Ben-Gvir, itfaiye aracı bağışı ve 17 gencin eğitimiyle Suveyda sakinlerinin gönlünü kazanmaya çalışıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çarşamba günü üst düzey savunma, dışişleri ve güvenlik yetkilileri eşliğinde Suriye sınırındaki tampon bölgeyi gezdi. (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çarşamba günü üst düzey savunma, dışişleri ve güvenlik yetkilileri eşliğinde Suriye sınırındaki tampon bölgeyi gezdi. (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)
TT

Ben-Gvir, itfaiye aracı bağışı ve 17 gencin eğitimiyle Suveyda sakinlerinin gönlünü kazanmaya çalışıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çarşamba günü üst düzey savunma, dışişleri ve güvenlik yetkilileri eşliğinde Suriye sınırındaki tampon bölgeyi gezdi. (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çarşamba günü üst düzey savunma, dışişleri ve güvenlik yetkilileri eşliğinde Suriye sınırındaki tampon bölgeyi gezdi. (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yaklaşık bir yıldır İsrail’in işgali altında bulunan Suriye’nin güney bölgelerine yaptığı provokatif turdan ve aynı anda Suriye’den yürütülen silah kaçakçılığı ağının ortaya çıkarılmasından bir gün sonra, İsrail makamları dikkat çeken bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre İsrail, Suveyda’dan 17 Dürzi gencine profesyonel yangın söndürme eğitimi vermeyi ve vilayete bir itfaiye aracı hediye etmeyi planlıyor.

Bu açıklama, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Paylaşımların çoğunda, İsrail’in niyetlerine yönelik eleştiriler ve uyarılar öne çıktı. Sosyal medya kullanıcıları, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail’in 450 kilometrekareyi aşan Suriye toprağını işgal ettiğine (1967’den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’ne ek olarak) ve Şam’dan ülkenin güney ve güneybatı sınırlarına uzanan bölgede güvenlik kontrolünü dayattığına dikkat çekti.

İsrail güçlerinin Suriye topraklarına ilk adım attığı günden bu yana bölgede gerilim yarattığı, toplumsal çatışmaları körüklemeye çalıştığı, hava saldırıları ve topçu bombardımanları düzenlediği, hatta Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı hedef aldığı belirtildi. Bu adımların, Şam yönetimine baskı kurmak ve onu güvenlik anlaşmalarına zorlamak amacı taşıdığı ifade edildi.

Gelen son bilgilere göre, Arap karşıtı söylemleri, aşırı sağcı tutumu ve ırkçı görüşleriyle bilinen İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir bakanlığına bağlı İtfaiye Kurumu’na Suveyda’ya bir itfaiye aracı gönderilmesi yönünde talimat verdi. Ben-Gvir bu adımı ‘üst düzey insani bir girişim’ olarak tanımladı. Ancak bölge kamuoyu, özellikle Araplarla ilgili politikaları göz önüne alındığında, Ben-Gvir’in bu girişiminin insani amaçlar taşıdığına pek ihtimal vermiyor. Bu nedenle söz konusu adımın gerçekten Suveyda’da çıkabilecek yangınlara destek olmayı mı hedeflediği, yoksa bölgede yeni fitneler ve çatışma alanları yaratmayı mı amaçladığı yönünde soru işaretleri doğmuş durumda.

cdft
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 28 Ocak 2024 tarihinde Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın kuzeyinde yerleşim yerlerinin yeniden inşası için çağrıda bulunan bir konferansta konuşuyor. (Reuters)

Gelen bilgiler, söz konusu girişimin İsrail’in güney Suriye’deki nüfuzunu ‘insani yardım’ görünümü altında genişletmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir planın parçası olabileceği yönünde. Bu çerçevede İsrail’in, Suriye toplumunda ayrışma yaratmak amacıyla Dürzi topluluğu ile ‘özel bağlara’ sahip olduğu iddiasını öne çıkardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot’tan aktardığına göre Dürzi topluluğundan 17 genç, üç hafta sürecek yoğun bir itfaiyeci eğitimine tabi tutulacak. Programın ardından her bir katılımcı, tam teçhizatlı şekilde Suriye’ye dönecek. Ayrıca Suveyda’da yeni bir itfaiye istasyonu kurulacağı ve bölgeye bir itfaiye aracı gönderileceği bildirildi.

