlı’ politika tercihlerine atfedilebilir. OFCE’nin hesaplamalarına göre Macron döneminde uygulanan vergi indirimleri, borç artışının dörtte biri ile yarısını oluşturuyor.

Bir yandan, Macron dönemi hükümetleri kamu harcamalarını yapısal olarak artırmamış, bu harcamalar (kriz dönemleri hariç) büyük ölçüde sabit kalmış olsa da diğer yandan, devlet vergi gelirleri önemli ölçüde düşmüştür. Şu anda 2017 yılına kıyasla GSYİH'nin yüzde 2,2 puan daha azına tekabül ediyor. Bu da her yıl 65 milyar euro daha azına eşitlendiği demek oluyor.

Peki, borç artışının ana nedeni Macron'un politikaları mıydı? Cevap, muhalefetin öne sürdüğü kadar basit değil. Le Monde gazetesine göre gerçek daha karmaşık ve küresel krizler ile iç siyasi tercihlerin birleşiminden oluşuyor.



ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor

San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
TT

ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor

San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)

ABD Donanması, yeni uçak gemilerinin tasarımında, Başkan Donald Trump’ın bu savaş gemileri için tercih ettiği tasarıma daha fazla uyum sağlamak amacıyla kapsamlı bir değişiklik yapmayı değerlendiriyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi yedi mevcut ve eski ABD’li yetkiliye göre, söz konusu değişiklik yeni uçak gemilerinin temel tasarımını önemli ölçüde etkileyebilir.

Yetkililer, Washington Post’a yaptıkları açıklamada, Donanmanın uçak gemisinin komuta merkezi olarak görev yapan çok katlı kumanda kulesinin daha öne, geminin orta bölümüne yakın bir noktaya taşınmasının mümkün olup olmadığını değerlendirdiğini söyledi. Bu değişiklikle gemilerin daha eski uçak gemilerine benzer bir görünüme kavuşmasının amaçlandığı belirtildi. Daha önce kamuoyuna açıklanmayan bu tasarım incelemesinin, Trump’ın yeni Ford sınıfı uçak gemilerinin görünümüne ilişkin endişelerine yanıt olarak gündeme geldiği kaydedildi. Söz konusu gemilerde kumanda kulesi, geminin kıç bölümüne yakın bir konumda bulunuyor.

Donanma tarafından yürütülen değerlendirmenin zamanlaması ve kapsamı belirsizliğini korurken, mevcut ve eski yetkililer gazeteye yaptıkları açıklamada böyle bir değişikliğin ciddi miktarda zaman ve maliyet gerektireceği konusunda uyarıda bulundu. Yetkililer, konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması kaydıyla konuştu.

Trump döneminde ikinci değişiklik

Komuta merkezinin taşınması, perşembe günü yayımladığı ulusal güvenlik muhtırasıyla Donanmaya gelecekteki uçak gemilerinde uçakların güverteden fırlatılmasına yardımcı olan eski buharlı mancınık sistemlerine geri dönülmesi yönünde bir plan hazırlanması talimatı veren Başkan’ın talebiyle gündeme gelen ikinci büyük tasarım değişikliği olacak.

Mevcut ve eski yetkililer, Trump’ın yeni uçak gemilerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında hizmette olan gemilere daha çok benzemesini tercih ettiğini belirtti.

Üst düzey eski bir ABD’li yetkili, Donanmanın bu konuyu Trump’ın ilk başkanlık döneminde de incelediğini aktardı. Yetkili, o dönemde yapılan bir çalışmanın komuta merkezinin taşınmasının yeniden tasarım süreçlerinde milyarlarca dolara mal olabileceği ve programda ciddi gecikmelere yol açabileceği sonucuna vardığını ifade etti. Eski yetkili, “Çalışma, bunu gerçekleştirmek için gereken maliyet ve sürenin son derece muazzam olacağı sonucuna varmıştı” dedi.

‘Büyük aksama’

Ford sınıfı üç uçak gemisi farklı geliştirme aşamalarında bulunuyor. USS John F. Kennedy filoya katılmaya yaklaşırken, USS Enterprise ve USS Doris Miller gemilerinin inşası ise devam ediyor. Bu sınıfın ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford ise halihazırda hizmete girmiş durumda ve yakın zamanda Ortadoğu’daki uzun süreli görevini tamamladı.

cdvfgthyj
 ABD Donanması’ndan bir denizci, 5 Ağustos 2026’da İran ile yaşanan çatışma sırasında Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün güvertesinden 314. Deniz Saldırı Savaş Uçağı Filosu’na ait bir F-35C Lightning II savaş uçağını havalandırıyor. (ABD Donanması – Reuters)

Kongre Bütçe Ofisi’nin tahminlerine ve Donanmanın en son gemi yapım planına göre, önümüzdeki kırk yıl içinde her biri gelecekte 22 milyar dolara mal olması beklenen 10 adede kadar Ford sınıfı uçak gemisinin inşa edilmesi planlanıyor.

