Nijerya'da gerçekten mezhepçi şiddet var mı?

Trump askeri müdahale tehdidinde bulunurken Abuja, Hristiyanlara zulmettiği iddialarını reddetti

Nijerya ordusu ormanlarda teröristlerin peşine düştü (yerel basın)
Nijerya ordusu ormanlarda teröristlerin peşine düştü (yerel basın)
TT

Nijerya'da gerçekten mezhepçi şiddet var mı?

Nijerya ordusu ormanlarda teröristlerin peşine düştü (yerel basın)
Nijerya ordusu ormanlarda teröristlerin peşine düştü (yerel basın)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hıristiyanları mezhep çatışmalarından korumak bahanesiyle Nijerya'ya askeri müdahale tehdidinde bulunması, Batı Afrika’daki bu ülkenin 15 yılı aşkın süredir artan terör sorunuyla boğuştuğu göz önüne alındığında, ülkedeki güvenlik durumunun gerçekliği ve Hıristiyanların gerçekten zulüm görüp görmediği konusunda soru işaretleri yarattı.

Trump cumartesi günü sosyal medya platformu Truth Social'da yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı:

“Nijerya hükümeti Hıristiyanların öldürülmesine izin vermeye devam ederse ABD, Nijerya'ya tüm yardımları derhal durdurabilir ve bu korkunç zulmü işleyen İslamcı teröristleri ortadan kaldırmak için ağır silahlarla bu ülkeye girebilir.”

6y5
Lagos’un dış mahallelerindeki sakinler, bölgelerinde meydana gelen terör olayının ardından (Getty)

Nijerya dün ABD'nin tehdidini reddederek yanıt verdi. Nijerya Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, ABD'nin Nijerya’da Hıristiyanlara zulüm yapıldığı iddialarına dayanarak ülke içinde tek taraflı olarak herhangi bir askeri operasyon gerçekleştiremeyeceğini söyledi.

Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Tinubu'nun Sözcüsü Daniel Bwala, Associated Press'e (AP) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın askeri tehdidinin yanıltıcı haberlere dayandığını belirterek “Bu, Trump'ın insanları masaya oturup görüşmelere başlamaya zorlamak için güç kullanma yaklaşımının bir parçası gibi görünüyor” dedi.

Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Nijerya'yı dini açıdan hoşgörüsüz olarak tanımlamak ulusal gerçekliğimize aykırı” dedi. Nijerya Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yapılan başka bir açıklamada ise ABD’nin ‘terörle mücadele’ konusunda sağladığı yardımı memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

Afrika meseleleri üzerine araştırma yapan Nijeryalı araştırmacı Snoussi Hamid, ‘ABD’nin Nijerya'daki din kökenli şiddet olaylarına ilişkin iddiaları’ karşısında şaşkınlığını dile getirdi. ABD’nin Nijerya’nın komşu Nijer’de yaşanan ve Nijerya’yı da etkileyen olayların, yaklaşık 15 yıl önce başlayan çok uluslu terörist grupların saldırıları olduğunu ve kurbanların çoğunun Müslüman ve Hıristiyan siviller olduğunu göz ardı ettiğini söyleyen Hamid, “Tarım arazileri veya anlaşmazlıklar üzerine diğer çatışmalar da var, ancak bazı insanlar bunları mezhepsel olaylar olarak öne çıkarıyor” ifadelerini kullandı. Nijerya'nın ‘federal bir devlet olduğunu, yani her bölgenin kendi kendini yönettiğini ve Hıristiyanların, devlet başkanının da ait olduğu güney bölgesinde nüfusun çoğunluğunu oluşturduğunu’ belirtti.

xscdfgt
Nijerya Hava Kuvvetleri'nin yaklaşık iki ay önce terörle mücadele kapsamında düzenlediği tatbikatlardan bir kare (Nijerya Ordusu)

Hamid, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Trump'ın açıklamalarının Nijerya'daki Hristiyanları Nijerya vatandaşları değil, ABD vatandaşlarıymış gibi ele aldığını, bunun Nijerya'nın egemenliğini ihlal ettiğini ve bu bahaneyle ülkenin iç işlerine müdahale etme ve egemenliğini ihlal etme niyetini yansıttığını söyledi. Nijeryalı araştırmacı ülkesinin Afrika'nın en büyük petrol üreticilerinden biri olarak ekonomik önemine dikkati çekti.

