Afrika’da gölge ekonomi: Hayatta kalma mücadelesinden kesintisiz şiddetin itici gücüne

M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)
M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)
TT

Afrika’da gölge ekonomi: Hayatta kalma mücadelesinden kesintisiz şiddetin itici gücüne

M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)
M23 hareketinden bir asker, Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) üyesi yaklaşık 100 kişinin başında nöbet tutarken (AFP)

Sergey Eldinov

Afrika kıtası, onlarca yıl boyunca dünyanın bilinç altında iç savaşlarla özdeşleştirildi. Bugün kıtanın büyük bir bölümüne yayılmış halde olan bu savaşlar, Sahel'deki bölgesel çatışmalardan Sudan'daki açık iç savaşa, Kamerun'daki yerel ayrılıkçılıktan Mozambik'teki cihatçı faaliyetlere kadar kapsam ve şiddet açısından çeşitlilik gösteriyor. Her bir vakanın kendine özgü özellikleri olmasına rağmen, hepsinin bazı ortak özellikleri bulunuyor.

Hükümet karşıtı silahlı grupların faaliyetleri, güvenlik güçlerinin sayısının artmasıyla orantılı olarak artıyor. Aynı şekilde hükümet yanlısı milis grupların oluşması, daha fazla sivil silahlı grubun kurulmasını teşvik ederken bu grupları daha koordineli bir şekilde çalışmaya itiyor.

Üsleri ve kampları ortadan kaldırmayı, ikmal kanallarını kesmeyi ve lojistik ağları bozmayı amaçlayan hükümet politikaları, muhalif güçleri karşı önlemler almaya sevk ediyor. Sonuç olarak, askeri garnizonlara yönelik saldırılar artıyor, toprak ve ulaşım yolları üzerindeki kontrol genişliyor, lojistik ağlar güçleniyor ve yasadışı tedarik yöntemleri ve kanalları çoğalıyor.

Çatışma bölgelerindeki sivillerin durumu hızla kötüleşiyor. Siviller sadece savaş operasyonlarının değil, aynı zamanda derin ekonomik çöküşün de kurbanları oluyor. Üretim düşüyor ve ticaret azalıyor. Toprağa, otlaklara ve suya erişim kısmen kısıtlanıyor, gelir kaynakları ortadan kalkıyor ve emtia fiyatları yükseliyor. Toplum, karşı karşıya olduğu zorluklar yüzünden hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Tüm bunların sonucunda, sosyal hareketlilik azalıyor, bireyler arasındaki bağlar kopuyor, geleneksel kurumlar zayıflıyor ve devlete olan güven azalıyor. Devlet ve geleneksel düzenleme mekanizmaları zayıfladıkça, silahlı grupların ve gayri resmi liderlerin nüfuzu artıyor.

Yukarıdakilerle yakından bağlantılı ve akademik ve siyasi söylemlerde sıklıkla göz ardı edilen bir diğer önemli faktörse, silahlı çatışmaların etkilenen bölgelerin kaynaklarını tüketmesine rağmen ekonomik faaliyeti tamamen yok etmemesi. Ekonomik yaşam devam eder, ancak yeni gerçekliğe uyum sağlamak için köklü dönüşümler geçirir. Çatışmalardan etkilenen bölgelerdeki ekonomik manzara yeniden şekillenir, faaliyet merkezleri ve eski merkezler değişir, devlet ve bir dereceye kadar geleneksel kurumlar statülerini kaybeder. Bu değişen bağlamda, yeni bir sosyo-ekonomik fenomen olarak savaş ekonomisi ortaya çıkar.

Gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinin büyük bir bölümünü oluşturan ve hükümet düzenlemeleri ile resmi istatistiklerin dışında faaliyet gösteren kayıt dışı sektörün varlığı yadsınamaz bir gerçek. Bazı durumlarda, ihlaller genellikle vergi ödememe ve resmi devlet düzenleme kurumlarından bağımsız olma ile sınırlı olduğundan, bu sektör yarı yasal olarak kabul edilebilir.

Resmi ekonominin büyümesindeki yavaşlık, aktif nüfusun büyük bir bölümünü işportacılık, el sanatları, tarım ve hizmet sektörü gibi çeşitli serbest meslek türlerine yönelmek zorunda bırakıyor. Gayri resmi (kayıt dışı) ekonomi, devletin kurumsal zayıflıklarını telafi ederek temel geçim kaynaklarını güvence altına alan bir rol oynuyor. Kendi ekonomik araçları ve mekanizmaları olur ve bunlar arasında finansal sistemler ve güvenlik mekanizmaları da bulunur. Güven, kişisel ağlar ve karşılıklı taahhütlere dayanan bu ekonomi, sosyal çöküş riskini azaltmaya yardımcı oluyor.

