Gazeteciler, Filistin topraklarında işlenen savaş suçları ve basın özgürlüğünün engellenmesi nedeniyle Paris'te suç duyurusunda bulundu

Gazze Şehri'nin doğusundaki evlerinin enkazı arasında yerlerinden edilen Filistinli aileler için geçici çadırlar (EPA)
Gazze Şehri'nin doğusundaki evlerinin enkazı arasında yerlerinden edilen Filistinli aileler için geçici çadırlar (EPA)
TT

Gazeteciler, Filistin topraklarında işlenen savaş suçları ve basın özgürlüğünün engellenmesi nedeniyle Paris'te suç duyurusunda bulundu

Gazze Şehri'nin doğusundaki evlerinin enkazı arasında yerlerinden edilen Filistinli aileler için geçici çadırlar (EPA)
Gazze Şehri'nin doğusundaki evlerinin enkazı arasında yerlerinden edilen Filistinli aileler için geçici çadırlar (EPA)

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Fransa şubesi Ulusal Gazeteciler Birliği (SNJ) ile iş birliği yaparak, 26 Kasım'da Paris'teki Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'na, Filistin topraklarında medya özgürlüğünü engelleme ve savaş suçları işleme suçlamalarıyla şikayette bulundu.

Kimliği belirsiz kişiye karşı açılan dava, Fransız gazetecilerin güvenliklerini ve çalışmalarına devam edebilmelerini sağlamak amacıyla gizlice toplanan çok sayıda tanık ifadesine dayanıyor.

İki kuruluştan yapılan açıklamada, "Temel ilkeler olan basın özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı Gazze ve Batı Şeria'da yeniden tesis edilmelidir"denildi.

"İşgal altındaki Filistin topraklarında gazetecilerin çalışmalarının yaygın olarak engellendiği göz önüne alındığında, sembolik açıklamalar önemini koruyor, ancak yeterli değil. Harekete geçilmeli ve Fransız yargısının bu konuda bir rolü olmalı. Geçen hafta Paris'te yaptığımız şikayetin anlamı da bu."

Şikayette, özellikle 7 Ekim 2023'ten bu yana hiçbir yabancı gazetecinin serbestçe girmesine izin verilmeyen Gazze'ye uygulanan medya karartması ve Hamas saldırıları hedef alınıyor.

İki kuruluş, bu durumu "silahlı çatışmada eşi benzeri görülmemiş bir karartma" olarak nitelendirirken, Filistinli gazetecilere ve medya çalışanlarına yönelik "sert baskı"nın da eşlik ettiğini belirterek, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu'nun 225 cinayeti belgelediğini kaydetti.

Kuruluşlar, İsrail ve Batı Şeria'da gazetecilerin çalışmalarına getirilen kısıtlamaları da kınadı.

Sahada çalışan Fransız muhabirler, günlük hayatta olayları takip etmelerinin engellendiğini, tehdit edildiğini, ekipmana el konulduğunu, fiziksel saldırılara maruz kaldıklarını, silahların savrulduğunu, tutuklamalar, aramalar ve sorgulamalar, gözaltılar ve keyfi sınır dışı edilmeler yaşandığını ve hatta bazen "vurulduklarını" anlattılar.

Şikayette, belirli bir kişiyi hedef almadıklarını belirtilerek, belgelenen ihlallerin işgal altındaki topraklarda, siviller ve yerleşimcilerin yanı sıra askeri, polis, gümrük ve idari birimlere atfedildiği, "olayların doğru ve dengeli bir şekilde aktarılmasını engellemek ve tek taraflı bir anlatım dayatmak" amacı güdüldüğü belirtildi.

Bu bağlamda SNJ Genel Sekreterleri Vanessa Ribush ve Julien Fleury, "Gazeteciler gözlemci olarak görülmekte zorlanıyorlar, çünkü çoğu zaman aktivist, hatta terörist gibi muamele görüyorlar" dedi.

