Göçmenler arasındaki yabancılar... Guraba Taburu ile Şam arasındaki sessiz çatışma

Geçici bir olay mı, yoksa yabancı savaşçıların etkisiz hale getirilmesinin başlangıcı mı?

İdlib kırsalındaki Harem’de bulunan Guraba Taburu kampından (Sosyal medya)
İdlib kırsalındaki Harem’de bulunan Guraba Taburu kampından (Sosyal medya)
TT

Göçmenler arasındaki yabancılar... Guraba Taburu ile Şam arasındaki sessiz çatışma

İdlib kırsalındaki Harem’de bulunan Guraba Taburu kampından (Sosyal medya)
İdlib kırsalındaki Harem’de bulunan Guraba Taburu kampından (Sosyal medya)

Fransız göçmenlerden oluşan Guraba Taburu (Fırkatu'l Guraba) ile Suriye hükümet güçleri arasında İdlib kırsalında son zamanlarda meydana gelen çatışmalar, Suriye'nin yeni manzarasında en karmaşık ve tartışmalı konulardan birini gün yüzüne çıkardı.

İdlib'in kuzeyindeki Harem bölgesinde yaşanan çatışmalar, münferit bir güvenlik olayı değil, daha çok Şam'ın yıllarca süren savaşın ardından Suriye topraklarında kalan binlerce yabancı savaşçıya yönelik politikalarının bir sınaması gibi görünüyor.

Son olaylar, ‘yabancı savaşçılar’ dosyasıyla ciddi bir şekilde ilgilenmenin başlangıcını oluşturdu ve bu konu, yeniden gündeme geldi. Bu durum, yeni Suriye devletinin, yabancıların yeni Suriye ordusunda liderlik pozisyonlarına getirilmesini engelleme konusunda uluslararası toplumla güven inşa etme sürecinde kaydettiği ilerlemenin ardından ortaya çıktı.

Hikâye, 22 Ekim’de başladı. İç Güvenlik Güçleri, İdlib’in kuzeyindeki Harem kasabasında bulunan kamplardan birine, Fransız savaşçıların lideri olan ve Ömer Omsin adıyla bilinen Omar Diaby’nin komutasındaki kampa doğru bir güvenlik operasyonu gerçekleştirmek üzere yöneldi. Bu operasyon, ‘bir kızın kaçırılması da dâhil olmak üzere ciddi ihlallerle ilgili şikâyetlere’ yanıt olarak yapıldı. Resmi anlatıma göre, operasyonun amacı yasaları uygulamak ve kamp üzerinde devletin otoritesini tesis etmekti.

zsd
Ömer Omsin olarak bilinen Fransız cihatçı Omar Diaby (Arşiv – France Bleu internet sitesi)

Ancak Afrika kökenli Fransız Omar Diaby, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Paris, Diaby'yi ‘Fransızca konuşan cihatçıları’ işe alan en önemli isimlerden biri olarak görürken, Washington onu 2016'dan beri ‘küresel terörist’ olarak sınıflandırıyor.

Çatışma, Harem kampındaki Özbek, Tacik ve Türkistanlı grupların liderlerinin arabuluculuğunda yapılan bir uzlaşma toplantısıyla sona erdi. Guraba Taburu, Telegram kanalında ateşkes anlaşmasına vardıklarını duyurdu.

Göçmenler arasındaki yabancılar

Guraba Taburu, Türkiye sınırındaki müstahkem bir kampta aileleriyle birlikte yaşayan yaklaşık 70 Fransız savaşçıdan oluşuyor. Bu durum, bir dizi yabancı savaşçı liderinin ortak çabalarıyla altı maddelik bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona eren silahlı çatışmaların ardından güvenlik güçlerinin kampa baskın yapmasını zorlaştırdı. Anlaşma, ‘ateşkes, kampın hükümete açılması, Omar Diaby davasının Adalet Bakanlığı'na (yargı makamına) sevk edilmesi, ağır silahların geri çekilmesi ve çatışmalara karışanların yargılanmamasının sağlanmasını’ öngörüyordu.

