Netanyahu'nun Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'ne katılımının teyit ve ardından iptal edilmesinin ardındaki gerçekler

Davet Trump tarafından yapıldı ve Kahire tarafından onaylandı, ancak zirveye katılan liderler arasında sıkıntıya neden olduğu için İsrail Başbakanı katılmaktan vazgeçti

İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla Knesset'te konuşmasını yaparken (AFP)
İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla Knesset'te konuşmasını yaparken (AFP)
TT

Netanyahu'nun Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'ne katılımının teyit ve ardından iptal edilmesinin ardındaki gerçekler

İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla Knesset'te konuşmasını yaparken (AFP)
İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla Knesset'te konuşmasını yaparken (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Kahire ve Tel Aviv'in, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Gazze ile ilgili Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'ne katılacağını duyurması ve ardından katılımın hızla iptal edilmesi, Kızıldeniz sahillerindeki tatil beldesinde düzenlenen zirve ile ilgili kafa karışıklığına yol açtı. Bu durum, zirveye katılacak davetlilerin listesinde Netanyahu'nun adının daha önce yer almaması sebebiyle, bu kararın alınmasının ve ardından geri adım atılmasının arkasındaki nedenler hakkında bir dizi soruyu tetikledi.

İsrail medyası ile Mısır Cumhurbaşkanlığı, Netanyahu'nun zirveye katılacağını vurgularken, Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada Netanyahu’nun katılımına ilişkin davetin, ABD Başkanı Donald Trump ile Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah es-Sisi arasında, bu sabah Trump İsrail'de iken İsrail Başbakanı Netanyahu eşliğinde gerçekleşen bir telefon görüşmesi sırasında, Trump’tan geldiği doğrulandı. Sisi’nin Netanyahu ile de görüştüğünün belirtildiği açıklamada, “Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın katılacağı barış zirvesine Netanyahu’nun da katılması kararlaştırıldı” denildi.

Ancak Mısır Cumhurbaşkanlığı, çok geçmeden Netanyahu'nun “dini bayram” nedeniyle zirveye katılamayacağını duyurdu. Bu, Trump'tan aldığı daveti öven İsrail Başbakanlık Ofisi'nin de belirttiği aynı gerekçeydi.

Davet nasıl gerçekleşti?

The Independent Arabia'nın bu sabah başlamadan önce incelediği Şarm el-Şeyh Zirvesi'nin nihai davetli listesine göre, Netanyahu katılımcı liderler arasında değildi. Şarku’l Avsat’ın Amerikan internet sitesi Axios'tan aktardığı habere göre Netanyahu'ya davet, Tel Aviv'de Başkan Trump'ı kabul etmesinin ardından yapıldı. İnternet sitesi, ismi açıklanmayan bir kaynağa dayanarak, “Netanyahu'nun Şarm el-Şeyh Zirvesi'ne katılması, Başkan Trump'ın Netanyahu ile birlikte Ben Gurion Havalimanı'ndan Knesset'e ABD başkanlık limuzininde yaptığı yolculuk sırasında planlandı” dedi.

Axios, “Muhabirinin Başkan Trump ile İsrail'e giderken Başkanlık uçağında yaptığı röportajda, Trump'ın Netanyahu'nun konferansa davet edilmediğinden haberi olmadığını ve davetlerin Mısırlılar tarafından yapıldığını söylediğini” bildirdi. Site haberinde, “Trump’ın, limuzuni ile havalimanından Knesset'e giderken Netanyahu'ya katılmasının daha iyi olacağını söylediğini” belirtti ve ismi açıklanmayan kaynaktan aktardığına göre, Netanyahu da Trump'ın davetini kabul etti.

