Doğu Akdeniz bir kavşakta: Artan gerilimler mi yoksa yenilenen nüfuz mu?

Benzersiz bir bölgesel yapı

Tek taraflı deklare edilmiş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Girne semalarındaki Türk helikopterleri ve savaş gemileri  (AFP)
Tek taraflı deklare edilmiş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Girne semalarındaki Türk helikopterleri ve savaş gemileri  (AFP)
TT

Doğu Akdeniz bir kavşakta: Artan gerilimler mi yoksa yenilenen nüfuz mu?

Tek taraflı deklare edilmiş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Girne semalarındaki Türk helikopterleri ve savaş gemileri  (AFP)
Tek taraflı deklare edilmiş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Girne semalarındaki Türk helikopterleri ve savaş gemileri  (AFP)

Michael Harari

Doğu Akdeniz'de son 15 yılda yapılan doğal gaz keşifleri, bölgede bir dizi önemli siyasi gelişmeye yol açtı ve benzersiz bir bölgesel yapının oluşmasına katkıda bulundu. Bu yapının özü, İsrail-Yunanistan-Kıbrıs üçgeni arasındaki yakın iş birliğinin yanı sıra, Ocak 2019'da Mısır'ın öncü rol oynadığı Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kurulmasıdır.

Forum, yukarıda belirtilen ülkelere ek olarak Ürdün, İtalya ve Filistin'i de içeriyor ve merkezi Kahire'de bulunuyor. Türkiye'nin bu çerçevedeki yokluğu tesadüf değil, zira bu bölgesel blok, birçok açıdan, bölgedeki çoğu ülkenin ve kendi çıkarlarıyla uyuşmadığını düşündüğü Türk politikalarına bir tepki olarak ortaya çıktı. Lübnan'ın foruma katılma daveti aldığını, fakat (açıkça duyurulmadığı gibi) gözlemci olarak bile foruma katılamamasının şaşırtıcı olmadığını belirtmek gerekir. O zamandan beri bölgenin sahne olduğu çalkantılara rağmen, bu bölgesel mutabakat büyük ölçüde bir arada kaldı; bu, özellikle Gazze Savaşı'nın tetiklediği derin gerilimler göz önüne alındığında dikkat çekicidir.

Son birkaç yıl boyunca Türkiye, bu bölgesel gerçekliğe meydan okumaya çalıştı. Son zamanlarda da Mısır ve Körfez ülkeleriyle, özellikle Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini yeniden kurmayı başardı. Ankara ve Atina arasındaki ilişkilerde de belirgin bir iyileşme görüldü. Bilhassa Esed rejiminin çöküşü ve Ahmed eş-Şara'nın Şam'da iktidara gelmesi, Başkan Trump'ın ikinci bir dönem için Beyaz Saray'a dönmesi de dahil olmak üzere, bölgesel ve uluslararası gelişmeler Türkiye'nin yeni bir güven kazanmasını sağladı.

Türkiye, 2019'da Libya ile münhasır ekonomik bölgeyi belirleyen bir anlaşma imzalayarak yeni bölgesel düzenlemelere daha erken bir dönemde yanıt vermeye çalıştı. 2011'de Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana Libya, uluslararası alanda tanınan Trablus'taki ile General Halife Hafter liderliğinde Tobruk'taki iki rakip otorite arasında bir iç savaş ve siyasi bölünmenin pençesinde. Trablus hükümetiyle imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması, Girit Adası'nı göz ardı ederek Akdeniz'in büyük bir bölümünü Türkiye ve Libya arasında bölüyordu. Dolayısıyla diğer bölge ülkeleri ve daha geniş ölçüde uluslararası toplumun bu anlaşmayı tanımayı reddetmesi şaşırtıcı değildi.