Gayri resmi ekonomi oldukça esnek ve uyumludur. Kurumsal çalkantıların yaşandığı dönemlerde bile faaliyetlerini sürdürür. Ayrıca ulusal sınırların ötesine uzanır ve etnik veya dini aidiyetlere bakılmaksızın çeşitli sosyal grupları kapsar.

Çoğu Afrika ülkesinde, kayıt dışı ekonomi ekonomik ve sosyal yaşamın can damarıdır. Hükümetler, bu sektörün istihdamın önemli bir kaynağı olarak sürdürülebilirliğini korumak ve aynı zamanda kayıt dışı ekonomiyi daha iyi yönetmek gibi ikili bir zorlukla karşı karşıyadır.   

Çoğu Afrika ülkesinde, kayıt dışı ekonomi ekonomik ve sosyal yaşamın can damarıdır. Hükümetler, bu sektörün istihdamın önemli bir kaynağı olarak sürdürülebilirliğini korumak ve aynı zamanda kayıt dışı ekonomiyi daha iyi yönetmek gibi çift yönlü bir zorlukla karşı karşıya kalır.

Gayri resmi ekonominin yanı sıra, gelişmekte olan ülkelerde kaçakçılık, doğal kaynakların yasadışı çıkarılması, insan ve mal kaçakçılığı, yolsuzluk planları ve diğer yasadışı ekonomik faaliyetler gibi yasadışı ve hatta suç teşkil eden bir sektör de gelişiyor. Gayri resmi ve yasadışı olan bu iki sektör birlikte, gölge ekonomi olarak bilinen yapıyı oluşturuyor. Yasal ve yasadışı bileşenleri arasındaki denge bölgeden bölgeye değişmekle birlikte, dinamikleri genellikle yaşam standartlarıyla yakından bağlantılı. Gölge ekonomi, devlet baskısı veya diğer faktörler nedeniyle gerilediğinde, sosyal gerilimler artma eğilimi gösterir ve ekonomi daha suçlu hale gelir.

fghyj
Mali'nin Azavad bölgesindeki silahlı siyasi hareket olan Azavad Kurtuluş Hareketi'nden (MSA) silahlı adamlar, bir kamyonetin arkasına monte edilmiş bir uçaksavar silahıyla Menaka dışındaki çöl bölgesinde toplandıkları sırada, 14 Mart 2020 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mali'deki durum, sığır ticareti, altın madenciliği ve yakıt nakliyesi gibi gayri resmi ekonomik faaliyetlerin, silahlı gruplar tarafından kontrol edilen gölge ağlara nasıl entegre edildiğini ve ekonomik faaliyetlerin niteliğini kökten değiştirdiğini gösteriyor.

Gölge ekonomi, sadece ekonomik faaliyetlerin biçimini ve yoğunluğunu değil, aynı zamanda sosyal güven düzeyini, özellikle de devlet kurumlarına duyulan güveni de yansıtıyor. Devlet, ülkenin dört bir yanında nüfuzunu genişletmekte zorlanınca bu boşluğu kısmen gayri resmi yapılar doldurur. Bölge, idari ve ekonomik merkezlerden ne kadar uzaksa, gölge ekonominin etkisi o kadar büyük olur.

Savaş ekonomisine geçiş

Savaşın etkisi altında, gölge ekonomi sosyal işlevlerini sürdürür, ancak yapısal değişikliklere uğrar ve hızla özerkliğini yitirir. Askeri operasyonlar ve altyapının tahrip edilmesi nedeniyle yerinden edilen siviller, gayri resmi ekonomiden bile dışlanır ve bazıları silahlı gruplar tarafından askere alınır. Diğerleri ise çatışmayla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı yasadışı faaliyetlere sürüklenir.

Bölgeyi kontrol eden silahlı gruplar, güç merkezleri ve fiili otoriteler haline gelirler ve yarı-hükümet kurumsal bir ortam oluştururlar. Çatışmanın dinamikleri, bu grupları gölge ekonominin başlıca yararlanıcısı haline getirir. Böylece, gayri resmi kurumlar ve geleneksel yapılar, silahlı çatışmanın taraflarıyla iç içe geçer.

