Tommy Robinson’ın ırkçılık ve suç geçmişi

Robinson’ın arkasında kim var?

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

Tommy Robinson’ın ırkçılık ve suç geçmişi

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Con Coughlin

Elon Musk'ın bu ayın başlarında Londra'da düzenlenen göçmen karşıtı bir gösteride boy göstermesi, Birleşik Krallık'ta düzensiz göçmenlerin sayısı ve etkisi konusunda son derece kutuplaşmış tartışmaları körükleyen İngiliz sağcı aktivist Tommy Robinson'ın artan nüfuzunun adeta bir kanıtıydı.

Musk, Robinson tarafından düzenlenen ve organizatörlerin tahminlerine göre 150 bin kişilik büyük bir kalabalığın katıldığı mitingde baş konuşmacıydı.

Göçmen karşıtlarının düzenlediği ‘Birleşik Krallık'ı Birleştirin!’ gösterisi sebebiyle Londra'nın merkezinde şiddetli çatışmalar yaşanırken en az yirmi beş kişi tutuklandı. Polis, güvenlik bariyerlerini aşmaya çalışan protestocuların fiziksel ve sözlü saldırılarına maruz kaldı. Şiddet olayları sırasında 26 polis memuru yaralandı.

Gerçek adı Stephen Yaxley-Lennon olan Robinson, kalabalığa hitap ederek, yasadışı göçle mücadele konusundaki fikirlerini tekrarlayan politikacıları eleştirdi ve İngiltere mahkemelerinin ‘yerel halkın’ haklarından çok, yasadışı göçmenlerin haklarına öncelik verdiğini iddia etti. Bu açıklamaların ardından, İngiltere Temyiz Mahkemesi, sığınmacıların Essex şehrinin Epping kasabasındaki bir otelde konaklamasını engelleyen mahkeme kararını bozdu.

Ancak etkinliğin en önemli olayı, ABD’li iş adamı Elon Musk’ın sürpriz bir şekilde canlı yayında kalabalığa hitap etmesi oldu. Birleşik Krallık'ta ‘kontrolsüz kitlesel göç’ olarak nitelendirdiği durumu kınayan Musk, Birleşik Krallık’ta ‘hükümet değişikliği’ çağrısında bulundu. Robinson ile yaptıkları sohbette “Harekete geçilmeli” diyen Musk, “Parlamento feshedilmeli ve yeni seçimler yapılmalı” ifadelerini kullandı.

Sohbet sırasında protestoculara ‘şiddet geliyor’ uyarısında bulunan Musk, “Ya savaşırsınız ya da ölürsünüz” dediği için İngiliz politikacılar tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

“Etkinliğin en önemli anı, ABD’li iş adamı Elon Musk'ın sürpriz bir şekilde canlı yayında kalabalığa seslenmesi oldu. Musk, Birleşik Krallık'ta ‘kontrolsüz kitlesel göç’ olarak nitelendirdiği durumu kınadı ve ‘hükümet değişikliği’ çağrısında bulundu.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın sözcüsü bu eleştirilere yanıt vererek, “Birleşik Krallık adil, hoşgörülü ve saygılı bir ülkedir” dedi. Sözcü, ‘İngiliz halkının en son istediği şeyin bu tür tehlikeli ve tartışmalı söylemler olduğunu’ da sözlerine ekledi.

Musk'ın mitinge katılımı tartışma yaratırken son zamanlarda Musk’ın dünyanın en prestijli bilim kurumu olan Royal Society'den üyeliğinin iptal edilmesi yönünde artan çağrılara yol açtı.

Starmer hükümeti, bu yıl sayısı 30 bini aşan düzensiz göçmenlerin Birleşik Krallık'a akışını durdurmak için mücadele ederken Robinson, mitingteki kalabalık ve Musk gibi tanınmış bir konuşmacıyı çekebilme gücünün, onun uzun süredir sürdürdüğü göçmen karşıtı kampanyasının ivme kazandığının kanıtı olduğunu vurguladı.

