Afrika’da gölge ekonomi: Hayatta kalma mücadelesinden kesintisiz şiddetin itici gücüne

M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)
M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)
TT

Afrika’da gölge ekonomi: Hayatta kalma mücadelesinden kesintisiz şiddetin itici gücüne

M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)
M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)

Sergey Eldinov

Afrika kıtası, onlarca yıl boyunca dünyanın bilinç altında iç savaşlarla özdeşleştirildi. Bugün kıtanın büyük bir bölümüne yayılmış halde olan bu savaşlar, Sahel'deki bölgesel çatışmalardan Sudan'daki açık iç savaşa, Kamerun'daki yerel ayrılıkçılıktan Mozambik'teki cihatçı faaliyetlere kadar kapsam ve şiddet açısından çeşitlilik gösteriyor. Her bir vakanın kendine özgü özellikleri olmasına rağmen, hepsinin bazı ortak özellikleri bulunuyor.

Hükümet karşıtı silahlı grupların faaliyetleri, güvenlik güçlerinin sayısının artmasıyla orantılı olarak artıyor. Aynı şekilde hükümet yanlısı milis grupların oluşması, daha fazla sivil silahlı grubun kurulmasını teşvik ederken bu grupları daha koordineli bir şekilde çalışmaya itiyor.

Üsleri ve kampları ortadan kaldırmayı, ikmal kanallarını kesmeyi ve lojistik ağları bozmayı amaçlayan hükümet politikaları, muhalif güçleri karşı önlemler almaya sevk ediyor. Sonuç olarak, askeri garnizonlara yönelik saldırılar artıyor, toprak ve ulaşım yolları üzerindeki kontrol genişliyor, lojistik ağlar güçleniyor ve yasadışı tedarik yöntemleri ve kanalları çoğalıyor.

Çatışma bölgelerindeki sivillerin durumu hızla kötüleşiyor. Siviller sadece savaş operasyonlarının değil, aynı zamanda derin ekonomik çöküşün de kurbanları oluyor. Üretim düşüyor ve ticaret azalıyor. Toprağa, otlaklara ve suya erişim kısmen kısıtlanıyor, gelir kaynakları ortadan kalkıyor ve emtia fiyatları yükseliyor. Toplum, karşı karşıya olduğu zorluklar yüzünden hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Tüm bunların sonucunda, sosyal hareketlilik azalıyor, bireyler arasındaki bağlar kopuyor, geleneksel kurumlar zayıflıyor ve devlete olan güven azalıyor. Devlet ve geleneksel düzenleme mekanizmaları zayıfladıkça, silahlı grupların ve gayri resmi liderlerin nüfuzu artıyor.

Yukarıdakilerle yakından bağlantılı ve akademik ve siyasi söylemlerde sıklıkla göz ardı edilen bir diğer önemli faktörse, silahlı çatışmaların etkilenen bölgelerin kaynaklarını tüketmesine rağmen ekonomik faaliyeti tamamen yok etmemesi. Ekonomik yaşam devam eder, ancak yeni gerçekliğe uyum sağlamak için köklü dönüşümler geçirir. Çatışmalardan etkilenen bölgelerdeki ekonomik manzara yeniden şekillenir, faaliyet merkezleri ve eski merkezler değişir, devlet ve bir dereceye kadar geleneksel kurumlar statülerini kaybeder. Bu değişen bağlamda, yeni bir sosyo-ekonomik fenomen olarak savaş ekonomisi ortaya çıkar.

Gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinin büyük bir bölümünü oluşturan ve hükümet düzenlemeleri ile resmi istatistiklerin dışında faaliyet gösteren kayıt dışı sektörün varlığı yadsınamaz bir gerçek. Bazı durumlarda, ihlaller genellikle vergi ödememe ve resmi devlet düzenleme kurumlarından bağımsız olma ile sınırlı olduğundan, bu sektör yarı yasal olarak kabul edilebilir.

Resmi ekonominin büyümesindeki yavaşlık, aktif nüfusun büyük bir bölümünü işportacılık, el sanatları, tarım ve hizmet sektörü gibi çeşitli serbest meslek türlerine yönelmek zorunda bırakıyor. Gayri resmi (kayıt dışı) ekonomi, devletin kurumsal zayıflıklarını telafi ederek temel geçim kaynaklarını güvence altına alan bir rol oynuyor. Kendi ekonomik araçları ve mekanizmaları olur ve bunlar arasında finansal sistemler ve güvenlik mekanizmaları da bulunur. Güven, kişisel ağlar ve karşılıklı taahhütlere dayanan bu ekonomi, sosyal çöküş riskini azaltmaya yardımcı oluyor.