Axios'un üst düzey bir ABD yetkilisine dayandırdığı habere göre, “Bundan sonra Başkan Trump, Gazze'deki savaşın başlangıcından bu yana görüşmeyen Sisi ve Netanyahu arasında arabuluculuk yapmaya başladı. ABD Başkanı, Mısır Cumhurbaşkanı'nı arayarak Netanyahu'yu zirveye davet etmesini istedi. Kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında temas kuruldu ve Netanyahu, Şarm el-Şeyh Konferansına resmen davet edildi.”

Sisi ve Netanyahu arasında Trump'ın da katıldığı bir telefon görüşmesi yapıldığına dair haberler İsrail medyasında yer alırken, Mısır Cumhurbaşkanlığı, İsrail Başbakanı ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Şarm el-Şeyh Zirvesine katılacağını doğruladı. Açıklamada, “Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşmasını pekiştirmek ve anlaşmaya bağlılığı teyit etmek için barış zirvesine katılacak” denildi. Yine açıklamada, Netanyahu ve Trump'ın pazartesi günü İsrail'den Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile bir telefon görüşmesi yaptığı da belirtildi. Yaklaşık bir saat sonra ise Mısır Cumhurbaşkanlığı, Netanyahu'nun “dini bayram” nedeniyle zirveye katılamayacağını duyurdu. Başkan Trump'ın, Sisi ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında İsrail Başbakanı'nın zirveye katılmasını önerdiğini yineledi.

İptal nedeniyle ilgili 3 farklı anlatı

Netanyahu'nun Başbakanlık Ofisi, Başkan Trump'tan aldığı davete atıfta bulunarak, Şarm el-Şeyh Zirvesine katılamamasının nedenini “dini bayrama” bağladı. İsrail Başbakanı, ABD Başkanı'na davet için teşekkür etti ve zirve tarihinin pazartesi akşamı başlayıp salı günü gün batımına kadar devam eden Simhat Tora bayramının başlangıcına denk gelmesi nedeniyle zirveye katılamayacağını belirtti.

Buna karşılık, İsrail gazetelerinde zirveye katılmamasının gerçek nedenleri konusunda çelişkili haberler yer aldı. Israel Hayom gazetesinin haberine göre, Netanyahu'nun Şarm el-Şeyh Zirvesi'ne katılımı, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin güçlü muhalefeti sonrasında iptal edildi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Başbakanı'nın zirveye katılması durumunda zirveye katılmayacağı tehdidinde bulundu. Türk medyası, savaş suçları işlediği için Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama kararı verilen İsrail Başbakanı'na yapılan davet nedeniyle, Erdoğan'ın Şarm el-Şeyh Zirvesi'ne katılmama kararı aldığını, ancak Netanyahu'nun zirveye katılmayacağını öğrendikten sonra zirveye katılmaya karar verdiğini aktardı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani de aynı tutumu benimsedi. Irak Haber Ajansı, ismi açıklanmayan kaynaklara dayanarak, Sudani'nin “hem Mısır hem de Amerikan taraflarına, Netanyahu'nun katılması halinde Irak'ın zirveden çekileceğini bildirdiğini ve Irak’ın bu pozisyonunda kararlı olduğunu” söyledi. Sudani “Mısır tarafının Netanyahu'ya Şarm el-Şeyh Zirvesine katılması için resmi bir davette bulunmadığını, Trump'ın Netanyahu'yu getirmeye çalıştığını ve katılımını sağlamak için diplomatik temaslarda bulunduğunu” açıkladı. Irak Haber Ajansı, “diğer katılımcıların tutumlarının Irak'ınkine benzer olduğunu ve bu nedenle Trump'ın Netanyahu'yu Şarm el-Şeyh Zirvesine getirme girişiminin başarısız olduğunu” bildirdi. Öte yandan, İsrailli Yedioth Ahronoth gazetesi, Mısır Cumhurbaşkanı’nın Netanyahu'yu davet etmediğini ve Mısır ile Arap dünyasının İsrail Başbakanı’nın zirveye katılımını reddettiğini bildirdi.