df
Omar Diaby'nin yakın zamanda çekilmiş bir fotoğrafı

Yabancı savaşçıların sayısının beş bini aştığı tahmin ediliyor; bunların büyük çoğunluğu Savunma Bakanlığı bünyesindeki 84. Tümen’e katıldı. Suriye hükümeti, bu kişilerin üst düzey görevlere getirilmemesi yönünde Batılı başkentlerden baskı görüyor. Buna karşılık hükümet, bu kişilerin bölge ve dünya güvenliği ile istikrarı için herhangi bir tehdit oluşturmayacağına dair uluslararası topluma güvence veren bir söylem benimsedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya göre, muhalefet saflarında savaşan bu savaşçılar yeni toplumun bir parçası. Nitekim bir kısmı fiilen askerî rütbeler ve ordu içinde resmî görevler elde etmiş durumda; bu da entegrasyon politikasının pratik bir yansıması olarak görülüyor.

Hedef alma değil, disiplin

İsmini vermek istemeyen bir Suriye ordusu yetkilisi, Şarku’l Avsat'a “Harem’de yaşananlar, savaş yılları boyunca bizimle birlikte olan, Suriye devrimini destekleyen ve kurtuluş operasyonlarında aktif rol oynayan yabancı savaşçıları hedef almıyor” dedi. Onlarla olan ilişkinin karşılıklı taahhütlere dayandığını vurgulayan yetkili, “Bu savaşçılar devletin kararlarına bağlılık göstermişlerdir ve çoğu resmi olarak Savunma Bakanlığı'na katılmıştır” ifadesini kullandı. Askeri yetkili, yaşananların ‘bazılarının iddia ettiği gibi onlara karşı bir kampanya değil, sadece yasanın uygulanması’ olduğunu ifade etti. Yeni Suriye ordusunun ‘Suriye vatandaşı ya da göçmen olsun, hiç kimse muaf tutulmadan, açık bir disiplin ve askeri talimatlar sistemine göre’ çalıştığını belirten yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yasaların ihlali veya emirlere itaatsizlik, caydırıcı önlemlerle karşılanacaktır. Çünkü askeri kurumdaki herkes yasa ve disiplinin yönettiği tek tip bir sisteme tabidir.”

Adlandırma konusundaki anlaşmazlık

Resmî açıklamalardan uzak duran gözlemciler ve eski askeri liderler, krizin basit bir yasal ihlalin ötesinde olduğunu ve yeni devletin ve kimliğinin inşa sürecinin merkezinde yer aldığını düşünüyor. İslamcı gruplardan birinin eski askeri komutanı Ebu Yahya eş-Şami, Şarku’l Avsat'a temel bir sorun olarak gördüğü terminoloji hakkında konuştu. Eş-Şami, savaşçıları ‘yabancılar’ olarak tanımlamanın ne doğru ne de adil olduğunu düşünüyor. Ona göre bu terim olumsuz çağrışımlar içeriyor. “Onları göçmen olarak adlandırmak daha iyi. Çünkü ‘yabancı’ kelimesi Suriye devriminde yaptıkları fedakarlıklarla kazandıkları meşruiyeti ellerinden alıyor” diyen eş-Şami, bu entegrasyonun hem sosyal hem de siyasi düzeyde gerçekleştiğine inanıyor. “Bugün, Suriyelilerden bağımsız bir yönelime sahip göçmen grupları yok. On yılı aşkın bir savaşın ardından, onlar yerel topluluğun bir parçası haline geldiler. Suriyelileri memnun eden şey onları da memnun ediyor, Suriyelilerin reddettiği şeyi onlar da reddediyor” ifadelerini kullandı.