Gayri resmi ekonomi oldukça esnek ve uyumludur. Kurumsal çalkantıların yaşandığı dönemlerde bile faaliyetlerini sürdürür. Ayrıca ulusal sınırların ötesine uzanır ve etnik veya dini aidiyetlere bakılmaksızın çeşitli sosyal grupları kapsar.

Çoğu Afrika ülkesinde, kayıt dışı ekonomi ekonomik ve sosyal yaşamın can damarıdır. Hükümetler, bu sektörün istihdamın önemli bir kaynağı olarak sürdürülebilirliğini korumak ve aynı zamanda kayıt dışı ekonomiyi daha iyi yönetmek gibi ikili bir zorlukla karşı karşıyadır.   

Çoğu Afrika ülkesinde, kayıt dışı ekonomi ekonomik ve sosyal yaşamın can damarıdır. Hükümetler, bu sektörün istihdamın önemli bir kaynağı olarak sürdürülebilirliğini korumak ve aynı zamanda kayıt dışı ekonomiyi daha iyi yönetmek gibi çift yönlü bir zorlukla karşı karşıya kalır.

Gayri resmi ekonominin yanı sıra, gelişmekte olan ülkelerde kaçakçılık, doğal kaynakların yasadışı çıkarılması, insan ve mal kaçakçılığı, yolsuzluk planları ve diğer yasadışı ekonomik faaliyetler gibi yasadışı ve hatta suç teşkil eden bir sektör de gelişiyor. Gayri resmi ve yasadışı olan bu iki sektör birlikte, gölge ekonomi olarak bilinen yapıyı oluşturuyor. Yasal ve yasadışı bileşenleri arasındaki denge bölgeden bölgeye değişmekle birlikte, dinamikleri genellikle yaşam standartlarıyla yakından bağlantılı. Gölge ekonomi, devlet baskısı veya diğer faktörler nedeniyle gerilediğinde, sosyal gerilimler artma eğilimi gösterir ve ekonomi daha suçlu hale gelir.

fghyj
Mali'nin Azavad bölgesindeki silahlı siyasi hareket olan Azavad Kurtuluş Hareketi'nden (MSA) silahlı adamlar, bir kamyonetin arkasına monte edilmiş bir uçaksavar silahıyla Menaka dışındaki çöl bölgesinde toplandıkları sırada, 14 Mart 2020 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mali'deki durum, sığır ticareti, altın madenciliği ve yakıt nakliyesi gibi gayri resmi ekonomik faaliyetlerin, silahlı gruplar tarafından kontrol edilen gölge ağlara nasıl entegre edildiğini ve ekonomik faaliyetlerin niteliğini kökten değiştirdiğini gösteriyor.

Gölge ekonomi, sadece ekonomik faaliyetlerin biçimini ve yoğunluğunu değil, aynı zamanda sosyal güven düzeyini, özellikle de devlet kurumlarına duyulan güveni de yansıtıyor. Devlet, ülkenin dört bir yanında nüfuzunu genişletmekte zorlanınca bu boşluğu kısmen gayri resmi yapılar doldurur. Bölge, idari ve ekonomik merkezlerden ne kadar uzaksa, gölge ekonominin etkisi o kadar büyük olur.

Savaş ekonomisine geçiş

Savaşın etkisi altında, gölge ekonomi sosyal işlevlerini sürdürür, ancak yapısal değişikliklere uğrar ve hızla özerkliğini yitirir. Askeri operasyonlar ve altyapının tahrip edilmesi nedeniyle yerinden edilen siviller, gayri resmi ekonomiden bile dışlanır ve bazıları silahlı gruplar tarafından askere alınır. Diğerleri ise çatışmayla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı yasadışı faaliyetlere sürüklenir.