Son aylarda Ankara, 2019 anlaşmasını onaylamaya her zamankinden daha yakın görünen Tobruk hükümetiyle ilişkilerinde önemli ilerleme kaydetti. Yunanistan, bu hamleyi hemen engellemeye çalıştı ve Dışişleri Bakanı yakın zamanda iki kez Libya'yı ziyaret ederek, Türkiye-Libya deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını zaten reddeden Kahire'yi ikna etmeye çalıştı. Ancak bu çabaları şimdiye kadar pek başarılı olamadı. Hesaplı bir politika izleyen Türkiye, henüz deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını resmen onaylamamış olmasına rağmen, General Hafter ile temaslarını güçlendirdi. Ankara, Libya geleneksel olarak Mısır'ın ulusal güvenlik hesaplarında en önemli önceliklerden biri olmasına rağmen, halihazırda nispeten alt sıralara gerilemiş olmasından faydalandı. Türkiye-Mısır ilişkileri son yıllarda iyileşmiş olduğu için de Kahire bu olumlu gidişatı şu anda tersine çevirme riskine girmeye istekli gibi görünmüyor.

Türkiye, 2019 yılında Libya ile münhasır ekonomik bölgeyi belirleyen bir anlaşma imzalayarak yeni bölgesel düzenlemelere daha erken bir dönemde yanıt vermeye çalıştı

Aynı zamanda, son aylarda Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerginlikte bir yükseliş yaşandı. Ankara, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki elektrik bağlantısı projesine, güzergahının kendi ekonomik sınırları içindeki bölgelerden geçtiğini iddia ederek itiraz etti. Bu anlaşmazlık, Atina'nın Türkiye'ye kısıtlamalar getirmesi için Avrupa Birliği'nden (AB) destek almaya çalışmasıyla Brüksel'de bir dizi diplomatik hamleye yol açtı.

Türkiye'nin temel amacının, son 15 yıldır dışlandığı bölgesel yapıyı zayıflatmak olduğu aşikar. Ankara'nın stratejik konumunun, özellikle Suriye'deki dönüşümler, Başkan Trump'ın iktidara dönüşü, ABD'nin kıtaya ve NATO'ya olan bağlılığındaki gerileme ile birlikte Avrupa’nın artan güvenlik ihtiyaçları gibi bir dizi radikal gelişme sayesinde son iki yılda iyileştiği göze çarpıyor. Ankara ayrıca, bölgesel konumunu güçlendirmek için göç kartını da kullanıyor ve Libya'dan artan düzensiz göç dalgaları ile ilgili Avrupa'nın ve özellikle de İtalya'nın endişelerinden yararlanıyor.

6u7ı8
ABD Başkanı Donald Trump, 25 Eylül 2025'te Washington D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile el sıkışıyor (AFP)

Buna ek olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Washington'a yaptığı başarılı ziyaret ve Başkan Trump ile arasındaki kişisel uyum, Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki rolünü yeniden kazanma gücüne olan güvenini artırdı. Ziyaret, Türkiye'nin 2045 yılına kadar ABD'den sıvılaştırılmış doğal gaz ithal etmeye devam etmesi ve 225 adet Boeing yolcu uçağı satın alınması konusunda bir anlaşmaya varmasıyla sonuçlandı. F-35 meselesi henüz çözüme kavuşmamış olsa da Başkan Trump, sorunun çözülebileceğini ima ederek, “Ama önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bizim için bir şey yapması gerekiyor” dedi. İki taraf, İsrail ile Suriye'deki Kürtler konusunda da anlaşmazlıkları aşmayı başardı.

Bu hamlelerin, özellikle Ankara ve Atina arasındaki bölgesel gerginlikleri daha da kötüleştirebileceği endişesi devam ediyor. Bu durum, esas olarak Akdeniz ve özellikle de Girit adası yakınlarındaki tartışmalı sularda arama ruhsatları konusundaki anlaşmazlıklara ek olarak, AB için hayati önem taşıyan ve 670 milyon avroluk finansman sözü verdiği elektrik bağlantısı projesi konusundaki anlaşmazlıklardan kaynaklanıyor. Bu bağlamda, Türkiye birkaç hafta önce, planlanan bağlantı için deniz tabanı araştırmaları yapan Cebelitarık bandıralı bir araştırma gemisini durdurdu ve gemiyi geri dönmeye zorladı.