Eski bir ABD Donanması subayı ve Washington merkezli muhafazakâr bir düşünce kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nde denizcilik araştırmacısı olan Bryan Clark, komuta merkezinin taşınmasının ‘büyük bir yeniden tasarım’ olacağını söyledi. Clark, uçak gemisinin tasarımındaki böyle bir değişikliğin geminin yüzme kabiliyetini ve ağırlık dağılımını etkileyeceğini ve ciddi bir maliyet getireceğini belirterek, “Tasarımı değiştirebilirsiniz ancak bu durum büyük bir aksamaya yol açar” dedi.

Savunma Bakanlığı ve Donanma, yorum taleplerini Beyaz Saray’a yönlendirirken; Beyaz Saray, Trump’ın gelecekteki Ford sınıfı gemilerde komuta merkezinin yerinin değiştirilmesi yönündeki talebine ilişkin soruya yanıt olarak yeni ulusal güvenlik muhtırasına işaret etti. Ancak muhtırada bu konuya değinilmiyor.

Hem mancınıklar hem de komuta merkezi üzerindeki olası değişiklikler hakkında bilgi sahibi olan bir diğer ABD’li yetkili, Donanmanın yol açabileceği ciddi gecikmeler ve maliyet aşımları nedeniyle her iki konuyu da ciddiyetle ele aldığını söyledi.

Trump, savaş gemilerinin tasarımlarıyla ilgileniyor

Trump’ın tasarımları değiştirme yönündeki ilgisi, Beyaz Saray’ın savaş gemisi inşasının karmaşık ayrıntıları üzerindeki nüfuzunun arttığına işaret ediyor.

Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Trump, sıkıntı içindeki gemi yapım sektörünü ‘canlandırma’ sözü verdi ve bu dosyayla ilgili birkaç başkanlık kararnamesi yayımladı.

Perşembe günü yayımlanan ulusal güvenlik muhtırası, diğer değişikliklerin yanı sıra Ford sınıfı uçak gemilerinde kullanılan gelişmiş elektromanyetik mancınık sisteminin yeniden buhar gücüne dönüştürülmesini öngörüyor. Belgede, yönetimin ‘kanıtlanmış, güvenilir ve uygun maliyetli gemi tasarımları ile teknolojilerini’ tercih ettiği vurgulanıyor.

Trump, Donanmaya ait savaş gemilerinin tasarımına olan ilgisini defalarca gösterdi. Geçen yıl, ‘Altın Filo’ olarak adlandırdığı vizyonuna liderlik edecek yeni bir savaş gemisi sınıfı inşa etme planlarını açıklamış; bu durum, söz konusu gemilerin ABD’nin sınırlı gemi yapım kapasitesini Donanmanın ihtiyaç duymadığı bir tasarıma harcayacağını savunan birçok denizcilik analisti ve Kongre üyesinin tepkisini çekmişti.

Kongre Bütçe Ofisi daha sonra Trump sınıfı savaş gemilerinin maliyetinin 30 yıllık süreçte yaklaşık 275 milyar doları bulacağını, ilk geminin tamamlanmasının ardından gemi başına maliyetin ise 18 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmişti.

Milyarlarca dolar

Çok sayıda yetkili, gemi tasarımında yapılacak böyle bir değişikliğin milyarlarca dolara mal olabileceğini ve ABD gemi yapım sektörünün mustarip olduğu kronik gecikmeleri daha da kötüleştirebileceğini belirtti.

Ford sınıfının ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford’un inşası 17 yıl sürmüştü. Geminin tasarımında yer alan ve aralarında Donanmanın o zamandan bu yana yüksek etkinliğini övdüğü elektromanyetik mancınık sisteminin de bulunduğu yeni teknolojiler gecikmelere yol açmıştı.

Ford sınıfı uçak gemileri, tasarımları 1960’ların sonuna dayanan Nimitz sınıfı gemilerin yerini kademeli olarak alacak.