Afrika meseleleri araştırmacısı Hamid’e göre Boko Haram ve DEAŞ önderliğinde birçok terör örgütü Nijerya'ya, özellikle kuzey eyaletlerine ve hatta Nijer ve Çad'a sızıyor.

Nijerya tarafından dün yapılan açıklamada ‘terörle mücadele’ sınırları içinde kalması şartıyla ABD'nin yardımı memnuniyetle karşılandı. Reuters'a göre Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Daniel Bwala, “ABD, topraklarımızın bütünlüğünü tanıdığı sürece yardımını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi. Bwala, Cumhurbaşkanı Tinubu ve Başkan Trump, bir araya gelip görüşmeye başladığında, terörle mücadele konusundaki ortak kararlılığımızdan daha iyi sonuçlar alınacağını belirtti.

Trump, ABD’nin cuma günü ‘özel endişe duyulan ülkeler’ listesine yeniden eklemesinden bir gün sonra Nijerya’yı tehdit ederken bu liste, Washington’ın dini özgürlüklerin ihlaline karıştığını sınıflandırdığı ülkeleri içeriyor. Çin, Myanmar, Kuzey Kore, Rusya ve Pakistan gibi ülkeleri kapsıyor.

ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu (USCIRF) geçtiğimiz nisan ayında yayınlanan raporunda, ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu, “Nijeryalı Hristiyanlar sistematik, sürekli ve ağır inanç özgürlüğü ihlallerine maruz kalıyor” diyerek Nijerya'nın bu listeye eklenmesini tavsiye etti. ABD, 2020 yılında Nijerya'yı bu listeye eklemiş, ancak ertesi yıl listeden çıkarmıştı.

Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden Nijeryalı araştırmacı Taiwo Hassan Adebayo, ülkesinin terörle mücadeleye yönelik resmi politikalarının başarısızlığını eleştirdi. Bu başarısızlığın ABD’nin tehdidine yol açtığını söyleyen Adebayo, terörün ülkede hem Müslümanları hem de Hıristiyanları etkilediğini belirtti. Adebayo, pazar günü Facebook sayfasında, Trump'ın Nijerya'ya yönelik eleştirilerinin boşuna olmadığını, ancak Nijerya'daki ardışık yönetimlerin vatandaşları korumadaki başarısızlığının ve Müslümanları ve Hıristiyanları, erkekleri ve kadınları her yerde etkileyen devam eden toplu katliamlar karşısında gerçek liderlik gösterememesinin doğrudan bir sonucu olduğunu söyledi.

ABD Kongresi üyeleri, sivil toplum kuruluşları gibi, Nijerya'da Hıristiyanlara yönelik mezhepçi şiddete ilişkin iddiaları destekledi. Nijerya'daki Hristiyanlara yönelik mezhepçi şiddeti izleyen ve Hristiyanların çoğunlukta olduğu güneyde bulunan Uluslararası Sivil Özgürlükler Örgütleri Ağı’nın (INCLO) geçtiğimiz ağustos ayında yayınladığı bir rapora göre 2025 yılında her gün yaklaşık 32 Nijeryalı Hristiyanın öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Nijeryalı araştırmacı, silahlı ve terörist grupların, çetelerin, aşırılıkçıların ve diğer suçluların Nijerya'da masum vatandaşlara karşı katliamlar gerçekleştirdiğini ve hükümetin genellikle sessiz kaldığını veya yumuşak açıklamalar yaptığını söyleyerek bu iddiaları yalanlıyor. Bu ihlallerin sadece Hıristiyanlarla sınırlı olmadığını, ancak Orta Kuşak bölgesinde başlıca kurbanların Hıristiyanlar olduğunu belirtti. Buradaki motivasyonun mutlaka dini olmadığını ifade eden Adebayo aynı zamanda Müslümanlar, tüccarlar, çocuklar ve kadınların da katledildiğinin altını çizdi.