Suriye ve Lübnan arasındaki sınırların belirlenmesi

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ve Lübnan'da yaşanan köklü dönüşümler, bölgesel rekabeti de etkileyecektir. Şam'da Şara rejiminin istikrara kavuşmasıyla birlikte, iki ülkenin yakında kara ve deniz sınırlarını belirlemek için anlaşmalar imzalamaya çalışması bekleniyor. Akdeniz'deki bu deniz sınırları büyük ekonomik ve stratejik öneme sahip. Ankara'nın Şara ile yakın bağları ve artan özgüveni, Doğu Akdeniz'deki rolünü güçlendirmek için bu müzakerelerin gidişatını etkilemeye çalışacağını gösteriyor. Bu gelişmelerin, başta İsrail, Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır olmak üzere bölgedeki çeşitli ülkeler ve Avrupa üzerinde doğrudan etkileri olacaktır.

Filistin tarafının ve özellikle de Gazze Deniz Gaz Sahası'nın bölge enerji sektöründeki rolüne de işaret etmek önemlidir

Bu taraflar arasında Kıbrıs ve Lübnan, 2007 yılında imzalanan ve henüz onaylanmamış olan deniz anlaşmasının tamamlanması için yakın zamanda müzakerelere yeniden başladı. İki taraf da büyük engeller oluşturması beklenmeyen nihai bir anlaşmaya varmayı hedefliyor ve bu anlaşma her iki ülke için de büyük önem taşıyor.

Filistin tarafının ve özellikle de Gazze Şeridi'ne yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta bulunan Gazze Deniz Gaz Sahası'nın bölge enerji sektöründeki rolüne de işaret etmek önemlidir. Bu saha, ticarileştirilmesi için uygun koşullar sağlandığı takdirde Filistin için büyük bir potansiyel taşımaktadır.

dfrg
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır Petrol Bakanı Tarık el-Molla, İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz ve ABD Enerji Bakanı Rick Perry, 25 Temmuz 2019'da Kahire'de düzenlenen Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nda (EMGF) bir araya geldi (AFP)

İsrail, bölgesel sahneyi stratejik bir bakış açısıyla yorumladığını kanıtladı. Türkiye ile yaşadığı anlaşmazlık ve medyada Arap Baharı olarak adlandırılan olayların yansımalarının ardından, hızla inisiyatif alarak Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan bölgesel yapıya entegre oldu. Bu strateji hem siyasi hem de ekonomik düzeyde etkinliğini kanıtladı; Mısır ve Ürdün ile ilişkilerinde mevcut gerginliklere rağmen, şimdiye kadar önemli bir kopuş yaşanmadı. Benzer şekilde, Yunanistan ve Kıbrıs, Brüksel'de İsrail'i desteklemeye devam ediyor. Buna ilaveten İsrail, Mısır ve Ürdün için kritik bir doğal gaz kaynağı.

Bölgenin geleceğinin, Gazze'de devam eden savaşın kaderinden ve yakın gelecekte sona erme ihtimalinden büyük ölçüde etkileneceği aşikar. Trump'ın Gazze planı, bölgenin tamamı için yeni ufuklar açabilir. Son 15 yılda Doğu Akdeniz, uluslararası alanda geniş ilgi gören kritik bir alt bölge haline geldi. Ancak, bu ilgiye rağmen gerilimin artması ve bir çatışmanın patlak vermesi riski hâlâ devam ediyor.



Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un'la görüşmek istediğini söylese bile iki lider arasında toplantı ihtimali giderek azalıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Güney Kore istihbaratı geçen ay, iki liderin 18-19 Kasım'da Çin'de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde bir araya gelme ihtimalini yüzde 50 olarak değerlendirmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan kaynaklar ise iki liderin bu yıl bitmeden bir araya gelme ihtimalinin daha da azaldığını savunuyor.

