Trump'ın ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi üzerine bir okuma

Avrupa, NATO tarihindeki en sert uyarı ile karşı karşıya iken, Ortadoğu, ezeli savaşlara bulaşmadan Washington'un çıkarlarına boyun eğiyor

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi daha hoş veya daha merhametli bir Ortadoğu vaat etmiyor (AFP)
2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi daha hoş veya daha merhametli bir Ortadoğu vaat etmiyor (AFP)
TT

Trump'ın ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi üzerine bir okuma

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi daha hoş veya daha merhametli bir Ortadoğu vaat etmiyor (AFP)
2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi daha hoş veya daha merhametli bir Ortadoğu vaat etmiyor (AFP)

Nebil Fehmi

Kasım 2025'te yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, yalnızca siyasi bir belge değil, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'ni liberal bir dünya düzeninin vazgeçilmez garantörü olarak gören 1991 sonrası vizyonu açıkça reddeden yeni bir stratejinin zihinsel tüzüğüdür. Her dış taahhüdü tek bir teste tabi tutan disiplinli bir ulusal gerçekçilik sunuyor. O test de şu: Amerikan ulusunun temel hayati çıkarlarına -güvenliği, refahı, sınırları ve yaşam tarzı- doğrudan hizmet ediyor mu yoksa etmiyor mu?

 

Küresel ölçekte bunun sonuçları sarsıcı. Asya'da strateji, “entegre caydırıcılık”tan vazgeçerek sert ve katı bir önceliklendirmeye yöneliyor: Çin, ABD’ye denk tek rakiptir. Tayvan, Güney Çin Denizi, Kuzey Kore gibi diğer tüm konular, yalnızca Pekin'in Hint-Pasifik hakimiyetini engelleme temel hedefine yardımcı mı, yoksa engel mi olduğu perspektifinden değerlendirilecektir. Müttefiklere açıkça şu söyleniyor: Ya savunmaya önemli ölçüde daha fazla harcama yaparsınız ya da Amerikan korumasını kaybedersiniz. Buna göre Japonya ve Hindistan ağır silahlarla donatılacak, daha az kritik öneme sahip ortaklar ise kaderlerine terk edilecek.

Avrupa, NATO tarihindeki en sert uyarıyla karşı karşıya: Savunma harcamalarını beş yıl içinde GSYİH'nın yüzde üç ila beşi arasına çıkarın (belgede mevcut yüzde iki rakamı gülünç olarak nitelendiriliyor), aksi takdirde Amerikan güvenlik garantisi ortadan kalkacak. Örtük mesaj ise şu: Avrupa'nın ciddi bir stratejik aktör olmayı yeniden öğrenmesi gerekiyor, aksi takdirde yorgun bir Rusya ile “Önce ABD” ABD’si arasında tarafsız bir bölge haline gelme ve medeniyet kimliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Batı Yarımküre'de strateji, Monroe Doktrini'ni yeniden canlandırıp “Trump Eki” adıyla güncelleyerek, Latin Amerika ve Karayipler'i münhasır Amerikan nüfuz alanı ilan ediyor. Herhangi bir düşman yabancı gücün (Çin, Rusya ve İran) ekonomik baskı, yaptırımlar veya gerekirse doğrudan müdahale yoluyla buradan kovulacağını belirtiyor. Afrika’ya gelince, Çin'in madenler veya kitlesel göç yolları üzerindeki hakimiyetinin temel çıkarları tehdit ettiği durumlar dışında, neredeyse ikincil bir bölge olarak kabul ediliyor. Stratejiye göre Afrika’da büyük çaplı Amerikan kalkınma yardımları ve barışı koruma dönemi sona erdi.

Strateji üç devrim niteliğinde aracı kullanıyor:

Birincisi, Amerikan enerji hakimiyetini, rakiplerin gelir kaynaklarını sınırlamak için silah olarak kullanmak.

İkincisi, düşman ekonomiler üzerinde bir baskı unsuru olarak dolar temelli finans sistemi.

Üçüncüsü, Amerikan çıkarlarına açıkça ve hemen hizmet etmeyen her türlü taahhütten geri adım atmaya hazırlanmak.

Bu küresel dönüşümler, ABD'nin son 30 yılda diğerlerinden daha fazla kan, para ve itibar kaybettiği Ortadoğu'da hiçbir yerde olmadığı kadar belirgin olacak.