Aynı noktaya, ABD merkezli Silahlı Çatışma Konumu ve Olay Verileri Projesi (ACLED) Afrika meseleleri uzmanı olan Lad Serwat da değindi. Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Serwat, “Nijerya'da cihatçı gruplar tarafından işlenen şiddet eylemleri ayrım gözetmiyor” dedi. ACLED’in verileri, Müslüman kurbanların bazen Hıristiyan kurbanlardan daha fazla olduğunu gösteriyor. 2009 yılından bu yana, Müslümanlar ve Hıristiyanlar dahil olmak üzere 52 bin 915 sivil, hedefli siyasi suikastlarda öldürüldü. Veriler, 2020 ile 2025 yılları arasında Hristiyanları hedef alan en az 389 şiddet olayı yaşandığını ve bu olaylarda en az 318 kişinin öldüğünü gösteriyor. AFP’ye göre aynı dönemde Müslümanları hedef alan 197 saldırı yaşandı ve bu saldırılarda en az 418 kişi öldü.

Sudanlı Afrika meseleleri araştırmacısı Muhammed Turşin ise iki ülke arasındaki gerginlikler göz önüne alındığında, ABD'nin ‘mezhepçilik’ kartını oynama tehdidinin Nijerya hükümetine baskı yapma girişimi olduğunu düşünüyor.

Turşin, Şarku’l Avsat’a yaptğı değerlendirmede Nijerya-ABD ilişkilerinin eski Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari döneminden beri istikrarsız olduğunu, ABD'nin ona terörle mücadele için gerekli askeri teçhizatı sağlamayı reddettiğini söyledi. Nijerya'nın önceki ve mevcut hükümetlerinin silah anlaşmaları için Çin ve Rusya'ya yönelmesinin ABD'yi öfkelendirdiğini ve ilişkilerin daha da kötüleştiğini belirten Turşin, “ABD şimdi bu tehditlerle Nijerya'ya baskı uygulamaya çalışıyor” diye ekledi.



Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
TT

Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)

CNN'in baş veri analistine göre ABD Başkanı Donald Trump, 2024'te kendisini Beyaz Saray'a taşıyan Hispanik erkekler arasındaki desteğini kaybediyor.

Kablolu yayın ağı CNN'den Harry Enten, 2024 seçiminde Hispanik erkeklerin Trump'ı eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e tercih ettiğini gösteren istatistikleri sundu. Bu, Trump'ın 2020'de kaybettiği Arizona'yı geri almasına ve 2004'te George W. Bush'tan bu yana Nevada'yı kazanan ilk Cumhuriyetçi başkan adayı olmasını sağlamıştı.

Ancak Enten, artık Hispanik erkeklerin yüzde 51'inin Trump'ın başkanlık performansını onaylamadığını söyledi.

Veri uzmanı, "Bu, Birleşik Devletler Başkanı'na karşı 51 puanlık bir değişim" dedi.

Gördüğünüz tüm bu hareketlilikte, Başkan Trump'ın Hispanik erkekler arasında sergilediği tarihi performansta.

Bu rakamlar, Hispanik seçmenlerin 2025'te Virginia ve New Jersey'deki ara seçimlerde Demokratların kazanmasına yardımcı olmasının ardından geldi. Demokratlar ayrıca Trump'ın Hispanikler arasındaki düşüşünün, Teksas Senato yarışını, yoğun Porto Rikolu nüfusa sahip Lehigh Vadisi'ndeki bir kongre bölgesini ve Nevada valiliğini kazanmalarına yardımcı olacağını umuyor.