Programa hâkim mevcut ve eski üç ABD’li yetkili Washington Post’a yaptıkları açıklamada, komuta merkezinin yeni gemilerde arka kısma taşınmasının verimlilik ve güvenlik gerekçeleriyle gerçekleştirildiğini söyledi.

Yetkiler, bu değişikliğin sadece uçakların kalkış yapacağı mancınıkların yakınında daha fazla park alanı sağlayarak mürettebatın uçakları fırlatma süresini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda uçakların iniş için geri döndükleri anlarda hava türbülansı olasılığını azaltarak iniş güvenliğini artırdığını açıkladı.

ABD Donanmasının su üstü filosu, kısmen önceki ABD yönetimlerinin küresel krizler karşısında uçak gemilerini yoğun bir şekilde kullanması nedeniyle, yıllardır bakım çalışmalarındaki gecikmelerden ve düşük harbe hazırlık seviyelerinden mustarip.

İran’la savaşın baskısı mı?

İran ile devam eden savaş ortamında Trump dönemindeki Savunma Bakanlığı, İran limanlarına yönelik saldırılar düzenlemek ve abluka uygulamak üzere Ortadoğu’ya daha fazla deniz unsuru sevk ederek uçak gemisi filosunun harbe hazırlık seviyesi üzerindeki baskıyı artırdı.

Ford uçak gemisinin kendisi de çıkan bir yangının çok sayıda mürettebatın yatakhanesini kullanılamaz hale getirmesinin ardından bu yılın başlarında sona eren uzun bir askeri intikale sahne oldu. Yetkililer ayrıca, Donanmaya ait en yeni uçak gemisinin, gemideki yüzlerce tuvalete hizmet veren ‘vakumlu atık toplama’ sisteminde sorunlarla karşılaştığını kabul etti.

USS Abraham Lincoln’ün durumu

Demokrat milletvekilleri bu hafta Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten, kasım ayından bu yana Ortadoğu’da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşulların hızla kötüleştiğine ilişkin yeni haberlerin soruşturulmasını talep etti.

USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki denizcilerin aileleri durum hakkında alenen konuşurken, Donanma bir mürettebat üyesinin denize düşmesi olayını araştırıyor ve olayın ruh sağlığı sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

Perşembe günü Panama’ya yaptığı ziyaret sırasında gazetecilere konuşan Hegseth, bu haberleri ‘tamamen çarpıtılmış’ olarak niteledi.

Gemideki yaşam koşulları ve görev süresinin uzunluğuna ilişkin sorular devam ederken Trump, Andrews Ortak Üssü’nde gazetecilere yaptığı açıklamada USS Abraham Lincoln uçak gemisinin denizde kaldığı sürenin ‘kesinlikle yetersiz’ olduğunu söyledi.

USS Abraham Lincoln, mürettebatının mürettebata dinlenme imkânı sağlayacak bir liman ziyareti yapmaksızın denizde 200 gün geçirdiği uzatılmış bir muharebe görevinde bulunuyor. Önümüzdeki haftalarda yerini USS George Washington’ın alması planlanıyor.


Tahran: Hürmüz için Umman'la ortak bildiri görüşmeleri sürüyor

Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)
TT

Tahran: Hürmüz için Umman'la ortak bildiri görüşmeleri sürüyor

Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Maskat'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçiş güzergâhına ilişkin bir anlaşmaya vardığını ve düzenlemelere dair ortak bildiri yayımlanması için görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

İran Savunma Bakanlığı'na bağlı Defa Press'in haberine göre Bekayi, Umman'la görüşmelerin savaşın sona erdirilmesine yönelik mutabakat zaptının imzalanmasıyla yaklaşık aynı dönemde başladığını ve son üç hafta içinde ilerleme kaydedildiğini belirtti.

Bekayi, “deniz trafiğinin seyir güzergâhının belirlenmesini”, güvenlik ve çevresel unsurların dikkate alındığı “teknik bir çalışma” olarak nitelendirdi. Düzenlemelerin hazırlanmasına İran'daki ilgili tüm kurumların ve savunma kuruluşlarının katıldığını ifade etti.

Görüşmelerin şu aşamada varılan mutabakatı içeren ortak bildirinin yayımlanmasına odaklandığını belirten Bekayi, Tahran'ın son haftalarda Maskat'la deniz ulaşım güzergâhı konusunda bir mutabakata varıldığını duyurduğunu, ancak ABD'nin “müdahalelerinin” sürecin tamamlanmasını engellediğini söyledi.

