Trump-Erdoğan görüşmesi: Pragmatizm anlaşmazlıklara üstün geldi

Gazze ve Filistin gündemin en üst sırasındaydı

ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kapıda karşıladı, 25 Eylül 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kapıda karşıladı, 25 Eylül 2025 (AFP)
TT

Trump-Erdoğan görüşmesi: Pragmatizm anlaşmazlıklara üstün geldi

ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kapıda karşıladı, 25 Eylül 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı kapıda karşıladı, 25 Eylül 2025 (AFP)

Ömer Önhon

ABD Başkanı Donald Trump, 25 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Beyaz Saray'da ağırladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’ı son olarak 2019 yılında ziyaret etmişti.

İki lider, yönetimlerinin bakanları eşliğinde toplantının başında basın mensuplarının karşısına çıktı ve kısa açıklamalarda bulundu. Bazı soruları yanıtladıktan sonra çalışma yemeği şeklinde kapalı bir toplantıya geçildi.

Trump, Türkiye ile ilişkilerinde ekonomik çıkarlar üzerinde odaklanan pragmatik bir yaklaşım benimserken Erdoğan, bu yaklaşımı ülkesinin konumunu güçlendirmek için kullanmaya çalıştı.

Toplantının ardından Başkan Donald Trump, “Harika bir toplantıydı. Bugün olanları duyduğunuzda çok şaşıracaksınız” derken ABD Büyükelçisi Tom Barrack toplantıyı ‘destansı’ olarak nitelendirdi.

Ziyaret olumlu bir atmosferde geçti ve Trump, Erdoğan’a ‘eski bir dost’ olarak tanımladı. Erdoğan'ın dünya genelinde saygı gördüğünü belirten Trump, ortak basın toplantısında da övgülerini sürdürdü.

İki taraf, tartışmalı bölgesel konuların gündemi domine etmesine izin vermemeye özen gösterdi. Görüşme sonrası yapılan açıklamaya göre çeşitli alanlarda birçok anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaların en dikkat çekici olanları arasında, Türkiye’nin 2045 yılına kadar ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatı ve Boeing'den 2029 ile 2034 yılları arasında teslim edilmesi beklenen 225 adet yolcu uçağı satın alımı yer alıyor. İki taraf ayrıca sivil nükleer enerji alanında stratejik iş birliği için bir mutabakat zaptı imzaladı.

İki ülke arasında savunma iş birliği ve tedarik konusunda, Türkiye’nin ABD'den F-35 ve F-16 savaş uçakları satın almasını görüşme niyetlerini açıklayan Trump, yakın gelecekte ABD'nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılabileceğini de belirtti.

İki taraf arasında yapılan görüşmelerin ayrıntıları açıklanmazken yıllardır iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli gerginliklere neden olan bu konularla ilgili somut adımlar da duyurulmadı.

Türkiye, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini satın aldıktan sonra 2019 yılında F-35 programından çıkarıldı ve CAATSA kapsamında yaptırımlara tabi tutuldu. ABD, Türkiye’nin 1,5 milyar dolar ödeyerek satın aldığı altı adet F-35 uçağını teslim etmeyi reddetti ve ödenen parayı iade etmedi. Toplantı sonrasında “F-35 uçakları konusunda Türkiye ile kolayca anlaşmaya varılabilir” diyen Trump, “Ancak önce Cumhurbaşkanı Erdoğan bizim için bir şey yapmalı” diye ekledi.

Tüm bunların yanında Türkiye’nin ABD’den satın almak istediği yaklaşık 40 adet F-16 savaş uçağı konusu da var, ancak bu anlaşma tam olarak açıklığa kavuşmamış nedenlerle sonuçsuz kaldı.

Trump, Hamas’ı ‘dünyanın en kötü terör örgütü’ olarak tanımlarken, Erdoğan Hamas’ı ‘haklı bir amaç için mücadele eden bir direniş hareketi’ olarak görüyor.   