Söz konusu gruplar için savaş, sadece varlıklarını sürdürmek için bir alan değil, aynı zamanda birincil gelir kaynağıdır ve istikrarsızlığı sürdürmek için ekonomik bir teşvik oluşturuyor.

Söz konusu gruplar için savaş, sadece varlıklarını sürdürmek için bir alan değil, aynı zamanda birincil gelir kaynağıdır ve istikrarsızlığı sürdürmek için ekonomik bir teşvik oluşturuyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, bu dönüşümün açık bir örneğidir. On yıllardır süren koltan, altın ve elmas madenciliği, silahlı grupların finanse edilmesine yardımcı olarak savaş ekonomisini kendi kendini sürdürebilen bir sisteme dönüştürdü.

Savaş sürdükçe vergi kaçakçılığı, mal kaçakçılığı, silahlı gruplara malzeme temini ve halkla ilişkiler için aynı kanalların kullanılması nedeniyle gölge ekonomi ile savaş ekonomisi arasındaki sınırlar bulanıklaşıp ayırt edilemez oluyor. Zaman geçtikçe gölge ekonomi, savaş ekonomisinin içine giderek daha fazla çekiliyor. Gayri resmi ekonomiyi resmi ekonomiye entegre etme fırsatları büyük ölçüde azalıyor.

hy
Afrika'nın en büyük mülteci kamplarından biri olan Kenya'daki Dadaab Mülteci Kampı’nda kurulan geçici barınaklara dönerken bidonları yuvarlayan Somalili bir kadın ve çocuğu, 23 Mart 2023 (AFP)

Ayrıca, savaşlardan kaynaklanan uygulamalar yayılma ve genişleme eğiliminde olur. Meşru faaliyetlerin ekonomik olarak azalan uygulanabilirliği, yasadışı ekonomiye doğru daha da kaymaya yol açar. Bu da şiddetin tırmanmasına neden olan bazı etkileşim zincirleri yaratır.

Savaş ekonomisinin yıkıcı doğası

Gölge ekonomi, resmi ekonomi ve devlet kurumlarıyla bir arada var olabilir ve performansı dış koşullara göre dalgalanır. Ancak çatışma ekonomisi, devletle çatışması bakımından temelde farklıdır. Resmi kurumları zayıflatır. Doğası gereği açıkça yıkıcı olan büyüme dinamiklerine dayanır.

Ulusal ordular ve güvenlik kurumları tarafından çatışma ekonomisine dahil olan aktörlere karşı alınan baskıcı önlemler, bu ekonomiyi azaltmak veya ortadan kaldırmak yerine, onun yeniden üretilmesine ve güçlenmesine katkıda bulunuyor. Dahası, şiddetin tırmanması bu ekonominin hızını artırır. Böylece şiddet, olumsuz ekonomik süreçlerin kuluçkası haline gelirken, savaş ekonomisi silahlı çatışmaların devam etmesinin itici gücü olarak işlev görüyor.

‘Yönetilen savaş ekonomisi’ olabileceği teorisi, ‘yönetilen silahlı çatışma’ kavramı gibi, pratik testlere dayanamaz. Bu olgular hızla kendi başlarına bir hayat sürmeye başlarlar.

Sudan'daki iç savaş, devlet kurumlarının felç olduğu ve işlevini yitirdiği bir dönemde altının savaşan taraflar için önemli bir finansman kaynağı haline gelmesiyle, savaş ekonomisinin yıkıcı doğasının açık örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Savaş ekonomisi, toplumun çöküşü için yapısal bir mekanizma görevi görür. Bu, yalnızca istikrarsızlığın bir sonucu değil, giderek bu gerçeğin sürmesine ve derinleşmesine katkıda bulunan bağımsız bir faktöre dönüşür.

Çatışma ekonomisi, toplumun çöküşü için yapısal bir mekanizma görevi görür. Bu, yalnızca istikrarsızlığın bir sonucu değil, giderek bu gerçekliğin devam etmesine ve derinleşmesine katkıda bulunan bağımsız bir faktöre dönüşür.

Uluslararası toplumun Afrika'daki çatışma ekonomisini ele almak için sistematik önlemler almaması, bu ekonominin varlığını ve gelişimini dolaylı olarak desteklediği şeklinde yorumlanabilir.

Şu anda, AB ülkeleri, kıtadaki stratejilerinin çöküşünün şokundan ve ABD'nin insani yardımındaki azalmadan henüz yeni yeni kurtulmaya başlıyorlar. Bugün birincil hedefleri, ne pahasına olursa olsun mevcut ekonomik konumlarını koruyor.

