Trump'ın Gazze Şeridi ile ilgili önerisini ele almak

Filistin meselesinin geleceğiyle ilgili hassas hesaplar ve kader belirleyici kararlarla karşı karşıyayız

Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)
Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)
TT

Trump'ın Gazze Şeridi ile ilgili önerisini ele almak

Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)
Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)

Nebil Fehmi

Gazze'deki olayları, hangi milliyetten olursa olsun zerre kadar insaniyete sahip dürüst bir gözlemci olarak takip eden herkes, bir ateşkes anlaşmasına varılmasını, Gazze Şeridi sakinlerinin normal hayata dönmesini ve çatışmaların sona ermesini ummalıdır. Bu, rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılmasını sağlayacak, İsrail işgalinin sona ermesinin ve her iki halkın da güvenlik ve barış içinde yaşayabileceği bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açacaktır.

İnsani nedenlerle muharebeleri durdurmak, çatışmayı sona erdirmek ve iki halkın siyasi kimliklerini ifade etmelerini sağlamak için harekete geçmenin önemine, hatta gerekliliğine rağmen, mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı Araplar, İsrailliler ve diğerleri için bir sır değil. Bu tutum Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kendisi tarafından dile getiriliyor. Yine İsrail'in açıklamalarına göre ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in en yakın dostu olarak kabul ediliyor. Dahası genel koşullar zorlu, beklentiler düşük ve ihtimaller, tehlikeler ve potansiyel aksiliklerle dolu.

Analistlerin hepsi, Gazze için herhangi bir güvenlik anlaşmasının uygulanmasının İsrail'in onayını, önerilerin temel unsurlarından biri Hamas'ın silahsızlanması ve Gazze Şeridi'nin yöneticisi rolünden çekilmesi talebi olsa da daha az ölçüde Hamas'ın onayını gerektirdiği konusunda hemfikir. Silahlanma ve çekilme Hamas'ın baş müzakerecisi tarafından kabul edildi.

Ancak çeşitli unsurları ve aşamaları, önerilen anlaşmanın Filistinlileri -Hamas, Gazze halkı, Batı Şeria'daki Filistin Ulusal Otoritesi ve hatta diasporadaki Filistinlileri- hedef aldığı anlamına geliyor.

Filistin davasının geleceğiyle ilgili hassas hesaplar ve kader belirleyici kararlarla karşı karşıyayız. Bu kararlar öncelikle Filistinlileri ilgilendiriyor ve sonuçları Arap ve bölgesel arenalarda geniş çaplı bir etki yaratacak.

Hamas'ın yanıtı özünde olumlu ve akıllıcaydı; prensipte kabul etmekle birlikte, bazı noktaların açıklığa kavuşturulması ve teyit edilmesi için müzakere edilmesi konusunda ısrarcıydı. Beyaz Saray bu yanıtı olumlu bir adım olarak yorumladı.

Bir Mısırlı ve bir Arap olarak benim için Filistin davası kişisel, ulusal ve bölgesel bir meseledir. Ama kararları verecek olan Filistinlilerin kendisidir. Bizim rolümüz, uzun süre Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), ardından merhum Yaser Arafat ve daha sonra Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Ulusal Otoritesi’ne yaptığımız gibi, desteklemek ve dürüst tavsiyelerde bulunmaktır.

Bu bakış açısından hareketle, karmaşık verileri, hassas aşamayı ve çatışan öncelikleri ele alan bazı gözlem ve öneriler sunuyoruz; bunları kabul etmenin veya reddetmenin temelde Filistin tarafına bağlı olduğunu da göz önünde bulunduruyoruz.

Filistinlilerin ezici çoğunluğu Gazze'deki şiddet ve savaş döngüsünü sona erdirmek istiyor. Herhangi bir anlaşmanın, tam egemen Filistin devletinin kurulmasına dayalı kalıcı bir barış pahasına olmamasını sağlamak istiyorlar.

Uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından desteklenen iki devletli çözüm, hükümetin dışındaki akıllı İsrailliler için bile barışa giden tek kesin ve sürdürülebilir yol olmaya devam ediyor.

Ancak Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümeti, iki devletli çözümü reddederek, iddialı bir barış anlaşmasının samimiyeti ve uygulanabilirliği konusunda şüphe uyandırıyor. Rehineler serbest bırakıldıktan sonra İsrail'in süreci tamamlama konusundaki taahhüdüne bağlı kalıp kalmayacağıyla ilgili endişeleri artırıyor.

