Avrupa'nın Trump'ın Ukrayna barış planına tepkisihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5220808-avrupan%C4%B1n-trump%C4%B1n-ukrayna-bar%C4%B1%C5%9F-plan%C4%B1na-tepkisi
Ukrayna, ABD Başkanı Donald Trump’ın 21 Kasım’da barış planını açıklanmasının ardından, ana hatları henüz kesinleşmemiş olan karmaşık bir denklemle karşı karşıya kaldı. Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında ilişkilerdeki dalgalanmalar, Avrupa’nın dördüncü yılına yaklaşan Ukrayna’daki savaşa yönelik yaklaşımına da yansıtıyor.
Devam eden hamlelerin sonucu ne olursa olsun, Avrupa’nın Beyaz Saray’ın taktiklerine karşı stratejik açıdan maruz kaldığı riskler açıkça görülüyor.
Trump’ın ‘değişken’ diplomasisi
Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, Avrupa diplomasisi için tam bir kabus. ABD'nin tutumları, provokasyonlardan, çok taraflı kurumlara yönelik aşağılama ve hor görmeden ticari pragmatizme çeşitlilik gösteriyor.
ABD Başkanı’nın öngörülemez eylemleriyle karşı karşıya kalan Avrupa, Atlantik’in iki yakası arasındaki hayati bağı korumak için onun taleplerine uyum sağlıyor. Ukrayna'daki savaşla ilgili yeni planın açıklanmasının ardından, geçtiğimiz şubat ayından bu yana benzer olaylara tanık olunmuş ve Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasında Oval Ofis'te dünya gündemine oturan bir tartışma yaşanmış olmasına rağmen, Avrupalılar yine bir şok ve kafa karışıklığı yaşadı. Bu kez, 28 maddelik belgenin geçtiğimiz ağustos ayında Alaska'da yapılan ABD-Rusya Zirvesi’nin sonucu ve bir zeki gözlemcinin ifadesiyle, Moskova'nın emellerini açıkça yansıttığı için ‘Rus yapay zekasının’ ürünü olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktu. Metin, ağırlıklı olarak Rusya'nın taleplerine yer verirken Ukrayna'nın savunma kapasitesini kısıtlıyor, (egemen olmasına rağmen) bu ülkede yeni seçimler yapılmasını istiyor ve Ukraynalıların, Rusya ordusu girmiş olsun ya da olmasın, topraklarının bir kısmının devredilmesini kabul etmelerini talep ediyor.
Ukrayna’nın zayıflığı ve Avrupa’nın savunmasızlığı bir yana Putin, Kiev'in aleyhine olacak bir anlaşmaya karşı Avrupa'nın direnmesine öfkeli görünüyor.
Washington’ın, Avrupa’nın müdahalesi öncesinde Ukraynalılara (Trump’ın Özel Temsilcisi Steve) Witkoff Planı’nı dayatmaya hazırlandığı aşikâr.
Bundan dolayı Avrupalılar, Amerikalı meslektaşlarını kızdırmadan planı yeniden yazmak için azami diplomatik becerilerini kullanmak zorunda kaldılar.
Avrupalı bir diplomat yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
Bu durum, bir yandan Ukrayna’nın güvenliği ve bunun Avrupa'nın güvenliği üzerindeki etkisi ile diğer yandan transatlantik ilişkilerinin sürdürülmesi arasında tıpkı ipin üzerinde yürümeye benzeyen bir tür denge kurma çabası.”
Avrupalılara daha fazla hareket alanı sağlayan ise ABD’nin resmi kurumları içinde plana karşı çıkanların olması ve şu anda bu konuda Avrupalıların en yakın müttefikleri olan Cumhuriyetçi senatörlerin öfkesi gibi görülüyor.
Öte yandan Ukrayna lideri Zelenskiy, ‘onurunu kaybetmek’ ile ‘ülkesinin önemli bir ortağını (ABD) kaybetmek’ arasında kalmış olduğunu açıkça belirtmiş olmasından dolay çok da kıskanılacak bir durumda değil. Ukrayna Devlet Başkanı, ülkesinin tarihinin en tehlikeli dönemini yaşadığını kabul etti.