Bekayi, Umman'la gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin anlaşmanın Hürmüz Boğazı'nın derhal yeniden açılacağı anlamına gelmediğinin altını çizdi.

Arakçi: Teknik görüşmeler yakında sonuçlanabilir

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de dün yaptığı ayrı açıklamada, Umman'la Hürmüz Boğazı konusunda yürütülen teknik görüşmelerin kısa süre içinde sonuçlanabileceğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran devlet haber ajansı ISNA'dan aktardığına göre Arakçi, Maskat'la yürütülen görüşmelerin ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan tamamen ayrı olduğunu ve boğazdan geçen gemiler için deniz koridorlarının belirlenmesine odaklandığını kaydetti.

Arakçi, “Umman'la görüşmeler sürüyor, ancak bunlar tamamen ayrı görüşmeler” ifadelerini kullandı.

Görüşmeleri, “Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği için deniz koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik bir çalışma” olarak nitelendiren Arakçi, “Bu, iki ülkenin uzmanları arasında yürütülen teknik bir çalışma. Silahlı kuvvetler de sürece katılıyor” açıklamasında bulundu.

İran Dışişleri Bakanı, askeri kurumların bu konuda “esas görüş sahibi” olduğunu belirtti.

thyuı
Umman Sultanı Heysem bin Tarık, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi kabul etti.

Washington'la müzakerelerin yeniden başlaması konusunda karar yok

Arakçi, Tahran'ın ABD ile müzakereleri yeniden başlatma konusunda henüz bir karar almadığını da belirtti.

ISNA'nın haberine göre Arakçi, Katar ve Pakistan'ın arabulucu olarak İran'la temas halinde olduğunu ve mesaj alışverişinin sürdüğünü söyledi. Ancak bu temasların “kesinlikle müzakere anlamına gelmediğini” vurguladı.

Arakçi, İslamabad mutabakatının İran açısından “ateşkes” değil, “savaşın sona erdirilmesini” öngördüğünü belirtti.

ABD'nin mutabakatı ihlal ettiğini ve bunun sonucunda çatışmaların yeniden başladığını savunan Arakçi, İran'ın bakış açısına göre uzatılması gereken “60 günlük ateşkes” diye bir durum bulunmadığını söyledi.

İranlı bakan ayrıca ABD ile önceki iletişim kanallarının artık işlevsel olmadığını ve Tahran'ın başlangıçta geçici, ilerleyen aşamalarda ise kalıcı bir kanala dönüşebilecek “geçici bir güzergâh” oluşturmak için çalıştığını ifade etti.

Fransa'nın haber ajansı AFP'nin aktardığına göre haziran ayında Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptında, İran ve Umman'ın boğazın gelecekteki düzenlemelerini diğer Körfez ülkeleriyle istişare ederek ve “yürürlükteki uluslararası hukuka uygun şekilde” ele alması öngörülüyor.

Tahran ise Maskat'la teknik düzenlemeye varılması ile boğazın tamamen yeniden açılması kararının birbirinden ayrı olduğunu savunuyor. İran, boğazın tamamen açılmasını savaş ve ABD'nin uyguladığı abluka konusunda yerine getirilmesini istediği diğer şartlara bağlıyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi cuma günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın sözlerine yanıt olarak Hürmüz Boğazı'nın “İran'a ait olduğunu, İran'a ait kalacağını” söyledi.

Garibabadi, X hesabından yaptığı paylaşımda, boğazın “ne bir paylaşımla ne de bir uçak gemisiyle ele geçirilebileceğini” belirterek, İran'ın “tehditlerden korkmadığını ve güç gösterilerinden çekinmediğini” ifade etti.

Garibabadi ayrıca ABD'nin “ağır ve stratejik yenilgiler” aldığını savunarak, boğazın “İran'ın emri dışında ne kapatılacağını ne de açılacağını” öne sürdü.

Açıklamalar, Trump'ın cuma günü “İran'ın yenilgisinin tamamlanmasının” ardından Hürmüz Boğazı'nı kısa süre içinde “ABD toprağı” ilan edeceğini söylemesinin ardından geldi.

Wall Street Journal daha sonra Beyaz Saray'dan ismi açıklanmayan bir yetkiliye dayandırdığı haberinde Trump'ın sözlerinin “şaka” olduğunu belirtti.

Trump son günlerde ABD'nin boğazı “tamamen kontrol ettiğini” de tekrarlamıştı. Trump, Fox News'a verdiği röportajda, “Tamamen kontrol ediyoruz, ona sahibiz; gerçek anlamda Hürmüz Boğazı'na sahibiz” demişti.

