Trump döneminde Müslüman Kardeşler: İdeolojik akışkanlık ve hayatta kalma savaşı ikilemi

Müslüman Kardeşler, bazı Batılı kurumların bilgi eksikliği nedeniyle, uzun süredir ‘gri bölge’ olarak adlandırılabilecek bir durumdan yararlanıyor

Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)
Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)
TT

Trump döneminde Müslüman Kardeşler: İdeolojik akışkanlık ve hayatta kalma savaşı ikilemi

Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)
Ürdün’ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için bir araya gelerek Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler bayrakları taşıyan protestocular, 27 Ocak 2023 (AFP)

Abdullah Faysal Âl Rabih

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz pazar günü Müslüman Kardeşler’in bazı ülkelerdeki yapılanmalarının ‘yabancı terör örgütleri’ listesine eklenmesini öngören bir başkanlık kararnamesini imzalaması yalnızca cezai bir bürokratik önlem ya da büyük uluslararası değişimlerin bağlamından kopuk bir siyasi tepki değil, aynı zamanda sosyolojik ve siyasi açıdan gri alanların ortadan kalkması olarak tanımlanabilecek tarihi bir dönüm noktasıydı. Kararname aynı zamanda, entelektüel teorileştirme ile fiziksel şiddet arasında ayrım yapan ve onlarca yıldır geçerli olan geleneksel ABD yaklaşımında köklü bir değişimi temsil ediyordu.

Washington bugün bu hukuki ve siyasi süreç aracılığıyla, siyasal İslamcı gruplarla ilişkisini yeniden tanımlamaya karar verdi. İhvan’ın literatürünü karakterize eden, haklar ve demokrasiye odaklanan Batı'ya yönelik söylem ile yönetim ve güçlerin ayrılığı kavramlarına odaklanan başka bir iç söylem arasındaki ikilemin ABD ulusal güvenlik standartları çerçevesinde artık kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Daha önce Al Majalla'da yayınlanan bazı makalelerde, İhvan’ın geleceği ve işleyiş mekanizmaları hakkında analitik sorular sormuştuk. İhvan üyelerinin duygusal ve psikolojik itici gücü olarak halifeliğe duyduğu nostaljik özlemi tartışmış, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında ABD seçimlerine bahis oynama sorununu çözümlemiş ve son olarak ‘Müslüman Kardeşler yeniden gizli faaliyetlere başlar mı? sorusunu sormuştuk.

Beyaz Saray'ın bu yeni hamlesi, bu ipleri birbirine bağlayan yeni ve belirleyici bilgiler sağlarken İhvan’ı faaliyetlerini radikal bir şekilde yeniden yapılandırmaya ve belki de bir başlangıç olarak gizli faaliyetlere geri dönmeye itebilecek zorlu varoluşsal seçimlerle karşı karşıya bırakıyor.

Gri bölgenin sosyolojisi ve Batı perspektifindeki değişimler

Bu kararın getirdiği değişimin boyutlarını anlamak için, öncelikle İhvan’ın son on yıllarda Batı'da faaliyet göstermesine olanak tanıyan ortamı incelememiz gerekiyor. Uzun süredir ‘gri bölge’ olarak adlandırılabilecek bir ortamdan yararlanan İhvan, Batılı bazı kurumların siyasal İslamcı hareketlerin doğası hakkında bilgi eksikliği nedeniyle kendisini ılımlı bir alternatif ve ‘cihatçı Selefizm’ ve El Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı bir kalkan olarak sundu.