Plan, Zelenskiy'nin iktidarını zayıflatan yolsuzluk skandallarıyla karşı karşıya olduğu ve baş danışmanı, yardımcısı ve Avrupalılarla görüşmelerini yürüten kişiyi kaybettiği bir dönemde ortaya atıldığından Ukrayna yönetimi için kötü zamanlamaya sahip.
Avrupalılar, bir sonraki duyuruya kadar Ukrayna'ya ‘teslimiyete’ benzeyen bir çözüm dayatma olasılığını reddetmeye devam etse de Avrupa’nın, Trump’ın Ukrayna’nın aleyhine Rusya'nın kaba gücünü ödüllendirme arzusuna karşı koyma yeteneği oldukça sınırlı. Öyle ki, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Ukrayna’nın herhangi bir şekilde teslim olmasının Avrupa'nın da teslim olması anlamına geleceğini açıkça belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Alaska'nın Anchorage kentindeki Elmendorf-Richardson Ortak Üssü'nde bir araya geldiklerinde, 15 Ağustos 2025 (AFP)
Diğer taraftan Kremlin'in bu planın sonucu ne olursa olsun, ABD ile Avrupa arasında yeni bir uçurum yaratacağına dair iddiada bulunduğundan şüphe edilebilir. Bu açıdan bakıldığında, Putin ve Trump, gücü öncelik olarak gören aynı dünya görüşünü paylaşıyorlar. Putin ayrıca Ukrayna’nın içindeki durumu istikrarsızlaştırmaya da yatırım yapıyor. Bu yüzden ateşkesin uygulanabilmesi için Ukrayna ordusunun Donbas bölgesinin geri kalanından çekilmesi talep ediliyor. Zelenskiy’nin böyle bir kararının, Ukrayna kamuoyu ve Ukrayna ordusu nezdinde ödeyeceği muazzam siyasi bedeli tahmin etmek zor değil.
Planın diğer hükümleri, Rusça'nın kullanımı, azınlık sorunu ve Rus Ortodoks Kilisesi'nin haklarının onaylanması gibi, Ukrayna'nın sosyal uyumunu istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bölücü nitelikler taşıyor. Benzer şekilde, ateşkesin yürürlüğe girmesinden üç ay sonra seçimlerin yapılması şartı da güçlük yaratıyor.
Ayrıca, Ukrayna'nın NATO üyeliğine karşı çıkan bir ifade, yeterli güvenlik garantileriyle dengelenemez.
Ukrayna ne kadar zayıf ve Avrupa ne kadar savunmasız olursa olsun, Vladimir Putin, Avrupa'nın Kiev'in aleyhine bir uzlaşmaya direnmesine öfkelenmiş gibi görünüyor.
Putin’in bu öfkesi, 3 Aralık'ta Başkan Trump’ın özel temsilcileriyle yaptığı görüşme öncesinde Avrupalıları ikaz ederek, Rusya’nın ‘eğer Avrupa isterse savaşa girmeye hazır’ olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmesinden de açıkça anlaşılıyordu. Bu açıklama, savaş döngüsünün kötüleşeceğine dair korkuları artırsa da gerçekte Ukrayna'nın işgalinin başlangıcından bu yana Batı kamuoyunda panik yaratmak amacıyla yapılan birçok uyarıdan farklı değildi.
Avrupalı yetkililer, Trump'ın Putin’e karşı sabırsız olmasını kendi çıkarları için kullanmayı planlıyorlar. Avrupalı diplomatlar Cenevre'de, revize edilmiş barış planına bir ek yaparak zafer kazandıklarına inanıyorlardı.
Moskova'ya göre Ukrayna sorunu öncelikle siyasi ve ideolojik bir sorun, ancak ABD Başkanı, tarihi ve ideolojiyi göz ardı ediyor. Bu yüzden de Avrupa'nın çıkarlarını mutlaka dikkate almadan, kendisini stratejik, ekonomik ve yatırım açısından Rusya'ya yaklaştıracak herhangi bir anlaşmaya varılmasını istiyor.