ABD Başkanı'ndan da görüşme ihtimaline dair karışık mesajlar geldi. Trump geçen hafta APEC zirvesinde Kim'le bir araya gelebileceğini söylerken, pazartesi günkü açıklamasında "Bilemiyorum, tarafların görüşme talep ettiğini sanmıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray'dan bir yetkili, Trump'ın Kim'le "ön koşulsuz" görüşmeye açık olduğunu ancak şimdilik bir toplantı planlanmadığını belirtti. Yetkili, liderlerin "doğru zamanda" bir araya geleceğini söyledi.

Kuzey Kore devlet medyası ise Pyongyang'ın ikili zirveye onay vermek için Batı yaptırımlarının hafifletilmesi gibi koşullar öne sürebileceğini bildiriyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan Ankit Panda, Trump'la Kim'in APEC zirvesinde görüşme ihtimalinin yüzde 10'un altında olduğunu savunuyor. Analiste göre Washington'ın Güney Kore'yle askeri tatbikatları azaltma kararı, Pyongyang'ın istediği düzeyde bir siyasi mesaj vermeye yetmedi.

Trump'la Kim, 2018 ve 2019'da üç kez görüşmüş ancak Pyongyang'ın nükleer programı ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların ele alındığı bu zirvelerden somut sonuç çıkmamıştı.

Diğer yandan New York Times'ın analizinde, Pyongyang ve Seul arasındaki silahlanma yarışının son dönemde hızlandığına dikkat çekiliyor.

Kuzey Kore ordusu, bu ay başında nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtilen balistik füzeleri test etmişti. Güney Kore de bunun ardından ilk hipersonik balistik füze testini gerçekleştirmişti.

Analize göre Pyongyang ve Kremlin arasında artan savunma işbirliği sayesinde Kuzey Kore, füze ve drone kapasitesini hızla geliştiriyor. Kuzey Kore, askerlerini Rusya safında savaşmaları için Ukrayna cephesine gönderirken, Kremlin'in savaş alanından elde ettiği deneyim ve verilere erişiyor. Moskova drone üretiminde Kuzey Koreli işçileri de istihdam ediyor.

Seul yönetimiyse Pyongyang'ın ilerleyen füze teknolojisine karşı ABD'nin caydırıcılığına güvenirken, kendi füze önleme sistemlerini ve misilleme saldırısı stratejilerini de geliştiriyor.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, AFP


Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
TT

Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)

Çin, Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası tepki çekerken, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni ticaret ve lojistik merkezine dönüştürüyor.

Şi Cinping yönetimi, bölgede güneş enerjisi santralleri, veri merkezleri ve ulaşım altyapısı inşa ediyor.

Xinhua'nın Mart 2026'da aktardığı verilere göre, merkezi hükümetin doğrudan yönettiği kamu iktisadi teşebbüsleri 2021-2025 döneminde bölgeye toplam 1,1 trilyon yuan (yaklaşık 8 trilyon TL) yatırım yaptı. Bu miktarın 265,7 milyar yuanı (yaklaşık 2 trilyon TL) 2025'te gerçekleştirildi.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Sincan'ın petrol ve doğalgaz üretimi Pekin'in büyüme stratejisinde önemli yer tutuyor. Bölgenin yıllık petrol üretimi 2021-2025 döneminde yaklaşık yüzde 13 arttı. Urumçi çevresinde güneş enerjisine büyük yatırımlar yapılırken Çin, bölgeyi kış sporları ve uluslararası turizm merkezi olarak da tanıtmaya çalışıyor.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın geçen ayki analizinde Ritz-Carlton, Westin ve InterContinental gibi uluslararası otel zincirlerinin Sincan'da yeni projeler üzerinde çalıştığı aktarılmıştı.

Bölgede 2025'te 323 milyon turistik ziyaret kaydedildi ve turizmden 370 milyar yuan (yaklaşık 2,8 trilyon TL) gelir elde edildi.

Bölgenin Çin'in ihracatı için önemli bir geçiş noktasına dönüştürülmesi de hedefleniyor. Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı'nda 42 milyar yuanlık (yaklaşık 315 milyar TL) genişletme projesi kapsamında yeni terminal ve pistler inşa edildi. Kazakistan sınırındaki bir geçiş noktasından geçen yıl yaklaşık 450 bin araç ihraç edildi.