Tarihi ve sosyolojik olarak, totaliter ideolojik hareketler varoluşsal baskılar ve yasal kuşatma ile karşı karşıya kaldıklarında, uyumlarını korumak için savunma mekanizmalarını harekete geçirirler

Bu varsayım, siyasal İslam'ı potansiyel bir işlevsel ortak olarak gören Batılı karar alma çevrelerini yıllarca yönlendirdi. Ancak, Trump yönetiminin mevcut yaklaşımı, bu hipotezin radikal bir şekilde revize edildiğini gösteriyor. Yeni önlemlerin dayandığı belgeler ve soruşturmalar, ABD güvenlik kurumları arasında Müslüman Kardeşler'in savunduğu fikirler ile şiddet yanlısı gruplar arasında ideolojik ve muhtemelen örgütsel bir bağlantı olduğu yönünde artan bir kanaate işaret ediyor. Buradaki değişim, İhvan’ı radikalizmin bir alternatifi olarak değil, geleneksel dindarlıktan sadakat, güçler ayrılığı ve yönetim gibi radikal fikirlerin benimsenmesine geçişi kolaylaştırabilecek bir ortamın parçası olarak görülmesinde yatıyor. Böylelikle, nesnel koşullar sağlandığında şiddete başvurmak için psikolojik ve entelektüel zemin hazırlanıyor.

Amerikan kurumları üzerine girilen bahsin düşüşü

Daha önce kaleme aldığımız “ABD’deki İslamcılar: Trump mı Harris mi?” başlıklı makalemizde, Amerikan sahnesinde büyük ölçüde kurumsal koruma üzerine bahse giren siyasal İslamcı hareketin benimsediği yoruma değinmiştik, İhvan’ın Batı'daki liderleri ve destekçileri arasında derin devlet sistemi ve Washington koridorlarındaki halkla ilişkiler ağının, Demokrat Parti ve araştırma merkezlerindeki akımlarla açık kanalların yanında herhangi bir başkan tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasını engelleyen yasal ve siyasi bir fren oluşturacağı yönünde bir inanç hakim olduğunu ifade etmiştik.

dwevf
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde, 17 Kasım 2025 (AFP)

Ancak, Başkan Trump'ın son hamlesi bu hesapların yanlış olduğunu kanıtladı. İhvan, Batı kamuoyundaki, özellikle de ABD'deki değişimlerin boyutunu doğru bir şekilde kavrayamamış gibi görünüyor. Grup içindeki geleneksel anlaşmazlıkları aşan geniş bir kesim, siyasal İslam’ı artık sadece doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değil, aynı zamanda liberal değerlere ve genel olarak toplumsal güvenliğe bir meydan okuma olarak görüyor. Bu bakış açısındaki değişim, konuyu dar kapsamlı terörle mücadeleden, anayasal kimlik ve değerlerin korunması gibi daha geniş bir bağlama taşıyor.

Ancak bu sınıflandırma, ABD'nin son dönemde yaşadığı gergin sosyo-politik iklimden ayrı olarak tutularak anlaşılamaz. Zira ülkede göçmenlere ve genel olarak Müslümanlara karşı yükselen nefret dalgasını görmezden gelmek mümkün değil. Bu nefret kendini, Michigan eyaletindeki Hamtramck ve Dearborn gibi şehirlerde ezan okunması konusuna medyada ve popülist kesimlerde gösterilen şiddetli itirazlar gibi çeşitli şekillerde gösteriyor. Bu düşmanca atmosfer, İhvan’a istemeden propaganda için bir can simidi sunarak, örgütsel yapısına yönelik cezai tedbirleri İslam ve Müslümanlara karşı topyekûn bir savaşın parçası olarak yeniden çerçeveleme fırsatı veriyor. Güvenlik ve kimlik konularını karıştıran bu anlatı, kendilerini tehdit altında hisseden Müslüman kesimlerde yankı bulabilir ve bu da İhvan’ı Müslüman toplumdan ayırma görevini zorlaştırabilir.

Özel düzenlemeye geri dönüşün kaçınılmazlığı olarak savunma dinamikleri

Fransa ve Ürdün'ün aldığı önlemleri daha önce analiz ettiğimizde, olası bir senaryo olarak gizli faaliyetlere dönüş hipotezini ortaya koymuştuk. Bugün, ABD’nin sınıflandırma konusunda hukuki ve mali ağırlığını ortaya koymasıyla, bu senaryo sadece bir olasılıktan, örgütün hayatta kalma içgüdüsünün dikte ettiği neredeyse kaçınılmaz bir yola dönüşüyor. Tarihi ve sosyolojik olarak, totaliter ideolojik hareketler varoluşsal baskılar ve yasal kuşatma ile karşı karşıya kaldıklarında, uyumlarını korumak için savunma mekanizmalarını harekete geçirirler.

