‘Korkunç Amerikan üçgeni’ Venezuela'nın petrol endüstrisini nasıl yeniden yapılandırmayı planlıyor?

Pekin, Soğuk Savaş'ta yeni bir cephe açılacağı endişesiyle milyarlarca dolarlık yatırımını kaybetmekten korkuyor

Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA tarafından petrol zengini Orinoco Kuşağı'nda işletilen bir ağır ham petrol işleme tesisi (Reuters)
Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA tarafından petrol zengini Orinoco Kuşağı'nda işletilen bir ağır ham petrol işleme tesisi (Reuters)
TT

‘Korkunç Amerikan üçgeni’ Venezuela'nın petrol endüstrisini nasıl yeniden yapılandırmayı planlıyor?

Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA tarafından petrol zengini Orinoco Kuşağı'nda işletilen bir ağır ham petrol işleme tesisi (Reuters)
Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA tarafından petrol zengini Orinoco Kuşağı'nda işletilen bir ağır ham petrol işleme tesisi (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, enerji piyasalarında ‘jeopolitik deprem’ olarak nitelendirilen bir adım atarak, Venezuela’daki dev petrol rezervlerini kontrol altına alma niyetini açıkladı. Bu açıklama, eski lider Nicolas Maduro’nun tutuklanmasıyla sonuçlanan askeri operasyonun hemen ardından geldi. Mar-a-Lago’daki ikametgahından Venezuela için ‘yeni dönemin’ çerçevesini çizen Trump, ABD’nin geçiş sürecini yönetmekle yetinmeyeceğini, aynı zamanda stratejik bir iş birliğiyle Amerikan enerji devlerini kullanarak dünyadaki en büyük petrol rezervine el koyacağını vurguladı.

Bu yaklaşım, Latin Amerika ülkesindeki yıpranmış altyapıyı kapsamlı bir şekilde yeniden inşa etmek ve sektöre milyarlarca dolarlık yatırım çekmek amacıyla Amerikan petrol devlerini sürece dahil etmeyi hedefleyen stratejik bir vizyonun parçası olarak değerlendiriliyor. Bu adımlar, Venezuela’nın bir zamanlar küresel ekonominin ana itici gücü olan petrol sektörünün yeniden canlandırılmasını amaçlıyor.

Hafta sonları vadeli petrol sözleşmeleri işlem görmediği için bu kararın kısa vadeli fiyatlara etkisi belirsizliğini koruyor. Ancak Trump, ABD’nin geçici olarak Venezuela hükümetini yöneteceğini açıklayarak, “Dünyanın en büyük Amerikan petrol şirketlerini milyarlarca dolar harcamaları ve yıpranmış petrol altyapısını onarmaları için göndereceğiz” dedi.

zxscd
Massachusetts, Boston Common'daki vatandaşlar, ABD'nin Venezuela'daki askeri operasyonlarını protesto ediyor. (AFP)

ABD liderliğindeki bu onarım çalışmaları, Venezuela’yı yeniden önemli bir petrol ihracatçısı haline getirebilir, Batılı enerji şirketlerine fırsatlar sunabilir ve üretim açısından yeni bir kaynak oluşturabilir. Ayrıca, genel olarak fiyat istikrarının sağlanmasına katkıda bulunabilir; ancak fiyatların düşmesi, bazı Amerikan şirketlerinin petrol üretiminden caymasına yol açabilir.

303 milyar varillik hazine

Venezuela, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık beşte birine sahip bulunuyor ve 303 milyar varil ham petrol rezervine sahip. Ancak bu dev rezerv halen yerin altında; zira ülkenin petrol sektörü bugün günde yalnızca yaklaşık bir milyon varil üretebiliyor. Bu miktar, küresel üretimin yüzde 1’inin altında kalırken, önceki üretim zirvesinde günde 3,5 milyon varil seviyelerine ulaşılmıştı. Uzman değerlendirmelerine göre, üretimi günde iki milyon varil seviyesine çıkarmak hızlı bir süreç olmayacak. Bunun için boru hatları ve yarım yüzyıldır güncellenmemiş rafinerilerin onarımı amacıyla acil olarak 58 milyar dolarlık yatırım gerekiyor. Rystad Energy gibi danışmanlık kuruluşları, iki milyon varil hedefine ulaşmanın sürekli çalışmalarla iki ila beş yıl sürebileceğini öngörüyor. Tarihi zirveye dönmek ise önümüzdeki on yıl boyunca toplam 110 milyar dolarlık yatırımı gerektirecek.

Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA’nın kaderi

Bu patlayıcı tablo içinde, Trump tarafından ‘yıllardır başarısız’ olarak nitelendirilen Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA ile ilgili soru işaretleri öne çıkıyor.

Washington kaynaklı raporlara göre, Amerikan planı şirketi kapatmak veya tasfiye etmek değil; aksine yönetimini tamamen yeniden yapılandırmak ve üretimin Amerikan şirketleri denetiminde sürmesini sağlamak üzerine kurulu. Şirket yönetimi, son askeri operasyonlardan tesislerin zarar görmediğini açıklasa da teknik değerlendirmeler, PDVSA’nın mali çöküş ve yolsuzluk nedeniyle ‘ruhsuz bir yapı’ haline geldiğini ortaya koyuyor. Geçiş dönemi boyunca şirketin sembolik bir ortak olarak yönetilmesi, fiilen ise operasyon ve finansmanın Amerikan şirketlerinin kontrolünde yürütülmesi öngörülüyor. Bu model, ABD şirketlerinin yatırımlarını geri almasını garanti altına almayı ve daha sonra kararların Venezuela tarafına dönmesini amaçlıyor.

Teksas devleri

Gözler bugün, ‘ABD’nin korkutucu petrol üçgeni’ olarak adlandırılan Chevron, Exxon Mobil ve ConocoPhillips üzerinde toplanıyor. Bu dev şirketler, 20 yıl önce Hugo Chavez yönetimi tarafından varlıkları millileştirildikten sonra ülkeden çıkarılmıştı. Bugün ise tarihi bir fırsatla karşı karşıya bulunuyorlar.

* Chevron: Güvenli bir yatırım olarak öne çıkıyor. Şirket, Venezuela’yı tamamen terk etmeyen tek Amerikan petrol devi. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre özel lisanslarla şu anda günlük yaklaşık 140 bin varil üretim yapıyor. Trump, Chevron’u üretimi hızla yeniden başlatacak ‘öncü güç’ olarak görüyor; zira şirketin mevcut teknik kadrosu ve tesisleri zaten var.

cdfgth
New York'un Brooklyn semtindeki bir gözaltı merkezinin önünde Venezuela bayrağı sallayan insanlar (AFP)

* Exxon Mobil ve ConocoPhillips: Bu iki şirket, planın ‘hesaplı tarafını’ temsil ediyor. Millileştirilen varlıkları nedeniyle her iki şirketin de milyarlarca dolarlık tazminat talepleri bulunuyor. Raporlara göre Trump yönetimi, şirketlere net bir mesaj ileterek “Hakların geri kazanılması, yatırımla mümkün olacak” vurgusunu yaptı.

Milyarlarca dolarlık borç

Trump’ın planı, yalnızca gelecekteki yatırımlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda ‘ağır bir miras’ niteliğindeki hukukî ihtilafları da çözmeyi hedefliyor. ConocoPhillips, Hamaca ve Petrozuata gibi projelerinin millileştirilmesinin ardından uluslararası mahkemelerden aldığı kesin tazminat kararlarıyla 10 milyar doları aşan talepleriyle alacaklılar listesinin başında bulunuyor. Benzer şekilde, Exxon Mobil de Cerro Negro sahasıyla ilgili mahkeme kararlarıyla belirlenen milyarlarca dolarlık haklarını takip ediyor.

Trump’ın şirketlerin tazminatlarını geri alacaklarına dair açıklamaları, bu borçların petrol imtiyazlarına dönüştürülmesi niyetini açıkça ortaya koyuyor. ABD şirketleri, yeni üretimden elde edilecek gelir üzerinden alacaklarını tahsil edecek ve geçmişte el konulan varlıkların geri kazanımı için kapsamlı bir mali süreç başlatılacak.

Onarım faturası

Orinoco Kuşağı’nda bulunan petrol sahalarındaki durum trajik bir tablo çiziyor. On yıl önce günde 3,5 milyon varil üretim yapan altyapı, bugün ancak günlük bir milyon varil üretim gerçekleştirebiliyor.

Trump açık bir şekilde, “Sosyalistlerin yıktıklarını, milyar dolarlık yatırımlarıyla devlerimiz onaracak” dedi. Sektörü eski parlak günlerine döndürmenin başlangıç maliyeti yaklaşık 58 milyar dolar olarak öngörülüyor; bu tutarı çökmüş Venezuela hükümeti karşılayamıyordu. Bu durum, Amerikan şirketlerini ülkenin kaynakları üzerinde ‘yatırımcı’ konumuna getiriyor. Trump, bu şirketlerin yatırımlarının ‘yerin altından çıkan gelirlerden karşılanacağını’ taahhüt etti.