Buna ilaveten, Trump'ın İsrail ile yakın ittifakı ve Batı Şeria'nın ilhakına karşı çıkması, diğer yandan da İsrail'e güçlü desteği gibi çelişkili tutumları, Filistinlilerin güven eksikliğinin iki nedenidir. Netanyahu'nun güvenlik ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile ilgili maddeleri yorumlarken kamuoyu önünde yaptığı çarpıtmalar, olumsuz değerlendirmeleri daha da derinleştirdi.

Belgeye ve haber kaynaklarına göre, Trump yönetimi, Gazze ile ilgili önerilerini 20 ila 22 madde arasında ve hedef kitleye bağlı olarak biraz değişen çeşitli biçimlerde sundu. Bilindiği üzere ilk versiyon, Filistin çıkarlarını korumaya yönelik net açıklamalarla birlikte kendisini memnuniyetle karşılayan Arap ve İslam ülkeleri grubuna sunuldu. Bu haklar arasında, zorla göç ettirme, sürgün veya toprak ilhakının reddedilmesi, bir Filistin devletinin kurulması, acil insani yardım sağlanması, İsrail'in geri çekilmesi ve insan haklarına dair garantiler yer alıyor. Hamas tarafından kabul edilen metin de budur.

Netanyahu ile yapılan istişarelerin ardından Trump, İsrail'in güvenlik yetkilerini ve Hamas'ın silahsızlandırılmasını teyit eden revize edilmiş bir versiyon açıkladı. Filistinliler bunu, İsrail kontrolünü artıracak olumsuz bir değişiklik olarak gördüler. Bu durum, Pakistan elçisini, açıklananların kendileriyle görüşülenlerle uyuşmadığını açıkça belirtmeye sevk etti.

İlave olarak, uzun vadeli planın uygulanması için muhtemel zaman çizelgesi Trump’ın başkanlık süresinin ötesine uzanıyor. Bu da ABD içindeki farklı görüşler, İsrail'in ABD’deki seçim yarışından faydalanma çabasıyla oyalamaya yönelmesi olasılığı sebebiyle endişelere yol açıyor.

Buna rağmen Hamas, mekanizmaları ve bazı hükümleriyle ilgili istişarelerde bulunma ve açıklamalar isteme konusunda ısrar etse de Amerikan önerisini kabul etti. Şimdi yapılması gereken, Gazze ve ötesinde Filistin pozisyonunu takviye etmektir. Öneride yer alan bazı madde ve pozisyonlar açısından bunu bir dereceye kadar başarmak için sağlam temel bulunmaktadır.

Bu güçlendirme ve takviye etme unsurları arasında BM'de Filistin devletinin tanınmasına dair açık ve artan uluslararası sinyaller, Trump'ın Batı Şeria'nın ilhakını reddeden ve Arap-İslam grubu tarafından kabul edilen önerinin orijinal metnine bağlı kalan açıklamaları, önerinin açıklanmasının hemen ardından bu grup tarafından yayınlanan resmi açıklama, Netanyahu'nun Trump ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalara yanıt olarak yayınlanan Arap-İslam açıklaması, Trump'ın son saatlerde amacının ve umudunun Ortadoğu'da kapsamlı barış, güvenlik ve emniyeti sağlamak olduğunu söylemesi yer alıyor.

Tüm sürecin Filistinlilerin özelliklerini ve kimliğini taşıması ve tüm insani yardımların uluslararası meşruiyet şemsiyesi altında olması gerektiği konusunda geniş bir uluslararası destek bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Amerikan önerisi buna kapıyı araladı ve uluslararası kuvvetlerin varlığı, herhangi bir anlaşmanın değişen siyasi faktörlerin ötesinde sürdürülebilir olması için kaçınılmaz olarak geniş bir uluslararası onay veya destek gerektirecektir. İstişareler sonrasında anlaşmanın tamamen onaylanmasına karar verilirse, Filistinlilerin anlaşmayı teyit eden ve kendi pozisyonlarını ayrıntılı olarak kaydetmelerine olanak tanıyan bir Güvenlik Konseyi kararı talep etmeleri düşünülebilir. Nitekim Trump yönetimi sonrasında bile uygulanmasını sağlamak için bir siyasi ivme ve doğru yorum sağlamak, Filistinlilerin haklarını korumak ve kalıcı barışı sağlamak amacıyla aylar önce bir ABD taslak kararı için de böyle bir talepte bulunulmuştu.

Özetle; Filistinlilerin Trump'ın önerilerine verdiği yanıt, saldırıların acilen sona erdirilmesi ihtiyacı, ulusal hakları ve egemenliği koruma zorunluluğu ve İsrail'in tutumuna duyulan güven eksikliği arasında zaman zaman yaşanan çelişkilere rağmen, olumlu bir yanıt verme arzusunu yansıtıyor.

