Karakas’ta patlama sesleri yankılandı… Hızlı Amerikan askeri operasyonu gerçekleştirildi ve Nicolas Maduro yakalandı…
ABD ile Venezuela arasındaki gerilim, 2025 yılının sonlarında keskin biçimde tırmandı. ABD ordusunun Karayipler bölgesi ile Pasifik Okyanusu’nun doğusunda düzenlediği bir dizi deniz saldırısının ardından tansiyon yükseldi. Washington, bu saldırıların uyuşturucu kaçakçılığına karıştığı öne sürülen gemileri hedef aldığını açıkladı. En az 95 kişinin hayatını kaybettiği belirtilen saldırıların önemli bir bölümü Venezuela kıyıları açıklarında gerçekleştirildi.
Bölgede geniş çaplı ABD askeri yığınağına işaret eden tüm göstergeler, Başkan Donald Trump’ın kara saldırıları düzenleme tehditleri ve 29 Kasım 2025’te Venezuela ve çevresindeki hava sahasının kapatıldığını duyurması, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik bir savaşın yaklaştığı şeklinde yorumlandı.

Gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. ABD güçleri, 2025’in son ayının başında Venezuela ile bağlantılı bir petrol tankerine ülke açıklarında el koydu. Ardından Trump, 16 Aralık’ta Venezuela’ya giren ya da ülkeden çıkan petrol tankerlerine abluka uygulanması talimatını verdi. Bu adımın, ülkenin petrol ticaretini durdurmayı ve ekonomisi büyük ölçüde bu hayati kaynağa dayanan Latin Amerika ülkesine ağır bir darbe indirmeyi amaçladığı belirtildi.
Bir diğer gelişmede ise ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), aralık ayında Venezuela kıyısındaki bir tesise insansız hava aracıyla (İHA) saldırı düzenledi. Trump, söz konusu tesisin uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığını iddia etti.
Venezuela hakkında bilgiler
Belirleyici günün ayrıntıları zamanla netleşecek olsa da krizin arka planında, Venezuela’nın uzun yıllardır süren derin bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Ülkedeki kötüleşen ekonomik koşullar, kamu hizmetlerinde ciddi aksamalara ve gıdaya erişimde büyük zorluklara yol açtı.
2015 yılından bu yana yedi milyondan fazla Venezuelalı ülkeyi terk etti. Yerel insani kuruluşların tahminlerine göre, 31 milyonluk nüfusun yaklaşık 19,7 milyonu insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Dünya Gıda Programı (WFP) da Venezuela’yı gıda güvensizliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında gösteriyor. 2019 yılında 9 milyon 300 bin kişinin yeterli gıdaya erişemediği belirtilmişti.
CIA’in internet sitesinde yer alan bilgilere göre, ülkede 1999 yılına kadar büyük ölçüde demokratik yollarla seçilmiş hükümetler görev yaptı. Ancak 1999-2013 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Hugo Chavez’in yönetimi otoriter bir karakter taşıdı.
CIA değerlendirmesinde, Washington’un sert muhaliflerinden biri olarak görülen Chavez’in 5 Mart 2013’teki ölümünün ardından bu yaklaşımın halefi Nicolas Maduro döneminde de sürdüğü ifade edildi. Buna göre, 2020’de yapılan parlamento seçimlerinin hileli olduğu, muhalefet partilerinin çoğu ile birçok uluslararası aktörün bu seçimler sonucunda oluşan Ulusal Meclis’i meşru kabul etmediği belirtildi. Raporda, üç yıl süren seçim boykotunun ardından 2021’de çok sayıda muhalefet gücünün olumsuz koşullara rağmen yerel ve eyalet valiliği seçimlerine katıldığı, bunun sonucunda muhalefetin belediyeler düzeyindeki temsilini iki kattan fazla artırdığı ve 23 eyaletten dördünü elinde tutmayı başardığı kaydedildi.
CIA’nin değerlendirmesinde ayrıca, yıllar süren kötü ekonomik yönetimin Venezuela’yı 2014’te küresel petrol fiyatlarındaki düşüşe karşı savunmasız bıraktığı, bunun da kamu harcamalarında kesintilere, temel ürünlerde kıtlığa ve yüksek enflasyona yol açan bir ekonomik gerileme sürecini tetiklediği vurgulandı. Yaşam koşullarındaki bozulmanın milyonlarca Venezuelalıyı göçe zorladığı, göç edenlerin büyük bölümünün komşu ülkelere yerleştiği ifade edildi.

