48 Filistinlileri, İsrail’in suç örgütlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırma tuzağıyla karşı karşıya

Arap çetelerin silah ticareti yapıp Batı Şeria’ya satması Tel Aviv'i harekete geçirdi

İsrailli yetkililer, bu örgütlerin güvenliklerini tehdit etmeye başlaması üzerine harekete geçti (Reuters)
İsrailli yetkililer, bu örgütlerin güvenliklerini tehdit etmeye başlaması üzerine harekete geçti (Reuters)
TT

48 Filistinlileri, İsrail’in suç örgütlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırma tuzağıyla karşı karşıya

İsrailli yetkililer, bu örgütlerin güvenliklerini tehdit etmeye başlaması üzerine harekete geçti (Reuters)
İsrailli yetkililer, bu örgütlerin güvenliklerini tehdit etmeye başlaması üzerine harekete geçti (Reuters)

Emel Şehade

İsrail'deki 48 Filistinlileri, İsrail parlamentosu Knesset'teki çoğunluğun aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve kontrolündeki polis gücünün yetkilerini genişleten yeni bir yasa tasarısını onaylamasının ardından, belki de Nekbe'den (Büyük Felaket) bu yana en zor ve tehlikeli olan, varlıkları için belirleyici bir savaş veriyorlar.

Aynı durum terörle mücadele araçlarını, Arap toplumunu ve ilerici güçleri bastırmak ve siyasi görüşleri suç saymak için bir araç haline getiren İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) ve diğer güvenlik kurumları için de geçerli.

Çete savaşları

Bu yasa, Arap toplumunda suç örgütlerinin yaygınlaşmasının ardından önerildi. Bu örgütlerin faaliyetleri, suçları, tehlikeliliği ve operasyonları, İsrail makamları tarafından uzun süredir görmezden geliniyordu. Bu faaliyetler sadece cinayetlerle sınırlı değildi, Arap yerel makamları, altyapı projeleri ve diğer konularda da kontrol sağlamaya yönelikti. Ancak bu örgütler İsrail'in güvenliği için tehdit oluşturmaya başladığında, hükümet ve sorumlu makamlar harekete geçti.

Verilere göre yılın başlarından bu yana, 1948 Filistin topraklarından 240'tan fazla genç Filistinli erkek ve kadın, küçük bir kısmı kazara olmak üzere suç örgütleri arasındaki hesaplaşmalarda öldürüldü. En sonuncusu, mahallesinde oynarken içinde gençlerin oturduğu bir aracı hedef alan maskeli adamlar tarafından vurularak öldürülen 15 yaşlarında bir çocuktu.

Bu ve diğer suçlar, suç örgütlerinin faaliyetlerinin çirkinliğini ortaya çıkarırken İsrailli aşırı sağcı milletvekillerinin geçirmeyi amaçladıkları yasaya karşı protestolar da dahil olmak üzere çeşitli düzeylerde yaygın olarak protesto edildi.

Üstü kapalı hükümler ve hedefler

Suç örgütlerini terör örgütleri olarak sınıflandıran tasarı, ilk okumadan geçti ve ikinci ve üçüncü okumalarda oylama bekliyor. Tasarının nihai olarak onaylanması bekleniyor. Bu durum, 48 Filistinlileri (İsrail vatandaşı Filistinliler) liderliğini, tasarıdaki ‘üstü kapalı’ hükümler ve hedefler nedeniyle harekete geçmeye sevk etti.

Bu yasaya karşı çıkmak için bir çerçeve oluşturma girişiminde bulunan Knesset Üyesi Aida Touma-Suleiman’ın belirttiği gibi, bu yasa suçla mücadeleyi amaçlamıyor, aksine Arap toplumunda yaygın olan suçları, Arap toplumunu baskı altına almayı amaçlayan yasalar çıkarmak için kullanıyor.