Bölgesel meseleler açısından Gazze ve Filistin, görüşme gündeminin en üst sıralarında yer aldı. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki savaşına karşı çok net bir tavır sergileyen ülkeler arasında yer alıyor. Öte yandan ABD, Trump'ın ülkeye güçlü desteğini sürdürmesiyle İsrail'in yanında duruyor. Trump, Hamas’ı ‘dünyanın en kötü terör örgütü’ olarak tanımlarken, Erdoğan Hamas’ı ‘haklı bir amaç için mücadele eden bir direniş hareketi’ olarak görüyor.

fgty
ABD Deniz Piyadeleri’nin taşıyan Lockheed Martin F-35B uçağı, Porto Riko'nun Ceiba kentinde, eski adıyla Roosevelt Rhodes Donanma Üssü olarak bilinen José Abunte de la Torre Havalimanı'na yaklaşırken, 13 Eylül 2025 (AFP)

Bu konu, toplantıyı bir anlaşmazlık faktörü haline gelebilir ve gerginliği tırmandırabilirdi. Benzer durumlar Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve diğer bazı liderlerle de yaşanmıştı, ancak bu sefer böyle bir şey olmadı. İki lider arasındaki bu toplantıyı hazırlayan diplomatlar, bu hassas konunun nasıl ele alınacağı konusunda bir anlaşmaya varmış ve liderler de bu anlaşmaya uymayı taahhüt etmiş görünüyor.

Gazze ile ilgili sorulara yanıt veren Trump, önceki gün New York'ta düzenlenen Filistin toplantısının “çok başarılı” geçtiğini ve bir tür anlaşmaya varmaya yakın olduklarını belirterek, rehinelerin serbest bırakılması gerektiğini vurguladı. Erdoğan ise konuşmasının başında Gazze konusuna kısaca değindi ve bölgedeki zorlukların ABD ile iş birliği yoluyla aşılabileceğini söyledi.

İki taraf kapalı kapılar ardında yapılan toplantıda Gazze ve gelecekle ilgili görüş alışverişinde bulunmuş olabilirler, ancak bu görüş alışverişinin ziyaret sırasında hakim olan olumlu atmosferi bozmayacak şekilde gerçekleştirildiğine şüphe yok.

Trump, Erdoğan'ı ‘Suriye'yi eski liderinden kurtaran kişi’ olarak nitelendirdi ve bunu ‘büyük bir başarı’ olarak değerlendirdi.

Suriye’deki kriz, Trump’ın ilk döneminde Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilere çok olumsuz bir etki yaptı ve bu etki Biden’ın döneminde daha da yoğunlaştı. Ancak, Esed rejimi düştükten ve Donald Trump ikinci başkanlık dönemine başladıktan sonra iki ülke arasındaki sorunlar azalmaya başladı.

Hem Türkiye hem Ahmed eş-Şara’yı destekliyor ve Suriye’deki birçok sorunun çözülmesini amaçlayan sürece katılıyor. Trump, Erdoğan’ı bir kez daha ‘Suriye’yi eski liderinden kurtaran kişi’ olarak nitelendirdi ve bunu ‘büyük bir başarı’ olarak değerlendirdi.

Trump, Erdoğan'a hitaben “Tebrikler, başka kimsenin iki bin yıldır yapamadığını yaptınız. Suriye'yi aldınız. Suriye’de söz sahibi olan Erdoğan” ifadelerini kullandı. Trump’ın ‘iki bin yıl’ diyerek neden bahsettiğini sadece kendisi biliyor. Suriye'de iki ülke arasındaki en önemli sorun, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve bu ülkedeki Kürtlerin geleceği olmaya devam ediyor. ABD, Türkiye'nin bu güçlerle ilgili endişelerini eskisinden daha fazla dikkate almaya hazır, ancak Türkiye'nin istediği gibi bu güçlerin tamamen ortadan kaldırılmasına razı olması beklenmiyor. Bu karmaşık sorunun çözülmesi için halen uzun bir yol kat edilmesi gerekiyor.

fgthy
Suriye'nin kuzeydoğusunda ortak kara devriyesi gerçekleştiren ABD ve Türk askerleri, 4 Ekim 2019 (Reuters)

Basın toplantısının en şaşırtıcı anlarından biri, Erdoğan'ın Heybeliada Ruhban Okulu’na yaptığı atıf oldu.

Fener Rum Patriği Bartholomeos yaklaşık bir hafta önce Oval Ofis'te Başkan Donald Trump'ı ziyaret etmişti. Patrik Bartholomeos’un bu görüşmede birkaç konuyu gündeme getirdiği ve ABD'nin bu endişeleri Türk tarafına ilettiği anlaşılıyor. Trump konuyu gündeme getirmeden önce Erdoğan yaptığı açıklamada “Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili üzerimize düşeni yapmaya hazırız” dedi ve yurda dönüşünde bu konuyu Patrik Bartholomeos ile görüşeceğini de sözlerine ekledi.