Haberde, Ben-Gvir’in “Suriye’deki itfaiye istasyonu acil durumlarda kurtarma kapasitesi sağlayacak” dediği aktarıldı. Haberin devamında, İsrail’in, güney Suriye’deki Dürzilerle ilişkisini ‘derin bir stratejik bağ’ olarak nitelendirdiği ve sınırın ötesinde yaşayan Dürzi aileleri de bu çerçevede değerlendirdiği ifade edildi.

Ben-Gvir’in ayrıca şu sözlerine yer verildi: “İsrail’deki Dürzi topluluğuyla ilişkileri güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Bunu hem ulusal güvenlik kurumlarında Dürzi subayların üst görevlere getirilmesiyle hem de ihtiyaç duyulan her alanda destek ve yardım sağlayarak yapacağız.”

xsd
İşgal altındaki Golan Tepeleri'nden İsrail ile Suriye sınırında kaçakçılık faaliyetlerinin artması, bu bölgeyi ‘Ekim 2023'ten bu yana silah ve uyuşturucu kaçakçılığının aktif bir merkezi’ haline getirdi. (İsrail Ordusu)

Söz konusu haber, çarşamba günü ortaya çıkarılan Suriye kaynaklı silah kaçakçılığı ağına ilişkin polis tarafından yayımlanan yeni detaylarla aynı dönemde gündeme geldi. Tel Aviv tarafından ‘Dürzi ağı’ olarak adlandırılan yapılanmanın tüm üyelerinin (18 kişi) Dürzi kökenli olduğu açıklandı.

Ağda yer aldığı belirtilen bazı isimler kamuoyuyla paylaşıldı. Buna göre Şefa Amr kentinde yaşayan 49 yaşındaki Rami Ebu Şah, yapılanmanın lideri olarak gösteriliyor. Diğer üyeler arasında Suriye’nin Hadr köyünden Yaser Burcas (29), Revad el-Bassar (25) ve Selman Ebu Kays (51) bulunuyor.

İsrail tarafında gözaltına alınanlar arasında ise Rami Ebu Şah’ın yanı sıra Yarka köyünden Emir Selman (25) ve Munir Ebu Davud (26) yer alıyor. Ayrıca İsrail ordusuna mensup askerler arasında İyad Halebi (45), Emel Selim (26), Suheyl Meadi (21) ve Şefa Amr’dan Salih Hanayfis’in (23) tutuklandığı bildirildi. Kimliklerinin açıklanmasına izin verilmeyen sekiz kişinin daha gözaltında olduğu ifade edildi.

xsdf
Suriye'den İsrail'e silah kaçakçılığı… Tel Aviv, düzenli ve yedek askerler dahil olmak üzere beş kişinin olayla ilgisi olduğunu açıkladı. (Polis Sözcüsü)

İsrail basınında yer alan sızıntılara göre, silah kaçakçılığında kullanılan araçların orduya ait kamyon ve askeri taşıtlar olduğu iddia edildi. Silahları ülkeye getirenlerin ise Bedevi aşiretlerin saldırısı sırasında Suveyda’yı savunmak için Suriye’ye geçtiklerini öne süren İsrailli Dürziler olduğu belirtildi. Bu kişilerin bölgede çok büyük miktarda silah buldukları ve bunları son derece düşük fiyatlara satın aldıkları ifade edildi. Aktarılan bilgilere göre bir tabanca bin şekel (yaklaşık 300 dolar), bir makineli tüfek 3 bin şekel, bir RPG roketatar ise 4 bin şekele alınmış; bu silahların İsrail’de beş ila on katı fiyatlarla satıldığı kaydedildi. Ayrıca, Suveyda’ya gönderileceği duyurulan itfaiye aracına ilişkin haberin, silah ticareti skandalının üzerini örtmeye yönelik bir girişim olabileceği ihtimali de gündeme geldi.



Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
TT

Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ teknolojisinin geleceği konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu. Bu çağrı, yapay zekâ sektöründeki hızlı gelişmenin sınırlandırılması yönündeki taleplerin artması ve teknolojinin insanlık üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişelerin yoğunlaşması üzerine yapıldı.