Bu açıdan eş-Şami, Harem olayının başından itibaren yanlış bir şekilde ele alındığına inanıyor. Eş-Şami, “Harem olayına eşlik eden medya ve güvenlik önlemlerinin artırılması bir hataydı. Ancak hükümet, olaylar tehlikeli bir çatışmaya dönüşmeden önce uzlaşma yoluyla durumu düzeltti” dedi.

Bu tür meselelere akıl ve soğukkanlılıkla yaklaşmak gerekir; çünkü göçmenlerin bizim anlamamız gereken meşru endişeleri var” diyen eş-Şami bu sözleriyle, savaşın sona ermesinin ardından göçmenlerin yargılanma, kendi ülkelerine sınır dışı edilme veya dışlanma korkusuna işaret etti.

Yaşananları ‘isyan’ olarak nitelendirmeyi reddeden eş-Şami, “Fransız savaşçılar Suriye ordusunun bir parçası oldukları için isyandan söz etmek mümkün değil” dedi. Eş-Şami sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Devletin diyalog ve arabuluculuk yoluyla elde ettikleri, çatışma yoluyla elde ettiklerinden hem daha az maliyetli hem de otoritesine daha fazla saygı kazandırıcıdır. Eğer göçmenlere zulme uğrayabilecekleri ülkelere geri gönderilmeyecekleri ve ‘yeni Suriye’yi savunmaya katkıda bulunmuş vatandaşlar olarak haklarının korunacağı’ konusunda yeterli güvence verilirse, onların Suriye toplumuna uyumu uzun sürmeyecektir.”

Yapısal zorluklar

Araştırmacı Vail Alvan, yaşananların Suriye devletinin karşı karşıya olduğu derin yapısal zorlukları ortaya çıkardığına inanıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan Alvan, “Olanlar, göçmenlerin devlet kurumlarına entegrasyonunun henüz tamamlanmadığını doğruluyor” dedi. Alvan, ‘bir sonraki aşamanın, devletin bu entegrasyonu sadece sözde değil, pratikte de gerçekleştirebilme yeteneğinin gerçek bir sınavı olacağını’ vurguladı.

Alvan, “Yabancı savaşçıların bir kısmı devlet kurumlarına entegre olamayabilir; bu da devleti iki seçenekle karşı karşıya bırakıyor: ya onları Suriye’den çıkarmak ya da istikrara tehdit oluşturacak unsurlara dönüşmemelerini sağlamak” dedi. Alvan ayrıca, yetkililerin ‘her seferinde güvenlik ve istikrarın önceliği ile entegrasyon projesinin başarısı ve silahlı grupların dağıtılması önceliği arasında bir denge kurmak zorunda kalacaklarını’ belirtti.

Ancak Alvan'a göre nihai hedef açık ve geri döndürülemezdir. Alvan, “Hükümet, Suriyeli ya da yabancı olsun, silahlı grupları dağıtmaktan başka seçeneği olmadığı için bu sorunları akıllıca ele almaya devam edecek. Bu hedef sadece uluslararası taleplere bir yanıt değil, aynı zamanda devletin otoritesini ve prestijini tesis etmek için bir ön koşul” şeklinde konuştu.

tyu
Suriye ordusu mensupları (AFP)

Alvan şöyle devam etti: “Hükümetin Harem'de benimsediği uzlaşma yöntemi, önceki grupların yöntemlerini anımsattığı yönündeki eleştirilere rağmen, krizi hızla kontrol altına almak ve mümkün olan en düşük maliyetle ortadan kaldırmak amacıyla benimsenmiştir.”

Alvan sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Suriye ve göçmen çevrelerde, hükümetin iç ve dış politikalarından memnun olmayan gruplar olduğu doğru. Bu nedenle devletin bugün, bu gruplara hitap eden ve onları bir sonraki aşama için seçeneklere ikna eden yeni bir dini söyleme ihtiyacı var. Suriye hükümeti de son zamanlarda bunu yapmaya başladı.”