Afrika ekonomilerinin en büyük yatırımcısı olan Çin, iç işlerine karışmama politikası uygulamakta ve buna bağlı kalmakta olup, genellikle silahlı çatışmalardan etkilenmeyen alanlarda yapısal yatırım projelerinin uygulanmasına odaklanıyor. Ancak, bazı Çinli aktörler, kaynağı bilinmeyen veya şüpheli doğal kaynakların ticari olarak sömürülmesinde rol oynuyor.

Benzer bir model, resmi olarak tarafsız olarak sınıflandırılan ulaştırma ve lojistik sektörlerine yönelen Körfez yatırımlarında da gözlemlenebilir. Ancak, Çin örneğinde olduğu gibi, bu yatırımlar genellikle başta altın olmak üzere doğal kaynakların ithalatıyla bağlantılı olur ve bunların gerçek kaynağı doğrulanmadan ithalatı gerçekleştirilir. Bu da savaş ekonomisini beslemeye katkıda bulunur.

sdfrgt
Zem Zem Mülteci Kampı’nın kontrolü HDK’nın eline geçtikten sonra kamptan kaçan yerinden edilmiş kişiler, Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesindeki Tavila beldesi yakınlarındaki açık bir alanda kurulan geçici kampta dinlenirken, 13 Nisan 2025 (AFP)

Afrika Birliği (AfB) veya Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi bölgesel kuruluşların, kurumsal zayıflıkları ve bürokratik verimsizlikleri nedeniyle pratik adımlar atma umutları sınırlı görünüyor.

ABD’nin dış politikası ise halen şekillenme aşamasında. Açıklamalar ve anlaşmalar dışında, henüz somut adımlara dönüşen bir gelişme yok. Buna karşılık, Rusya, Afrika'da devlet dışı silahlı gruplara karşı askeri operasyonlara doğrudan katılan tek ülke olmaya devam ediyor.

Moskova’nın Afrika’daki müttefiklerinin desteğiyle ‘güvenlik ihracı’ olarak tanımladığı olgu, gerilimin azaltılması ve istikrarın sağlanmasına yönelik koordineli bir önlem olarak sunuluyor. Bu yaklaşım, askeri varlığın yanı sıra gıda güvenliği, enerji ve ekonomi alanlarındaki girişimleri de içeriyor. Ancak, askeri yönüne çok fazla odaklanmak çatışmanın çözülmesine yol açmaz, aksine şiddet ve aşırılık düzeylerinin artmasına katkıda bulunur. Uygulamada, bu durum çatışma ekonomisini besleyen ve güçlendiren bir faktör haline gelir.

Afrika hükümetleri bugün, Afrika birliği gibi genel sloganlar dışında, net bir ideolojik çerçeve olmadan faaliyet gösteriyor. Odak noktaları öncelikle bağımsızlık ve ekonomik egemenlik ile karşılıklı fayda temelinde ortaklıklar kuruyor. En iyi koşulları sunan jeopolitik aktör, ulusal politikaların ve sivil toplum yönelimlerinin şekillenmesinde başlıca ortak haline gelebilir.

İnsani yardım girişimlerinin geliştirilmesi, en geniş anlamıyla ‘kılıçları saban demirlerine dönüştürme’ fikrinin pratik bir testi olabilir. Bu fikir, gıda dağıtımının ötesine geçerek eğitim, kültür ve sağlık hizmetlerini de kapsar. Bu tür girişimler, vatandaşları birbirine yaklaştırır ve silahlı çatışmaların yol açtığı bölünmeleri çözmeye yardımcı olur.

Ancak kapsamlı programlar olmazsa savaş ekonomisinin dinamikleri hız kesmeden yoluna devam eder. Bunu engelleyecek etkili önlemler arasında savaşın çözümü, devlet kurumlarına olan güvenin yeniden tesis edilmesi, yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve kayıt dışı ekonominin kayıtlı ekonomiye entegre edilmesi yer almalı. Bu tür adımlar atılmadığında, silahlı çatışmaların yayılması kaçınılmaz hale gelir ve bunun sonucunda devlet daha da kötüye gider.

Modern küresel bağlantılar, tüm uluslararası toplumu etkileyen sınır ötesi savaş ekonomilerinin ortaya çıkma olasılığını beraberinde getiriyor. Kayıt dışı mallar, silahlar, mali akışlar ve göç, ulusal sınırları aşar ve küresel ticaretin giderek artan bir parçası haline gelir.