Bu yasa, polis ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in İsrail'deki Filistinlilere karşı baskıcı operasyonlar yürütme ve uygulama yetkilerini genişletmeye hizmet ediyor. Bu da ona bireyleri ve hatta ulusal partileri ‘terör örgütleri’ olarak etiketleme, ardından terör örgütlerine yönelik önlemler alarak, bu kişilerin en temel haklarını ve hatta kendi topraklarında var olma haklarını ellerinden alma özgürlüğü verebilir.

Tehlikeli yasaların dalgasıyla yüzleşmek

Touma-Suleiman, 48 Filistinlileri arasında suç oranlarının iki katına çıktığını ve güvenlik ve emniyetin eksik olduğunu gösteren veriler çerçevesinde acil bir oturum çağrısında bulundu. 240'tan fazla genç erkek ve kadının öldürüldüğü yerde tutuklananların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Öte yandan 48 Filistinlileri liderliği, gelecekte risk oluşturavak yasalar dalgasıyla mücadele etmek için toplantıda ortaya konulan çeşitli pratik önerileri inceliyor. Bu öneriler arasında parlamento ve kamuoyu eylemleri, bu tür yasaların yerel, İsrail solu ve uluslararası düzeyde yaratacağı sonuçlara ilişkin farkındalık kampanyaları düzenlenmesi yer alıyor.

Silah ticareti

İsrail Arapları arasındaki suç örgütleri, dört yılı aşkın bir süredir, İsrail polisi ve güvenlik güçlerinin sessizliğiyle neredeyse her gün bir veya daha fazla kişinin öldürüldüğü bir iç savaş yürütüyorlar. Ardından, Gazze'de savaş patlak vermeden önce, faaliyetleri çıkarların kontrolü ve ‘kardeşlik’ (yasadışı ücretler) talepleriyle zirveye ulaştı. Aylık ödeme taleplerine uymayanları öldürmekle tehdit ederek faaliyetlerini ayyuka çıkardılar.

Polise yapılan şikayetlere ve İsrail Araplarının protestolarına rağmen, iki aydan fazla bir süre önce bu örgütlerin, bazıları İsrail ordusunun askeri kışlalarından çalınan silahları sınırdan kaçırarak Batı Şeria'da fahiş fiyatlara sattığı ortaya çıkana kadar hiçbir yetkili harekete geçilmedi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre silahların bir başka kaynağı da Suriye sınırından yapılan kaçakçılık faaliyetleriydi. Güvenlik güçleri geçtiğimiz ay, İsrail ordusundan beş kişi de dahil olmak üzere, Suriye'nin güneyinden silah kaçakçılığına iş birliği yapan ve bunu kolaylaştıran patlayıcılar, roketler, tüfekler ve büyük miktarda mühimmat da dahil olmak üzere bu silahların suç örgütlerine aktarılmasını sağlayan bir dizi şüpheliyi tutukladı.

İsrail’in güvenliğine yönelik tehdit

Bazı Arap yetkililer tarafından da doğrulandığı üzere İsrailli yetkililer, bu örgütlerin güvenliklerine tehdit oluşturmaya başlaması nedeniyle harekete geçti. Knesset kürsüsünden konuşan bazı sağcı milletvekilleri, Batı Şeria'ya silah satmanın Hamas'ı veya İsrail'e karşı ‘direnişi’ desteklemek anlamına geldiğini söyledi. Bu adım, İsrail’in siyasi ve güvenlik liderlerini alarma geçirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, tutuklama kampanyaları yürütmek ve suç örgütlerini ortadan kaldırmak için özel bir çaba göstereceğine söz verdi. Böylece bu örgütleri ‘terör örgütleri’ olarak sınıflandıracak ve onları terör örgütlerine uygulanan tüm yasal önlemlere tabi tutacak bir yasa tasarısının önü açıldı.

İsrail'deki Filistinli liderlerin engellemeye çalıştığı yasa, Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir’in, faaliyetleri sistematik silah kullanımı, yetkililere veya seçilmiş görevlilere yönelik tehditler veya terör örgütleriyle iş birliği yapmak olan bir suç örgütünün terör örgütü ilan edilebileceğini öngörüyor.