Guterres, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarının açılışında dün yaptığı konuşmada, “Yapay zekâ konusunda en büyük kapasiteye sahip hükümetler, insanlık karşısında en büyük sorumlulukları taşıyor” dedi. Bu ülkeler arasında “diyalog, iletişim, güven ve iş birliği kanallarının oluşturulması” gerektiğini vurguladı.

Guterres, “Soğuk Savaş’ın kritik bir döneminde iki stratejik rakip, ortak varoluşsal tehditlerin yönetilmesi gerektiğini fark etti” diyerek, o dönemde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki iletişime atıfta bulundu.

Çin ve ABD hâlihazırda yapay zekâya ilişkin konularda bir iletişim kanalı oluşturulması amacıyla görüşmeler yürütüyor. Bu görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in perşembe günü Washington’da gerçekleştirmesi planlanan zirvenin öncesinde yapılıyor.

Görüşmeler, iki ülkenin de gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin insanlığın varlığını tehdit edebileceğine yönelik endişelerinin arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu durum, iki ülke arasındaki teknolojik üstünlük yarışının kızışmasına rağmen iş birliği için nadir bir teşvik oluşturuyor.

“Süper güç” algısına karşı uyarı

Guterres, büyük güçlerin “güçlerinin göründüğü kadar sınırsız olmadığını” anlamaları gerektiğini belirterek, yalnızca askeri gücün barışı güvence altına almak için yeterli olmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Guterres, Genel Kurul’da dünya liderlerine yaptığı son konuşmada “karşılıklı bağımlılık üzerine kurulmuş bir dünya” çağrısında bulundu.

“Dünyamızdaki bölünme hatları genişliyor” diyen Guterres, devam eden savaşların yanı sıra yükselen sıcaklıklar ve yapay zekâ gibi gelişmelere dikkat çekti.

Görev süresinin bu yıl sona ermesinin ardından da “barışın mümkün olduğuna ilişkin inancını savunmaya” devam edeceğini belirten Guterres, konuşmasıyla bu yıl dünyanın en büyük diplomatik buluşmasının ana bölümünü açtı.

FRG
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026’da New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkenin liderleri, Genel Kurul’da birbirlerine hitap ederek beklentilerini, planlarını ve şikâyetlerini dile getiriyor.

Yapay zekâ, bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında öne çıkan başlıca konulardan biri. New York’taki toplantılar başlamadan önce 20’den fazla ülkenin lideri, gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin güvenliğini sağlamak için bağlayıcı önlemler alınması çağrısında bulundu. Liderler, bu teknolojinin gelişiminin onu kontrol etmek için mevcut kapasiteyi aşabileceği uyarısında bulundu.

Çin ve ABD, söz konusu çağrıyı imzalayan ülkeler arasında yer almadı. Trump ise yapay zekâ güvenliğine yönelik düzenlemelere sert biçimde karşı çıkarak, cumartesi günü yaptığı açıklamada, “haksız” olarak nitelendirdiği endişeler nedeniyle bu sektörün “yok edilmesine” izin vermeyeceğini söyledi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise temmuz ayında yaptığı açıklamada, yapay zekânın tek bir ülkenin hâkimiyetinde olmaması gerektiğini belirterek, teknolojinin geliştirilmesinde uluslararası iş birliği çağrısında bulundu.


Washington, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını kınadı

Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
TT

Washington, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını kınadı

Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)

ABD, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını eleştirdi. Washington, ülkedeki savaşın sona erdirilmesi konusunda rakip iki askeri gücün de ciddi bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott dün yaptığı açıklamada, “Ne Sudan Silahlı Kuvvetleri ne Hızlı Destek Kuvvetleri ne de bunların liderleri Sudan’da meşru ve anayasal bir otoriteyi temsil ediyor; zira yalnızca silah gücüyle yönetiyorlar” dedi.

Pigott açıklamasında, “Savaşan iki grubun liderlerinin tutumu, onları ülkeyi yönetmeye ehil olmaktan çıkarıyor” ifadelerini kullandı.