Kısa vadede, çatışma ekonomisi küresel ekonomide aksaklıklara ve daha geniş çaplı uluslararası istikrarsızlığa yol açabilecek gerçek riskler oluşturuyor.



İran'dan gelen tehditler üzerine Farsça yayın yapan "Manoto" kanalı Londra'dan yayınlarını askıya aldı

İngiliz polisi, (Reuters)
İngiliz polisi, (Reuters)
TT

İran'dan gelen tehditler üzerine Farsça yayın yapan "Manoto" kanalı Londra'dan yayınlarını askıya aldı

İngiliz polisi, (Reuters)
İngiliz polisi, (Reuters)

Londra merkezli Farsça yayın yapan Manoto televizyon kanalı, dün yaptığı açıklamada, İngiltere terörle mücadele polisinin, kanalın bulunduğu binanın sahibini Tahran'dan gelebilecek potansiyel bir tehdit konusunda bilgilendirmesinin ardından canlı yayınını durdurmak zorunda kaldığını belirtti.

2010 yılında kurulan ve İran diasporası arasında popüler bir muhalif medya kuruluşu olarak kabul edilen kanal, yayınların geçici olarak askıya alınmasının İran'ın tarihindeki “en hassas anlardan” birini yaşadığı dönemde gerçekleştiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, son iki ayda, yıllardır liderlik için en büyük zorluklardan biri olan hükümet karşıtı kitlesel protestolara sahne oldu.

 Britanya'da iki polis memuru (Reuters)Britanya'da iki polis memuru (Reuters)

Kanalın yaptığı açıklamada, “Yurtiçi ve bölgesel gelişmelerin benzeri görülmemiş hızla ilerlediği bir dönemde, İslam Cumhuriyeti'nin bağımsız medya haberlerini bastırmak amacıyla ifade özgürlüğüne yönelik tehditleri yoğunlaştı” denildi. Açıklama şöyle devam etti: “Binanın sahibi, Birleşik Krallık terörle mücadele polisinden İran İslam Cumhuriyeti'nin bize yönelik potansiyel bir tehdit hakkında bildirim aldıktan sonra kira sözleşmemizi feshetme niyetini bildirdi.”

Personel binaya girmekten men edildi, bu da alternatifler bulunana kadar yayınların geçici olarak askıya alınmasına neden oldu. Kanal, “Önceliğimiz, mümkün olan en kısa sürede güvenli ve istikrarlı bir yerden canlı yayına devam etmektir” ifadelerini kullandı.


Fransa, ABD büyükelçisinin resmi çağrıya uymaması üzerine yetkilerini kısıtladı

ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)
ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)
TT

Fransa, ABD büyükelçisinin resmi çağrıya uymaması üzerine yetkilerini kısıtladı

ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)
ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)

Fransız Dışişleri Bakanı dün, ABD Büyükelçisi Charles Kushner'in, dövülerek öldürülen aşırı sağcı bir aktivistin ölümüyle ilgili olarak Başkan Donald Trump yönetiminin yaptığı açıklamaları görüşmek üzere düzenlenen toplantıya katılmaması üzerine, Fransız hükümeti üyeleriyle doğrudan iletişim kurmasının yasaklanmasını talep etti.

Diplomatik kaynaklara göre Fransız yetkililer, Başkan Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner'in babası Kushner'i dün akşam Dışişleri Bakanlığına çağırdı, ancak kendisi bu çağrıya uymadı.

Buna göre, Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barou, “ülkesini temsil etme onuruna sahip bir büyükelçinin temel beklentilerinin açıkça yanlış anlaşılması ışığında” Kushner'in yetkililere erişimini kısıtlamak için adımlar attı.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre bakanlık yayınladığı açıklamada, uzlaşma kapısını açık bıraktı ve “Elbette Büyükelçi Charles Kushner'in görevlerini yerine getirmesi ve Dışişleri Bakanlığına gelmesi hala mümkündür, böylece 250 yıllık dostlukta kaçınılmaz olarak ortaya çıkabilecek zorlukları aşmak için gerekli diplomatik görüşmeleri yapabiliriz.”

Fransız aşırı sağcı aktivist Contant Duranck, aşırı solcu olduğundan şüphelenilen aktivistlerle çıkan kavgada dövülerek öldürüldü.