"Onlarca silahlı yerleşimci tarafından takip edildiklerinde, hayatlarına yönelik tehlike mevcut ve bazen somut hale geliyor. Gazetecilerin temel haklarının bu şekilde ihlal edilmesi cezasız kalamaz" diye eklediler.

İki örgüt, işgal altındaki topraklarda yaşanan ihlallerin, İsrail'in "devlet dokunulmazlığı"nı ileri sürmesini engellediğini ve özellikle ihlallerin Fransız vatandaşlarını etkilemesi ve temel özgürlüklerini ihlal etmesi nedeniyle, Fransız yargısının harekete geçmesinin önünü açtığını savundu.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Anthony Bellanger ise "Fransız gazetecilerin uluslararası insancıl hukukun tamamen geçerli olduğu alanlarda çalışmalarını engellemelerine, tehdit ve sindirilmelerine veya hedef alınmalarına artık izin vermeyeceğiz" dedi. Bellanger, "Basın özgürlüğü çiğnendiğinde ve savaş suçları işlendiğinde, Fransa vatandaşlarını korumak için harekete geçmelidir. Şikayetimiz, uluslararası hukukun üstünde kimsenin olmadığını ve gerçeğin susturulamayacağını herkese hatırlatmak için gerekli bir adımdır" ifadesini kullandı.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu ve Ulusal Gazeteciler Birliği'ni temsil eden avukatlar Inès Dafoe ve Louise L. Yafe, bu şikayetin Fransa'da "eşi benzeri görülmemiş" olduğunu doğrulayarak, "Gazetecilerin çalışmalarının sistematik olarak engellenmesi ve onları hedef alan savaş suçları temelinde, çatışma bölgesindeki Fransız muhabirlerini korumak için ulusal bir mahkemeye ilk kez böyle bir dava açıldı" dediler.

"Basın özgürlüğünün korunması, hukukun üstünlüğüyle yönetilen her devlette temel bir ilkedir ve Fransız gazetecilerin görevlerini yerine getirme yetenekleri ihlal edildiğinde, mahkemelere başvurmalarını tamamen haklı çıkarır" vurgusu yapıldı.



Trump’ın açıklamalarına rağmen İsrail, tutumunda ani bir değişiklik olabileceği ihtimaline hazırlıklı

İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)
İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)
TT

Trump’ın açıklamalarına rağmen İsrail, tutumunda ani bir değişiklik olabileceği ihtimaline hazırlıklı

İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)
İsrail güvenlik güçleri, 1 Nisan’da Tel Aviv’deki bir yerleşim bölgesine düşen İran menşeli roketin verdiği hasarı inceliyor. (AFP)

İsrail’de, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın iki ya da üç hafta daha süreceğini vurguladığı açıklaması memnuniyetle karşılanmış olsa da Tel Aviv’deki değerlendirmeler, hâlâ savaşın ‘belirlenen görev ve hedefler tamamlanmadan önce’ ani bir kararla sona erdirilebileceği ihtimaline işaret ediyor. Güvenlik kaynakları, İran’daki Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının, ülkelerinin uğradığı kayıplara rağmen, savaşı uzun süreli bir yıpratma çatışmasına dönüştürmek amacıyla sürdürmekten yana olduğunu belirtiyor. Aynı kaynaklara göre Trump ise bu stratejik avantajı ortadan kaldırmayı tercih ediyor.

İsrail merkezli Walla haber sitesine konuşan kaynaklar, savaşın sona erdirilmesinin İsrail ve ABD’ye düzenlenen saldırıların etkisini ve yol açtığı hasarı daha net değerlendirme imkânı sağlayacağını ifade etti. Özellikle ABD ve Batı’da savaşa yönelik muhalefetin artması ve İsrail’de de desteğin gerilemeye başlaması bu değerlendirmede etkili oldu.

Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonuna göre İran, savaşta ağır darbe aldı. ABD ve İsrail güçleri toplam 19 bin 650 hedefe saldırı düzenlerken, bunların 11 bini ABD güçleri tarafından gerçekleştirildi. Operasyonlarda 55 üst düzey isim öldürüldü; bunların 22’sinin son derece kritik pozisyonlarda olduğu belirtildi. Ayrıca balistik füze üretimi ve depolanmasına bağlı 4 bin 700 tesisin imha edildiği, bunun söz konusu kapasitenin yüzde 90’ının ortadan kaldırılmasına yol açtığı aktarıldı. Bunun yanında 150 savaş gemisi de imha edildi.

Buna rağmen İran tarafı füze saldırılarını sürdürdü. Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre İran saldırılarının yalnızca yüzde 14’ü İsrail’e yöneldi. Bu kapsamda 411 saldırı dalgasında 585 füze ve 765 insansız hava aracı (İHA) kullanıldı. Kalan saldırıların ise çoğu Arap ve İslam ülkesi olmak üzere yaklaşık 14 farklı ülkeye yöneltildiği bildirildi.

İran’ın savaşa hazırlığı

İran’ın başkenti Tahran’daki bir parkta 26 Mart’ta sergilenen İran füzeleri (Reuters)İran’ın başkenti Tahran’daki bir parkta 26 Mart’ta sergilenen İran füzeleri (Reuters)

Ynet’e konuşan Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü İran Programı araştırmacısı ve İsrail askeri istihbaratının araştırma biriminde eski İran Programı Başkanı olan Danny Citrinowicz, İran’ın hâlâ önemli bir askeri güce sahip olduğunu belirterek, “İran bu savaşa İsrail ve ABD’nin beklediğinden daha hazırlıklı görünüyor” dedi.

Citrinowicz, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın, ülkesinin rakiplerine karşı ‘göze göz’ denklemini benimsediğini açıklamasının, İran’da komuta ve kontrol yapısının hâlâ ayakta olduğunu gösterdiğini ifade etti. Bu durumun, sahadaki operasyonların ve stratejik kararların planlı şekilde yürütüldüğüne işaret ettiğini vurgulayarak, “Füze atışları rastgele değil” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın saldırılarının plansız olmadığını kaydeden Citrinowicz, “Eldekini kullandıkları yönündeki iddia doğru değil. Burada stratejik ve operasyonel bir savaş planı söz konusu” dedi. Güney İran’daki bir saldırının ardından Hayfa’daki petrol rafinerisine yönelik ilk saldırının gerçekleştiğini, sonrasında Natanz Nükleer Tesisi’ne saldırı düzenlendiğini ve buna karşılık olarak Dimona Nükleer Reaktörü’nün hedef alındığını ifade etti.

Citrinowicz, İran’daki çelik fabrikalarına yönelik saldırıların ardından Negev bölgesindeki Neot Hovav tesisinin hedef alındığını, İsrail’in elektrik altyapısına yönelik saldırıların ardından ise İran’ın Hayfa’daki petrol rafinerisini ikinci kez vurduğunu söyledi.

İran için ‘karşılık verme denklemi’ oluşturmanın önemine dikkat çeken Citrinowicz, bunun fiilen bir caydırıcılık mekanizması olduğunu ve İsrail’in bu denklemin yalnızca bir parçasını oluşturduğunu belirtti. Katar’daki Ras Laffan’a yönelik saldırının, Güney İran’daki Pars sahasına düzenlenen saldırının ardından Katar’ın gaz üretim kapasitesinin yüzde 17’sini devre dışı bıraktığını ifade etti.

Husi tehdidi

Yunan gemisi Magic Seas’ın Kızıldeniz’de Husiler tarafından vurulduğu an (EPA)Yunan gemisi Magic Seas’ın Kızıldeniz’de Husiler tarafından vurulduğu an (EPA)

Citrinowicz, denkleme eklenen yeni bir unsura da dikkat çekerek, Husiler’in Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulunduğunu, bunun İran’a yönelik büyük çaplı bir saldırı ya da kara harekâtı durumunda hayata geçirilebileceğini söyledi.