Yeni stratejik düzende Ortadoğu

Strateji, ABD'nin Ortadoğu'daki emellerini 27. sayfadaki tek ve net bir cümlede özetliyor: “Ortadoğu'ya, petrol ve doğalgaz kaynaklarına ve bunların geçtiği darboğazlara herhangi bir düşman gücün hakim olmasını engellemek istiyoruz. Aynı zamanda, bize bölgede büyük maliyetler yaşatan, bitmek bilmeyen savaşlardan da kaçınacağız.” Demokrasiyi yaymaktan, insan haklarından, ulus inşasından ve hatta “iki devletli çözüm”den hiç bahsedilmiyor. Filistin davası “stratejik bir zorunluluk” olmaktan çıkıp insani bir kaygıya indirgeniyor. ABD, 1945'ten bu yana ilk kez, özünde “güç dengesi” olan bir Ortadoğu politikası ilan ediyor: Bölgesel vekiller, ekonomik nüfuz ve ezici askeri gücün seçici kullanımı yoluyla düşük maliyetle belirleyici ve kesin etkiyi korumak.

Stratejinin sonuçları, birbiriyle bağlantılı altı alanda ortaya çıkıyor.

Birincisi: İran’da tam bir ambargo ve rejimin çöküşü kabul edilebilir sonuçlardır.

Strateji, Trump’ın ikinci döneminin ilk aylarında Natanz ve Fordow tesislerini ve bunlarla bağlantılı nükleer altyapıyı yok eden büyük hava saldırılarını içeren Gece Yarısı Çekici Operasyonu'nu yeni stratejik temel olarak ele alıyor. Nükleer tehdit önümüzdeki en az on yıl boyunca gerilediğinden, Washington, 2018-2020'de gerçekten ezici bir harekâtı engelleyen siyasi kısıtlamalardan da kurtuldu.

Maksimum Baskı 2.0: Yaptırımlar, 2019'daki “petrol ihracatını sıfırlama” politikasının yanında ılımlı kalacağı seviyelere yükseltilecek. Avrupa, Hindistan ve Çin bankaları zor bir seçimle karşı karşıya kalacak; ABD finans sistemine erişim veya İran ile ticaret. Aynı zamanda ABD'nin sıvılaştırılmış doğal gaz ve ham petrol ihracatı piyasaları dolduracak ve Tahran'ı daha yüksek fiyatlara ulaşma umudundan mahrum bırakacak.

Belgede “rejimi değiştirmek”ten bahsedilmiyor, ancak açık bir işgal dışında her türlü araç (gizli operasyonlar, iç protestolara destek, siber operasyonlar, İsrail ve diğer ülkelerle sessiz koordinasyon) İran'ın içeriden çöküşünü hızlandırmak için kullanılacak. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre belgede, İran'ın zaten zayıflamış ve çökmüş olduğu, artık bir tehdit oluşturmadığı, aksine bölgeyi Amerikan şartlarına göre istikrara kavuşturmanın en hızlı yolu olduğu belirtiliyor.

İkincisi: Yeni bir bölgesel düzen için verilmiş mutlak Amerikan yetkisi; İsrail ve Sünni olarak tanımlanan eksen

Kudüs, İran'a karşı yeni bir ittifakın açıkça doğu ayağı sayılıyor. Gazze veya Lübnan'da aleni itidal çağrıları, yerleşim yerlerine baskı, silah satışlarını Filistin devleti yolunda ilerlemeye bağlama gibi önceki tüm Amerikan kısıtlamaları ortadan kaldırıldı. İbrahim Anlaşmaları, İsrail ile tam bir normalleşme, Atlantik'ten Körfez'e ve Tel Aviv'e kadar uzanan ortak bir askeri komutanlığın kurulması karşılığında, büyük miktarda gelişmiş silah ve güvenlik desteğiyle büyük ölçüde güçlendirilecek. ABD’nin, sattığı silahların İran'a veya vekillerine yönelik olduğu sürece kullanımı hakkında yorum yapmayacağı biliniyor.

Filistin meselesi stratejik bir mesele olarak fiilen kapanmış durumda ve Gazze, tamamen silahsızlandırma koşuluyla yeniden inşa edilecek. Batı Şeria ise ABD'nin itirazı olmaksızın fiili ilhak yönünde ilerleyecek. 1967'den beri ilk kez İsrail, tartışmasız Amerikan desteğiyle sınırsız stratejik özgürlüğe sahip.

Üçüncüsü: Bir güvenlik zafiyeti olarak değil, bir silah olarak enerji

ABD'nin enerji hakimiyeti, petrol jeopolitiğini dönüştürüyor. ABD artık OPEC'in öğrencisi değil, başlıca engelleyicisi haline geldi. OPEC+ fiyatları yükseltmek için her üretimi azaltmaya çalıştığında, Washington muslukları açacak ve piyasaya daha fazla petrol sürecek. Petrol üreticisi ülkeler varoluşsal bir seçimle karşı karşıyalar: Ya tamamen Amerikan-İsrail bloğunun safını tutacaklar ve 50 ila 60 dolar arasındaki petrol fiyatlarını yeni normal olarak kabul edecekler ya da direnip ekonomilerinin Amerikan kaya gazı ve sıvılaştırılmış doğalgazının ağırlığı altında çökmesini izleyecekler.