Bu mesele, suç örgütleri meselesinin ötesinde. Zira yasa, milliyetçi bir tutum sergileyen ve İsrail hükümetinin politikasına, hatta Ulusal Güvenlik Bakanı'nın politikasına karşı çıkan herkesi ‘terör örgütü üyesi’ olmakla suçlamak için kullanılıyor.

Güvenlik kurumları için 670 bin dolarlık bütçe

48 Filistinlilerinin liderleri, İsrailli yetkililerden daha önce ortadan kaldırdıkları Yahudi toplumundaki suç örgütleriyle mücadele ettikleri gibi, suçla mücadele etmek ve örgütleri ortadan kaldırmak için gerekenleri yapmalarını istediler. İsrail hükümeti pazar günü gerçekleştirdiği oturumda, Arap toplumundaki suçlarla mücadele için 670 bin dolarlık bir bütçe onayladı. Hükümet tarafından yapılan açıklamada bunu ‘İsrail polisi, Şin-Bet ve Cezaevi Servisi'nin (IPS) kanun uygulama ve istihbarat kapasitelerinin güçlendirilmesi’ olarak nitelendirdi. İsrail hükümeti, bu bütçeyi Arap toplumunda suç, şiddet ve yasadışı silahlarla mücadeleye yönelik ulusal planda kararlı ve kader belirleyici bir adım olarak değerlendirdi.

İsrail'deki Filistinli liderler, bu adımların İsrail Arapları arasındaki suç örgütlerini ortadan kaldırmak için yetersiz olduğunu düşünüyor ve uygulanması için yeterli finansman içeren kapsamlı bir plan çağrısında bulunuyorlar. Ayrıca, tutuklanan onlarca kişinin birkaç saat içinde serbest bırakıldığının ortaya çıkmasının ardından, İsrail mahkemelerinden sanıklara ağır cezalar verilmesi için baskı yapıyorlar.

Öte yandan polis teşkilatı mensuplarının suç örgütleriyle iş birliği yaptığı da ortaya çıktı. Polis teşkilatında yolsuzluk suçlarıyla mücadele için kurulan Lahav 433 birimi komutanı, Arap toplumunda yerel yönetimlerdeki onlarca vakadan birinde, suç örgütleriyle iş birliği yapmak, onları belediyeye sokmak ve yönetimini kontrol etmek suçlamasıyla tutuklanan Nasıra Belediye Başkanı Ali Selam ile iş birliği yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Uzmanlardan Venedik'in sadece denizaltıyla görülebileceği uyarısı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uzmanlardan Venedik'in sadece denizaltıyla görülebileceği uyarısı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları, deniz seviyesi yükselmeye devam ederse Venedik'in anıtlarına yalnızca denizaltıyla ulaşılabileceğini öngörüyor.

İtalyan şehri Venedik, kıvrımlı kanalları ve adalar ağıyla ünlü. Ancak şehir, yükselen deniz seviyesi ve aşırı turizmin yarattığı baskı nedeniyle sular altında kalma riskiyle karşı karşıya; son yıllarda hem turistlerin hem de suların sokakları doldurmasıyla bu risk daha da görünür hale geldi.

Salento Üniversitesi'nin 16 Nisan Perşembe günü yayımlanan raporu, öngörülen deniz seviyesi yükselmesinin, mirasın korunması, sosyal refah ve bakımın maliyeti arasında denge kurarak "benzeri görülmemiş" uzun vadeli uyarlamalar gerektireceğini belirtiyor.

Araştırmacılar, Venedik'in şehri lagünden izole etmek için büyük sel bariyerleri kullanmayı veya lagünü kalıcı kıyı barajlarıyla çevrelemeyi düşünmesi gerektiğini tavsiye ediyor.