Kalabalık aşırı sağcı sloganlar atarken, bazıları İngiltere bayrakları, Aziz Yorgi Haçı (Saint George's Cross) bayrakları ve İsrail bayrakları taşıyarak aşırı sağcı parti Ulusal Cephe'nin (NF) adını haykırdı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Robinson, aşırı sağcı bir aktivist olmasının yanı sıra, geçmişte Amerikan sağcı destekçilerinden finansal destek almış olan hüküm giymiş bir suçlu. Eski bir İngiliz Ulusal Partisi (BNP) üyesi olan Robinson, 2009 yılında İngiliz Savunma Ligi'ni (EDL) kurdu ve 2013 yılına kadar bu örgütün liderliğini yaptı.

Kalabalık aşırı sağcı sloganlar atarken, bazıları “Ulusal Cephe”nin adını haykırarak Birleşik Krallık, Aziz Yorgi Haçı ve İsrail bayrakları salladı.   

Robinson'ın siyasete olan ilgisi, memleketi Luton'da meydana gelen değişikliklerin farkında olmasından kaynaklanıyor gibi görünüyor. Takipçileri birçok terörist komploya karışmış olan aşırılık yanlısı İslamcı ağ ‘Al-Muhajiroun’ Luton'da güçlü bir nüfuz alanına sahipti. Bu yüzden Robinson ve destekçileri, polisin sokaklarında ‘radikal İslamcılık’ tehdidini ele almadaki başarısızlığı veya ihmali konusunda endişelenmeye başladı.

Robinson, 2012 nisanında aşırı sağcılık konusunu ele alan BBC programı The Big Questions'a katıldı. Program sırasında, İngiliz Müslüman yorumcu Mo Ansar onu kendisi ve ailesiyle akşam yemeğine davet etti. Bu davetin ardından on sekiz ay süren toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda radikal İslam, aşırılık sorunu ve Müslümanların toplumdaki yeri tartışıldı. Bu toplantılar, BBC tarafından yayınlanan When Tommy Met Mo adlı belgesel filmde kayıt altına alındı.

gfhn
Londra'da aşırı sağ tarafından düzenlenen bir gösteriye katılan Tommy Robinson (AFP)

Robinson, 2015 yılında o yıl Avrupa'da göç krizinin doruk noktasında Dresden'de kurulan Alman göçmen karşıtı örgüt Pegida'nın İngiliz şubesi Pegida UK'ye katılarak İslam karşıtı protestolara geri döndü. Robinson, Pegida tarafından geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada ‘İslamcı teröristler’ olarak tanımladığı kişilerin mülteci kılığında ülkeye sızdıklarını iddia etti ve bunun karşı koyulması gereken bir tehdit olduğunu söyledi.

Robinson, 2017 ile 2018 yılları arasında Amerikalı Yahudi milyarder Robert Schellman'dan mali destek aldıktan sonra, Kanadalı Rebel News internet sitesine İngiliz muhabiri olarak katıldı. İslam dinine düşmanlığıyla tanınan kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan David Horowitz Freedom Center tarafından yönetilen ‘Schillman Fellowship’ adlı bu destek, Robinson'un kamuoyundaki imajını iyileştirmesini ve kendisini profesyonel bir ‘gazeteci’ olarak sunmasını sağladı. The Observer'da yer alan haberlere göre Robinson bu dönemde 85 bin sterlin aldı.

Robinson, son 20 yılda beş kez hapis yattı.

Robinson, son 20 yılda beş kez hapis cezasına çarptırıldı. İlk mahkumiyeti 2005 yılında, fiili saldırı, tutuklanmaya direnmeye çalışan görev dışı bir polis memuruna saldırı ve yerde yatarken kafasına tekme atma suçlarından oldu.