Citrinowicz, Babu’l Mendeb Boğazı’nın kapatılmasının ‘önemli bir gelişme’ olacağını belirterek, İran’ın yaklaşımını “Bana yaptığın her şeyi sana daha fazlasıyla yaparım” şeklinde özetledi. İran’ın denge kurmaktan ziyade gerilimi artrmayı ve yeni angajman kuralları oluşturmayı hedeflediğini, saldırılardan caydırmak için karşı tarafa daha büyük zarar vermeyi amaçladığını ifade etti.

Önümüzdeki dönemde saldırıların akademik kurumları da hedef alabileceğini belirten Citrinowicz, İran’da bu tür kurumlara yönelik saldırıların ardından DMO’nun İsrail üniversitelerini ‘meşru hedef’ olarak tehdit ettiğini hatırlattı.

Citrinowicz’in değerlendirmeleri, son dönemde farklı çevrelerden dile getirilen ve bu savaşın İran’ı tamamen çökertmeyeceği, ancak projelerini birkaç yıl geciktireceği yönündeki görüşlerle örtüşüyor. Bu çerçevede, gelecekte yeniden çatışma ihtimalinin gündemde kalacağı belirtiliyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın açıklamaları da bu şekilde yorumlandı. Saar, “İsrail karşı karşıya olduğu yok edilme tehdidini ortadan kaldırdı… Bu son savaş olmayacak. Düşmanlar hâlâ var, ancak ağır darbe aldılar. Gelecekteki tehditlere karşı hazırlıklı olmayı sürdürmeliyiz. Evet, hâlâ bize ateş açabilirler, ancak bizi varoluşsal bir tehlikeye sokamazlar” ifadelerini kullandı.

Bu arada İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları yoğun şekilde sürüyor. Taraflar, her yeni saldırının DMO’nun kapasitesini daha da zayıflattığını ve mevcut yönetimin gücünü aşındırdığını savunuyor. İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesine göre İsrailli ve Amerikalı yetkililer, “Her hâlükârda İran, savaş sonrasında savaş öncesi durumuna geri dönmeyecek” değerlendirmesinde bulunuyor.


Husilerin saldırısı sonucu aylarca esir tutulan Rus denizci, Yemen'den ayrıldı

Husi milislerinin 9 Temmuz 2025'te yayınladığı videodan alınan sahnede, “Eternity C” gemisinin Kızıldeniz'de batışı görülüyor (Reuters)
Husi milislerinin 9 Temmuz 2025'te yayınladığı videodan alınan sahnede, “Eternity C” gemisinin Kızıldeniz'de batışı görülüyor (Reuters)
TT

Husilerin saldırısı sonucu aylarca esir tutulan Rus denizci, Yemen'den ayrıldı

Husi milislerinin 9 Temmuz 2025'te yayınladığı videodan alınan sahnede, “Eternity C” gemisinin Kızıldeniz'de batışı görülüyor (Reuters)
Husi milislerinin 9 Temmuz 2025'te yayınladığı videodan alınan sahnede, “Eternity C” gemisinin Kızıldeniz'de batışı görülüyor (Reuters)

Bir Rus denizci, bulunduğu gemiye Husi militanlarının düzenlediği saldırının ardından yaklaşık 8 ay rehin tutulduktan sonra Yemen'den ayrılarak ülkesine döndü.

Rus medyası tarafından kimliği Aleksey Galaktionov olarak belirtilen denizci, Temmuz 2025'te Husi saldırısı sonucu batan Yunan kargo gemisinin mürettebatı arasındaydı ve saldırıda yaralanmıştı.