Ağır ham petrol ikilemi

ABD’nin hedefi yalnızca maddi kazançla sınırlı değil. Venezuela, ‘ağır ve asidik ham petrol’ rezervlerine sahip. Dünya genelinde dizel yakıtında yaşanan kıtlık ortamında Trump, bu petrolün kontrolünü ele geçirmenin ABD’ye küresel petrol türevleri fiyatları üzerinde ezici bir üstünlük sağlayacağını öngörüyor. Böylece fabrikalar ve Amerikan kamyonları için ucuz yakıt temin edilecek ve ABD’nin enerji alanındaki hâkimiyet vizyonu güçlendirilecek.

Jeopolitik riskler

ABD yönetimi, bu adımları Venezuela’yı kurtarmak ve ülkeyi demokratik yola geri döndürmek için ‘ustaca bir operasyon’ olarak tanımlarken, diplomatik ve ekonomik anlamda ciddi engeller ortaya çıkıyor. Venezuela’nın en büyük alacaklısı ve başlıca petrol alıcısı konumundaki Çin, Amerikan askeri operasyonlarını kınadı ve altyapı ile iletişim yatırımlarının dışında bırakılmasının yaratabileceği sonuçlara dikkat çekti.

grthy
Massachusetts, Boston Common'daki vatandaşlar, ABD'nin Venezuela'daki askeri operasyonlarını protesto ediyor. (AFP)

Bu arada analistler, geçiş sürecinin istikrarlı yürütülmesini sağlamak için yönetimin eski rejimin simgeleriyle, örneğin Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez ile nasıl bir ilişki kuracağına odaklanıyor. Ayrıca yatırımcıların, geçici hükümetin yasal ve mali çerçevesi netleşmeden büyük sermaye yatırımı yapmaya ne kadar güveneceği de soru işareti olarak öne çıkıyor.

Borçların buharlaşmasıyla ilgili endişeler

Öte yandan Pekin, bu adımları yalnızca bir ‘güvence operasyonu’ olarak görmüyor; Batı yarımküredeki stratejik çıkarlarına doğrudan bir saldırı olarak değerlendiriyor. Çin, Venezuela’nın en büyük alacaklısı konumunda ve enerji, iletişim ile altyapı sektörlerine yaptığı yatırımlar ve verdiği krediler 60 milyar doları aşıyor. Bu borçlar, tarih boyunca ‘petrol sevkiyat diplomasisi’ ile geri ödenmişti. Washington’un mutlak kontrol ilan etmesiyle Çin, yatırımlarının boşa gideceği endişesini taşıyor.

ABD’nin Çinli işletmecileri dışlamaya yönelik girişimi, Venezuela’yı yeni soğuk savaşta sıcak bir çatışma noktası haline getirebilir. Pekin’in, ülkenin enerji geleceğini kendi çıkarlarına ipotek eden borçları kolayca bırakmayacağı öngörülüyor.

Piyasalar temkinli

Washington’daki iyimser tonlara rağmen, finans piyasaları ve Rapidan Energy gibi danışmanlık çevreleri temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Analistler, ‘algının gerçeğin önüne geçebileceği’ uyarısında bulunuyor. Çünkü Venezuela’dan yoğun petrol akışı sağlamak, yarım yüzyıldır güncellenmemiş yıpranmış altyapıyı onarmak için 5 ila 10 yıl sürecek yoğun bir çalışma gerektiriyor. Burada bir diğer önemli engel de ‘yabancı varlıklar’. Çin ve Rusya, altyapı ve elektrik sektörlerinde karmaşık paylara sahip bulunuyor. Bu sürecin kesintiye uğraması halinde Trump, ‘ezici güç’ tehdidini gündeme getirerek petrol ambargosunun, eski rejimle ABD vizyonu dışında iş yapan her taraf üzerinde bir silah olarak kullanılacağını vurguladı. Tüm bunlar, dünyayı süper güçler arasındaki çatışmadan doğacak yeni Venezuela’nın sancılı doğumuna tanık olma durumuyla karşı karşıya bırakıyor.