Avrupa ve Ukrayna sorununun gelişimine dair senaryolar
Son toplantıların sonuçlarından, özellikle Vladimir Putin ile Donald Trump'ın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner arasında Moskova'da yapılan toplantıdan ve Amerikalılar, Avrupalılar ve Ukraynalılar arasında Cenevre'de gerçekleşen görüşmelerden, meselelerin çözülmediği ve ilk taslakta yer alan 28 maddenin 19'unun hâlen çözülmemiş olduğu açıkça anlaşılıyor.
Putin'in dış politika danışmanı Yuri Ushakov, görüşmelerle ilgili olarak “Bazı olumlu noktalar var. Ancak, diğer birçok nokta uzmanlar arasında özel bir tartışma gerektiriyor” yorumunda bulundu. Tüm bunlar durumu her türlü gelişmeye açık bırakıyor. Avrupalılar artık bu taktiğin farkındalar. Diplomatik olarak transatlantik bir bölünmeyi kışkırtmaktan kaçınmaya ve ABD yönetiminin Ukrayna'ya daha elverişli pozisyonlara geri dönmesi için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.
AB liderlerinin, uzun süren Rusya-Ukrayna savaşını nasıl sona erdireceklerini tartışmak üzere bir araya geldikleri Berlin'deki Başbakanlık binasında çekilmiş grup fotoğrafı, 15 Aralık 2025 (AFP)
Avrupalı yetkililer, Trump'ın Putin’e karşı sabırsız olmasını kendi çıkarları için kullanmayı planlıyorlar. Avrupalı diplomatlar Cenevre'de, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Ukrayna için bir garanti belgesini el yazısıyla yazmasıyla (elbette Rubio’nun imzası Başkan Trump’ın onayı anlamına gelmez) revize edilmiş barış planına bir ek yaparak zafer kazandıklarına inanıyorlardı.
Tarafların önerilen formüllere vereceği yanıt beklenirken, durumun nasıl gelişebileceğine dair üç olası senaryo var. Birinci senaryoya göre Avrupalılar ve Ukraynalılar nihayetinde ABD ile bir şekilde birleşik bir cephe oluşturabilir ve Moskova'ya karşı katı bir tavır alabilir. Bu senaryo, Batı politikasında bir tür sürekliliğe yol açar. Kremlin’in böyle bir senaryodan daha fazla korkması için bazı nedenleri var. Çünkü dört yıldır devam eden çıkmazda önce askeri mi yoksa ekonomik olarak mı çökeceği konusunda temel bir ikilemle karşı karşıya.
Daha olası olan ikinci senaryoya göre son sözü Putin söyleyecek. Bu bakımdan, ABD’nin Gazze planıyla karşılaştırılabilir. Geçen eylül ayında BM Genel Kurulu'nun kenarında Trump'ın bir grup Arap ve İslam ülkesinin liderleriyle bir araya geldiğini ve ABD başkanının Netanyahu ile görüşene kadar Beyaz Saray'ın belirlediği ilk planı değiştirmeyi başardıklarını belirtmek gerekiyor.
Trump, Netanyahu’nun taleplerini kabul ederek, birkaç gün önce Arap ve Müslüman ülkelere verdiği tavizlerin çoğundan vazgeçti.
Sonuçta hangi senaryo galip gelirse gelsin, ki bu şüphesiz birkaç senaryodan esinlenecek, Witkoff'un planı sadece Ukrayna için değil, transatlantik ilişkiler için de bir dönüm noktası olacak.
