Trump’ın Antifa ile mücadelesi: “Kızıl tehdit” Soğuk Savaşsız dönemde geri mi dönüyor?

Berlin’den Atina’ya, Washington’dan Brüksel'e kadar, dünya ‘ideolojik kutuplaşmada’ yeni bir aşamaya giriyor gibi görünüyor

Fransa’nın başkenti Paris’teki Place de la République'de (Cumhuriyet Meydanı), parlamento seçimlerinin ikinci turunun ön sonuçlarının açıklanmasının ardından düzenlenen gece gösterisi sırasında görülen ANTİFA bayrağı, 7 Temmuz 2024 (AFP)
Fransa’nın başkenti Paris’teki Place de la République'de (Cumhuriyet Meydanı), parlamento seçimlerinin ikinci turunun ön sonuçlarının açıklanmasının ardından düzenlenen gece gösterisi sırasında görülen ANTİFA bayrağı, 7 Temmuz 2024 (AFP)
TT

Trump’ın Antifa ile mücadelesi: “Kızıl tehdit” Soğuk Savaşsız dönemde geri mi dönüyor?

Fransa’nın başkenti Paris’teki Place de la République'de (Cumhuriyet Meydanı), parlamento seçimlerinin ikinci turunun ön sonuçlarının açıklanmasının ardından düzenlenen gece gösterisi sırasında görülen ANTİFA bayrağı, 7 Temmuz 2024 (AFP)
Fransa’nın başkenti Paris’teki Place de la République'de (Cumhuriyet Meydanı), parlamento seçimlerinin ikinci turunun ön sonuçlarının açıklanmasının ardından düzenlenen gece gösterisi sırasında görülen ANTİFA bayrağı, 7 Temmuz 2024 (AFP)

Omar Harkous

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, ‘terörle mücadelede’ yeni bir sayfa açtı. Ancak bu kez hedef, cihatçı veya milliyetçi gruplar değil, geçmişteki faşizme karşı mücadelesiyle tanınan Avrupa sol hareketleriydi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Almanya, İtalya ve Yunanistan'daki dört grubu Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terör Örgütü (SDGT) listesine alarak bu grupları ABD’deki sol görüşlü bir anti-faşist ve ırkçılık karşıtı siyasi hareket olan Antifa’nın uzantısı olmakla suçladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yaptığı bir açıklamaya göre bu karar ‘Antifa'nın siyasi şiddet kampanyasına karşı koyma’ çabaları çerçevesinde alındı. Washington’ın ‘ulusal güvenliğini korumak için mevcut tüm araçları kullanacağı’ belirtilen bu karar, Almanya'daki ‘Antifa Ost’, İtalya'daki ‘Informal Anarchist Federation/International Revolutionary Front’, Yunanistan'daki ‘Armed Proletarian Justice’ ve ‘Greek Revolutionary Class Self-Defence’ örgütlerini hedef alıyor.

Washington, bu grupları ‘Amerika, kapitalizm ve Hıristiyanlığa düşman olan anarşist ve Marksist sol ideolojilere bağlı olmakla’ ve ‘devrimci değişim aracı olarak şiddet kullanmakla’ suçluyor.

Rubio’nun açıklamalarına göre sınıflandırmanın ardından resmi olarak SDGT listesine dahil edilecekler, bu da varlıklarının dondurulması ve bunlarla ilişkili herhangi bir kuruluş veya kişiyle finansal işlemlerin yasaklanması anlamına geliyor. Bu karar, ‘küresel radikal sol’ olarak adlandırdığı kesimle açık bir çatışma içinde olan Trump yönetiminin ideolojisinden ayrı düşünülemez.

Terörizm tanımının Avrupa'daki sol grupları da kapsayacak şekilde genişletilmesi, Trump’ın ‘anarşistleri ve solcuları’ iç ve dış tehdit olarak gösteren, güvenlik odaklı bir seçim söylemi oluşturma arzusunu yansıtıyor.

ABD’nin kararı, sadece geçici bir güvenlik önlemi değil, daha çok ulusal ve uluslararası terörle mücadele çabalarını temsil ediyor.

Küresel güvenliğin siyasallaşması

ABD'nin terör örgütü sınıflandırmalarının bu coğrafi ve ideolojik genişlemesi, bu hamlenin gerçek amacına dair soruları gündeme getiriyor. Bazı Avrupa ülkelerinde (özellikle İtalya ve Yunanistan) iç güvenlik tehdidi oluşturan ‘anti-faşist’ şiddet ağlarıyla mücadeleye yönelik objektif bir çaba mı, yoksa anti-sol gündemi güçlendirmekle bağlantılı olarak Avrupa müttefiklerine iç siyasi bir tanım dayatmak için küresel güvenlik araçlarının sömürülmesi mi?