Jeopolitik düzeyde, Trump'ın kararı Washington ile Ortadoğu'daki müttefikleri arasında görüşlerin önemli ölçüde yakınlaştığını yansıtıyor.

Şu an İhvan’ın literatürde ‘zorlukların hukuk bilimi’ olarak adlandırılan ve yeniden uyarlanabilir stratejilere başvurması bekleniyor. Bu stratejiler, gözetim ve güvenlik ihlallerinin olasılığını azaltmak için büyük, kamuya açık örgütsel yapılardan küçük hücreler veya kapalı aileler sistemine kademeli bir geçiş yoluyla yapısal daralma, sıkı denetime tabi olacak resmi finansal kanallardan ve kayıtlı derneklerden uzak alternatif finansman kaynakları arama ve gayri resmi ekonomiye güvenme veya kripto para birimleri kullanmayı içeriyor. Lider kadrosu, tereddütlü unsurları ayıklamak ve ideolojik olarak en sadık çekirdek kadroyu korumak için örgütsel filtreleme yöntemine de başvurabilir.

Uluslararasıcılık ve hukuki gerçeklik arasında kimlik krizi

Her zaman tarihe seçkin referanslarla duygusal çağrılarda bulunan ulusötesi kavramlara dayanan ve Müslümanların geçmişini tamamen pembe bir tablo olarak resmeden bir söylem benimseyen İhvan’ın İslam dini ve Müslümanların geçmişteki gücü ve ihtişamının en önemli nedeni olan ‘halifeliğe’ nostaljik bir anlatısı vardır. Bu anlatı, sömürgecilerin çizdiği sınırları tanımaz, ulusal aidiyetin ötesine geçen dini bağlara odaklanır. Batı'daki çokkültürlülük ve fikir özgürlüğü şemsiyesi altında ifade alanı bulan bu söylem, şimdi yeni bir hukuki gerçeklikle çarpışıyor. İhvan’ın ve bazı yapılanmalarının ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılması kararı, sınırların kaldırılması veya rejimlerin aforoz edilmesi gibi fikirlerin savunulmasını, salt siyasi görüş olmaktan çıkarıp, terörizmi destekleme veya kışkırtma suçunun delili olarak kullanılabilecek bir materyale dönüştürüyor.

rgthy
ABD’nin Michigan eyaletinin Dearborn şehrindeki Amerikan İslam Topluluğu Camii, 4 Şubat 2024 (Reuters)

Bu kimlik krizi sadece gerilemede değil, aynı zamanda diğer Müslüman gruplarla, bunların geçmişleri yahut ister İslamcı ister laik yönelimleri olsun, birleştirici bir çatı altında bir araya gelmek için kurulan siyasi ittifakların etrafındaki kafa karışıklığında da kendini gösteriyor. Bu çelişkinin belki de en belirgin tezahürü, Zahran Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı zaferinin İhvan tarafından memnuniyetle karşılanmasıydı. Buradaki sosyolojik paradoks dikkati çekti. Çünkü Müslüman Kardeşlerin ilkeleri Mamdani'nin Şii kökeninden kaynaklanan mezhepsel kimliğini ve aşırı sol ile kesişen ve muhafazakar siyasal İslam literatürüyle taban tabana zıt bir çelişki içinde olan sosyalist ideolojik kimliğini göz ardı ediyor.