Burada Türkiye'nin, Patrik Bartholomeos’u Türkiye'deki Rum Ortodoks Hıristiyanların ruhani lideri olmaktan öte bir sıfatla tanımadığını, oysa Hıristiyan dünyasının onu Ekümenik Patrik olarak tanıdığını belirtmekte fayda var.

Trump, Erdoğan ile yaptığı görüşmede Patrik Bartholomeos’u ‘Rum Ortodoks Kilisesi’nin lideri olarak nitelendirse de bir hafta önce hem Başkan Trump’ın hem de Beyaz Saray'ın açıklamalarında Patrik Bartholomeos hakkında ‘Ekümenik’ titri kullanıldı.

ABD'nin birçok ülkeyi ciddi şekilde etkileyen gümrük vergilerine rağmen, Türkiye, uygulanan gümrük vergileri yüzde 10'u geçmediğinden tercihli muamele gören ülkeler arasında kaldı

İki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler her zaman önemini korusa da bu ilişkiler Trump ile birlikte farklı bir boyut kazandı. ABD'nin uyguladığı ve birçok ülkeyi ciddi şekilde etkileyen gümrük vergilerine rağmen, Türkiye gümrük vergileri yüzde 10'u geçmediğinden tercihli muamele gören ülkeler arasında yer almaya devam etti.

Erdoğan, Trump’a iyi niyet göstergesi olarak, ABD ziyaretinden bir gün önce, Türkiye'nin ABD’ye uyguladığı ek gümrük vergilerini kaldıran bir kararname imzaladı.

Boeing uçaklarının satın alınmasına ilişkin karar, Erdoğan'ın ABD'ye gitmesinden kısa bir süre önce tartışmalara yol açtı. Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul'da Trump'ın oğluyla gizli bir toplantı yaparak güvenli bir ziyaret ayarladığını ve bu toplantıda Boeing'den 300 yolcu uçağı satın almayı ve diğer anlaşmaları taahhüt ettiğini iddia etti. Ancak Erdoğan bu iddiaları yalanlayarak, ABD Başkanı’yla doğrudan temas halinde olduğu için Trump'ın oğluyla konuşmasına gerek olmadığını vurguladı. Trump'ın sosyal medya platformu Truth Social hesabından, Erdoğan'ın ziyareti sırasında Boeing uçaklarının satın alınması için büyük bir anlaşma ve F-16'larla ilgili önemli bir anlaşmanın görüşüldüğünü duyurmasının yanı sıra görüşme sırasında Oval Ofis'in ana masasında bir Boeing yolcu uçağı maketinin yer alması, bu anlaşmaların gerçekliğini ortaya koydu.

İki ülke arasındaki gerginliğin bir başka kaynağı da Türkiye'nin devlet bankası Halkbank davasıdır. ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle banka aleyhine ABD'de yasal işlemler devam ediyor. Banka suçlu bulunursa, milyarlarca dolarlık para cezası ödemek zorunda kalabilir. Erdoğan bu davanın kapanmasını umuyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Trump-Erdoğan zirvesi öncesinde, New York'ta düzenlenen Concord 2025 kapsamında düzenlenen bir panelde Türkiye'nin hem demokratik hem de otoriter bir ülke olduğunu söyleyerek tartışma yarattı. Barrack, Trump'ın ‘Erdoğan'ı meşrulaştırma’ politikası izlediğini de sözlerine ekledi.

Trump: “Erdoğan'ın bazı talepleri var, bizim de taleplerimiz var. Sonuçta neyin başarılabileceğini göreceğiz.”

Barrack, Trump’ın Erdoğan’ı takdir ettiğini ve Türkiye ile gergin ilişkileri iyileştirmek için farklı bir bakış açısıyla adımlar attığını da söyledi.

Bir büyükelçinin görev yaptığı ülke ve o ülkenin cumhurbaşkanı hakkında yaptığı bu tür açıklamalar genellikle büyük bir diplomatik krize neden olur, ancak mevcut koşullar altında Türk hükümeti Barrack'ın bu gafını görmezden gelecek gibi görünüyor.