Bölgeyi kontrol eden silahlı gruplar, güç merkezleri ve fiili otoriteler haline gelirler ve yarı-hükümet kurumsal bir ortam oluştururlar. Çatışmanın dinamikleri, bu grupları gölge ekonominin başlıca yararlanıcısı haline getirir. Böylece, gayri resmi kurumlar ve geleneksel yapılar, silahlı çatışmanın taraflarıyla iç içe geçer.

Söz konusu gruplar için savaş, sadece varlıklarını sürdürmek için bir alan değil, aynı zamanda birincil gelir kaynağıdır ve istikrarsızlığı sürdürmek için ekonomik bir teşvik oluşturuyor.

Söz konusu gruplar için savaş, sadece varlıklarını sürdürmek için bir alan değil, aynı zamanda birincil gelir kaynağıdır ve istikrarsızlığı sürdürmek için ekonomik bir teşvik oluşturuyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, bu dönüşümün açık bir örneğidir. On yıllardır süren koltan, altın ve elmas madenciliği, silahlı grupların finanse edilmesine yardımcı olarak savaş ekonomisini kendi kendini sürdürebilen bir sisteme dönüştürdü.

Savaş sürdükçe vergi kaçakçılığı, mal kaçakçılığı, silahlı gruplara malzeme temini ve halkla ilişkiler için aynı kanalların kullanılması nedeniyle gölge ekonomi ile savaş ekonomisi arasındaki sınırlar bulanıklaşıp ayırt edilemez oluyor. Zaman geçtikçe gölge ekonomi, savaş ekonomisinin içine giderek daha fazla çekiliyor. Gayri resmi ekonomiyi resmi ekonomiye entegre etme fırsatları büyük ölçüde azalıyor.

hy
Afrika'nın en büyük mülteci kamplarından biri olan Kenya'daki Dadaab Mülteci Kampı’nda kurulan geçici barınaklara dönerken bidonları yuvarlayan Somalili bir kadın ve çocuğu, 23 Mart 2023 (AFP)

Ayrıca, savaşlardan kaynaklanan uygulamalar yayılma ve genişleme eğiliminde olur. Meşru faaliyetlerin ekonomik olarak azalan uygulanabilirliği, yasadışı ekonomiye doğru daha da kaymaya yol açar. Bu da şiddetin tırmanmasına neden olan bazı etkileşim zincirleri yaratır.

Savaş ekonomisinin yıkıcı doğası

Gölge ekonomi, resmi ekonomi ve devlet kurumlarıyla bir arada var olabilir ve performansı dış koşullara göre dalgalanır. Ancak çatışma ekonomisi, devletle çatışması bakımından temelde farklıdır. Resmi kurumları zayıflatır. Doğası gereği açıkça yıkıcı olan büyüme dinamiklerine dayanır.

Ulusal ordular ve güvenlik kurumları tarafından çatışma ekonomisine dahil olan aktörlere karşı alınan baskıcı önlemler, bu ekonomiyi azaltmak veya ortadan kaldırmak yerine, onun yeniden üretilmesine ve güçlenmesine katkıda bulunuyor. Dahası, şiddetin tırmanması bu ekonominin hızını artırır. Böylece şiddet, olumsuz ekonomik süreçlerin kuluçkası haline gelirken, savaş ekonomisi silahlı çatışmaların devam etmesinin itici gücü olarak işlev görüyor.

‘Yönetilen savaş ekonomisi’ olabileceği teorisi, ‘yönetilen silahlı çatışma’ kavramı gibi, pratik testlere dayanamaz. Bu olgular hızla kendi başlarına bir hayat sürmeye başlarlar.

Sudan'daki iç savaş, devlet kurumlarının felç olduğu ve işlevini yitirdiği bir dönemde altının savaşan taraflar için önemli bir finansman kaynağı haline gelmesiyle, savaş ekonomisinin yıkıcı doğasının açık örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Savaş ekonomisi, toplumun çöküşü için yapısal bir mekanizma görevi görür. Bu, yalnızca istikrarsızlığın bir sonucu değil, giderek bu gerçeğin sürmesine ve derinleşmesine katkıda bulunan bağımsız bir faktöre dönüşür.

Çatışma ekonomisi, toplumun çöküşü için yapısal bir mekanizma görevi görür. Bu, yalnızca istikrarsızlığın bir sonucu değil, giderek bu gerçekliğin devam etmesine ve derinleşmesine katkıda bulunan bağımsız bir faktöre dönüşür.