Mısır Cumhurbaşkanı ve Amerikalı mevkidaşı, 20 ülkenin liderleri ile BM Genel Sekreteri António Guterres'in katıldığı Gazze ile ilgili Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi’ne eş başkanlık ediyor. Zirve, ABD, Mısır, Katar ve Türkiye'nin Gazze'deki savaşı sona erdirmek için arabuluculuk yaptığı ve ilk aşamalarında İsrailli rehinelerin Filistinli tutuklular ile takasını öngören bir anlaşmaya varılmasının ardından gerçekleşti. Anlaşmanın ilk aşaması ayrıca İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden kademeli olarak çekilmesini de onaylıyor. Bir sonraki aşama ise Hamas'ın silahsızlandırılmasını ve yönetimden ayrılarak yerine “Trump başkanlığındaki yeni bir uluslararası geçiş organının gözetim ve denetimine tabi, teknokrat ve siyasi olmayan bir Filistin komitesi” kurulmasını öngörüyor.



ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor
TT

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

Tahran, ABD’nin ekonomik baskılarını reddettiğini vurgularken Washington, şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenleme seçeneğini dışlayarak yaptırımlar ve deniz ablukası üzerinden ülke üzerindeki baskıyı artırmaya yöneliyor. Bu sırada Maskat ve Tahran, Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının geçici ve güvenli şekilde yeniden sağlanması için bir yol arıyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin yeni yaptırım ve ekonomik baskılarla hiçbir şey elde edemeyeceğini söyledi. Pezeşkiyan, Washington’ın savaş sırasında da hedeflerine ulaşamadığını belirtti.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefik ülkelerdeki bazı mevkidaşlarına, Washington’ın şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenlemesini beklemediğini ve bunun yerine deniz ablukası ile yaptırımların da aralarında bulunduğu diğer baskı araçlarına odaklandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre ABD’li yetkililer, Washington’ın bu politikayı ara seçimlerin sonrasına kadar sürdürebileceğini, ancak İran’ın ilk saldırıyı gerçekleştirmesi halinde askeri saldırı seçeneğini saklı tuttuğunu söyledi.

Bu gelişme, İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi. İki taraf, boğazın mayınlardan temizlenmesi konusunda anlaşırken, geçici ortak bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını da ele aldı. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yakında açıklanabileceği konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

İsrail’de ise Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimiyle diplomatik bir anlaşmaya varılabileceği ihtimalini dışladı. Netanyahu, son Washington ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile İran’la diplomasi yoluna başvurma ihtimalini görüştüğünü, ancak bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu söyledi.


Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı
TT

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik izolasyon operasyonunu başlatarak artırdığı bir sırada, İran ve Umman dışişleri bakanları Hürmüz Boğazı üzerinden geçici bir koridor oluşturulmasına yönelik çerçeve anlaşmasını ve iki ülkenin kıyısında bulunduğu stratejik boğazın mayınlardan temizlenmesine ilişkin ortak projeyi görüştü.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada, iki bakanın aşamalı bir çerçeveyi ele aldığı belirtildi. Bu çerçevenin, Hürmüz Boğazı üzerinden ortak geçici bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesi için ortak bir projenin uygulanması konusunda anlaşmaya varılmasını içerdiği kaydedildi. Açıklamada ayrıca teknik müzakerelerin, kalıcı bir deniz geçiş koridoru ve boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla sürdürüleceği ifade edildi.

Bu gelişmelerin paralelinde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını sınırlandırmayı hedefleyen bir müzakere süreci başlatmak üzere Tahran'a yönelik diplomatik girişimini öne çıkardı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'la gerilimin daha fazla tırmanmasını önleme ve çatışmaya müzakere yoluyla çözüm bulma yollarının ele alındığı görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Tesnim haber ajansına konuşan İranlı bir kaynak ise Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'e Tahran'ın tutumunun ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin şartlarının açık biçimde iletildiğini belirtti.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası sularında bulunan tüm mayınların kaldırılması veya patlatılması talimatını verdiğini açıkladı. Trump, İran'a yeni mayın döşeyen herhangi bir gemi veya teknenin imha edileceği konusunda bilgi verildiğini söyledi.


Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
TT

Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)

Refik Huri

General Şaron, İsrail'in güvenliğinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar uzandığını söylerdi. Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanması, bölgesel ve uluslararası güçler arasında, çatışma alanının Arap dünyası olduğu nüfuz mücadelesi çerçevesinde Binyamin Netanyahu tarafından bu stratejinin uygulanmasından başka bir şey değildir. İsrail'in saldırı ile vurgulamak istediği husus, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail uçaklarının imha ettiği silahlarını kullanmasını engelledikten sonra, yeni Suriye'nin kendisine mücadele ve muharebe yeteneği kazandıracak silahlar edinmesini de engelleyeceğiydi. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'deki siyasi nüfuzunun kapsamını sınırlamayı ve askeri etkisinin genişlemesini engellemeyi de amaçlıyordu.

Suriye'de Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinde, İran Şam'dan çekilse bile etkili görünüyor. Ve elbette ABD de etkili. Onun izinden Mısır ve Suudi Arabistan gidiyor ve ABD ile İsrail onu dışlamak istese bile Fransa etkisiz kalmayı göze alamaz. Arap dünyasında bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinden daha tehlikeli bir şey daha var, o da bu nüfuzu güçlülerin bir “hakkı”ymış veya zayıfları koruyorlarmış gibi kabul etmek ve ona uyum sağlamaktır.

Lübnan, güç dengesini sağlamak ve yereldeki dengesizliği düzeltmek bahanesiyle daha fazla bölgesel ve uluslararası nüfuz talep ediyor. Güney Lübnan'da görev yapan ve 47 yıllık görev süresinin ardından Güvenlik Konseyi tarafından görevinin sona erdirilmesine karar verilen uluslararası güçlerin yokluğunda ne yapacağını bilmiyor. Oysa bu güçler, İsrail'in işgallerini ve savaşlarını, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün savaşlarını ve Suriye ile İran'ın vekalet savaşlarını engelleyemediler. Dahası Hizbullah'ın tünel ağı kurup askeri ve güvenlik altyapısını oluşturmasına da seyirci kaldılar.

Yeni Suriye, uluslararası izolasyondan aşırı açılıma, bölgesel ve uluslararası nüfuza kucak açmaya doğru aktif geçiş yaparken, halkı siyasete ortak etmek ve iç reformları garanti altına almak için ise acele etmiyor.

2003 ABD işgalinden bu yana Irak, ABD ve İran’ın nüfuz oyununun ortasında kaldı, kurtulma şansı ve bölgesel Arap ve Türk nüfuzunu çekme olasılığı çok düşük. Bu durum Libya, Sudan ve hatta öncü Arap rolünü yeniden kazanamayan Mısır için de geçerli. Küçük güçlerin üstlendiği arabuluculuk çabalarına gelince, bunlar hem ABD hem de İran tarafından isteniyor. Bölgedeki krizlerin, çatışmaların ve savaşların birbirine bağlılığı, çeşitli taraflarca çözüm ve uzlaşmaları engellemek için kullanılan bir silah haline geldi. Tahran'ın “ileri savunması” için silahlı mezhepçi ideolojik vekil güçler kurarak başlattığı, Hamaney ailesine yakın sertlik yanlısı Keyhan gazetesinin “İslam Devrimi'nin en büyük başarısı” olarak adlandırdığı arenalar birliği, aynı zamanda ABD, İsrail ve Türkiye'nin de bir projesi haline geldi. ABD, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinde elbette her yönde faaliyet gösteriyor ve Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran'ı birbirine bağlıyor. İsrail, “yedi cephe” dediği Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Akdeniz ile Kızıldeniz'de savaşıyor. Türkiye ise Suriye'den Irak, Katar, Lübnan ve Libya'ya kadar nüfuzunu genişletiyor, Kafkasya bölgesini de ihmal etmiyor, Avrupa'nın kapısını çalıyor ve NATO üyeliğine tutunuyor.