Trump’ın henel yaklaşımı Türkiye için umut verici görünse de çeşitli nedenlerle tüm vaatlerini yerine getiremeyebilir. Trump, her zamanki iş adamı tavrıyla “Erdoğan'ın bazı talepleri var, bizim de taleplerimiz var. Sonuçta neyin başarılabileceğini göreceğiz” dedi.

fr
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Barrack, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde Başkan Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir toplantıya katıldı, 25 Eylül 2025 (AFP)

ABD’nin Türkiye'den talepleri arasında, Rusya'dan petrol ithalatını durdurması da yer alıyor. Ancak Türkiye, ham petrol ve petrol ürünleri ithalatının yarısından fazlasını Rusya'dan karşıladığı için bu talebi kabul etmesi zor. İki ülke, coğrafi konumları nedeniyle bazı ortak çıkarları ve iş birliği alanlarını da paylaşıyor.

Öte yandan ABD Kongresi, Türkiye-ABD ilişkilerinde her zaman karmaşıklık kaynağı olmuştur. Kongre, son zamanlarda İsrail'in etkisiyle Türkiye'ye karşı olumsuz bir tutum benimsedi. ABD-Türkiye ilişkileri bu gerginlik düzeyinde kaldığı sürece, Türkiye lehine alınacak her türlü kararın Kongre’de birçok engelle karşılaşacağına şüphe yok. Trump-Erdoğan görüşmesi, iki ülke arasındaki tüm sorunları çözmemiş olsa da her iki tarafın da ilerleme kaydetme arzusunu yansıtan olumlu bir adım oldu. İlişkilerin umulduğu gibi gelişip gelişmeyeceği, Trump'ın vaatlerini yerine getirme becerisine ve Türkiye’nin ABD'nin beklentilerine yanıt verme yeteneğine bağlı olacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
TT

Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)

Donald Trump, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Nobel Barış Ödülü’nü kazanamamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Trump dün yaptığı açıklamada, aynı gün ödüle layık görüldüğü duyurulan Navi Pillay’ı “daha önce hiç duymadığını” söyledi.

Güney Afrikalı yargıç ve insan hakları savunucusu Navi Pillay, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla mücadele çabaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ancak Trump, ABD’nin kuzeydoğusundaki Syracuse kentinde düzenlenen mitingde, “Başkanınız olarak benim temsil ettiğim ABD Nobel Barış Ödülü’nü kazanmalıydı ama bu gerçekleşmedi” dedi. Trump, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, Norveç’in ve bu utanç verici, mahcup edici kararı alanların üzerinden asla silinmeyecek bir lekedir. Nobel Barış Ödülü, aşırı ideolojik, demokrasi karşıtı ve aslında medeniyet düşmanı bir avuç insanın elinde güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi.”

Trump, sık sık yaptığı gibi sekiz savaşı sona erdirdiğini öne sürdü. Ancak başkanın çözüme kavuşturduğunu iddia ettiği bazı çatışmaların yalnızca gerilimlerden ibaret olduğu, bu gerilimlerin azaltılmasındaki rolünün de tartışmalı olduğu belirtiliyor.

Öte yandan Trump ile İsrail’in başlattığı İran savaşı henüz sonuçlanmadı. Trump’ın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngördüğü savaş, yaklaşan ara seçimler öncesinde memnuniyetsiz seçmenlerle karşı karşıya olan Cumhuriyetçi Parti için de bir yük oluşturuyor.

Trump, Pillay’ı küçümseyici bir ifadeyle, “Birleşmiş Milletler’de çalışan, daha önce kimsenin adını duymadığı liberal bir isim” olarak nitelendirdi.

Trump, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Nobel Barış Ödülü’nü kazanma arzusunu gizlemedi. Ancak Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre ödül açıklanmadan önce görüşülen Oslo’daki uzmanlara göre, İran’a karşı yürüttüğü savaş, Grönland örneğinde görüldüğü üzere genişlemeci hedefleri, göçmenlere yönelik sert tutumu, çok taraflı iş birliğine ve medyaya yönelik saldırıları, Trump’ın ödüle layık görülme ihtimalini zayıflattı.


Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından
TT

Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından

Kaliforniya’daki karmaşık hukuk koridorlarından Çin’in başkenti Pekin’deki danışmanlık görevlerine, oradan da dijital medya imparatorluğunun “Truth Social” platformunu yöneten ekibin başına uzanan kariyerinde Katie Zacharia, “Önce Amerika” (America First) hareketine bağlılığıyla öne çıktı. Zacharia, siyasi yükselişinin son halkasında dünyanın en önemli kürsülerinden birine çıkmaya hazırlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 42 yaşındaki muhafazakâr avukat ve medya yorumcusu Zacharia’yı Beyaz Saray’ın yeni Basın Sözcüsü olarak atadığını duyurdu. Trump, Zacharia’yı “MAGA hareketinin sadık ve vefalı bir destekçisi” olarak nitelendirdi.

Zacharia, eski Sözcü Karoline Leavitt’in ardından bu zorlu görevi devralarak, ABD yönetiminin yeni yüzü ve uluslararası basın karşısında politikalarının savunuculuğunu üstlenecek. Böylece Trump’ın iki başkanlık döneminde bu görevi üstlenen altıncı isim olacak.

Batılı kökler ve akademik geçmiş

Yeni Beyaz Saray Sözcüsü, Amerikan ve Sicilya kökenlerine sahip. Kendini sık sık “öz be öz Kaliforniyalı” olarak tanımlayan Zacharia, 1984 yılında Los Angeles’ta doğup büyüdü. Dini bağlılık ve toplumsal hizmet değerlerinin öne çıktığı muhafazakâr bir aile ortamında yetişti.

Üniversite ve lisansüstü eğitimini doğduğu eyalette, köklü Pepperdine Üniversitesinde tamamladı. 2007 yılında siyaset bilimi ve yönetim alanında lisans derecesini aldı. Ardından aynı üniversitenin Caruso Hukuk Fakültesinde eğitimine devam ederek 2011’de hukuk doktorası derecesini kazandı. Hâlen fakültenin dekanlık danışma kurulunda yer alan Zacharia, evli ve dört çocuk annesi.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Zacharia’nın ABD siyasetine ilgisi öğrencilik yıllarında başladı. Üniversitenin Cumhuriyetçiler Kulübü başkanlığını üstlendi, 2006’da Cumhuriyetçi Ulusal Komite’de staj yaptı. Ayrıca eski Başkan George W. Bush döneminde Beyaz Saray’da stajyer olarak görev aldı.

Hukuk ve medya arasında şekillenen kariyer

Beyaz Saray’ın basın kürsüsüne yükselmeden önce Zacharia, siyasi, hukuki ve medya alanlarında çeşitli önemli görevler üstlenerek, geniş bir ilişki ağı ve mesleki deneyim edindi.

Haziran 2026’dan itibaren Trump’a ait Truth Social platformunun ana şirketi olan Trump Media & Technology Group’ta baş iletişim danışmanı olarak çalıştı. Ayrıca Trump’ın yakın müttefiklerinden ve eski özel temsilcilerinden Richard Grenell tarafından kurulan muhafazakâr Fix California kuruluşunun hukuk müşavirliğini yürüttü.

Kamu yönetimindeki deneyimi kapsamında ABD İç Güvenlik Bakanlığında sözcü ve kamu işlerinden sorumlu bakan yardımcısının yardımcısı olarak görev yaptı. Bu dönemde eski Bakan Kristi Noem’in yönetimi altında çalıştı.

Zacharia’nın uluslararası deneyimi de bulunuyor. Büyük bir hukuk firması bünyesinde Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu’na dış danışmanlık yapmak üzere Çin’in başkenti Pekin’de üç yıl geçirdi.

Bunun yanı sıra Fox News ve Newsmax gibi muhafazakâr çizgideki televizyon kanallarında siyasi ve hukuki yorumcu olarak düzenli olarak yer aldı; CNN’de de çeşitli programlara katıldı.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Karoline Leavitt’in yerine geçiyor

Katie Zacharia, Beyaz Saray Sözcülüğü görevini, Ocak 2025’te Trump’ın yeniden başkanlığa dönmesiyle göreve başlayan Karoline Leavitt’ten devralıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Leavitt, 27 yaşında göreve gelerek, Beyaz Saray tarihinin en genç basın sözcüsü oldu.

Leavitt, ikinci çocuğunun doğumunun ardından ailesine daha fazla zaman ayırmak amacıyla ağustos ayının sonunda görevinden ayrıldı. Daha sonra Fox News’e siyasi yorumcu ve ekran yüzü olarak katılacağı, yeni görevine kasım ayında başlayacağı duyuruldu.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Kritik bir dönemde ağır sorumluluklar

Zacharia’yı yoğun bir çalışma takvimi ve basın kürsüsündeki açıklamaların ötesine geçen önemli sorumluluklar bekliyor.