Gazze'de barış ve istikrar acil bir hedef, uluslararası ve bölgesel siyasi okumalar rahatsız edici, endişe verici ve iyimser olma veya başkalarına güvenme açısından olumsuz iken, Filistinlilerin ve destekçilerinin, herhangi bir kalıcı çözümün ulusal haklarının tanınmasını ve iki devletli bir çözüm için gerçek bir çerçeve ve garantilere dayanmasını talep etmeleri şaşırtıcı değil. Özellikle de kendilerinden veya en azından Hamas'tan, rolleri konusunda somut tavırlar alması beklendiği göz önüne alındığında.

Bu, anlaşmayı tanıyan veya dikkate alan bir Güvenlik Konseyi kararı çıkarılarak başarılabilir ve bu, ABD'nin ateşkes arayışıyla kendi inisiyatifiyle attığı bir adım. Bilhassa öneri, örgütün kurumlarına bir rol öngördüğü ve Gazze Şeridi'nde uluslararası kuvvetlerin konuşlandırılmasına atıfta bulunduğu için Rusya'nın girişime ilk tepkisinin açık ve olumlu olduğunu belirtmekte fayda var.

Nihayetinde, kalıcı barışa ulaşmak, bu karşıt taleplerin şeffaf, adil ve uluslararası destekli bir siyasi süreçle uzlaştırılmasını gerektirir. Allah Filistinlilere muvaffakiyet versin ve onlara, Araplara ve Ortadoğu'ya güvenlik ve emniyet bahşetsin.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor

San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
TT

ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor

San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)

ABD Donanması, yeni uçak gemilerinin tasarımında, Başkan Donald Trump’ın bu savaş gemileri için tercih ettiği tasarıma daha fazla uyum sağlamak amacıyla kapsamlı bir değişiklik yapmayı değerlendiriyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi yedi mevcut ve eski ABD’li yetkiliye göre, söz konusu değişiklik yeni uçak gemilerinin temel tasarımını önemli ölçüde etkileyebilir.

Yetkililer, Washington Post’a yaptıkları açıklamada, Donanmanın uçak gemisinin komuta merkezi olarak görev yapan çok katlı kumanda kulesinin daha öne, geminin orta bölümüne yakın bir noktaya taşınmasının mümkün olup olmadığını değerlendirdiğini söyledi. Bu değişiklikle gemilerin daha eski uçak gemilerine benzer bir görünüme kavuşmasının amaçlandığı belirtildi. Daha önce kamuoyuna açıklanmayan bu tasarım incelemesinin, Trump’ın yeni Ford sınıfı uçak gemilerinin görünümüne ilişkin endişelerine yanıt olarak gündeme geldiği kaydedildi. Söz konusu gemilerde kumanda kulesi, geminin kıç bölümüne yakın bir konumda bulunuyor.

Donanma tarafından yürütülen değerlendirmenin zamanlaması ve kapsamı belirsizliğini korurken, mevcut ve eski yetkililer gazeteye yaptıkları açıklamada böyle bir değişikliğin ciddi miktarda zaman ve maliyet gerektireceği konusunda uyarıda bulundu. Yetkililer, konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması kaydıyla konuştu.

Trump döneminde ikinci değişiklik

Komuta merkezinin taşınması, perşembe günü yayımladığı ulusal güvenlik muhtırasıyla Donanmaya gelecekteki uçak gemilerinde uçakların güverteden fırlatılmasına yardımcı olan eski buharlı mancınık sistemlerine geri dönülmesi yönünde bir plan hazırlanması talimatı veren Başkan’ın talebiyle gündeme gelen ikinci büyük tasarım değişikliği olacak.

Mevcut ve eski yetkililer, Trump’ın yeni uçak gemilerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında hizmette olan gemilere daha çok benzemesini tercih ettiğini belirtti.

Üst düzey eski bir ABD’li yetkili, Donanmanın bu konuyu Trump’ın ilk başkanlık döneminde de incelediğini aktardı. Yetkili, o dönemde yapılan bir çalışmanın komuta merkezinin taşınmasının yeniden tasarım süreçlerinde milyarlarca dolara mal olabileceği ve programda ciddi gecikmelere yol açabileceği sonucuna vardığını ifade etti. Eski yetkili, “Çalışma, bunu gerçekleştirmek için gereken maliyet ve sürenin son derece muazzam olacağı sonucuna varmıştı” dedi.