Washington, yıllardır Venezuela’ya, ülkenin devlet başkanına ve yakın çevresine yönelik bir dizi yaptırım uyguladı. ABD yönetimi, eski Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido gibi muhalif isimleri de destekledi. Guaido, Ulusal Meclis’in 23 Ocak 2019’da aldığı ve 2018’de yapılan başkanlık seçimlerini gayrimeşru ilan eden kararın ardından ülkenin geçici devlet başkanı olarak yemin etmişti. Söz konusu kararda, milletvekilleri Nicolas Maduro’nun ikinci kez devlet başkanı olarak göreve başlamasını tanımadıklarını duyurmuştu. Ancak Maduro bu baskılara rağmen iktidarda kaldı ve başkanlık sarayını terk etmedi.
Benzer bir tablo 2024’teki başkanlık seçimlerinde de ortaya çıktı. Özellikle muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’nun seçimlere katılmasının engellenmesi tartışmalara yol açtı. Machado’nun müttefiki Edmundo Gonzalez’in seçimlerden ‘kazanan’ olarak çıkmasının ardından ülkeyi terk ettiği ve İspanya’ya siyasi sığınma talebinde bulunduğu bildirildi.
Venezuela petrolü
Venezuela, 300 milyar varili aşan miktarla dünyadaki en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip bulunuyor. Ancak kötü yönetim, yetersiz yatırımlar ve ABD yaptırımları, ülkenin petrol üretimini ciddi biçimde düşürdü. Günlük üretim, üç milyon varilin üzerindeki zirve seviyelerden son dönemde yaklaşık bir milyon varile, hatta bunun da altına geriledi. Buna karşın ABD’nin tanıdığı istisna sayesinde Chevron şirketi Venezuela’daki faaliyetlerini sürdürdü ve ülkenin ‘siyah altın’ olarak nitelenen petrol üretiminin yaklaşık dörtte birini gerçekleştirdi.
Bu tablo, OPEC’in kurucu üyelerinden biri olan ve ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını petrolden sağlayan Venezuela’da ekonomik ve sosyal koşulların hızla kötüleşmesine yol açtı. Ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH), 2014 ile 2021 yılları arasında 462 milyar dolardan 56 milyar dolara geriledi.
Bu süreçte sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sosyal yardımların azalması, alım gücünün düşmesi, iş kayıpları ve büyük ölçekli kitlesel göç yaşanması şaşırtıcı görülmüyor.
Peki bundan sonra ne olacak?
Amerikalılar ağır bir darbe indirdiler ve rakiplerini yendiler. Peki bundan sonra sırada ne var?
Venezuela yönetimi, ABD’yi özellikle petrol ve madenler başta olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarını ele geçirmeye çalışmakla suçladı. Karakas, uluslararası toplumu, milyonlarca insanın hayatını tehlikeye attığını belirttiği ve uluslararası hukukun açık ihlali olarak nitelediği bu adımı kınamaya çağırdı.
Saldırının hemen ardından ‘tüm ulusal savunma planlarının uygulanması’ talimatını veren Nicolas Maduro’nun, içeriden devrilemeyince dış müdahaleyle iktidardan düştüğü değerlendirmesi yapıldı.

Venezuela ordusunun, ABD’nin ezici askeri gücüyle boy ölçüşebilecek kapasiteye sahip olmadığı biliniyor. Ordunun envanterinin büyük bölümünü, büyük ölçüde eskimiş Sovyet yapımı silahlar ile yaşlı F-16 tipi Amerikan savaş uçakları oluşturuyor. Buna rağmen ordu, Chavez döneminden bu yana süren krizler boyunca bütünlüğünü korudu. Askeri yapının önce Hugo Chavez’e, ardından Maduro’ya olan sadakati olmasaydı, iktidarın çok daha önce çökeceği yorumları yapılıyor. Yeni dönemde ise ordunun, güvenliğin sağlanması ve belirli bir istikrarın tesis edilmesinde rol üstlenmesinin kaçınılmaz olduğu ifade ediliyor.
Venezuela adı, ‘küçük Venedik’ anlamına geliyor. Bu isim, İtalyan kâşif Amerigo Vespucci tarafından 1499 yılında, Maracaibo Gölü’nde ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş evleri gördüğünde, manzaranın kendisine İtalya’daki Venedik’i hatırlatması üzerine verilmişti.
İtalya’daki Venedik sular üzerinde yüzen bir şehir olarak bilinirken, Latin Amerika’daki bu ‘Venedik’ ise bir petrol denizi üzerinde yüzüyor… Mesele yolsuzlukla mücadele, demokrasi veya halkın refahı değil...
Mesele kara altın.