Teksas Senato adayı James Talarico gibi Demokrat adaylar, Dünya Kupası sırasında İspanyolca reklamlar yaparken, Demokratlar Rio Grande Vadisi'ndeki bazı eğilimleri tersine çevirmeyi umuyor.

Enten'a göre Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteğinde yaşadığı en büyük sorun ekonomiden kaynaklanıyor. 2024'te Trump, Hispanik erkekler arasında Harris'e karşı 11 puanlık üstünlüğe sahipti. Birçok Hispanik erkek seçmen, Biden yönetimi döneminde özellikle benzin ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yükselen hayat pahalılığından şikayet etmişti.

Enten, sunucu John Berman'a "Bakın şimdi, ortalama anketlerde net onay oranı 49 puan geride" dedi.

Bu, Birleşik Devletler başkanının ikinci dönem için yeniden seçilmesini sağlayan temel meselede kendisinin aleyhine 60 puanlık bir değişim yaşandığı anlamına geliyor.

Trump'ın politikalarının çoğu, başkanlığı döneminde yaşam maliyetinin artmasına neden oldu. Geçen yıl, karşılıklı gümrük vergileri açıkladığı "Kurtuluş Günü" duyurusu fiyatların fırlamasına yol açmış ancak Yüksek Mahkeme nihayetinde bunları iptal etmişti.

cdfrgthy
Teksas'tan James Talarico gibi Demokratlar, Trump'ın Hispanik erkek seçmenler arasındaki kayıplarından faydalanmayı umuyor (AFP)

Ardından Trump, İran'da bir savaş başlattı. Bu, İran rejiminin dünyanın petrol arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına yol açtı. Bu da benzin fiyatlarının galon başına 4 doların çok üzerine çıkmasına neden oldu.

Enten, bu memnuniyetsizliğin Cumhuriyetçilerin tarihsel açıdan partinin güçlü yönlerinden olan ekonomi konusunda darbe almasına yol açtığını söyledi. 2024'te Cumhuriyetçiler Hispanik erkeklerin oylarını 8 puan farkla kazanmıştı. Ancak artık Demokratlar Hispanik erkekler arasında 20 puanlık avantaja sahip.

Enten, "Bu, sözlerimi bitirirken, Cumhuriyetçi Parti aleyhine 28 puanlık bir değişim anlamına geliyor" dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler, başkanın ülkede yasadışı bulunabilecek ancak şiddet suçları işlememiş göçmenleri agresif bir şekilde sınır dışı etmeyi bırakması konusunda uyardı. Diğerleri ise Demokratların ön seçimlerde sosyalist adayları seçmesinin, Miami gibi yerlerdeki Küba kökenli Amerikalı seçmenleri caydırabileceğini umuyor. Bu seçmenlerin çoğu Fidel Castro rejiminden kaçanlar veya onların çocukları.

Ancak bunun şimdiye kadar ülke genelinde kayda değer bir etkisi olmadığı görülüyor.

Independent Türkçe


Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
TT

Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Japonya'yla ihtilaf yaratan Kuril Adaları'nı ziyaretinin yankıları sürüyor.

Putin, 13 Ağustos'ta Kuril Adaları'nın parçası olan İturup Adası'nı ziyaret etmişti. Bu, Putin'in Kuril Adaları'na gerçekleştirdiği ilk ziyaret olmuştu.

Rus liderin ziyareti, Moskova ve Tokyo arasında II. Dünya Savaşı'nın ardından büyüyen toprak anlaşmazlığını yeniden gündeme getirdi.

Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi, Putin'in eylemlerini "kesinlikle kabul edilemez" diye nitelemişti. Japon lider, "Rus tarafının bu konunun ciddiyetini tam anlamıyla kavrayacağını umuyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Dışişleri Bakanı Toşimitsu Motegi de ziyareti "şiddetle protesto ettiklerini" duyurmuştu.

Bu gelişmelerin ardından Japonya'nın Moskova Büyükelçisi Akira Muto, bugün Rusya Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Rus medyasının aktardığına göre Muto, bakanlıkta 25 dakika kaldı ve herhangi bir açıklama yapmadan binadan ayrıldı.