‘Büyük aksama’

Ford sınıfı üç uçak gemisi farklı geliştirme aşamalarında bulunuyor. USS John F. Kennedy filoya katılmaya yaklaşırken, USS Enterprise ve USS Doris Miller gemilerinin inşası ise devam ediyor. Bu sınıfın ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford ise halihazırda hizmete girmiş durumda ve yakın zamanda Ortadoğu’daki uzun süreli görevini tamamladı.

cdvfgthyj
 ABD Donanması’ndan bir denizci, 5 Ağustos 2026’da İran ile yaşanan çatışma sırasında Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün güvertesinden 314. Deniz Saldırı Savaş Uçağı Filosu’na ait bir F-35C Lightning II savaş uçağını havalandırıyor. (ABD Donanması – Reuters)

Kongre Bütçe Ofisi’nin tahminlerine ve Donanmanın en son gemi yapım planına göre, önümüzdeki kırk yıl içinde her biri gelecekte 22 milyar dolara mal olması beklenen 10 adede kadar Ford sınıfı uçak gemisinin inşa edilmesi planlanıyor.

Eski bir ABD Donanması subayı ve Washington merkezli muhafazakâr bir düşünce kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nde denizcilik araştırmacısı olan Bryan Clark, komuta merkezinin taşınmasının ‘büyük bir yeniden tasarım’ olacağını söyledi. Clark, uçak gemisinin tasarımındaki böyle bir değişikliğin geminin yüzme kabiliyetini ve ağırlık dağılımını etkileyeceğini ve ciddi bir maliyet getireceğini belirterek, “Tasarımı değiştirebilirsiniz ancak bu durum büyük bir aksamaya yol açar” dedi.

Savunma Bakanlığı ve Donanma, yorum taleplerini Beyaz Saray’a yönlendirirken; Beyaz Saray, Trump’ın gelecekteki Ford sınıfı gemilerde komuta merkezinin yerinin değiştirilmesi yönündeki talebine ilişkin soruya yanıt olarak yeni ulusal güvenlik muhtırasına işaret etti. Ancak muhtırada bu konuya değinilmiyor.

Hem mancınıklar hem de komuta merkezi üzerindeki olası değişiklikler hakkında bilgi sahibi olan bir diğer ABD’li yetkili, Donanmanın yol açabileceği ciddi gecikmeler ve maliyet aşımları nedeniyle her iki konuyu da ciddiyetle ele aldığını söyledi.

Trump, savaş gemilerinin tasarımlarıyla ilgileniyor

Trump’ın tasarımları değiştirme yönündeki ilgisi, Beyaz Saray’ın savaş gemisi inşasının karmaşık ayrıntıları üzerindeki nüfuzunun arttığına işaret ediyor.

Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Trump, sıkıntı içindeki gemi yapım sektörünü ‘canlandırma’ sözü verdi ve bu dosyayla ilgili birkaç başkanlık kararnamesi yayımladı.

Perşembe günü yayımlanan ulusal güvenlik muhtırası, diğer değişikliklerin yanı sıra Ford sınıfı uçak gemilerinde kullanılan gelişmiş elektromanyetik mancınık sisteminin yeniden buhar gücüne dönüştürülmesini öngörüyor. Belgede, yönetimin ‘kanıtlanmış, güvenilir ve uygun maliyetli gemi tasarımları ile teknolojilerini’ tercih ettiği vurgulanıyor.

Trump, Donanmaya ait savaş gemilerinin tasarımına olan ilgisini defalarca gösterdi. Geçen yıl, ‘Altın Filo’ olarak adlandırdığı vizyonuna liderlik edecek yeni bir savaş gemisi sınıfı inşa etme planlarını açıklamış; bu durum, söz konusu gemilerin ABD’nin sınırlı gemi yapım kapasitesini Donanmanın ihtiyaç duymadığı bir tasarıma harcayacağını savunan birçok denizcilik analisti ve Kongre üyesinin tepkisini çekmişti.

Kongre Bütçe Ofisi daha sonra Trump sınıfı savaş gemilerinin maliyetinin 30 yıllık süreçte yaklaşık 275 milyar doları bulacağını, ilk geminin tamamlanmasının ardından gemi başına maliyetin ise 18 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmişti.

Milyarlarca dolar

Çok sayıda yetkili, gemi tasarımında yapılacak böyle bir değişikliğin milyarlarca dolara mal olabileceğini ve ABD gemi yapım sektörünün mustarip olduğu kronik gecikmeleri daha da kötüleştirebileceğini belirtti.