ABD Başkanı ayrıca Washington'un “gemilerin geçmesine izin vermek istediği zaman izin verdiğini” söylemiş ve ABD ablukasını “çelik bir duvar”a benzetmişti.

ABD, İran limanlarına deniz ablukası uygularken, İran da boğazdan geçen deniz trafiğine kısıtlamalar getiriyor.

Ablukaya ilişkin son güncellemede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), cuma günü ABD güçlerinin kısıtlamalara uyulmasını sağlamak amacıyla 62 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, üç gemiyi durdurduğunu ve iki gemiye çıkarak denetim gerçekleştirdiğini açıkladı.

Yeni deniz güzergâhları

İran ve Umman geçen hafta Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım sisteminin değiştirilmesine yönelik görüşmeler gerçekleştirdi. Tahran, görüşmelerin ileri bir aşamaya geldiğini, ancak bunun boğazın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini belirtiyor.

xcvfgbhyj
İran'ın güneyindeki Bender Abbas kentinin sahil kesiminde, Hürmüz Boğazı'na bakan bir heykel. (AFP)

Arakçi pazar günü yaptığı açıklamada, Maskat'la yeni bir deniz güzergâhının belirlenmesine ilişkin görüşmelerin “iyi ilerlediğini” ve “son aşamalarına” ulaştığını söylemişti. Uzmanların yeni düzenlemeye ilişkin haritaları hazırladığını belirten Arakçi, anlaşmaya varılması halinde mevcut deniz güzergâhlarının yerini yeni güzergâhların alacağını ifade etmişti.

Ancak Arakçi, “Bu, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması anlamına gelmiyor” demişti.

İran Dışişleri Bakanı, boğazın yeniden açılmasını Tahran'ın arabulucular vasıtasıyla Washington'a ilettiği diğer şartlara bağlamıştı.

İran ve Umman, yaklaşık 60 yıldır uygulanan deniz ulaşım sistemini değiştirmeyi değerlendiriyor. Tahran, savaş sonrasında ortaya çıkan güvenlik koşulları nedeniyle eski düzenlemelere dönülmesini kabul edilemez buluyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Garibabadi geçen hafta, planlanan sistem kapsamında gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgi paylaşımı için ortak bir İran-Umman merkezi kurulmasının öngörüldüğünü söylemişti.

İran'ın taslağına göre ticari gemiler Basra Körfezi'ne İran karasularından girecek ve çıkış güzergâhının bazı bölümleri de bu sulardan geçecek.

Yeni sistemin uygulanmaya başlamasıyla şu anda kullanılan iki geçici güzergâhın kaldırılması planlanıyor. Bunlardan biri Lark Adası yakınındaki kuzey güzergâhı, diğeri ise Umman karasularında bulunan güney güzergâhı.

İran Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı, geçen haftanın başında bir kaynağa dayandırdığı haberinde, belirli bir geçiş aşamasında gemilerin İran kıyılarına yakın kuzey koridorundan giriş yapacağını ve Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkacağını bildirdi.

Geçici aşamanın ardından ise mevcut taslağa göre gemi trafiği, girişlerin İran tarafından yönetileceği orta koridora taşınacak. Çıkış trafiğinin yönetimi ise Tahran ve Maskat tarafından ortaklaşa yürütülecek.

Garibabadi, geçici düzenlemenin şartlara ve daha sonra kalıcı bir sisteme geçiş imkânına bağlı olarak iki ila dört ay veya daha uzun süre uygulanabileceğini söyledi.

Tahran, gemilerin giriş ve çıkışlarının onlarca yıldır uygulanan denizcilik düzenlemelerine göre gerçekleştirildiği eski sistemi sona erdirmek ve deniz trafiğinin yönetiminde İran'ın doğrudan rolünü güçlendirmek istiyor.

Washington ise deniz ulaşımının serbest olmasında ısrar ediyor ve İran'a boğaz üzerinde tek taraflı yetki verecek veya İran'ın gemilerden zorunlu ücret almasına imkân sağlayacak herhangi bir düzenlemeye karşı çıkıyor.