Guardian, iki ülke arasında patlak veren diplomatik krizin daha da büyüyebileceğini yazıyor.

Analizde, sağcı Japonya lideri Takaiçi'nin Rusya'yla ilişkileri daha ılımlı sürdürmek istediği ancak son dönemdeki gelişmelerin durumu değiştirebileceği belirtiliyor.

Japonya Dışişleri Bakanlığı, Kuril Adaları anlaşmazlığındaki tutumuna ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 7 Şubat'ta "Kuzey Toprakları Günü" adlı bir anma etkinliği düzenliyor.

Özellikle ultra milliyetçi kesimler bu tarihte Tokyo'daki Rusya Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenliyor.

Putin'in ziyaretinin, Takaiçi üzerindeki Moskova'ya karşı daha sert bir çizgi izlemesi yönündeki baskıyı artırabileceği yorumu yapılıyor.

Japon medya kuruluşu Asahi'nin analizinde, Takaiçi'nin göreve gelirken kendisini eski Başbakan Şinzo Abe'nin siyasi mirasçısı olarak konumlandırdığı hatırlatılıyor. Abe, başbakanlığı döneminde Putin'le 27 kez görüşmüştü.

Analize göre Kremlin, Takaiçi hükümetinin Rusya'ya karşı Abe dönemindekine benzer şekilde daha ılımlı bir politika izlemesini beklemiş olabilir. Ancak Tokyo'nun Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırımları sürdürmesi, Moskova'nın bu beklentisinin karşılanmadığını gösteriyor.

Keio Üniversitesi'nden uluslararası siyaset uzmanı Yoko Hirose ise Putin'in ziyaretinin, Rusya'da "Militarist Japonya'ya Karşı Zafer Günü" olarak anılan 3 Eylül'ün öncesine denk gelmesine dikkat çekiyor.

Hirose'ye göre ziyaret, Putin'in Kuril Adaları üzerindeki Rus egemenliğini yeniden vurgulamasının yanı sıra Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki kamuoyuna da mesaj verme amacı taşıyor olabilir.

Akademisyen ayrıca Kuril Adaları'nın Rusya açısından yalnızca egemenlik meselesiyle sınırlı kalmadığını, ABD'ye karşı Pasifik'te yürütülen askeri stratejinin de önemli bir parçası olduğunu belirtiyor.

Rusya Bilimler Akademisi'nden Japonya uzmanı Valeri Kistanov ise Putin'in ziyaretinin Rusya-Japonya ilişkilerinde önemli bir değişime yol açmayacağını savunuyor. Akademisyene göre Tokyo yönetimi, Moskova'ya uygulayabileceği yaptırımların neredeyse tamamını zaten hayata geçirdi.  

Japonya ve Rusya arasındaki yaklaşık 150 yıllık toprak anlaşmazlığı

Japonya ve Rusya'nın 1855'te imzaladığı Şimoda Anlaşması'yla Kuril Adaları'ndaki sınır İturup'la Urup arasından geçecek şekilde çizilmişti. Bugün ihtilaf konusu olan İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai adaları Japonya tarafında kalmıştı.  

1875'te ise St. Petersburg Anlaşması imzalandı. Çarlık Rusyası, Urup'un kuzeyindeki 18 Kuril Adası'nı Japonya'ya verdi. 1855'teki anlaşmayla zaten Japonya'nın kontrolündeki 4 ada bu takasın dışındaydı.

Japonya da bunun karşılığında Sahalin üzerindeki haklarından vazgeçti.

Asıl kırılmaysa II. Dünya Savaşı'nın ardından yaşandı. Sovyetler Birliği, Japonya'nın teslimiyet sürecine girdiği savaşın son günlerinde adaları ele geçirdi.

Diğer yandan Müttefik Kuvvetler'le Japonya arasında 1951'de imzalanan San Francisco Barış Antlaşması kapsamında Japonya, Kuril Adaları üzerindeki hak iddiasından vazgeçti.