Ford sınıfının ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford’un inşası 17 yıl sürmüştü. Geminin tasarımında yer alan ve aralarında Donanmanın o zamandan bu yana yüksek etkinliğini övdüğü elektromanyetik mancınık sisteminin de bulunduğu yeni teknolojiler gecikmelere yol açmıştı.

Ford sınıfı uçak gemileri, tasarımları 1960’ların sonuna dayanan Nimitz sınıfı gemilerin yerini kademeli olarak alacak.

Programa hâkim mevcut ve eski üç ABD’li yetkili Washington Post’a yaptıkları açıklamada, komuta merkezinin yeni gemilerde arka kısma taşınmasının verimlilik ve güvenlik gerekçeleriyle gerçekleştirildiğini söyledi.

Yetkiler, bu değişikliğin sadece uçakların kalkış yapacağı mancınıkların yakınında daha fazla park alanı sağlayarak mürettebatın uçakları fırlatma süresini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda uçakların iniş için geri döndükleri anlarda hava türbülansı olasılığını azaltarak iniş güvenliğini artırdığını açıkladı.

ABD Donanmasının su üstü filosu, kısmen önceki ABD yönetimlerinin küresel krizler karşısında uçak gemilerini yoğun bir şekilde kullanması nedeniyle, yıllardır bakım çalışmalarındaki gecikmelerden ve düşük harbe hazırlık seviyelerinden mustarip.

İran’la savaşın baskısı mı?

İran ile devam eden savaş ortamında Trump dönemindeki Savunma Bakanlığı, İran limanlarına yönelik saldırılar düzenlemek ve abluka uygulamak üzere Ortadoğu’ya daha fazla deniz unsuru sevk ederek uçak gemisi filosunun harbe hazırlık seviyesi üzerindeki baskıyı artırdı.

Ford uçak gemisinin kendisi de çıkan bir yangının çok sayıda mürettebatın yatakhanesini kullanılamaz hale getirmesinin ardından bu yılın başlarında sona eren uzun bir askeri intikale sahne oldu. Yetkililer ayrıca, Donanmaya ait en yeni uçak gemisinin, gemideki yüzlerce tuvalete hizmet veren ‘vakumlu atık toplama’ sisteminde sorunlarla karşılaştığını kabul etti.

USS Abraham Lincoln’ün durumu

Demokrat milletvekilleri bu hafta Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten, kasım ayından bu yana Ortadoğu’da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşulların hızla kötüleştiğine ilişkin yeni haberlerin soruşturulmasını talep etti.

USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki denizcilerin aileleri durum hakkında alenen konuşurken, Donanma bir mürettebat üyesinin denize düşmesi olayını araştırıyor ve olayın ruh sağlığı sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

Perşembe günü Panama’ya yaptığı ziyaret sırasında gazetecilere konuşan Hegseth, bu haberleri ‘tamamen çarpıtılmış’ olarak niteledi.

Gemideki yaşam koşulları ve görev süresinin uzunluğuna ilişkin sorular devam ederken Trump, Andrews Ortak Üssü’nde gazetecilere yaptığı açıklamada USS Abraham Lincoln uçak gemisinin denizde kaldığı sürenin ‘kesinlikle yetersiz’ olduğunu söyledi.

USS Abraham Lincoln, mürettebatının mürettebata dinlenme imkânı sağlayacak bir liman ziyareti yapmaksızın denizde 200 gün geçirdiği uzatılmış bir muharebe görevinde bulunuyor. Önümüzdeki haftalarda yerini USS George Washington’ın alması planlanıyor.


Tahran: Hürmüz için Umman'la ortak bildiri görüşmeleri sürüyor

Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)
TT

Tahran: Hürmüz için Umman'la ortak bildiri görüşmeleri sürüyor

Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr al-Busaidi, Cenevre'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile istişarelerde bulundu (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Maskat'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçiş güzergâhına ilişkin bir anlaşmaya vardığını ve düzenlemelere dair ortak bildiri yayımlanması için görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

İran Savunma Bakanlığı'na bağlı Defa Press'in haberine göre Bekayi, Umman'la görüşmelerin savaşın sona erdirilmesine yönelik mutabakat zaptının imzalanmasıyla yaklaşık aynı dönemde başladığını ve son üç hafta içinde ilerleme kaydedildiğini belirtti.

Bekayi, “deniz trafiğinin seyir güzergâhının belirlenmesini”, güvenlik ve çevresel unsurların dikkate alındığı “teknik bir çalışma” olarak nitelendirdi. Düzenlemelerin hazırlanmasına İran'daki ilgili tüm kurumların ve savunma kuruluşlarının katıldığını ifade etti.