Uluslararası toplumun Afrika'daki çatışma ekonomisini ele almak için sistematik önlemler almaması, bu ekonominin varlığını ve gelişimini dolaylı olarak desteklediği şeklinde yorumlanabilir.

Şu anda, AB ülkeleri, kıtadaki stratejilerinin çöküşünün şokundan ve ABD'nin insani yardımındaki azalmadan henüz yeni yeni kurtulmaya başlıyorlar. Bugün birincil hedefleri, ne pahasına olursa olsun mevcut ekonomik konumlarını koruyor.

Afrika ekonomilerinin en büyük yatırımcısı olan Çin, iç işlerine karışmama politikası uygulamakta ve buna bağlı kalmakta olup, genellikle silahlı çatışmalardan etkilenmeyen alanlarda yapısal yatırım projelerinin uygulanmasına odaklanıyor. Ancak, bazı Çinli aktörler, kaynağı bilinmeyen veya şüpheli doğal kaynakların ticari olarak sömürülmesinde rol oynuyor.

Benzer bir model, resmi olarak tarafsız olarak sınıflandırılan ulaştırma ve lojistik sektörlerine yönelen Körfez yatırımlarında da gözlemlenebilir. Ancak, Çin örneğinde olduğu gibi, bu yatırımlar genellikle başta altın olmak üzere doğal kaynakların ithalatıyla bağlantılı olur ve bunların gerçek kaynağı doğrulanmadan ithalatı gerçekleştirilir. Bu da savaş ekonomisini beslemeye katkıda bulunur.

sdfrgt
Zem Zem Mülteci Kampı’nın kontrolü HDK’nın eline geçtikten sonra kamptan kaçan yerinden edilmiş kişiler, Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesindeki Tavila beldesi yakınlarındaki açık bir alanda kurulan geçici kampta dinlenirken, 13 Nisan 2025 (AFP)

Afrika Birliği (AfB) veya Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi bölgesel kuruluşların, kurumsal zayıflıkları ve bürokratik verimsizlikleri nedeniyle pratik adımlar atma umutları sınırlı görünüyor.

ABD’nin dış politikası ise halen şekillenme aşamasında. Açıklamalar ve anlaşmalar dışında, henüz somut adımlara dönüşen bir gelişme yok. Buna karşılık, Rusya, Afrika'da devlet dışı silahlı gruplara karşı askeri operasyonlara doğrudan katılan tek ülke olmaya devam ediyor.

Moskova’nın Afrika’daki müttefiklerinin desteğiyle ‘güvenlik ihracı’ olarak tanımladığı olgu, gerilimin azaltılması ve istikrarın sağlanmasına yönelik koordineli bir önlem olarak sunuluyor. Bu yaklaşım, askeri varlığın yanı sıra gıda güvenliği, enerji ve ekonomi alanlarındaki girişimleri de içeriyor. Ancak, askeri yönüne çok fazla odaklanmak çatışmanın çözülmesine yol açmaz, aksine şiddet ve aşırılık düzeylerinin artmasına katkıda bulunur. Uygulamada, bu durum çatışma ekonomisini besleyen ve güçlendiren bir faktör haline gelir.

Afrika hükümetleri bugün, Afrika birliği gibi genel sloganlar dışında, net bir ideolojik çerçeve olmadan faaliyet gösteriyor. Odak noktaları öncelikle bağımsızlık ve ekonomik egemenlik ile karşılıklı fayda temelinde ortaklıklar kuruyor. En iyi koşulları sunan jeopolitik aktör, ulusal politikaların ve sivil toplum yönelimlerinin şekillenmesinde başlıca ortak haline gelebilir.

İnsani yardım girişimlerinin geliştirilmesi, en geniş anlamıyla ‘kılıçları saban demirlerine dönüştürme’ fikrinin pratik bir testi olabilir. Bu fikir, gıda dağıtımının ötesine geçerek eğitim, kültür ve sağlık hizmetlerini de kapsar. Bu tür girişimler, vatandaşları birbirine yaklaştırır ve silahlı çatışmaların yol açtığı bölünmeleri çözmeye yardımcı olur.