Sincan'ı Kırgızistan ve Özbekistan'a bağlayarak Avrupa'ya uzanan ticaret güzergâhlarını güçlendirmesi beklenen demiryolunun ise 2030 civarında faaliyete geçmesi planlanıyor.

Ancak Şi yönetiminin bölgedeki yatırımlarla ekonomik büyümeyi güçlendirme çalışmaları, Uygurlara yönelik baskı politikalarıyla ilgili tartışmaların gölgesinde ilerliyor.

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, Uygurların zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Xinhua, Global Times


Sırbistan'da Z kuşağı rüzgarı: Artık ülkeyi yönetmek istiyorlar

Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
TT

Sırbistan'da Z kuşağı rüzgarı: Artık ülkeyi yönetmek istiyorlar

Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)

Sırbistan 25 Ekim'de düzenlenecek seçimlere hazırlanırken, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in tekrar kazanıp kazanamayacağı merak ediliyor.

Ülkedeki protestolardan doğan "Öğrenci Listesi" (Studentska lista -SL) bloku, dün akşam Belgrad'da seçim yasağı öncesi son mitingini düzenledi.

Yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı mitingde konuşan SL'li adaylardan Jugoslav Gasic "14 yıllık aşağılanmaya, kaosa, ihanete son veriyoruz" dedi.

"Öğrenciler kazanıyor" sloganları atan kalabalığı temsil eden SL, adaylarını öğrenci meclisleri aracılığıyla belirledi ve ana muhalefet partileriyle arasına mesafe koydu.

Hareketin 11 maddelik programında yolsuzlukla mücadele, protestoculara yönelik müdahalelerde kuralları ihlal eden yetkililerin tasfiyesi ve medya üzerindeki siyasi etkinin engellenmesi gibi hedefler var.

Sırbistan Parlamentosu'nda 250 sandalye bulunuyor. Seçimde 18 aday listesi yarışacak. Listelerin Parlamento'da temsil edilebilmesi için oyların yüzde 3'ünden fazlasını alması gerekiyor. Bazı muhalefet partileri, bu doğrultuda Öğrenci Listesi'ni desteklemek için seçimden çekilmişti.

Ülkedeki protestolar 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlamıştı.

6 yaşında bir çocuğun da yaşamını yitirdiği olay, istasyonun yenileme çalışmalarında ihmal ve yolsuzluk iddialarını gündeme taşımış, öğrenciler de yolları kapatarak eylem düzenlemişti.

Gösteriler daha sonra hükümet karşıtı bir harekete dönüşerek ivme kazandı. ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Belgrad'daki otel projesi de büyük tepki çekmişti.

Başkentin merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu. Vucic yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner'ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump'ın damadı projeyi iptal etmişti.

Vucic, geçen ay cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek başbakanlığa aday olmuştu.

Sağcı Sırp İlerleme Partisi'nin (SNS) öncülüğünde kurulan "Birleşik Sırbistan" (UA) listesinin başındaki Vucic, Belgrad'daki bir spor salonunda dün düzenlediği mitingde, protestoların "yabancı güçlerce desteklendiğini" ve ülkeyi zayıflatma amacı taşıdığını öne sürdü.

Politico'nun analizinde, öğrenci hareketinin Vucic hükümetine karşı ciddi bir muhalefete dönüştüğü yazılıyor. Makalede, "Z kuşağından öğrenciler iki yıl boyunca sokaklarda protesto gösterileri düzenledi. Artık hükümeti yönetmek istiyorlar" ifadelerine yer veriliyor.

Diğer yandan Avrupa medyasındaki analizlerde, sandıkta UA ve SL'nin yakın sonuçlar kazanması ve iki tarafın da karşılıklı zafer ilan etmesi durumunda seçim sonrasında ülkede kaos ortamı oluşabileceğine dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Politico, DW, BBC, Guardian