Görüşmelerin şu aşamada varılan mutabakatı içeren ortak bildirinin yayımlanmasına odaklandığını belirten Bekayi, Tahran'ın son haftalarda Maskat'la deniz ulaşım güzergâhı konusunda bir mutabakata varıldığını duyurduğunu, ancak ABD'nin “müdahalelerinin” sürecin tamamlanmasını engellediğini söyledi.

Bekayi, Umman'la gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin anlaşmanın Hürmüz Boğazı'nın derhal yeniden açılacağı anlamına gelmediğinin altını çizdi.

Arakçi: Teknik görüşmeler yakında sonuçlanabilir

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de dün yaptığı ayrı açıklamada, Umman'la Hürmüz Boğazı konusunda yürütülen teknik görüşmelerin kısa süre içinde sonuçlanabileceğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran devlet haber ajansı ISNA'dan aktardığına göre Arakçi, Maskat'la yürütülen görüşmelerin ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan tamamen ayrı olduğunu ve boğazdan geçen gemiler için deniz koridorlarının belirlenmesine odaklandığını kaydetti.

Arakçi, “Umman'la görüşmeler sürüyor, ancak bunlar tamamen ayrı görüşmeler” ifadelerini kullandı.

Görüşmeleri, “Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği için deniz koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik bir çalışma” olarak nitelendiren Arakçi, “Bu, iki ülkenin uzmanları arasında yürütülen teknik bir çalışma. Silahlı kuvvetler de sürece katılıyor” açıklamasında bulundu.

İran Dışişleri Bakanı, askeri kurumların bu konuda “esas görüş sahibi” olduğunu belirtti.

thyuı
Umman Sultanı Heysem bin Tarık, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi kabul etti.

Washington'la müzakerelerin yeniden başlaması konusunda karar yok

Arakçi, Tahran'ın ABD ile müzakereleri yeniden başlatma konusunda henüz bir karar almadığını da belirtti.

ISNA'nın haberine göre Arakçi, Katar ve Pakistan'ın arabulucu olarak İran'la temas halinde olduğunu ve mesaj alışverişinin sürdüğünü söyledi. Ancak bu temasların “kesinlikle müzakere anlamına gelmediğini” vurguladı.

Arakçi, İslamabad mutabakatının İran açısından “ateşkes” değil, “savaşın sona erdirilmesini” öngördüğünü belirtti.

ABD'nin mutabakatı ihlal ettiğini ve bunun sonucunda çatışmaların yeniden başladığını savunan Arakçi, İran'ın bakış açısına göre uzatılması gereken “60 günlük ateşkes” diye bir durum bulunmadığını söyledi.

İranlı bakan ayrıca ABD ile önceki iletişim kanallarının artık işlevsel olmadığını ve Tahran'ın başlangıçta geçici, ilerleyen aşamalarda ise kalıcı bir kanala dönüşebilecek “geçici bir güzergâh” oluşturmak için çalıştığını ifade etti.

Fransa'nın haber ajansı AFP'nin aktardığına göre haziran ayında Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptında, İran ve Umman'ın boğazın gelecekteki düzenlemelerini diğer Körfez ülkeleriyle istişare ederek ve “yürürlükteki uluslararası hukuka uygun şekilde” ele alması öngörülüyor.

Tahran ise Maskat'la teknik düzenlemeye varılması ile boğazın tamamen yeniden açılması kararının birbirinden ayrı olduğunu savunuyor. İran, boğazın tamamen açılmasını savaş ve ABD'nin uyguladığı abluka konusunda yerine getirilmesini istediği diğer şartlara bağlıyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi cuma günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın sözlerine yanıt olarak Hürmüz Boğazı'nın “İran'a ait olduğunu, İran'a ait kalacağını” söyledi.

Garibabadi, X hesabından yaptığı paylaşımda, boğazın “ne bir paylaşımla ne de bir uçak gemisiyle ele geçirilebileceğini” belirterek, İran'ın “tehditlerden korkmadığını ve güç gösterilerinden çekinmediğini” ifade etti.

Garibabadi ayrıca ABD'nin “ağır ve stratejik yenilgiler” aldığını savunarak, boğazın “İran'ın emri dışında ne kapatılacağını ne de açılacağını” öne sürdü.

Açıklamalar, Trump'ın cuma günü “İran'ın yenilgisinin tamamlanmasının” ardından Hürmüz Boğazı'nı kısa süre içinde “ABD toprağı” ilan edeceğini söylemesinin ardından geldi.

Wall Street Journal daha sonra Beyaz Saray'dan ismi açıklanmayan bir yetkiliye dayandırdığı haberinde Trump'ın sözlerinin “şaka” olduğunu belirtti.