Bu politika, İran ve Rusya'yı petro-dolarlardan mahrum bırakmayı, ayrıca Çin'in küresel enerji piyasaları üzerindeki tüm etkisini ortadan kaldırmayı ve ABD'ye Almanya'dan Hindistan'a kadar her petrol ithal eden ülkeler üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı gücü sağlamayı amaçlıyor.

Dördüncüsü: Zayıf, ölümcül ve yerel terörle mücadele.

Geniş çaplı karşı ayaklanma operasyonları, Suriye ve Irak'ta kalan sınırlı ABD güçlerini etkili bir şekilde gömdü. Bundan sonra hava gücüne, insansız hava araçlarına, özel kuvvetlere ve yerel ortaklara güvenerek son derece esnek angajman kuralları altında faaliyet gösterilecek. Suriye'de SDG, güneyde İsrail, Sünni aşiretler sahada kontrol yükünü taşıyacak.

DEAŞ ve el-Kaide amansızca hedef alınacak, ancak başarısız devletleri yeniden inşa etmeye hiçbir şekilde ilgi gösterilmeyecek. DEAŞ ve El Kaide’yi bölgesel olarak ezen 2014-2017 harekâtı bir model görevi görecek: Yerle bir et, ayrıl, gerektiğinde tekrarla.

Beşincisi: Ortadoğu’da Rusya ve Çin

Rusya'nın Suriye'deki konumu katlanılamaz hale geldi. Moskova yaptırımlar ve düşük enerji fiyatları nedeniyle fonlardan mahrum bırakılıp, (belgenin NATO üyesi olarak yeniden tamamen kazanmayı amaçladığı) Türkiye'ye kuzeyde serbest hareket hakkı tanınırken, Doğu Akdeniz Batı'nın kontrolüne geri dönecek. Çin'in Pakistan, Irak ve Körfez'deki Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yatırımları, ciddi ikincil yaptırımlar ve Fas'tan Umman'a uzanan ABD destekli bir ekonomik bölgeden gelen rekabetle karşı karşıya kalacak.

Altıncısı: Büyük bir savaşın riskleri; kısa vadede daha yüksek, uzun vadede daha düşük

İronik bir şekilde, büyük bir bölgesel savaşın taşıdığı en büyük tehlike, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının yanı sıra, Körfez enerji altyapısına yönelik kitlesel saldırıların düzenlenmesi veya İran ile İsrail arasında bilhassa 2026-2028'de doruğa ulaşabilecek doğrudan bir çatışmadır. Bunun nedeni, Tahran'ın kuşatma altında, çaresiz ve varoluşsal bir çöküşle karşı karşıya olmasıdır. Ancak, ABD ve müttefikleri bu fırtınayı atlatırsa, bunun uzun vadeli sonucu, hiçbir düşman gücün hayati deniz yollarını veya enerji kaynaklarını tehdit edemeyeceği ve Amerikan taahhütlerinin asgari düzeyde olduğu bir Ortadoğu olacaktır. Kısacası, daha soğuk, daha net ve daha Amerikanlaşmış bir Ortadoğu olacaktır.

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, daha hoş veya daha merhametli bir Ortadoğu vaat etmiyor. Aksine, Washington'un bakış açısına göre çok daha değerli bir şey vaat ediyor; temel Amerikan çıkarlarının güvence altına alındığı, düşman bir gücün enerji darboğazlarına hakim olmasının engellendiği, 1979'dan bu yana herhangi bir dönemden çok daha az kan, para ve diplomatik enerji harcanan bir bölge.

Bunu yaparken, ezici ekonomik baskı (yaptırımlar ve enerji ihracatı) yoluyla neredeyse tüm askeri yükleri bölgesel müttefiklere (İsrail ve bazı Arap devletlerine) yüklüyor. “Sonsuz savaşlardan” kaçınmanın bedeli olarak daha yüksek düzeyde bölgesel şiddet ve otoriterliği kabul ediyor. Sonuç muhtemelen daha soğuk, daha sert ama daha şeffaf bir bölgesel düzen olacak. ABD, onlarca yıldır ilk kez, Ortadoğu'ya gerçekçi teorinin her zaman büyük güçlerin yapması gerektiğini savunduğu gibi yaklaşıyor; önemli ama varoluşsal olmayan bir bölge. İstikrarı, genel olarak daha barışçıl bir bölge yaratıp yaratmayacağına bakılmaksızın, yalnızca temel Amerikan çıkarlarını etkilediği ölçüde ve Amerikan öncelikleriyle daha tutarlı, uyumlu kaldığı sürece önemlidir. Bu strateji sayısız meydan okuma ile yüzleşecek ve birçok sonucu, Trump'ın ikinci döneminde ve sonrasında tüm dünyada ortaya çıkacak neticeleri ve yankıları olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.