Şehrin tamamen sular altında kaldığı en kötü senaryoda, tarihi yerlerin sökülüp yeniden birleştirilerek daha iç kesimlere taşınması gerekecektir.

Bu tehlike kapıda olmasa da mevcut iklim politikaları ve Antarktika buz tabakasında beklenen çöküş gerçekleşirse 22. yüzyılda aşırı deniz seviyesi yükselmesi kaçınılmaz olabilir.

Venedik, Bizans tarzı Aziz Mark Bazilikası ve Gotik Palazzo Ducale gibi birçok tarihi anıta ev sahipliği yapıyor.

Makalede, bazı anıtların yerlerinin değiştirilmesi durumunda kurtarılabileceği belirtilse de, "Tarihi kentsel doku, lagün temelli kültür, geleneksel yaşam tarzları ve çoğu ekonomik faaliyet geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybolacaktır" deniyor.

Araştırmacılar, böyle bir projenin maliyetinin 100 milyar euroyu bulabileceğini tahmin ediyor. Anıtların yanı sıra konutların da terk edilmesi gerekecek ve özel mülklerin kaybının maliyeti 6,5 milyar euroyu bulabilir.

Sular altında kalan kalıntıları ziyaret etmek isteyen herkes, bunu ancak sınırlı bir süre için tekne ve denizaltıyla yapabilecektir.

Salento Üniversitesi'nde araştırmayı yürüten Piero Lionello, The Times'a, "Bu senaryoyu geciktirmek için yapabileceğimiz şeyler var ancak bunlar sonsuza dek işe yaramayacak; gelecek kaçınılmaz görünüyor" diye konuştu.

Venedik, 2020'de, şehri ve adalarını yüksek gelgitlerden ve büyük sel baskınlarından korumak için lagünün çeşitli girişlerine yerleştirilen bir sel bariyer sistemi olan Mose'yi uygulamaya sokmuştu.

Şehrin yarısından fazlası ortalama deniz seviyesinin yalnızca 80 ila 120 santimetre üzerinde bulunuyor, bu da kenti sel baskınlarına karşı çok hassas hale getiriyor. Lionello, 2100'e kadar Venedik'teki ortalama deniz seviyesinin 42 ila 81 cm yükselebileceğini söyledi.

Mose ve diğer bariyer sistemleri Venedik'e uzun vadede yardımcı olabilirken, araştırmacılar en kötü uzun vadeli sonuçlardan kaçınmak için hızlı hareket etmenin hâlâ çok önemli olduğunu belirtti.

Independent Türkçe


Çin, drone'ları havada şarj eden sistemi tanıttı

Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
TT

Çin, drone'ları havada şarj eden sistemi tanıttı

Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)

Çinli bilim insanları, drone'ları havada mikrodalgayla şarj etmek için özel bir enerji iletim platformu geliştirdi. Bu, bir gün insansız hava araçlarının süresiz uçmasına yol açabilecek bir prototip tasarım.

Çin'in Xidian Üniversitesi'nden araştırmacılar, platformun drone'ları fırlatabilen ve onların operasyonel menzilini uzatabilen kara tabanlı bir araca dönüştürülmesini öngörüyor.

Bilim insanlarının yürüttüğü testler, otomobile monte edilen sistemin sabit kanatlı drone'ları 15 metre yükseklikte 3 saatten biraz fazla havada tutabildiğini gösterdi.

Araca monte edilen enerji iletim sistemi, hem drone hem de şarj platformu hareket halindeyken, enerjiyi hava aracının altındaki anten dizisine iletmek için mikrodalga yayıcı kullandı.

Ancak araştırmacılar, Aeronautical Science & Technology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, mikrodalga yayıcıyla drone arasındaki hizalamayı korumanın zor olduğunu belirtti.

Bu, GPS konumlandırma ve drone içi uçuş kontrol sistemleri arasında yakın bir koordinasyon gerektiriyordu.