Trump son günlerde ABD'nin boğazı “tamamen kontrol ettiğini” de tekrarlamıştı. Trump, Fox News'a verdiği röportajda, “Tamamen kontrol ediyoruz, ona sahibiz; gerçek anlamda Hürmüz Boğazı'na sahibiz” demişti.

ABD Başkanı ayrıca Washington'un “gemilerin geçmesine izin vermek istediği zaman izin verdiğini” söylemiş ve ABD ablukasını “çelik bir duvar”a benzetmişti.

ABD, İran limanlarına deniz ablukası uygularken, İran da boğazdan geçen deniz trafiğine kısıtlamalar getiriyor.

Ablukaya ilişkin son güncellemede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), cuma günü ABD güçlerinin kısıtlamalara uyulmasını sağlamak amacıyla 62 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, üç gemiyi durdurduğunu ve iki gemiye çıkarak denetim gerçekleştirdiğini açıkladı.

Yeni deniz güzergâhları

İran ve Umman geçen hafta Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım sisteminin değiştirilmesine yönelik görüşmeler gerçekleştirdi. Tahran, görüşmelerin ileri bir aşamaya geldiğini, ancak bunun boğazın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini belirtiyor.

xcvfgbhyj
İran'ın güneyindeki Bender Abbas kentinin sahil kesiminde, Hürmüz Boğazı'na bakan bir heykel. (AFP)

Arakçi pazar günü yaptığı açıklamada, Maskat'la yeni bir deniz güzergâhının belirlenmesine ilişkin görüşmelerin “iyi ilerlediğini” ve “son aşamalarına” ulaştığını söylemişti. Uzmanların yeni düzenlemeye ilişkin haritaları hazırladığını belirten Arakçi, anlaşmaya varılması halinde mevcut deniz güzergâhlarının yerini yeni güzergâhların alacağını ifade etmişti.

Ancak Arakçi, “Bu, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması anlamına gelmiyor” demişti.

İran Dışişleri Bakanı, boğazın yeniden açılmasını Tahran'ın arabulucular vasıtasıyla Washington'a ilettiği diğer şartlara bağlamıştı.

İran ve Umman, yaklaşık 60 yıldır uygulanan deniz ulaşım sistemini değiştirmeyi değerlendiriyor. Tahran, savaş sonrasında ortaya çıkan güvenlik koşulları nedeniyle eski düzenlemelere dönülmesini kabul edilemez buluyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Garibabadi geçen hafta, planlanan sistem kapsamında gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgi paylaşımı için ortak bir İran-Umman merkezi kurulmasının öngörüldüğünü söylemişti.

İran'ın taslağına göre ticari gemiler Basra Körfezi'ne İran karasularından girecek ve çıkış güzergâhının bazı bölümleri de bu sulardan geçecek.

Yeni sistemin uygulanmaya başlamasıyla şu anda kullanılan iki geçici güzergâhın kaldırılması planlanıyor. Bunlardan biri Lark Adası yakınındaki kuzey güzergâhı, diğeri ise Umman karasularında bulunan güney güzergâhı.

İran Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı, geçen haftanın başında bir kaynağa dayandırdığı haberinde, belirli bir geçiş aşamasında gemilerin İran kıyılarına yakın kuzey koridorundan giriş yapacağını ve Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkacağını bildirdi.

Geçici aşamanın ardından ise mevcut taslağa göre gemi trafiği, girişlerin İran tarafından yönetileceği orta koridora taşınacak. Çıkış trafiğinin yönetimi ise Tahran ve Maskat tarafından ortaklaşa yürütülecek.

Garibabadi, geçici düzenlemenin şartlara ve daha sonra kalıcı bir sisteme geçiş imkânına bağlı olarak iki ila dört ay veya daha uzun süre uygulanabileceğini söyledi.

Tahran, gemilerin giriş ve çıkışlarının onlarca yıldır uygulanan denizcilik düzenlemelerine göre gerçekleştirildiği eski sistemi sona erdirmek ve deniz trafiğinin yönetiminde İran'ın doğrudan rolünü güçlendirmek istiyor.

Washington ise deniz ulaşımının serbest olmasında ısrar ediyor ve İran'a boğaz üzerinde tek taraflı yetki verecek veya İran'ın gemilerden zorunlu ücret almasına imkân sağlayacak herhangi bir düzenlemeye karşı çıkıyor.