ABD’nin kararı sadece geçici bir güvenlik önlemi değil, daha çok ulusal ve uluslararası terörle mücadele çabalarının birleşimini temsil ediyordu. Trump, geçtiğimiz eylül ayında Antifa’yı ‘yerli terör örgütü’ olarak tanıyan bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Bu kararname siyasi zemin hazırlasa da ABD'de yabancı terör örgütleri için belirlenen listelerle aynı güçle içerideki terörist unsurları yargılamak için kapsamlı bir yasal çerçeve bulunmuyor. Bu yüzden Avrupa’daki terör örgütlerinin yabancı anti-faşist gruplar olarak sınıflandırılması, ABD yönetiminin, Avrupa’daki bu örgütlerle etkileşimde bulunan ABD’deki herhangi bir örgüte veya şahsa yönelik mali destek ve istihbarat gözetimi gibi güçlü küresel terörle mücadele yöntemlerinin uygulamasına olanak tanıyan yasal bir köprü görevi görüyor ve böylece ifade özgürlüğüne ilişkin iç hukuki kısıtlamaları aşıyor.

dfgt
ABD Başkanı Donald Trump, Adalet Bakanı Pamela Jo Bondi (solda) ve İç Güvenlik Bakanı Kirstjen Nielsen (sağda) ile birlikte, Beyaz Saray’ın Devlet Yemek Salonu’nda Antifa konulu yuvarlak masa toplantısında konuşurken, 8 Ekim 2025 (AFP)

Bu değişim, cihatçılara karşı geleneksel ‘terörle mücadeleden’ ‘ideolojik savaşa’ geçişi temsil ediyor. Varoluşsal tehditler için tasarlanmış aşırı güvenlik önlemlerinin kullanıldığı ve radikal sol ile iç ve dış ideolojik çatışmaya yönlendirildiği, Batı siyasetinde ideolojik düşmanın yeniden tanımlandığı ve ulusal güvenlik kisvesi altında iç siyasi muhalefetin zulmünün kolaylaştırıldığı bir süreç.

Washington'ın Antifa’nın ‘genç Amerikalıları üye yaptığı’ ve üyelerinin kimliklerini gizlemek ve finansman kaynaklarını saklamak için ‘karmaşık’ mekanizmalar kullandığı yönündeki açıklamaları, örgütsel yönlere odaklanıldığını açıkça gösterdi. Gayri resmi yapı ve finansmana odaklanılması, gizli sınır ötesi ağları bozmak için tasarlanmış terörle mücadele araçlarının kullanımını haklı çıkarıyor. ‘Anti-Amerikan’, ‘anti-kapitalist’ ve ‘anti-Hıristiyan’ gibi terimlerin kullanılması, hedefin sadece operasyonel şiddet değil, aynı zamanda radikal solun siyasi felsefesi olduğunu da açıkça gösteriyor. Bu strateji, Soğuk Savaş söylemini kullanarak muhafazakâr tabanı harekete geçiriyor ve siyasi rekabeti Marksist veya anarşist ‘küresel devrimci güçlere’ karşı bir beka savaşına dönüştürüyor.

Trump yönetiminin müttefiklerine uyguladığı baskı, Washington ile AB arasındaki ideolojik ve siyasi uçurumu derinleştiriyor.

Berlin Antifa tehdidini küçümsüyor

Öte yandan Berlin, resmi bir açıklamada Antifa Ost grubunun oluşturduğu tehdidi önemsiz göstermeye çalışarak, bu tehdidin ‘son aylarda keskin bir şekilde azaldığını’ ve grubun en önde gelen üyelerinin ‘ya gözaltında olduğunu ya da suçlardan mahkûm edildiğini’ belirtti. Almanya İç İstihbarat, bu örgütü 2024 yılında sağcı aktivistleri hedef alan bazı saldırın ardından ‘şiddet yanlısı bir ağ’ olarak sınıflandırdığını, ancak faaliyetlerinin ‘artık yaygın bir tehdit oluşturmadığını’ açıkladı. Alman hükümeti, ABD'nin kararından şaşkındı. Hükümet sözcüsü sadece “Washington bağımsız hareket etti” demekle yetindi. Almanya Dışişleri Bakanlığı da Alman vatandaşları için varlıkların dondurulması veya ABD'ye seyahat kısıtlamaları dahil olmak üzere yasal yaptırımlar uygulanacağı konusunda uyardı.