Ardından, 2013 yılında ABD’ye girmek için pasaport sahteciliği ve kullanımı suçlarından hapse atıldı. Robinson, 2019 yılında, mahkumiyetinden bir yıl önce bir çocuk cinsel istismar çetesinin yargılanmasına yasadışı müdahalesi nedeniyle mahkemeye itaatsizlik suçundan tekrar hapse atıldı.

Robinson'ın 2021 yılında, bir gazeteci ve onun hukuk ortağını taciz ettiği gerekçesiyle beş yıl boyunca onlara yaklaşmasını yasaklayan bir mahkeme kararı çıkarıldı. Ayrıca Huddersfield'da bir Suriyeli öğrenciye iftira attığı için de mahkum edildi. Ancak, tekrar suç işleyen Robinosn, bu defa mahkemeye itaatsizlikten bir başka hüküm giyerek 2024 yılının ekim ayında 18 ay hapis cezası aldı.

Bu ayki ‘Birleşik Krallığı Birleştirin!’ etkinliğinde kalabalığa hitap eden Robinson, “Saldırıya uğrayan ve ihlal edilen sadece İngiltere değil, tüm Batı ülkeleri aynı sorunla, yani kasıtlı ve organize bir istila ve gözlerimizin önünde gerçekleşen Avrupa vatandaşlarının yerini alma süreciyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.

Daha sonra BBC'ye olayla ilgili yorum yapan bir devlet bakanı, Robinson'un sözlerini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi. Öte yandan Ekonomi Bakanı Peter Kyle, barışçıl protestoların toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü dahil olmak üzere temel özgürlüklerin meşru bir şekilde kullanılması olduğunu vurguladı.

Bakan Kyle, bu tür anların, iktidarda olanların göçmenlik sorunu da dahil olmak üzere toplumu rahatsız eden derin endişeleri gidermek için daha fazla çaba sarf etmeleri için ‘acil çağrılar” olduğunu ekledi. Robinson gibi kişilerin ‘İngiliz toplumunda var olan endişe ve adaletsizlik duygularını istismar edebildiklerini’ belirten Ekonomi Bakanı, “Beni en çok endişelendiren, toplumumuzda ve diğer toplumlarda, özellikle demokratik olanlarda var olan bölünmeler. Şu anda bölünme artık sol ve sağ arasında değil” diye devam etti.

Kyle, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun büyük bir kısmı, küresel finansal kriz ve bunun ülke çapındaki yerel topluluklar üzerinde yarattığı derin etkiye kadar uzanıyor ve o zamandan beri sosyal dokumuzu onarmayı henüz başaramadık.”

Birleşik Krallık Avam Kamarası’nda en uzun süre görev yapması ve Afrika kökenli ilk milletvekili olması nedeniyle ‘Meclisin annesi’ olarak bilinen deneyimli milletvekili Diane Abbott, aynı gün karşı yürüyüşe katıldı ve daha sonra o gün yaşadıklarını anlatan bir makale yayınladı.

Makalede şu ifadeler yer aldı:

“Bazı yorumcular, bu tür eylemlerin yalnızca marjinal grupların hoşnutsuzluğunun bir ifadesi olduğunu savunuyor. Ancak merak ediyorum: Bu yorumcular Londra'nın merkezinde bulunmuş ve Aziz Yorgi Haçı bayraklarını düşmanca bir tavırla taşıyan (neredeyse tamamı erkek olan) kalabalığı, bazılarının polis memurlarına saldırıp benim gibi insanlara tükürdüğünü kendi gözleriyle görmüş olsalardı, fikirlerini değiştirirler miydi?”

Robinson'un aşırı sağcı, göçmen karşıtı kampanyasının Birleşik Krallık'taki politikacıların büyük çoğunluğu tarafından geniş çapta kınandığına şüphe yok. Ancak, hareketin Elon Musk gibi önde gelen isimleri konuşmacı olarak çekebilme yeteneği, bunun İngiltere’nin siyasi ve sosyal manzarasında göz ardı edilemeyecek bir fenomen olduğunu kanıtlıyor.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.