Başlıca görevleri arasında ABD yönetiminin resmî söylemini şekillendirmek, gazeteciler için düzenlenen günlük basın toplantılarını yönetmek, yönetimin politikalarını kamuoyuna açıklamak ve Başkan Trump’ın tutumlarını kamuoyu önünde savunmak bulunuyor.

Zacharia’nın atanması, Trump yönetimi ile büyük medya kuruluşları arasındaki hukuki ve siyasi gerilimin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu ortamda Zacharia’nın iletişim ekibini etkin biçimde yönetmesi ve başkana doğrudan medya danışmanlığı sağlaması bekleniyor. Görevinin önemini artıran bir diğer unsur ise Kongre ara seçimlerine yönelik hazırlıkların sürmesi.


İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
TT

İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)

İsrail polisinin yayımladığı resmî açıklama, Başbakan’ın 7 Ekim 2023 sabahı görevde bulunan eski askeri sekreteri Tümgeneral Avi Gil’in anlatımını doğruladı. Gil, Binyamin Netanyahu’nun ofisinin savaşla ve diğer konularla ilgili tutanak ve belgeleri tahrif ettiğini açıklamıştı.

İsrail polisi, çeşitli şikâyetler üzerine o dönemde konuyla ilgili soruşturma yürüttüğünü, soruşturma özetini iki yıl önce savcılığa sunduğunu ve sorumlular hakkında açıkça dava açılmasını tavsiye ettiğini bildirdi. Ancak polis, söz konusu sorumluların kimliğini açıklamayı reddetti. Netanyahu’nun da olayda rolü olup olmadığı, yoksa yalnızca ofis müdürü Tzachi Braverman ve yardımcılarının mı olaya karıştığı konusunda da bilgi vermedi.

Gil, çok sayıda basın kuruluşuna verdiği röportajlarda söz konusu tahrifatı gündeme getirmişti. Uzun süren sessizliğinin ardından konuşmaya karar verdiğini belirten Gil, bunun nedenini bağımsız bir resmi soruşturma komisyonunun bulunmamasıyla açıkladı. Gil, “Bir başka neden de Hamas’ın elindeki esirlerin ailelerinin, bildiklerini anlatması yönündeki baskıları. Ancak bardağı taşıran son damla Flydubai uçağı meselesi oldu. Bu olayda ortaya çıkan İsrail’in güvenlik zaafları ve hükümetin bunları örtbas etme biçimi insanı çileden çıkarıyor. Çünkü bu başarısızlıkların ele alınışında büyük bir kayıtsızlık söz konusu” dedi.

Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)
Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)

Kanal 12’ye verdiği röportajda Gil, savaş sırasında görev yaptığı dönemde binlerce sayfadan oluşan kapsamlı bir dosya hazırladığını açıkladı. Bizzat tanık olduğu davranışları, tutumları ve olayları belgelediği dosyayı, güvenli bir yerde muhafaza edilen askeri istihbarata ait bir bilgisayara aktardığını belirten Gil, bunun resmi bir soruşturma komisyonunun kurulması durumunda hazır bir belge niteliği taşımasını amaçladığını söyledi.

Gil, 7 Ekim’in mensubu olduğu ordu ve diğer güvenlik kurumları açısından büyük bir başarısızlık olduğunu başından beri vurguladığını belirtti. Hamas’ın savaşa hazırlandığının açık olduğunu, ancak güvenlik kurumlarının buna hazırlık yapmadığını ifade eden Gil, bu kurumların siyasi yönetime defalarca başvurarak uyarılarda bulunduğunu ve başta Yahya Sinvar olmak üzere Hamas liderlerinin öldürülmesini önerdiğini söyledi. Ancak Netanyahu’nun bu uyarıları ciddiye almadığını kaydetti.

Sağcıların, söz konusu güvenlik kurumlarının saldırıdan haberdar oldukları hâlde Netanyahu’ya bilgi vermedikleri, komplo kurdukları ve ihanet ettikleri yönündeki suçlamaları hakkındaki görüşü sorulan Gil, bu iddiaları reddetti. Gil, “Ortada ihanet yok. Bu da ne demek?! Genelkurmay Başkanı’nın, Şin-Bet Başkanı’nın ve Güney Tugayı Komutanı’nın hain olması mümkün mü?! Hesaplarında yanıldılar, kibirli davrandılar ve aptalca hatalar yaptılar. Evet, bunu anlıyorum. Ancak ihanet söz konusu olamaz” dedi.