Bilim insanları, ışınlanan enerjinin yalnızca yaklaşık yüzde 3 ila 5'inin drone'a ulaştığını ve mikrodalga enerjisinin büyük çoğunluğunun boşa gittiğini belirterek, sistemin hâlâ başlangıç ​​aşamasında olduğunu kaydetti.

Sonuç olarak drone tarafından alınan enerji, rüzgar ve konumlandırma hataları nedeniyle de dalgalanma gösterdi.

Ekibe, anten yapıları ve mikrodalga tabanlı kablosuz enerji iletimi araştırmalarında uzman olan Xidian Üniversitesi profesörü Song Liwei liderlik etti.

Son yıllarda ortamdaki ve yönlendirilmiş elektromanyetik enerjiyi kullanılabilir doğrudan elektrik enerjisine dönüştürme kavramı, araştırma prototip aşamasından standartlaştırılmaya hazır bir teknolojiye dönüşüyor.

Geçen yıl ABD Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), lazer ışınıyla 8,6 km'lik bir mesafeye 30 saniyeden fazla süre boyunca 800 vat güç ileterek enerji aktarımında yeni bir rekor kırmıştı.

Sistemin verimliliği yalnızca yaklaşık yüzde 20 olsa da DARPA, teknoloji daha düşük maliyetli hale geldikçe iyileştirmelerin mümkün olduğunu belirtti.

Devam eden bir ABD savunma projesi, neredeyse anlık enerji iletimi için bir "kablosuz enerji ağı" geliştirmeyi hedefliyor.

Son Çin çalışmasından farklı olarak DARPA tasarımı, yerdeki bir lazerin havadaki birden fazla düğümden geçerek tekrar yerdeki bir alıcıya inmesini sağlayarak uzun mesafeli güç iletimi gerçekleştirmeyi umuyor.

ABD ajansı, bu ağın drone filoları için sınırsız menzil veya dayanıklılık sağlamasını umuyor.

Independent Türkçe


İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Roma’da gökyüzü, Ortadoğu’daki gerilimin ritmini andırır şekilde sürekli değişiyordu; güneş bir anda bulutların ardına çekiliyor, ardından sert bir yağmurla şehri kaplıyordu. Aynı gün içinde bile yön değiştiren ABD ve İran açıklamalarıyla bu hava arasında dikkat çekici bir paralellik oluşuyordu.

Bu dalgalı süreç eşliğinde İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği kapsamlı röportajda, Avrupa Birliği’nin deniz operasyonlarını ve seyrüsefer güvenliğini genişletmesini sağlayacak şekilde Aspides Avrupa misyonunun kapsamının Hürmüz Boğazı’nı da içerecek biçimde genişletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Crosetto ayrıca, Asya’nın boğazın hayati önemi nedeniyle daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Bakan Crosetto, Suudi Arabistan’ın “kışkırtıcı” olarak nitelendirdiği İran saldırılarına karşı tutumunu “son derece ciddi ve önemli” olarak değerlendirdi. Riyad’ın savaşın tırmanmasını engellemeye çalıştığını, kendini savunurken provokasyonlara yanıt vermekten kaçındığını ve bugün savaşın sona ermiş olabileceği yönündeki koşulların oluşmasına katkı sağladığını söyledi.

Crosetto ayrıca Roma ile Riyad arasındaki savunma sanayii ilişkilerinin hızla derinleştiğini belirterek, İtalya’nın yalnızca satış yapan bir ülke olmadığını, ortak üretim ve geliştirmeye dayalı stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini ifade etti. Bu yaklaşımın Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” hedefleriyle uyumlu olduğunu ifade etti.

dfvfdv
Guido Crosetto, ülkesinin son savaş sırasında füze ve insansız hava araçlarına karşı kullanılan sistemler de dâhil olmak üzere savunma kabiliyetleri gönderdiğini açıkladı. (Şarku’l Avsat)

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişe ücret uygulaması fikrini kesin bir dille reddeden Crosetto, “İran’ın Hürmüz Boğazı’na herhangi bir ücret ya da kısıtlama getirmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu boğaz serbest bir geçiş yolu olarak kalmalıdır” dedi.