İran ile ABD arasındaki gerginliğin artması uzlaşma fırsatlarını azaltıyor

ABD Donanması’na ait uçaklar, Ortadoğu’daki güvenlik operasyonlarını desteklemek üzere Umman Denizi’nde seyreden USS George H.W. Bush uçak gemisinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
ABD Donanması’na ait uçaklar, Ortadoğu’daki güvenlik operasyonlarını desteklemek üzere Umman Denizi’nde seyreden USS George H.W. Bush uçak gemisinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
TT

İran ile ABD arasındaki gerginliğin artması uzlaşma fırsatlarını azaltıyor

ABD Donanması’na ait uçaklar, Ortadoğu’daki güvenlik operasyonlarını desteklemek üzere Umman Denizi’nde seyreden USS George H.W. Bush uçak gemisinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
ABD Donanması’na ait uçaklar, Ortadoğu’daki güvenlik operasyonlarını desteklemek üzere Umman Denizi’nde seyreden USS George H.W. Bush uçak gemisinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)

İran ile ABD arasındaki mutabakatın uzatılma ihtimali, bugün sona erecek 60 günlük sürenin tarafların yeniden müzakere masasına dönmemesi nedeniyle giderek azalıyor. Gerilimin arttığı süreçte ABD’nin ablukası sürerken, Tahran savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için kendi şartlarını ortaya koyuyor.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Emir Hatemi, Hürmüz Boğazı konusunda söylemini sertleştirerek, boğazın bir “jeopolitik güç” olduğunu ve eski durumuna dönmeyeceğini söyledi. Hatemi, Hürmüz’ü “bütün güçleriyle” koruyacaklarını taahhüt etti.

Hatemi ayrıca bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 5 milyar tümen (30 bin dolar) ödül verileceğini açıkladı. Ödülün, kadınlar tarafından gerçekleştirilen eylemlerde iki katına çıkarılacağı ifade etti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın “askeri ve siyasi zafer” elde ettiğini savundu. Kalibaf, mutabakatı “gurur ve zafer belgesi” olarak nitelendirirken, Washington ve İsrail’in açıkladıkları hedeflere ulaşamadığını öne sürdü.

Pakistan ve Katar iki taraf arasında mesaj trafiğini sürdürürken, Tahran Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer haritası konusunda Umman ile yürütülen teknik görüşmelerde ilerleme sağlandığını açıkladı. ABD’li yetkililer ise müzakerelerin hâlâ çıkmazda olduğunu ve ateşkesin yakın zamanda uzatılacağına ilişkin herhangi bir işaret bulunmadığını belirtiyor.

Trump yönetiminin hedefleri arasında İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek ve müttefik gruplara verdiği desteği sona erdirmek yer alırken, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, petrol ve doğal gaz akışlarının istikrarını sağlamak ve enerji fiyatlarını düşürmeyi öncelikler arasına aldı.

Taraflardan hiçbiri, haziran ayında varılan mutabakatın uygulanmasına yeniden dönülmesi veya sürenin uzatılması konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadı.


Trump, Pentagon’a Güney Kore ile yapılan askeri tatbikatları azaltması talimatını verdi

ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinliyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinliyor (Reuters)
TT

Trump, Pentagon’a Güney Kore ile yapılan askeri tatbikatları azaltması talimatını verdi

ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinliyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinliyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Savunma Bakanı Pete Hegseth’e Güney Kore ile yapılacak ortak askeri tatbikatların kapsamının küçültülmesi talimatını verdiğini açıkladı.

Trump ayrıca Seul yönetiminin İran’a karşı yürütülen girişimlere katılmayı reddetmesine de değindi. Yıllık tatbikatların başlamasına saatler kala dün Truth Social hesabından paylaşım yapan Trump, tatbikatların tamamen iptal edilmesi için artık geç olduğunu belirterek, ABD’nin daha önce tatbikatlara katılmayı kabul etmiş olmasından “memnun olmadığını” belirtti. Trump ayrıca Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile “çok iyi bir ilişkisi” olduğunu vurguladı.

Trump paylaşımında, “Bu tatbikatlar yalnızca maliyetli olmakla kalmıyor... aynı zamanda Donald J. Trump’ın başkanlığı boyunca saygı gösterilen ve tehdit oluşturmayan bir ülkeye uygunsuz ve tamamen düşmanca bir mesaj gönderiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Güney Kore Savunma Bakanlığı bugün, ABD ile ortak askeri tatbikatların başladığını ve “planlandığı şekilde gerçekleştirileceğini” açıkladı. Bakanlık sözcüsü, Trump’ın paylaşımına ilişkin bir soru üzerine yaptığı kısa açıklamada, “Daha önce duyurulduğu üzere planlandığı şekilde devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Yıllık Ulchi Özgürlük Kalkanı (Ulchi Freedom Shield) tatbikatlarının 17-27 Ağustos tarihleri arasında düzenlenmesi ve yaklaşık 18 bin Güney Kore askerinin katılması planlanıyor. Yetkililer, günler önce yaptıkları açıklamalarda, Kuzey Kore’nin gelişen askeri kapasitesine uyum sağlamak amacıyla tatbikatlarda insansız hava araçlarına (İHA) karşı operasyonlar, GPS sinyallerinin engellenmesi ve siber saldırılara karşı koyma senaryolarının yer almasının beklendiğini bildirmişti.

Trump, Güney Kore’nin ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmaya yönelik tutumuna da değindi.

Trump, “Konuyla bir ölçüde ilgisiz olsa da kısa süre önce Güney Kore Devlet Başkanı’na İran’ın nükleer silahsızlandırılması konusunda bize katılmak isteyip istemediklerini sordum. Bana, ‘Hayır, teşekkürler!’ diye yanıt verdiler” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray, Trump’ın ortak askeri tatbikatların azaltılması yönündeki talebi hakkında Reuters’ın bilgi talebine henüz yanıt vermedi. ABD Savunma Bakanlığı da konuyla ilgili açıklama yapmadı.

Pyongyang, ABD-Güney Kore ortak askeri tatbikatlarını düzenli bir şekilde “işgal hazırlığı” olarak nitelendirerek kınıyor.

Kuzey Kore, geçen çarşamba günü doğu kıyılarından Japon Denizi yönüne bir balistik füze fırlattı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Güney Kore ve Japonya orduları tarafından duyurulan füze denemesi, Kuzey Kore’nin 6 Ağustos’ta benzer bir kısa menzilli balistik füze fırlatmasından altı gün sonra gerçekleşti.

ABD’li askeri yetkililer, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sırasında Rus güçlerinin yanında savaşan Kuzey Kore birliklerinin bu çatışmadan deneyim kazandığını belirtiyor. Yetkililer, bu deneyim kapsamında insansız sistemlerin giderek daha fazla kullanılması, elektronik harp ve siber operasyonların da bulunduğunu ifade ediyor.

Ukrayna ise geçen hafta, Rusya’nın Zaporijya’daki bir çelik fabrikasına düzenlediği ve 7 işçinin hayatını kaybetmesine, fabrikanın üretimi durdurmasına yol açan balistik füze saldırısında Kuzey Kore yapımı füzelerin kullanıldığını açıkladı.


60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor

60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor
TT

60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor

60 günlük süre doluyor... Trump acele etmezken, İran gerginliği artırmakla tehdit ediyor

ABD-İran mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin bugün sona ermesiyle birlikte, ABD Başkanı Donald Trump İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemeyeceğini bir kez daha vurgularken, İran ise diplomatik girişimlerin başarısız olması halinde gerilimi artırma tehdidinde bulundu.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Temel hedef, her zaman olduğu gibi İran’ın hiçbir şekilde nükleer silaha sahip olmamasıdır” ifadesini kullandı.

Trump, Fox News’e verdiği röportajda ise savaşın sona ermesi için bir takvim belirlemediğini belirterek, “Bir takvimim yok. Acelem yok” dedi.

Buna karşılık, üst düzey bir İranlı yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ile yürütülen diplomatik çabaların başarısız olması halinde Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nda ve bölgenin genelinde gerilimi artıracağını söyledi. Yetkili, İran politikasında savunma yerine saldırıya dayalı bir yaklaşıma geçiş yaşandığına işaret etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise bugün yaptığı açıklamada, mutabakat zaptında 60 günlük bir süre öngörülmediğini belirterek, “İran, politikalarını baskı, tehdit ve süre kısıtlamaları altında şekillendiren bir taraf değildir” dedi.

Bekayi, Pakistan’ın arabuluculuk çabaları sürerken müzakere sürecinin aksamasından ABD’yi sorumlu tuttu. Bekayi ayrıca, Umman’la görüşmelerin devam ettiğini belirterek, “Umman’la görüşmelerin uzamasının nedeni konunun karmaşıklığı, sürece dahil olan tarafların çokluğu ve bazı ülkelerin süreci baltalama çabalarıdır” ifadesini kullandı.