Bu memnuniyet, tek kriterin Cumhuriyetçi Parti ve Başkan Trump'ın değerleriyle çelişen bir siyasi müttefik arayışı olduğu, bu müttefikin İhvan’ın fikri temelleriyle uyumlu olmayan bir değer sistemini benimsemiş olsa bile, ideolojik akışkanlık durumunu ortaya koyuyor. Bu durum, hesaplı bir siyasi esneklikten ziyade, varoluşsal çıkmazın derinliğini yansıtan, karşıtla ittifak aşamasının bir göstergesidir. Bu yaklaşım, İhvan’ın pragmatik yönünü yansıtıyor. Zira İsrail ile yakın ilişkiler kuran Türkiye'yi yüceltirken, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeleri İsrail ile ilişkileri nedeniyle eleştiriyor. İlkeler, pragmatizm lehine ortadan kalkıyor.

Yeni jeopolitik: Görüşlerin yakınlaştırılması

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre jeopolitik düzeyde, Trump'ın kararı Washington ile Ortadoğu'daki müttefikleri arasında görüşlerin önemli ölçüde yakınlaştığını yansıtıyor. Yıllardır, ABD ile Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi Arap ülkelerinden bazı müttefikleri arasında terör tehdidinin tanımında bir uyuşmazlık vardı. Washington genellikle doğrudan şiddet uygulayan örgütlerle mücadeleye odaklanırken, müttefikleri bu şiddeti besleyen entelektüel ve siyasi kuluçka merkezlerinin hedef alınması gerektiğini düşünüyor.

Müslüman Kardeşler'i terör örgütü olarak sınıflandırma kararı, siyasal İslamcı hareketlerle mücadele tarihinde bir dönüm noktası oldu. Bu karar, yapıcı belirsizlik döneminin sonu ile netlik ve sınırların belirginleştiği bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.

Trump tarafından imzalanan başkanlık kararnamesi, bahsi geçen Arap ülkelerinin bu boşluğu doldurmak ve terörle mücadelenin sadece askeri yapısını değil, ideolojik ve örgütsel yapısını da ortadan kaldırmayı gerektirdiği fikrine dayanan benimsediği yaklaşımın geçerliliğinin dolaylı olarak kabul edildiği anlamına geliyor. Bu yeni uyumun uluslararası arenada İhvan’a yönelik baskıyı artıracağına, liderlerinin sınır ötesi hareketlerini ve faaliyetlerini koordine etmelerini zorlaştıracağına ve etkin bir şekilde faaliyet gösterme kabiliyetini zayıflatacağına şüphe yok.

Peki sıradaki ne?

Sonuçları tahmin etmek açısından, bu değişimin potansiyel güvenlik etkilerinin dikkate alınması önemli. Örgütsel yapılar üzerindeki yoğun baskı ve kamusal siyasi eylem kanallarının engellenmesi, ideolojik olarak yüklü gençlik tabanları arasında stratejik bir hayal kırıklığı yaratabilir. Bu durum, Seyyid Kutub ve Mevdudi'nin yazılarından etkilenen bazı bireyleri, bireysel olarak şiddet içeren seçenekleri benimsemeye itebilir. Tehditlerin yapısında, örgütlü eylemlerden merkezi olmayan şiddete, yani yalnız kurt fenomenine doğru bir kayma görebiliriz. Örgütsel merkezileşme bozulduğunda, parçalar öngörülemeyen şekillerde dağılabilir.

Ancak bu tehlike, ciddiyetine rağmen, Amerikan karar alıcıları ve müttefiklerinin gözünde, totaliter örgütlerin kurumlar ve toplumlar içinde yayılmasına ve demokratik araçları içten içe zayıflatmak için kullanmasına izin vermekten uzun vadede daha az maliyetli olmaya devam ediyor.

Müslüman Kardeşler'in bazı yapılarını ‘yabancı terör örgütü’ olarak tanıma kararı, siyasal İslamcı hareketlerle mücadele tarihinde bir dönüm noktası oldu. Bu karar, yapıcı belirsizlik döneminin sonu ile netlik ve sınırların belirginleştiği bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Bu dönemde, ulus devletlerin ulusötesi projeler karşısında egemenliklerini ve yasal standartlarını dayatma yetenekleri test edilecek.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.