Bütün bu iç içe geçen güç mücadeleleri ve birbirine bağlı arenalar, giderek daha karmaşık krizlere ve çözümlere yol açtı. İsrail'in Lübnan işgalini sona erdirmek için ne müzakere yoluyla siyasi bir çözüm ne de savaş yoluyla askeri bir çözüm yok. Gazze ve Batı Şeria'daki durum için ne diplomasi ne de güç yoluyla bir çözüm yok. Irak'taki fraksiyonların silahı sorununa ne kabine kararının müzakere edilmesinin ne de ordu ile fraksiyonlar arasındaki çatışmaların sunabileceği kökten bir çözüm yok. Ve Suriye'de, 1967'de Golan Tepeleri’nin işgalinden sonra İsrail'in işgal ettiği topraklardan onu çıkarmak için ne çeşitli başkentlerde yapılan doğrudan müzakereler ne de savaşla varılan bir çözüm yok.

Stratejik analistlerin görüşüne göre çözüm, Başkan Dwight Eisenhower'ın yaklaşımında yatıyor: “Bir problemi çözmek için onu büyütün.” Pratik olarak bu, ya çok cepheli büyük ölçekli bir savaş ya da tüm krizlerin kapsamlı bir şekilde çözülmesi anlamına geliyor. Bu seçenek ise çok zor! Başkan Donald Trump'ın açıklamaları bir yana, ABD ne büyük ölçekli bir savaşa girmeye hazır görünüyor, ne de Çin, Rusya, Avrupa, İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan olmadan tek başına kapsamlı bir “Trump barışı” üretebilir. Ve oyun sıfır toplamlı değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD'nin İsrail'i “tampon bölgelerden” vazgeçmeye ve Kuzey Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye'den çekilmeye zorlaması için asgari şart, İran'ın İsrail'i çevreleyen ülkelerde Devrim Muhafızları'na bağlı silahlı örgütlerden vazgeçmesidir. Ne İsrail'in bununla yetineceğine ne de Tahran'ın bunu istediğine dair hiçbir işaret yok.

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik tehdidi bile, İran'ın bölgesel projesine ve silahlı vekillerine elverişli bir ortam oluşturuyor ve İran tehdidi, İsrail'in kozlarına eklediği bir koz. Hizbullah'ın silahsızlandırılması, ABD, İsrail, Arap devletleri ve Avrupa'nın talebi değil, Lübnan hükümetinin vereceği bir karar olmasına rağmen, Hizbullah'ın silahını korumaktaki ısrarı, Tel Aviv tarafından bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi İran topraklarından veya en azından İran tarafından işgal edilmesi muhtemel topraklardan çekilmesi gibi bir algı yaratılıyor.

Lübnan'ın, Amerikan desteğiyle, İsrail ile müzakerelerini ABD-İran müzakerelerinden ayırmayı başarması anlaşılabilir bir durum. Ancak gerçek şu ki, Lübnan, Gazze, Suriye, Irak ve Yemen sorunları iç içe geçmiş ve ABD ile İran arasındaki askeri ve ekonomik oyunun sonucuyla bağlantılı hale gelmiştir.

Savaşlar uzun sürer ve çözümler yavaş ilerler. Hızlı bir çatışma turu veya aceleci bir çözüm çok fazla şeyi değiştirmeyecektir.

Belki de merhum Lübnan Cumhurbaşkanı Şarl Helu'nun şu sözlerine kulak vermemiz gerekiyor: “Yarın ne olacağını bilmiyorum ama ertesi gün ne olacağını biliyorum.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.