Kızıl Ordu Fraksiyonu’ndan Antifa'ya

Şiddet içeren sol hareketler Avrupa’da yeni bir olgu değildir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında var olmuş ve farklı şekillerde son buldu. Kızıl Ordu Fraksiyonu (Baader-Meinhof) 1970'li yıllardan beri aktif olarak faaliyet göstermiş, devletin ve kapitalizmin sembollerine yönelik suikastlar ve bombalı saldırılar düzenledi. Örgüt, lideri Wadie Haddad aracılığıyla Filistin Kurtuluş Halk Cephesi (FHKC) ile bağlantılıydı, uçak kaçırma eylemleri düzenledi ve Filistinli tutukluların serbest bırakılmasını talebiyle eylemler gerçekleştirdi.

İtalya'da Kızıl Tugaylar (Brigate Rosse) ortaya çıkmıştı. 1978'de dönemin Başbakanı Aldo Moro'yu kaçırıp öldürdü ve başta Paris'te liderlerinin düzenlediği bir eylemle bir Amerikalı ve bir İsrailli diplomatı öldüren Lübnan Silahlı Devrimci Fraksiyonları (LARF) olmak üzere Filistinli ve Lübnanlı gruplarla iş birliği yaptı.

Yunanistan'da 17 Kasım Devrimci Örgütü (17N), onlarca yıl boyunca Amerikan çıkarlarına karşı saldırılar düzenlemesiyle biliniyor. Örgüt, 2002 yılında yetkililer tarafından dağıtıldı. Ancak, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra anti-faşist bir hareket olarak ortaya çıkan Antifa, son yıllarda belli bir liderliği ve merkezi olmayan bir ağa dönüştü. Destekçileri, Afro-Amerikan George Floyd'un polis tarafından öldürülmesinin ardından 2020 yılında ABD’de düzenlenen protestolarda öne çıktı. Trump, o dönemde Antifa’yı ‘şiddeti kışkırtmakla’ suçladı.

Transatlantik gerginlik

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’nin kararı, Almanya, İtalya ve Yunanistan gibi hükümetlerin ‘solcu şiddet’ konusundaki endişelerini görmezden gelemeyeceği için Avrupa Birliği (AB) ülkeleri için çifte sorun teşkil ediyor. AB ülkeleri, bu kararın yerel grupların siyasi tanımlara göre sınıflandırılmasına olanak tanıyan bir yasal emsal teşkil etmesinden ve bunun da ‘terörle mücadelenin siyasallaşmasına’ yol açarak müttefikler arasındaki güveni zedelemesinden endişeleniyor. Trump yönetiminin müttefiklerine dayattığı bu gerilim, Washington ile AB başkentleri arasındaki ideolojik ve siyasi uçurumu derinleştiriyor. Beyaz Saray, ‘aşırı sol hareketleri’ ulusal güvenliğe bir tehdit olarak görürken, Brüksel, suçlamalar kanıtlanmadıkça bu hareketleri demokratik yapının çeşitli parçalarından biri olarak görüyor. Bu durum, NATO üyeleri arasında güvenlik alanındaki koordinasyonun yanı sıra istihbarat paylaşımı ve aranan kişilerin iadesi gibi konularda iş birliğini zorlaştırıyor.

Washington bugün, diğer ülkelerdeki ‘yeni anarşistlerden’ ulusal güvenliğini ‘korumak’ zorunda kalırken, Avrupa bu kararı, örgütlenme ve protesto özgürlüğüne dayanan liberal demokrasinin temellerinden birine darbe olarak nitelendirerek karşı çıkmaya çalışıyor. ABD'nin ‘aşırı sol’ ile mücadelede daha fazlasını yapması, yeni bir Soğuk Savaş'ın doğuşuna işaret ediyor. Ancak bu kez 1950'lerde olduğu gibi Moskova ile Washington arasında değil, Amerikan muhafazakar sağı ile Avrupa solu arasında yaşanıyor. Kimlik, semboller, sokaklar ve medya üzerinde, göç, iklim ve sosyal adalet konularının güvenlik, sınırlar ve egemenlikle kesiştiği bu savaş, diğer ülkeleri de siyasi muhaliflere karşı benzer sınıflandırmalar benimsemeye teşvik edebilir.

New York... New York

New York'ta, ‘radikal solcu’ Zahran Mamdani, New York Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı. Demokrat Parti içinde ‘ilerici solcu’ veya ‘demokratik sosyalist’ olarak tanımlanan Mamdani'nin zaferi, ABD’de radikal sol akımların yükselişini daha açık bir şekilde yansıtıyordu. Bu durum, Donald Trump ile ilişkilendirilen sağcı popülist hareketin yükselişiyle tezat oluşturuyor. Bu hareket, sol hareketleri de içeren ‘tehdit’ ve ‘iç güvenlik’ perspektifini yeniden ayarlamak için güvenlik sınıflandırmalarına dayanıyor. Ancak ABD yönetimi şimdiye kadar Antifa sınıflandırmasını Mamdani'ye verilen doğrudan seçim desteği ve arka çıkma ile ilişkilendirmiş değil.

Ancak, bu iki eğilim arasındaki eşzamanlı ilişki göz ardı edilemez. ABD’nin ‘radikal sol’ olarak nitelendirdiği kesime yönelik bir tırmanış ve seçimlerde sol hareketin gerçek anlamda yükselişi gözlemleniyor. Bu durum, Trump'ın Demokrat Parti'nin ilerlemelerine karşı Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre'nin her iki kanadındaki kontrolünü sürdürmek için güvendiği gelecek yılki ara seçimler öncesinde, Amerikan sahnesinde bazı kartların yeniden dağıtıldığı ‘ideolojik-seçimsel anlatı’ çerçevesinde anlaşılabilir.

gt
Almanya’nın başkenti Berlin’de İşçi Bayramı'nda Berlin'in Neukölln semtinde düzenlenen devrimci gösteride protestocular anti-faşist bayraklar ve pankartlar taşırken, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Araştırmalar, son yıllarda ABD’deki siyasi şiddetin geçişmişte daha çok aşırı sağa yöneldiğini gösterse de son yıllarda ‘aşırı sol’ saldırılarında da artış görülüyor. Geçtiğimiz eylül ayında muhafazakar yorumcu Charlie Kirk'ün, onun görüşlerine karşı olduğu söylenen silahlı bir kişi tarafından öldürülmesi, ABD yönetiminin aşırı sola karşı daha sert bir söylem kullandığı bir dönüm noktası oldu.

Washington şu anda ulusal güvenliğini diğer ülkelerdeki ‘yeni anarşistlerden’ korumak zorunda kalırken, Avrupa bu kararı, örgütlenme ve protesto özgürlüğüne dayanan liberal demokrasinin temellerinden birine darbe olarak nitelendirerek karşı çıkmaya çalışıyor. Bunun sonucunda siyasi şiddetin tanımı ve sivil direnişin meşruiyeti konusunda Batı'da bir bölünme yaşanabilir. Bu, Trump'ın ikinci kez başkan seçilmesinden bu yana Batı ittifakının yaşadığı tek bölünme değil. Zira Batı ittifakında özellikle Ukrayna'daki savaş ve gümrük tarifeleri gibi konularda da benzer bölünmeler yaşandı.

Berlin'den Atina'ya, Washington'dan Brüksel'e kadar, dünya Soğuk Savaş retoriğini anımsatan, ama 21’inci yüzyılın araçlarını kullanan yeni bir ‘ideolojik kutuplaşma’ aşamasına giriyor gibi görünüyor.



İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.


ABD ordusu liderliğindeki bir görev gücü, El Mencho'nun yakalanmasında Meksika'ya yardım etti.

El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)
El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)
TT

ABD ordusu liderliğindeki bir görev gücü, El Mencho'nun yakalanmasında Meksika'ya yardım etti.

El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)
El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) bir yetkili, Reuters'a yaptığı açıklamada, uyuşturucu çeteleri hakkında istihbarat toplama konusunda uzmanlaşmış, ABD ordusu liderliğindeki yeni bir görev gücünün, dün Meksika’daki Jalisco Yeni Nesil Karteli'nin (CJNG) lideri ‘El Mencho’ lakaplı Nemesio Oseguera Cervantes’i öldüren Meksika ordusunun baskınında rol oynadığını söyledi.

ABD’li yetkililer, uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Washington’daki çeşitli resmi kurumların da dahil olduğu kurumlar arası görev gücünün, ABD-Meksika sınırının her iki tarafındaki uyuşturucu çetesi üyelerini tespit etmek amacıyla geçtiğimiz yılın sonlarında gizlice kurulduğunu açıkladı.

Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen ABD’li yetkili, ABD ordusu liderliğindeki görev gücünün Meksika makamlarına sağladığı bilgiler hakkında daha fazla detay vermekten kaçındı. Yetkili, baskının Meksika ordusu tarafından gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu vurguladı.

Meksika Savunma Bakanlığı, batıdaki Jalisco eyaletinde çıkan çatışmada Oseguera'nın ağır yaralandığını ve Mexico City'ye hava ambulansıyla nakledilirken hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, ABD’li yetkililerin ‘ek bilgi’ sağladığını belirtti. Operasyon, silahlı kişilerin altı eyaletten fazlasında arabaları ateşe verip otoyolları kapattığı bir şiddet olayları dalgasına yol açtı.


Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü

Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü
TT

Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü

Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü

Meksika hükümeti dün ülkenin en çok aranan uyuşturucu baronunun öldürüldüğünü duyururken bunu suç örgütlerine karşı yeni kampanyasında büyük bir zafer olarak nitelendirdi.

Meksika'nın en güçlü kartellerinden biri olan Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin (CJNG) en uzun süredir liderliğini yapan ‘El Mencho’ lakaplı Nemesio Oseguera Cervantes, ülkenin en azılı suçlularından biri olarak kabul ediliyordu. Son on yılda hızla büyüyen bir suç şebekesini yöneterek uyuşturucu üretimi ve satışı yaparken, yerel işletmeleri de gasp ediyordu. The New York Times'ın (NYT) haberine göre güvenlik güçlerine karşı cesur saldırılar düzenleyerek ve ülke çapında toplulukları terörize ederek de ün kazandı.

Kimliğinin gizli tutulması kaydıyla operasyonun ayrıntılarını açıklayan Meksika hükümetinden bir yetkiliye göre güvenlik güçleri El Mencho'yu, kartelin kurulduğu ve merkezinin bulunduğu ülkenin batısındaki Jalisco eyaletinin kıyı şeridinde bulunan, yaklaşık 20 bin nüfuslu Tapalapa kasabasında öldürdü. Meksika yetkilileri operasyonla ilgili daha fazla ayrıntı açıklamadı, ancak Pazar günü daha fazla bilgi vereceklerini taahhüt etti.

Oseguera'nın öldürülmesi Meksika genelinde şiddet olayları dalgasına yol açtı. Jalisco dahil en az beş eyaletteki sakinler ve yerel yetkililer, uyuşturucu çeteleri arasında yaygın bir uygulama olan yolları kapatmak için araçların ateşe verildiği olayları bildirdi. Jalisco eyaleti, bazı bölgelerde toplu taşımayı askıya aldığını duyurdu ve otellere konuklarından dışarı çıkmamalarını istemeyi tavsiye etti. Şiddet olaylarının bir kısmı eyaletin yönetim şehri ve bu yılki Dünya Kupası'nın ev sahibi şehirlerinden biri olan Guadalajara'da meydana geldi.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau, El Mencho'nun öldürülmesini ‘Meksika, ABD, Latin Amerika ve dünya için önemli bir gelişme’ olarak nitelendirdi.

Oseguera'nın liderliğindeki CJNG, Meksika'nın en öMexico City: Şarku’l Avsatnde gelen uyuşturucu kaçakçılığı örgütlerinden biri haline geldi ve birçok eyalette rakip gruplarla savaştı. Kartel, kokain ve metamfetamin gibi sentetik uyuşturucuları ve son yıllarda fentanili ABD'ye kaçak olarak sokmaya devam etti.

El Mencho'nun öldürülmesi, suç örgütü için büyük bir darbe olup, gruplar kontrol için rekabet ederken yeni iç çatışmalara ve şiddetin yeniden alevlenmesine yol açabilir.

Ayrıca, Meksika hükümetinin Washington ile ilişkilerinin iyileşmesine de katkıda bulunabilir. Zira ABD Başkanı Donald Trump daha önce Meksika'ya kartellere karşı daha sert önlemler alması için baskı uygulamış ve sonuçlardan memnun kalmazsa askeri saldırı tehdidinde bulunmuştu.

Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum, bu tehditleri defalarca kez ve kesin bir şekilde reddederken herhangi bir ABD saldırısının Meksika'nın egemenliğini ihlal edeceğini belirtmişti.

Diğer taraftan hükümeti istihbarat alanı da dahil olmak üzere ABD’li güvenlik kurumlarıyla iş birliğini genişletti.