Ancak kapsamlı programlar olmazsa savaş ekonomisinin dinamikleri hız kesmeden yoluna devam eder. Bunu engelleyecek etkili önlemler arasında savaşın çözümü, devlet kurumlarına olan güvenin yeniden tesis edilmesi, yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve kayıt dışı ekonominin kayıtlı ekonomiye entegre edilmesi yer almalı. Bu tür adımlar atılmadığında, silahlı çatışmaların yayılması kaçınılmaz hale gelir ve bunun sonucunda devlet daha da kötüye gider.

Modern küresel bağlantılar, tüm uluslararası toplumu etkileyen sınır ötesi savaş ekonomilerinin ortaya çıkma olasılığını beraberinde getiriyor. Kayıt dışı mallar, silahlar, mali akışlar ve göç, ulusal sınırları aşar ve küresel ticaretin giderek artan bir parçası haline gelir.

Kısa vadede, çatışma ekonomisi küresel ekonomide aksaklıklara ve daha geniş çaplı uluslararası istikrarsızlığa yol açabilecek gerçek riskler oluşturuyor.



İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
TT

İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)

İran hükümeti bugün yaptığı açıklamada, savaşa kıyasla diplomasiyi tercih ettiğini, ancak her iki seçeneğe de hazır olduğunu ve herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcılık araçlarını kullanacağını vurguladı.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, üniversite öğrencilerinin protesto hakkına sahip olduğunu, ancak ‘kırmızı çizgileri’ aşmamaları gerektiğini belirtti. Bu açıklama, hafta sonundan bu yana İran üniversitelerinde yeniden alevlenen protestolara ilişkin ilk resmî tepki oldu.

Muhacerani, “Kutsallar ve bayrak, öfkenin en yoğun anlarında dahi aşmamamız ya da sapmamamız gereken kırmızı çizgilerin iki örneğidir” ifadesini kullandı.

Görgü tanıkları ve internette paylaşılan videolara göre öğrenciler, İran’ın başkenti genelindeki üniversitelerde hükümet karşıtı protestolar düzenledi. Bu gelişme, ABD güçlerinin bölgede olası saldırılar için konuşlandırıldığı bir dönemde, yeni bir huzursuzluk işareti olarak değerlendirildi.

ABD’nin, Tahran’ın nükleer programı konusunda İranlı yetkililerle yeni bir müzakere turunu önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de gerçekleştirmesi planlanıyor.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi X platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD ile İran arasındaki müzakereler perşembe günü Cenevre’de yapılacak olup, bir anlaşmaya varmak amacıyla ilave bir adım atma yönünde olumlu bir niyet bulunmaktadır” ifadesini kullandı.

Görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’daki yönetime karşı askeri bir saldırı başlatabileceğine dair artan endişelerin gölgesinde yürütülüyor.

Trump dün, Genelkurmay Başkanı’nın İran’a yönelik büyük çaplı bir operasyonun riskleri konusunda uyarıda bulunduğuna ilişkin haberleri yalanlayarak, Washington’un herhangi bir çatışmada Tahran’ı ‘kolaylıkla’ yenilgiye uğratabileceğini vurguladı.

fevfr
Tahran’daki ez-Zehra Üniversitesi önünde hükümet karşıtı bir yürüyüş için toplanan kız öğrencileri gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

Amerikan medyasında yer alan haberlerde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in, İran’a yönelik olası saldırıların çatışmanın uzaması da dahil olmak üzere çeşitli riskler barındırdığı konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmişti. Ancak Trump, sahibi olduğu Truth Social platformundaki paylaşımında, Caine’in ‘İran’a karşı savaşa girilmesine karşı çıktığı’ yönündeki iddiaların ‘yüzde yüz yanlış’ olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Axios internet sitesinden aktardığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner, başkanı şu aşamada İran’a yönelik saldırı düzenlememesi ve diplomatik çabalara alan tanıması yönünde teşvik ediyor.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan medyasını kasıtlı olarak ‘yanlış’ haberler yapmakla suçladı.

Trump, “Kararı veren benim. Bir anlaşmaya varmayı tercih ederim; ancak bir anlaşma yapamazsak, bu o ülke için çok kötü, halkı için ise son derece talihsiz bir gün olur” ifadelerini kullandı.

Trump, devam eden görüşmelerin ilk başkanlık döneminde 2018 yılında çekildiği nükleer anlaşmanın yerine geçecek bir düzenlemeyle sonuçlanmaması halinde, Tahran’a karşı ilave askerî adımlar atmakla da defalarca tehdit etmişti.