Ücretler ve hizmetler

Ücretler konusu da yeni sistem üzerindeki anlaşmazlıkların bir parçası olmayı sürdürüyor. Tahran, gemilerden alınabilecek ücretlerin sigorta, yakıt ikmali ve çevre hizmetleri gibi hizmetlerin karşılığı olacağını ve bunun mutlaka yük değerinin sabit bir yüzdesi şeklinde uygulanmayacağını belirtiyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi çarşamba günü ücret konusunun gündeme getirilmesini Basra Körfezi ve Umman Körfezi'nde meydana geldiğini savunduğu çevresel zararla gerekçelendirdi.

Bekayi, onlarca yıllık petrol tankeri trafiğinin yanı sıra savaş ve ABD'nin askeri varlığının deniz kirliliğini artırdığını söyledi.

İranlı sözcü, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari deniz ulaşımından yararlanan bütün tarafların çevresel zararların giderilmesine katkıda bulunma konusunda “hukuki ve ahlaki sorumluluk” taşıdığını ifade etti.

Bekayi, bu zararların maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğini de sorguladı: Bölgeden ihraç edilen enerjiyi tüketen ülkeler mi, denizcilik sigortası şirketleri mi, yoksa askeri operasyonlara katılan ülkeler mi?

İranlı sözcü, Tahran'ın yeni deniz ulaşım sistemi kapsamında önerdiği çevresel tedbirlerin ayrıntılarını ise açıklamadı.


Venezuela Cumhurbaşkanı: Bin 46 siyasi tutukluyu serbest bıraktık

Delcy Rodriguez (EPA)
Delcy Rodriguez (EPA)
TT

Venezuela Cumhurbaşkanı: Bin 46 siyasi tutukluyu serbest bıraktık

Delcy Rodriguez (EPA)
Delcy Rodriguez (EPA)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez, yaptığı açıklamada, ülkede serbest bırakılan siyasi tutukluların sayısının bin 46'ya ulaştığını bildirdi. Bu sayı, insan hakları örgütlerinin açıkladığı rakamlarla örtüşmüyor.

Hükümet, cuma günü 131 siyasi tutuklunun serbest bırakıldığını duyurmuştu. Söz konusu tahliyeler, ocak ayında çıkarılan genel af ve muhalefetle varılan anlaşmanın ardından gerçekleşti.

Rodríguez, X hesabından dün yaptığı açıklamada, “Venezuela ulusal uzlaşı konusundaki kararlılığını bir kez daha teyit ediyor. Özgürlüklerinden mahrum bırakılan bin 46 vatandaş, Venezuelalılar arasında varılan anlaşmalar kapsamında evlerine döndü” ifadelerini kullandı.

Öte yandan insan hakları örgütü Foro Penal, dün yaptığı açıklamada, hükümetin cuma günü serbest bırakıldığını duyurduğu 131 tutukludan 72'sinin tahliye edildiğini doğrulayabildiğini belirtti.

Tahliyeler, ülkedeki geçiş sürecinin ele alınması amacıyla bazı muhalefet partileri ile iktidar partisi arasında ABD'nin arabuluculuğunda siyasi diyaloğun gerçekleştirilmesinden birkaç gün sonra gerçekleşti.

Delcy Rodríguez'in ocak ayında Nicolás Maduro'nun devrilmesinin ardından iktidara gelmesinden bu yana siyasi tutukluların serbest bırakılması yavaş bir tempoda ilerliyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Venezuela'da 130'dan fazla siyasi tutuklunun serbest bırakılmasının “ulusal uzlaşı sürecinde temel bir adım” olduğunu söyledi.

Machado: Bütün siyasi tutukluların serbest bırakılmasının önü açıldı

Muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi María Corina Machado ise ABD Başkanı Donald Trump ve yönetimine teşekkür etti. Machado, “Maduro'yu adalet önüne çıkararak tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasının ve tüm Venezuelalıların özgürlüğünün yolunu açtılar” dedi.

Machado'nun 2024'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi olarak gördüğü Edmundo González de hâlâ cezaevinde bulunan siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istedi. González ayrıca, bu kişilerin tutuklanmasından sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu.

González, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Dün özgürlüğüne kavuşanlar aslında hiç hapse girmemeliydi” ifadelerini kullandı.

González, “Ancak açıkça belirtmek gerekir ki, serbest bırakılmaları yıllarca cezaevinde kalmış olmalarını veya bunun kendileri ve aileleri üzerindeki sonuçlarını ortadan kaldırmıyor” dedi.

Foro Penal'in verilerine göre, cuma günü gerçekleşen tahliyelerden önce, geçen pazartesi itibarıyla Venezuela'da 391 siyasi tutuklu bulunuyordu.