Farklı görüşler

Şarku’l Avsat, göçmen grupların kendi içlerindeki ideolojik farklılıkları anlamak için, her ikisi de Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı olan ve görüşleri arasında belirgin bir farklılık bulunan iki liderle görüştü.

Arap uyruklu bir askeri lider olan Ebu Muhacir, ‘resmi olarak Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı olduğunu ve onun bayrağı altında savaştığını’ ifade etti. Yeni devlete tam entegrasyon ve açık sadakat modelini temsil eden Ebu Muhacir şöyle dedi: “Biz Suriye devletinin yanındayız ve onun politikasından sapmayacağız. Barış yapanlarla barış yapar, savaşanlarla savaşırız.”

Ebu Muhacir, “Suriye'ye geldiğimizde amacımız, bu ülkenin halkını savunmaktı, onlar adına karar vermek ya da onlara liderlik etmek değildi. Biz sadece onları desteklemek için geldik. Kazandığımızda, devrimin meyvesini temsil eden devlete ve geldiğimiz hedefe, yani rejimi devirmek, Suriyelileri desteklemek ve baskı gördükten sonra onlara seslerini duyurma imkânı vermek için sadık kaldık. Bugün, Suriye ordusunun bir parçasıyız ve Savunma Bakanlığı'nın tüm kararlarına bağlıyız. Başka türlüsü olamaz. Göçmenlerin çoğu bu inancı paylaşıyor” ifadelerini kullandı.

Ebu Muhacir'in aksine, yine Savunma Bakanlığı'na bağlı lider Ebu Müsenna, devlet politikalarına ilişkin çekincelerini dile getirerek, Vail Alvan'ın tanımladığı ‘ideolojik hayal kırıklığı’ yaşayan göçmenlerin görüşlerini yansıtıyor.

sdefr
Suriye'nin kuzeyindeki Suriye Milli Ordusu (SMO) fraksiyonlarının üyeleri (AFP)

Ebu Müsenna, Şarku’l Avsat'a şunları söyledi: “Uğruna yola çıktığımız ve pek çok kardeşimizin bu uğurda hayatını kaybettiği hedef, devletin bu şekilde inşa edilmesi değildi. Mevcut devlet, rejimin şebbihalarını yerinde bıraktı ve onları mazlumların aleyhine makamlara getirdi. Ayrıca kötülükleri ortadan kaldırmadı; tam tersine, kötülük yapanların sayısı arttı ve devletin dış dünyayı gözeterek onlara yumuşak davranması sonucunda, onlar bunu artık açıkça yapar hâle geldiler.”

Olan bitenlerin, bu yolda canını verenlerin amaçlarının tam zıddı olduğunu düşünen Ebu Müsenna şu ifadeleri kullandı: “Her şeye rağmen başkaldırmayacağız; çünkü devletin düşmanlarının, onu zayıflatmak ve tek hamlede devirmek için her türlü anlaşmazlığı istismar ettiğinin farkındayız. Bu aşamadaki görevimiz nasihat etmek, uyarmak, delil ortaya koymak ve düzenin içinden hakikati haykırmaktır; onun aleyhine silaha sarılmak ya da bölünmeyi artırmak değil.”

Ne akılla ne de kalple

Ebu Muhacir ile Ebu Müsenna arasındaki bu görüş ayrılığını, Heyetu Tahriru’ş Şam'ın (HTŞ) Şeriat Konseyi'nin eski üyesi ve şu anda Suriye ordusunun şeriat ve ahlak danışmanı olan Abdullah Halid Şarku’l Avsat’a açıkladı. Halid, göçmenlerin doğasını tanımlamakla başlıyor ve onların ‘inançlarının kalplerine derinlemesine işlemiş olmasıyla öne çıktıklarını’ söylüyor. Buna göre, bu derin bağlılık, onları Avrupa’daki rahat yaşamlarını bırakıp Suriye’ye seyahat etmeye yönlendirdi; o dönemde Suriye, devrim yıllarında dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri olarak görülüyordu.