Suudi Arabistan ve Körfez’in İran saldırılarına yaklaşımı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın İran saldırılarına karşı tutumunu övgüyle değerlendirerek, Riyad’ın çatışmanın tırmanmasını önlemeye çalıştığını, kendini savunmakla yetindiğini ve Körfez’de normalleşme koşullarının oluşmasına katkı sunduğunu söyledi.

“Barış, savunma ve caydırıcılık üzerine inşa edilir”

Crosetto’ya göre Körfez ülkeleri bu savaştan önemli bir ders çıkardı: Barışın yalnızca savunma ve caydırıcılık temelinde mümkün olduğu. İran’ın saldırıları, bu ülkelerin herhangi bir saldırganlık göstermemiş olmasına rağmen gerçekleşti.

Bakan, enerji tesisleri ve su arıtma tesislerinin hedef alınmasının beklenmedik olduğunu, bu durumun Körfez ülkelerine hem sivil hem askeri altyapıyı koruma ihtiyacını gösterdiğini belirtti.

İtalya’nın rolü

Crosetto, İtalya’nın Körfez ülkelerine savunma desteği sağladığını, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarına karşı teknolojiler gönderdiğini, bunun satış değil “yardım” niteliğinde olduğunu ifade etti.

Savunma ilişkilerinde hızlı büyüme

İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin hızla geliştiğini belirten Crosetto, yakın zamanda uydu alanında anlaşma imzalandığını, hava savunma, deniz ve havacılık alanlarında müzakerelerin sürdüğünü söyledi.

“Farklı türde bir ortaklık”

Crosetto, İtalya’nın Suudi Arabistan ile yalnızca ticari değil, ortak geliştirme ve teknoloji transferine dayalı stratejik bir ortaklık kurmak istediğini vurguladı. Bu yaklaşımın “Vizyon 2030” ile uyumlu olduğunu belirtti.

Avrupa’da caydırıcılığın yeniden şekillenmesi

Bakan, son savaşın Avrupa’daki caydırıcılık anlayışını değiştirdiğini, savunmanın ülkeler arasında ne kadar entegre olursa o kadar güçlü hale geldiğini söyledi. NATO’ya güvenin sürdüğünü ancak Avrupa’nın daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

İran’da fiili yönetim Devrim Muhafızları’nda

Crosetto, İran ile ilişkilerin sınırlı olduğunu belirterek, ülkede fiili gücün Devrim Muhafızları’nda olduğunu ve bunun diplomatik diyaloğu zorlaştırdığını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş vurgusu

İran’ın boğazı kontrol ederek savaş aracı haline getirmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Crosetto, benzer uygulamaların başka boğazlara da yayılabileceği uyarısında bulundu.

NATO’nun geleceği

Crosetto, NATO’nun uzun vadede varlığını sürdüreceğini ve hem Avrupa hem ABD için değerli bir yapı olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı için yeni güvenlik modeli

Bakan, “Aspides” misyonunun Hürmüz Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin tartışıldığını, ancak bunun yalnızca Avrupa değil, Asya ülkelerinin de sorumluluk üstleneceği daha geniş bir uluslararası yapıyı gerektirdiğini söyledi.

İran’ın füze kapasitesi ve küresel tehdit

Crosetto, İran’ın nükleer ve uzun menzilli füze kapasitesinin yalnızca İsrail için değil, Avrupa şehirleri için de tehdit oluşturduğunu belirtti.

İnsansız hava araçları savaşın doğasını değiştiriyor

Bakan, Ukrayna ve Körfez savaşlarının modern savaşların doğasını değiştirdiğini, özellikle insansız hava araçlarının ve yapay zekâ destekli sistemlerin savaş alanında belirleyici hale geldiğini ifade etti.