Ücretler ve hizmetler

Ücretler konusu da yeni sistem üzerindeki anlaşmazlıkların bir parçası olmayı sürdürüyor. Tahran, gemilerden alınabilecek ücretlerin sigorta, yakıt ikmali ve çevre hizmetleri gibi hizmetlerin karşılığı olacağını ve bunun mutlaka yük değerinin sabit bir yüzdesi şeklinde uygulanmayacağını belirtiyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi çarşamba günü ücret konusunun gündeme getirilmesini Basra Körfezi ve Umman Körfezi'nde meydana geldiğini savunduğu çevresel zararla gerekçelendirdi.

Bekayi, onlarca yıllık petrol tankeri trafiğinin yanı sıra savaş ve ABD'nin askeri varlığının deniz kirliliğini artırdığını söyledi.

İranlı sözcü, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari deniz ulaşımından yararlanan bütün tarafların çevresel zararların giderilmesine katkıda bulunma konusunda “hukuki ve ahlaki sorumluluk” taşıdığını ifade etti.

Bekayi, bu zararların maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğini de sorguladı: Bölgeden ihraç edilen enerjiyi tüketen ülkeler mi, denizcilik sigortası şirketleri mi, yoksa askeri operasyonlara katılan ülkeler mi?

İranlı sözcü, Tahran'ın yeni deniz ulaşım sistemi kapsamında önerdiği çevresel tedbirlerin ayrıntılarını ise açıklamadı.


Venezuela Cumhurbaşkanı: Bin 46 siyasi tutukluyu serbest bıraktık

Delcy Rodriguez (EPA)
Delcy Rodriguez (EPA)
TT

Venezuela Cumhurbaşkanı: Bin 46 siyasi tutukluyu serbest bıraktık

Delcy Rodriguez (EPA)
Delcy Rodriguez (EPA)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez, yaptığı açıklamada, ülkede serbest bırakılan siyasi tutukluların sayısının bin 46'ya ulaştığını bildirdi. Bu sayı, insan hakları örgütlerinin açıkladığı rakamlarla örtüşmüyor.

Hükümet, cuma günü 131 siyasi tutuklunun serbest bırakıldığını duyurmuştu. Söz konusu tahliyeler, ocak ayında çıkarılan genel af ve muhalefetle varılan anlaşmanın ardından gerçekleşti.

Rodríguez, X hesabından dün yaptığı açıklamada, “Venezuela ulusal uzlaşı konusundaki kararlılığını bir kez daha teyit ediyor. Özgürlüklerinden mahrum bırakılan bin 46 vatandaş, Venezuelalılar arasında varılan anlaşmalar kapsamında evlerine döndü” ifadelerini kullandı.

Öte yandan insan hakları örgütü Foro Penal, dün yaptığı açıklamada, hükümetin cuma günü serbest bırakıldığını duyurduğu 131 tutukludan 72'sinin tahliye edildiğini doğrulayabildiğini belirtti.

Tahliyeler, ülkedeki geçiş sürecinin ele alınması amacıyla bazı muhalefet partileri ile iktidar partisi arasında ABD'nin arabuluculuğunda siyasi diyaloğun gerçekleştirilmesinden birkaç gün sonra gerçekleşti.

Delcy Rodríguez'in ocak ayında Nicolás Maduro'nun devrilmesinin ardından iktidara gelmesinden bu yana siyasi tutukluların serbest bırakılması yavaş bir tempoda ilerliyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Venezuela'da 130'dan fazla siyasi tutuklunun serbest bırakılmasının “ulusal uzlaşı sürecinde temel bir adım” olduğunu söyledi.

Machado: Bütün siyasi tutukluların serbest bırakılmasının önü açıldı

Muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi María Corina Machado ise ABD Başkanı Donald Trump ve yönetimine teşekkür etti. Machado, “Maduro'yu adalet önüne çıkararak tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasının ve tüm Venezuelalıların özgürlüğünün yolunu açtılar” dedi.

Machado'nun 2024'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi olarak gördüğü Edmundo González de hâlâ cezaevinde bulunan siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istedi. González ayrıca, bu kişilerin tutuklanmasından sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu.

González, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Dün özgürlüğüne kavuşanlar aslında hiç hapse girmemeliydi” ifadelerini kullandı.

González, “Ancak açıkça belirtmek gerekir ki, serbest bırakılmaları yıllarca cezaevinde kalmış olmalarını veya bunun kendileri ve aileleri üzerindeki sonuçlarını ortadan kaldırmıyor” dedi.

Foro Penal'in verilerine göre, cuma günü gerçekleşen tahliyelerden önce, geçen pazartesi itibarıyla Venezuela'da 391 siyasi tutuklu bulunuyordu.