Fransa'daki ABD Büyükelçiliği ve ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Ofisi, olayı takip ettiklerini belirterek, X platformunda yaptıkları açıklamada “solcular arasında radikal şiddet artıyor” uyarısında bulundu ve bunun kamu güvenliğine bir tehdit olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerikalıların 10'da 6'sı artık Başkan Donald Trump'ın yaptığı işi onaylamıyor. Bu oran, şiddete başvuran destekçilerinden oluşan grubun 6 Ocak 2021'de ABD Kongre Binası'na saldırmasından bu yana en düşük seviye.

12 - 17 Şubat'ta yapılan yeni Washington Post/Ipsos anketine göre, kayıtlı seçmenlerin yüzde 58'i ve genel olarak Amerikalıların yüzde 60'ı Trump'ın başkanlık performansının kötü olduğunu düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 50'si ise görev performansını "kesinlikle" onaylamıyor.

Başkan, ülke çapında kitlesel sınır dışı etme kampanyası ve sürekli yüksek tüketici fiyatları nedeniyle, en önemli iki konusu olan göç ve ekonomide kan kaybetmeye devam ediyor.

Trump'ın Amerikalıları enflasyon baskılarının ya hiç olmadığı ya da hızla azaldığı konusunda ikna etme çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi. Ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 65'i başkanın fiyatları düşürmede kötü bir iş çıkardığını söylüyor.

Ayrıca çok sayıda Amerikalı, Trump'ın küresel gümrük vergilerine de karşı çıkıyor. Son ankete göre, Amerikalıların yüzde 64'ü bu stratejiye karşı çıktı; bu oran, göreve başlamasından bu yana neredeyse hiç değişmedi. Cuma günü Yüksek Mahkeme, Trump'ın gümrük vergisi gündeminin büyük bölümünün yasadışı olduğuna karar verdi.

Anketteki en yüksek onaylamama oranlarından biri (yüzde 58), Trump'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelikti. Yönetimi, geniş çaplı sınır dışı etme tutuklamaları yapmak için bazı Amerikan şehirlerine ICE ajanlarını gönderdi. Minneapolis'te bu durum, protestocularla şiddetli çatışmalara ve bu kış ICE ajanları tarafından iki Amerikalı, Alex Pretti ve Renee Good'un öldürülmesine yol açtı.

Trump'ın bu konuda daha kötü bir onaylanmama oranıyla karşılaştığı tek zaman, Post/Ipsos anketinde, ABD'ye küçük yaşta getirilen göçmenleri sınır dışı edilmekten koruyan DACA programını (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) iptal etmesinden günler sonra, Eylül 2017'ydi.

Başkan, ABD'nin yabancı müttefikleriyle ilişkilerini sürdürme yeteneği konusunda düşük notlar aldı. Kanada'yla ticaret anlaşmazlıkları, Grönland konusunda NATO'yla yaşanan çekişmeler ve İran'a yönelik olası bir askeri saldırı nedeniyle onaylanmama oranı yüzde 62'ye ulaştı.

bghyju
Donald Trump'ın göçmenlik konusundaki onay oranları, 2017'de DACA'yı iptal etmesinden bu yana en düşük seviyede (AFP)

Cumhuriyetçiler, ağır kayıpların yaşanma ihtimallerinin giderek arttığı ara seçim dönemine doğru bocalayarak ilerliyor. Bunun sebepleri arasında Senato tablosunun bir anda kendileri için olumsuz hale gelmesi ve çekişmeli seçim bölgelerinde Demokratların açık ara önde olmasının Cumhuriyetçi üyeleri terletmesi var. Emeklilik dalgası da Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğunu düşük tek haneli rakamlara indirirken, Senato'daki çoğunluğu koruma çabalarını da zorlaştırıyor.

Post/Ipsos anketi, Trump'ın ekonomiyle ilgili rakamlarının son aylarda biraz toparlandığını gösterse de genel beğenilmeme oranının Cumhuriyetçi Parti için sorun olmaya devam ettiğini ve gelecek aylarda iyileşme olmazsa kasımdaki seçimlerdeki parti sonuçlarını kolayca aşağı çekebileceğine işaret ediyor.

Post/Ipsos anketinden elde edilen veriler, 12 - 17 Şubat'ta ​​2 bin 589 ABD'li yetişkinden oluşan bir örneklemden toplandı ve hata payı +/- yüzde 2. Kayıtlı seçmen örnekleminde ise 2 bin 87 seçmenin yanıtı yer alıyor ve ve hata payı +/- yüzde 2,2.

Independent Türkçe