sdefr
Harem kampında Özbek liderler ile yapılan uzlaşma toplantısından… Ömer Omsin de aralarında oturuyor. (Sosyal medya)

Halid, “Devrim yıllarında gruplar arasında hâkim olan dini söylem, doğası gereği coşkulu ve seferber edici, meydan okuyucu bir nitelikteydi. Bu tarz bir söylem, moral yükseltme ve kararlılığı pekiştirme ihtiyacı olan savaş ve çatışma dönemine uygundu. Ancak sorun, ‘devrimden devlete’ geçişle başladı. Rejim düştükten ve HTŞ ile birlikte bazı gruplar Şam’da iktidarı devraldıktan, üyeleri yerel ve uluslararası gerçeklerle karşılaştıktan sonra, dini söylemin hem biçim hem de içerik olarak değişmesi doğal oldu; çünkü tüm halkı yöneten bir sorumlunun söylemi, sadece bir grup savaşçıya hitap eden bir grubun liderinin söyleminden farklıdır” şeklinde konuştu.

Halid, “Bu dönüşüm, mantığın, aklın ve şeriatın gereklilikleriyle uyumludur. Ancak bu süreç, birçok göçmen (ve bazı Suriyeliler) arasında kalplerine kök salmış inançla çarpışıyor; bu da onların söylem ve yöntemdeki değişimi kabul etmelerini engelliyor” dedi. Bu akımı benimsemeyenlerin önündeki seçeneklerin sınırlı ve sert olduğunu belirten Halid sözlerini şöyle noktaladı: “Devlet, yeni çizgisi doğrultusunda ilerliyor ve bundan sapılmasına izin vermeyecek… İnsanların önünde üç seçenek var: ya yeni devletle çatışmak, ya çekilip sessiz kalmak, ya da mevcut yöntemi kabul edip ona uyum sağlamak.”



Avrupa, ABD'nin Ukrayna'daki savaşı sona erdirme "acelesi" konusunda endişeli

Almanya Başbakanı Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Kanada Başbakanı Carney ile (Reuters)
Almanya Başbakanı Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Kanada Başbakanı Carney ile (Reuters)
TT

Avrupa, ABD'nin Ukrayna'daki savaşı sona erdirme "acelesi" konusunda endişeli

Almanya Başbakanı Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Kanada Başbakanı Carney ile (Reuters)
Almanya Başbakanı Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Kanada Başbakanı Carney ile (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasında gerçekleşen hassas bir telefon görüşmesinin içeriği ortaya çıktı. Bu görüşme, Avrupa'nın Moskova ile barış müzakerelerini yönetme konusundaki yeni Amerikan yaklaşımına ilişkin endişelerinin boyutunu gözler önüne seriyor.

Alman Der Spiegel gazetesinin protokol dışı olarak yayınladığı görüşmeye göre, özellikle Steve Wittkoff ve Jared Kushner'in müttefiklerle önceden koordinasyon sağlamadan Moskova'ya yaptığı ziyaretin ardından ABD'nin gözle görülür ivmesi, Rusya'nın gelecekteki boşlukları istismar etmesini önlemek için herhangi bir sağlam güvenlik taahhüdü oluşturulmadan Ukrayna'yı belirsiz tavizler vermeye itebilecek "aceleci bir anlaşma" korkularını güçlendirdi.

Mertz, Washington'un "oyunları" ve "Washington'un Kiev'e ihanet etme olasılığı" konusunda uyarıda bulunurken, Macron, Kiev'in gerçek bir caydırıcılık sistemi üzerinde anlaşmaya varmadan önce sınır anlaşmalarını kabul etmesi için dolaylı baskıya maruz kalabileceği ihtimaline işaret etti.