Washington yönetimi Ortadoğu’ya büyük bir askerî güç konuşlandırdı; bölgeye iki uçak gemisi, ondan fazla savaş gemisi ile çok sayıda savaş uçağı ve askerî teçhizat sevk edildi.


Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı

USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)
TT

Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı

USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)

İran, Cenevre'de üçüncü tur dolaylı müzakerelerin arifesinde, ABD'ye, ‘sınırlı’ olarak nitelendirilse bile herhangi bir saldırının bir saldırganlık eylemi olarak kabul edileceğini ve ‘kararlı ve katı’ bir yanıtla karşılanacağı uyarısında bulundu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, herhangi bir saldırganlığın etkilerinin ‘tek bir ülkeyle sınırlı kalmayacağını’ söyledi. Garibabadi, gerginliğin tırmanmasını önleme çağrısında bulunurken Tahran, ‘geçici anlaşmaya’ varıldığı haberlerini bir kez daha yalanladı ve herhangi bir anlaşma için yaptırımların kaldırılmasında ısrarcı olduğunu vurguladı.

Diplomatik kanallar aracılığıyla İran'ın olası bir yanıt vermesi bekleniyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin liderliğindeki müzakerelerle paralel olarak, Ali Laricani'nin Umman'ın arabuluculuğuyla Tahran'ın tutumunu iletmek üzere Maskat'a ziyaret edeceği bildiriliyor.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı somut tavizler vermeye zorlamak için ‘hedefli bir saldırı’ yapmayı düşünürken, İran'ın buna uymaması halinde daha geniş çaplı bir saldırı seçeneğini de açık tutuyor. ABD’den gelen haberlere göre Trump, açık bir savaşı önlemek için nükleer ve balistik füze tesislerini hedef alan ‘uyarı’ niteliğinde bir saldırı tercih ediyor. Beyaz Saray çevreleri, özellikle seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, herhangi bir askeri harekatın iç siyasi ve ekonomik maliyetler bakımından dikkatlice hesaplanacağını vurguluyor.

Öte yandan Washington, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Yunanistan'ın Girit adasına ulaşmasıyla bölgedeki askeri varlığını güçlendirdi.

Tel Aviv'de ise İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail'in ‘karmaşık günler’ ile karşı karşıya olduğunu belirterek, İsrail’in saldırıya uğraması halinde ‘hayal edilemeyecek’ bir yanıt vereceklerini söyledi.


Hindistan'da içerisinde yeni kişinin bulunduğu ambulans uçak düştü

Hindistan polisi (EPA)
Hindistan polisi (EPA)
TT

Hindistan'da içerisinde yeni kişinin bulunduğu ambulans uçak düştü

Hindistan polisi (EPA)
Hindistan polisi (EPA)

Hindistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (DGCA), pazartesi günü Hindistan'ın doğusunda içerisinde yedi kişinin bulunduğu ambulans uçağın düştüğünü açıkladı.

DGCA, Beechcraft C90 tipi ambulans uçağın, Hindistan'ın doğusundaki Jharkhand eyaletinin Kasaria bölgesinde düştüğünü belirtti. İki mürettebat üyesi de dahil olmak üzere yedi kişinin akıbeti henüz bilinmiyor.

Dün akşam sosyal medyada yayınlanan bir açıklamada, yetkililer, arama ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaştığını ve Uçak Kazaları Araştırma Bürosu'ndan bir ekibin kaza yerine gönderildiğini kaydetti.

Redbird Airways'e ait özel uçak, dün akşam Jharkhand'ın eylaetinin yönetim şehri Ranchi'den, bir hasta ve sağlık ekibini taşıyan Yeni Delhi'ye doğru yola çıkmıştı.

Yetkililer, ‘uçağın kötü hava koşulları nedeniyle rota değişikliği talebinde bulunduğunu’ ve 23 dakika sonra hava trafik kontrolüyle iletişimi kaybettiğini belirtti.

Yerel basında, uçağın bir ormana düştüğü bildirildi.

Geçen ay, batıdaki Maharaştra eyaletinden bir hükümet yetkilisi ve dört kişi, kiraladıkları uçak Pune şehrine iniş yaparken düşerek hayatını kaybetmişti.