Siyasi yönetimle ilgili olarak ise Netanyahu hükümetinin, Hamas liderlerine suikast düzenlenmesi yönündeki önerileri reddederken siyasi bir anlayış doğrultusunda hareket ettiğini belirten Gil, kararların siyasi, partisel ve kişisel hesaplara dayandığını söyledi. Saldırının gerçekleşmesinin ardından hükümetin başarısızlıktaki sorumluluğunun boyutu ortaya çıkınca gerçeği gizlemek amacıyla suç teşkil eden ve hukuka aykırı yöntemlere başvurduğunu ifade eden Gil, belgelerin tahrif edildiğini, tutanakların değiştirildiğini ve resmî belgelerdeki bazı bölümlerin kendi çıkarları doğrultusunda silindiğini kaydetti. Gil, bu durumu öğrendiğinde uygulamayı durdurması için hükümetin hukuk danışmanına başvurduğunu belirtti.

İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)
İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)

Başbakanın sürekli refakatçisi olan ve güvenlik konularındaki görüşmelerinin ve toplantılarının çoğuna katılan Gil’e, Netanyahu’nun yalnızca siyasi nedenlerle çok sayıda karar aldığına ve bu kararların İsrailli esirlerin Hamas’ın elinde kalmasına ve dolayısıyla hayatlarını kaybetmelerine yol açtığına tanıklık edip etmediği soruldu. Kaçırılanların üçte birinin esaret altında öldüğü, oysa hayattayken geri getirilmelerinin mümkün olduğu, ancak Netanyahu’nun savaşı sürdürmek ve anlaşmaları engellemek kendi çıkarına olduğu için bunu reddettiği hatırlatılınca Gil, “Evet, bu doğru” yanıtını verdi.

Şeyh Muhammed bin Zayid’den gelen bir uyarı olup olmadığı sorulan Gil, “Sözünü ettikleri dönemde görevde değildim. Bu nedenle bu konuda hiçbir şey bilmiyorum” dedi.

6-7 Ekim 2023 gecesi yaşanan olayların sıralaması sorulduğunda ise Gil şu anlatımda bulundu: “Saat 03.55’te ofisimdeki bir istihbarat subayından Hamas’ın hareketliliğine ilişkin bir haber aldım. Subay, durumun olağan göründüğünü ve bunun bir tatbikat olabileceğini belirtti. Ancak daha fazla takip yaptıktan sonra yeniden bir araya gelip konuşmak üzere anlaştık. Saat 06.12’de Şin-Bet Başkanı’nın ofisinden bir yetkili beni arayarak kırmızı telefon üzerinden görüşmemizi istedi. Bunun üzerine üst kattan, kırmızı telefonun bulunduğu alt kata indim. Saat 06.17’de görüştük. Bana Hamas mensuplarının hareketlerinin şüphe uyandırdığını söyledi. Hamas üyelerinin telefonlarında İsrail SIM kartları kullanılarak değişiklik yapıldığını, liderlerinin ise tünellere indiğini anlattı. Daha fazla bilgi edinmeye karar vererek ordunun Güney Tugayı Komutanı’nın ofis müdürünü aradım. O noktada büyük bir şeyin yaşandığından emin oldum. Saat 06.29’da Başbakan’ı uyandırdım ve kendisine Hamas’ın geniş çaplı bir saldırı düzenlediğini, bilgileri kontrol edip yeniden arayacağımı söyledim. Sahadaki yetkililerle 11 dakika boyunca yaptığım görüşmelerin ardından saldırının gerçekleştiğinden emin oldum. Saat 06.40’ta Başbakan’ı tekrar arayarak artık savaşta olduğumuzu bildirdim.”

Gil, Netanyahu’nun ofis müdürünün ikinci telefon görüşmesini kayıtlardan çıkarıp yalnızca saat 06.29’daki ilk görüşmeyi bırakmak suretiyle telefon görüşmelerinin saatlerini değiştirmeye çalıştığını belirtti. Böylece ordunun saldırıdan haberdar olduğu ve saldırının tam başladığı dakikada Netanyahu’ya bilgi verdiği izleniminin oluşturulmasının amaçlandığını ifade etti.