Ancak Tokyo yönetimi İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai'yi bu anlaşma kapsamında değerlendirmiyor ve bu adaların Japonya'nın egemenliğindeki "Kuzey Toprakları'nın" parçası olduğunu savunuyor.

Sovyetler Birliği ise konferansa katılmış ancak antlaşmayı imzalamayı reddetmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Asahi, RIA Novosti, Reuters


Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
TT

Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hürmüz Boğazı'ndaki Amerikan faaliyetlerini engellemesi halinde Umman'ı bombalamakla tehdit etmesinin yankıları sürüyor.

Trump, dün Fox News'a açıklamasında, ABD'nin Hürmüz'deki faaliyetlerine müdahale etmesi durumunda Umman'ı "fena bombalayacağını" söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dünkü açıklamasında Tahran'la Maskat arasındaki görüşmelerin olumlu geçtiğini belirtti. Özellikle denizcilik güzergahlarını belirleyen harita hakkında uzlaşı sağlandığını duyurdu.

Trump'ın Umman'ı bombalama tehdidi de bu haberin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la telefon görüşmesinde, Umman'la diyaloğu ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakereleri sürdürmeye kararlı olduklarını vurguladı. 

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta Umman, İran'ın misillemelerinin hedefi olmuştu.

Beyaz Saray, Katar ve Pakistan arabuluculuğundaki müzakerelere yönelirken, Umman'ı genellikle sürecin dışında bırakmayı tercih etmişti. Ancak İran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin düzenlenmesine ilişkin Umman'la bir süredir müzakere yürütüyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Umman ve İran arasındaki görüşmelerin olumlu sonuçlanması, Hürmüz'deki gemi trafiğinin nispeten normale dönmesini sağlayarak küresel enerji piyasaları üzerindeki yükü kısmen hafifletebilir.

Öte yandan Trump yönetiminden bazı isimler, Umman'ın Tahran açısından daha elverişli bir anlaşma yapmayı hedeflediğini ve gizlice İran'ın tarafında olduğunu savunuyor. Diğerleri ise İran'la bir türlü anlaşmaya varamayan Trump'ın Umman'ı "günah keçisi ilan ettiğini" söylüyor.

İran'la ABD arasında haziranda imzalanan 60 günlük mutabakatın süresi pazartesi günü (17 Ağustos) doldu.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Nate Swanson, Trump'ın Umman'a yönelik tehditlerine ilişkin şunları söylüyor:

Trump'ın Umman'ı tehdit etmesi, kendi yarattığı ve elinde iyi bir seçeneğin kalmadığı bu durumdan duyduğu hayal kırıklığının bir yansıması. Sadece refleks olarak saldırıyor.

ABD'li düşünce kuruluşu Cato Enstitüsü'nden Justin Logan ise "Asıl trajik olan ABD'nin Ortadoğu'daki savaş öncesi duruma dönmek için çabalayıp durması" diyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, 5 Ağustos'taki açıklamasında müzakere edilen güzergahın 2 ila 4 ay sürmesi beklenen "geçici bir rota" olduğunu belirtmişti. Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılmasının ABD'nin tutumuna bağlı olacağını vurgulamıştı.

Trump, mayısta da Umman'ı bombalamakla tehdit etmişti. ABD başkanının sert çıkışı, Amerikan istihbaratının, Umman'ın İran'la anlaşarak Hürmüz'deki geçişlerden para almayı planladığı değerlendirmesinin ardından gelmişti.

Umman, savaş öncesinde de ABD ve İran arasındaki nükleer müzakerelerde arabuluculuk yapıyordu. Körfez ülkesinin dışişleri bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, müzakereler sürerken ABD'nin İsrail'le ortak operasyon düzenleyerek savaş başlatması üzerine "Hayal kırıklığına uğradım. Müzakereler bir kez daha baltalandı" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times, Tesnim