Ukrayna savaşı, Çernobil’i uyandırdı: “Radyasyon engellenemiyor”

Uzmanlar, koruyucu kalkanda yaklaşık 15 metrelik delik açıldığını bildirmişti (Reuters)
Uzmanlar, koruyucu kalkanda yaklaşık 15 metrelik delik açıldığını bildirmişti (Reuters)
TT

Ukrayna savaşı, Çernobil’i uyandırdı: “Radyasyon engellenemiyor”

Uzmanlar, koruyucu kalkanda yaklaşık 15 metrelik delik açıldığını bildirmişti (Reuters)
Uzmanlar, koruyucu kalkanda yaklaşık 15 metrelik delik açıldığını bildirmişti (Reuters)

Ukrayna savaşında zarar gören Çernobil Nükleer Santrali'nin koruyucu kalkanı artık radyasyon sızıntısını engelleyemiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) dün yapılan açıklamada, geçen hafta yürütülen incelemeler sonucu çelik kalkanda ciddi hasar meydana geldiğinin tespit edildiği belirtildi. 

UAEA Direktörü Rafael Grossi, yapının radyasyon sızıntısını engelleme dahil "birincil güvenlik işlevlerini" kaybettiğini duyurdu. 

Grossi, koruyucu kalkanda bazı onarım çalışmalarının yapıldığını ancak "uzun vadeli nükleer güvenliğin sağlanması için kapsamlı restorasyon gerektiğini" söyledi. 

UAEA, Çernobil Nükleer Santrali'nin 4. reaktörünü koruyan güvenlik kalkanına drone isabet ettiğini şubatta açıklamıştı. Bunun koruyucu metal kapsülün çatısında yangına neden olduğu aktarılmıştı. Yangının söndürülmesi neredeyse iki hafta sürmüştü.

1986'daki nükleer facianın yaşandığı 4. reaktörden geriye kalan radyoaktif atıkların korunması için 2019'da inşa edilen kalkan yaklaşık 1,5 milyar dolara mal olmuştu.

Saldırının ardından Ukrayna ve Rusya birbirini suçlamıştı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, saldırıyı "Kiev rejimi tarafından önceden planlanmış bir provokasyon" diye nitelemişti. Ukrayna ise iddiaları reddederek saldırının Rus ordusuna ait insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlendiğini söylemişti.

Rus birlikleri, Şubat 2022'de başlayan savaşın ilk haftalarında, Ukrayna'nın kontrolündeki Pripyat'ta yer alan Çernobil santralini ele geçirmişti. Bir aydan uzun süren çatışmaların ardından Ukrayna askerleri bölgenin kontrolünü geri almıştı. 

Independent Türkçe, Guardian, Reuters


Amerika: Federal yargıç, Epstein soruşturmasında büyük jüri tutanaklarının yayınlanmasına karar verdi

Jeffrey Epstein (AP)
Jeffrey Epstein (AP)
TT

Amerika: Federal yargıç, Epstein soruşturmasında büyük jüri tutanaklarının yayınlanmasına karar verdi

Jeffrey Epstein (AP)
Jeffrey Epstein (AP)

Florida'daki bir federal yargıç, dün Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell'in federal seks ticareti davalarıyla ilgili büyük jüri tutanaklarının yayınlanması kararını verdi.

Bölge Yargıcı Rodney Smith, yakın zamanda kabul edilen ve dava tutanaklarının yayınlanmasını emreden federal yasanın, büyük jüri önündeki davaların yayınlanmasını yasaklayan federal kuralı geçersiz kıldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Fox News'ten aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı geçen ay, Başkan Donald Trump'ın Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'nı imzalamasının ardından, büyük jüri materyallerinin gizliliğini kaldırmasını ve Jeffrey Epstein ile Ghislaine Maxwell davalarıyla ilgili koruma emirlerini kaldırmasını istedi.

Trump'ın 19 Kasım 2025'te imzaladığı yasaya göre, Adalet Bakanı Pam Bondi'nin Epstein ile ilgili tüm kayıtları, iletişimleri ve sınıflandırılmamış soruşturma materyallerini 30 gün içinde yayınlaması gerekiyor.