İran havacılık sektörüne yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdi

Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
TT

İran havacılık sektörüne yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdi

Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)

İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı ABD yaptırımları bugün yürürlüğe girdi. Washington, İran'a ait bütün hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurmayı ve bu şirketlerle iş yapan kuruluşları cezalandırmayı taahhüt etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in pazartesi günü açıkladığı yeni yaptırımlar, İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi tedbirin devamı niteliğinde. Söz konusu adımlar, askeri operasyonların çıkmaza girmesiyle birlikte ABD'nin İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabaları kapsamında atıldı.

İran'ın Tesnim ve ISNA haber ajansları, İran Sivil Havacılık Kurumu'na dayandırdıkları haberlerde, Bağdat ve Maskat havalimanlarının gece yarısından itibaren İran uçuşlarını “kabul etmeyeceğini” bildirdi.

Ancak Tesnim, dün akşam yayımladığı haberde, İstanbul seferleri de dahil olmak üzere diğer uluslararası uçuşların hâlen planlandığı şekilde gerçekleştirileceğini ve şu aşamada herhangi bir sorun yaşanmadığını belirtti.

Sivil Havacılık Kurumu sözcüsü, iki ajansa yaptığı açıklamada, Bağdat'a yapılması planlanan uçuşların Necef Havalimanı'na yönlendirilmesi için görüşmeler yürütüldüğünü söyledi. Şarku’l Avsat’ın ISNA'adan aktardığına göre Umman'la da benzer görüşmeler yapılıyor.

Irak hükümeti, ABD yaptırımları kapsamında uygulayacağı tedbirleri resmen açıklamazken, aralarında üst düzey bir hükümet yetkilisinin de bulunduğu çeşitli kaynaklar, Bağdat'ın ABD kısıtlamalarına uyacağını AFP'ye doğruladı. Irak, İran hava yolu şirketleri için önemli bir destinasyon konumunda bulunuyor.

Irak'taki seyahat acentelerinin yetkilileri, hava yolu seferlerinin yerine kara ulaşımının devreye sokulması seçeneğini değerlendirdiklerini belirtti. Iraklı hava yolu şirketleri, şubat sonunda Ortadoğu'da savaşın başlamasından bu yana İran'a uçuş düzenlemiyor.

Necef'teki seyahat acentelerinden birinde çalışan Haydar eş-Şemma, “Necef'te faaliyet gösteren seyahat ve turizm şirketlerinin işlerinin büyük bölümünü, Necef Havalimanı üzerinden İran'daki çeşitli havalimanlarına seyahat eden yolcular için uçak bileti rezervasyonları oluşturuyor” dedi.

ABD yönetimi, bu ayın başında İran havacılık sektörünü kara listeye almış ve İran hava yolu şirketleriyle iş yapan bütün kuruluşlara yaptırım uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.

ABD Hazine Bakanı Bessent, CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül Çarşamba günü (bugün) itibarıyla faaliyetlerini durduracağını belirterek, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmeti veremeyecek veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminin dışında bırakılacaklar” ifadelerini kullandı.

İran'ın ulusal hava yolu şirketi Iran Air ise dün yaptığı açıklamada, komşu ülkelerden uçuşlarının yasaklandığına ilişkin herhangi bir bildirim almadığını duyurdu.

İran'da 27 hava yolu şirketi bulunuyor ve bunların çoğu iç hatlarda faaliyet gösteriyor. Ulusal şirket Iran Air ile özel hava yolu şirketi Mahan Air, başta komşu ülkeler olmak üzere Rusya ve Çin'e düzenlenen uluslararası uçuşlarda öne çıkıyor.

Gürcistan, pazartesi gününden itibaren İran'a ve İran'dan gerçekleştirilen tüm hava yolu seferlerini yasaklarken, Mahan Air de Ankara'nın talebi üzerine Türkiye'ye uçuşlarını askıya aldığını açıkladı.

Yeni kısıtlamaların, İranlıların yurt dışına seyahat etme veya ülkelerine geri dönme imkanlarını daha da zorlaştırması bekleniyor.

İran, şubat sonunda başlayan ABD-İsrail savaşı sonrasında hava sahasını tamamen kapatmıştı. Çatışmaların yoğunluğunun azalmasının ardından hava trafiği kısmen yeniden başlarken, uluslararası uçuşları yalnızca İranlı hava yolu şirketleri gerçekleştiriyor.