Husi grubuna bağlı medya kaynaklarına göre Rus vatandaşı, BM elçisiyle koordineli olarak bir BM uçağıyla nakledildi ve tedavisi tamamlandıktan sonra ayrılması ayarlandı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre gemiyi işleten şirketin yetkilisi ve bir deniz güvenlik kaynağı, gemi mürettebatının aralık ayında serbest bırakıldığını bildirdi.

İran ile ittifak halindeki Husi milisleri, Liberya bayrağı taşıyan ve 22 kişilik mürettebat ile üç silahlı güvenlik görevlisinin bulunduğu “Eternity C” gemisini, iki gün boyunca insansız deniz araçları ve füzelerle saldırdıktan sonra batırdı.

Husi milisleri, Gazze Savaşı sırasında Filistinlilerle dayanışma kampanyası olarak nitelendirdikleri eylem kapsamında 100'den fazla gemiye saldırdı. Geçen yılın Ekim ayında Filistin'in Gazze Şeridi'nde ateşkes ilan edilmesinin ardından saldırıları durdurdu.


Hürmüz Boğazı'nın açılması: Uluslararası konsensus ve Amerikan tehdidi

Keşm Adası'ndaki iskeleden yükselen alev ve dumanlar (sosyal medya)
Keşm Adası'ndaki iskeleden yükselen alev ve dumanlar (sosyal medya)
TT

Hürmüz Boğazı'nın açılması: Uluslararası konsensus ve Amerikan tehdidi

Keşm Adası'ndaki iskeleden yükselen alev ve dumanlar (sosyal medya)
Keşm Adası'ndaki iskeleden yükselen alev ve dumanlar (sosyal medya)

Hürmüz Boğazı'nın derhal ve koşulsuz olarak açılması konusunda uluslararası bir konsensüs oluşurken, ABD Başkanı Donald Trump İran'a “şiddetli bir şekilde” saldırmaya devam edeceğini ima etti ve savaşın sona ermesini Hürmüz’ün yeniden açılmasına bağladı. Tahran ise Kem Adası'na yapılan saldırılara misilleme yapacağı tehdidinde bulundu.

Suudi resmi kaynaklar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesinde, Moskova'nın Suudi Arabistan'ın egemenliğini ve toprak güvenliğini korumaya yönelik desteğini vurguladığını doğruladı. İki taraf, bölgedeki askeri gerginliği ve bunun deniz seyrüsefer güvenliği ile küresel ekonomi üzerindeki etkilerini ele aldı.

Londra'da 40 ülke, “Hürmüz Boğazı'nın derhal ve koşulsuz olarak yeniden açılması” gerektiğini vurguladı; İran'ın boğazı kapatmasının “küresel refah için doğrudan bir tehdit” oluşturduğunu ve seyrüsefer özgürlüğü ile deniz hukukunu ihlal ettiğini belirtti.

Trump dün İran'a “çok geç olmadan” bir anlaşma imzalaması çağrısını yineledi. Tahran ile Kerec arasında inşa halindeki köprünün bombalanmasını överek, “İran'ın en büyük köprüsü”nün çöktüğünü ve “bir daha asla kullanılmayacağını” söyledi. Bundan birkaç saat önce ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı açma talebine yanıt vermemesi halinde, önümüzdeki iki veya üç hafta boyunca enerji santralleri de dahil olmak üzere, İran'a “şiddetli” saldırılar düzenlemeye devam edeceğini söyleyerek, İran'ı “taş devrine” geri döndürmekle tehdit etti.

Tahran sert bir karşılık verdi; Genelkurmay Başkanlığı, Washington ve Tel Aviv’in kendi yeteneklerine ilişkin değerlendirmesinin “eksik” olduğunu belirtirken, Ordu Komutanı Emir Hatemi ise herhangi bir kara saldırısında “kimsenin kurtulamayacağını” belirtti.

“Devrim Muhafızları”, savaşın genişlemesinin “hedef havuzunu genişleteceğini” açıkladı ve Keşm Adası'ndaki rıhtıma yapılan saldırılara misilleme yapacağı tehdidinde bulundu.