Bu emsale dayanarak, Putin'in Cenevre'de ABD’liler ve Ukraynalılar tarafından üzerinde anlaşmaya varılan metni değiştirerek, onu Moskova ve Washington arasında ortak bir tutuma dönüştürmesi, belki de Ukrayna'ya dayatılacak bir ortak deklarasyon haline gelmesi de mümkün. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre daha da kötüsü, Moskova ateşkes sağlandıktan sonra bazı maddelerin belirsizliğini kendi lehine kullanabilir. Bu senaryo, The Telegraph gazetesinin, Rusya'nın Ukrayna savaşında zafer kazandığı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in barış şartlarını belirleyeceği yönündeki son makalesiyle de örtüşüyor. Gazete, Avrupa'nın Ukrayna'yı desteklemeye devam etmek için gerekli mali ve askeri kaynaklardan yoksun olduğunu vurguladı!
Üçüncü olası senaryoda ise Moskova-Washington anlaşması bir nedenden ötürü çöküyor, ancak Donald Trump, ABD'yi çatışmadan tamamen çekmeye karar veriyor. Onun, “Savaşı sürdürmek istiyorlarsa, biz olmadan yapsınlar” gibi sözler söylediğini zaten duyuyoruz. Yakın gelecekte ateşkese ihtiyaç duyan Ukrayna ve çatışmanın yükünü tek başına taşımak zorunda kalacak Avrupalılar için en tehlikeli senaryo da bu. Sonunda hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, şüphesiz birkaç senaryodan esinlenen ‘Witkoff Planı’ sadece Ukrayna için değil, transatlantik ilişkiler için de bir dönüm noktası olacak.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile öğle yemeğinde bir araya geldi, 17 Ekim 2025 (Reuters)
Aslında planın dördüncü maddesi, görüşmelerin ‘NATO ve Rusya arasında, ABD'nin arabulucu olarak hareket edeceği’ şeklinde gerçekleşeceğini belirtiyor.
Şu anki ABD yönetiminin kendisini artık müttefikleriyle birlikte Avrupa’nın güvenliğinin temel direği olarak görmediğine, en iyi ihtimalle Avrupalılar ve Ruslar arasında ‘güvenilir bir üçüncü taraf’ olarak gördüğüne şüphe yok.
Ayrıca, ABD’nin koruması ödemenin şartına bağlı. Dolayısıla Avrupalılar, Washington’ın gözünde değişen statülerini kabul etmek zorunda. Zira artık gerçek müttefikler veya ortaklar değil, hâlâ astlar olmaya devam ediyorlar.
AB liderlerinin, bugün ve yarın Brüksel'de yapılacak zirvede Ukrayna'yı desteklemek için Rusya’nın Euroclear Bank’taki fonlarını kullanıp kullanmayacaklarına dair verecekleri karar, bu değişikliklerin somut bir göstergesi olacak. Avrupalılar, daha önce altı ayda bir dondurdukları bu fonları, son defasında Ukrayna'daki savaş bitene kadar dondurdular.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir
Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecekhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242704-ortado%C4%9Fu%E2%80%99ya-askeri-y%C4%B1%C4%9F%C4%B1nak-s%C3%BCrerken-trump-i%CC%87ran%E2%80%99la-ilgili-her-%C5%9Fey-%C3%B6n%C3%BCm%C3%BCzdeki-10-g%C3%BCn
Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.
Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.
ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.
Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)
Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.
Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.
Angajman kuralları değişebilir
Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.
Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.
CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)
Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.
Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.
Daralan müzakere penceresi
Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.
Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.
Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.
Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.
Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.
Hürmüz mesajı
Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.
Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.
Moskova’dan uyarı
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.
İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.
Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.
Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamashttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242697-trump-gazze%E2%80%99ye-10-milyar-dolar-yard%C4%B1m%C4%B1n-%C3%B6n%C3%BCndeki-tek-engel-hamas
Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.
Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.
Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)
Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.
Norveç ve FIFA İşbirliği
Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.
Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)
Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.
Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.
Filistinli Katılım
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)
Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.
Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)
Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.
Hamas’ın silahı sorunu
Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.
Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.
Barış Gücü
Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.
Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.
Eleştiriler
Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.
Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.
Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.
Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242685-eski-g%C3%BCney-kore-devlet-ba%C5%9Fkan%C4%B1-s%C4%B1k%C4%B1y%C3%B6netim-ilan-etti%C4%9Fi-gerek%C3%A7esiyle-%C3%B6m%C3%BCr-boyu-hapis
Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.
Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.
Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.
Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.
Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة