ABD’nin arka bahçesi yeniden şekilleniyor: Venezuela bir test sahası mı?

Washington, Maduro'nun halefi olarak Machado'yu eleyerek sol görüşlü yardımcısı Rodriguez'i tercih etti

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
TT

ABD’nin arka bahçesi yeniden şekilleniyor: Venezuela bir test sahası mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya düzenlenen ve Başkan Nicolas Maduro ile eşi Florida'nın tutuklanmasına yol açan saldırının ardından, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Tarık Raşid

ABD özel kuvvetleri, nokta atışı ve iş bitirici bir askeri operasyonla, Venezuela’nın üç büyük şehrindeki iletişim merkezlerini etkisiz hale getirerek ‘Venezuela’daki yılanın başı’ Nicolas Maduro’yu bedeninden (ordudan) ayırdı. Karakas, Miranda ve La Guaira şehirlerini hedef alan ani ve peş peşe yapılan saldırıların ardından, özel kuvvetler otuz dakikadan kısa bir sürede Başkanlık Sarayı’nı ve çevresini ablukaya alarak çok kısa bir sürede Başkan Maduro ve eşi Cilia Flores’i kelepçeledi ve onları New York'a götürecek helikoptere bindirdi. Maduro ve eşi, New York'ta mahkeme karşısına çıkarılacak. ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan iddianameye göre Venezuelalı liderler 25 yılı aşkın bir süredir konumlarını kötüye kullanarak ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar. İddianamede, Maduro ve ortaklarının 1999 yılından bu yana Meksikalı Sinaloa ve Zeta kartelleri, Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçıları ve Venezuelalı Tran de Aragua karteli dahil olmak üzere uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı kartelleriyle iş birliği yaparak ABD'ye uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları iddia ediliyor. Askeri seçkinlerin uyuşturucu kaçakçılarına koruma ve lojistik destek sağlayarak bundan fayda sağladıkları belirtildi. Örneğin, Maduro’nun 2006-2008 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev yaparken, bazı uyuşturucu kaçakçılarına diplomatik pasaport vererek, diplomatik koruma altında özel uçaklarla Meksika'dan Venezuela’ya uyuşturucu gelirlerini nakletmelerine yardımcı olduğu belirtiliyor. ABD’li soruşturmacılar, Maduro ve eşi Flores'in, ülkelerindeki yetkililer tarafından ele geçirilen kokainin kaçakçılığında yıllarca iş birliği yaptıklarını ve uyuşturucu için ödeme yapmayı reddeden veya operasyonlarını baltalamaya çalışanların kaçırılmasını, dövülmesini ve öldürülmesini emrettiklerini söyledi.

Helikopterler Venezuela’da başkanlık sarayına vardıklarında ateş açıldı, ancak zarar görmedi ve özel kuvvetler ile FBI, binaya baskın düzenleyerek Maduro ve eşini teslim olmaya zorladı ve onları tutukladı.

Bu suçlamalar, Trump'ın ilk döneminde Mart 2020'de Maduro ve bir dizi yardımcısı aleyhine yayınlanan başka bir listeye eşlik etti. Maduro bu suçlamaları ısrarla reddederken son aylarda rejimine baskılarını artıran ve hatta Maduro'nun yakalanması için başına koyduğu ödülü yükselten Washington ile diyalog çağrısında bulunuyor. Ayrıca Venezüella çetesi Los Soles'i terörist örgütler listesine ekledi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Venezuela hükümetinin ‘işkence, cinsel şiddet ve keyfi gözaltı suçları’ işlediği iddialarını soruşturmaya başladı.

Lideri olmayan Venezuela

ABD saldırıları, baskın sırasında başkent Karakas'ın elektriğini kesip La Carlota üssü ve Fuerte Tuna'daki ordu karargahına hızlı ve eşzamanlı saldırılar düzenleyerek ülkeyi lidersiz bıraktı. Başkan Trump daha sonra Truth Social platformunda operasyonun başarılı olduğunu ve Maduro ile eşinin tutuklanarak ülke dışına çıkarıldığını duyurdu. ABD istihbaratı, Maduro'nun eşi Flores'in, uyuşturucu kaçakçılığına karışan seçkin bir grup askeri personel ve yetkiliden oluşan Los Soles kartelinin finansal beyni ve yabancı hesaplarının yöneticisi olduğuna inanıyor.

csdfvg
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro (ortada), New York'un Lower Manhattan semtindeki DEA merkezinde DEA ajanları eşliğinde, 3 Ocak 2026 (AFP)

Trump, operasyonun Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘uyuşturucu terörizmi’ memorandumu uyarınca kolluk kuvvetleriyle birlikte yürütüldüğünü vurgulayarak, Maduro'nun tutuklanmasına yardımcı olanlara 15 milyon dolar ödül vereceğini önceden duyurmuştu ve böylece savaş ilan etmek için Kongre'den resmi izin alma gerekliliğinden kurtuldu. Aslında Trump, Venezuela'yı işgal etmedi, ancak ABD adaletinden kaçan bir suçluyu tutukladı. Irak'ın kara işgalinden farklı olarak, operasyon ülkenin komuta ve kontrol merkezlerini hedeflemekle sınırlıydı. Bu saldırı, Washington'ın son dört aydır ‘Güney Mızrağı’ adlı bir operasyonla yürüttüğü gerçek bir savaşın doruk noktasıydı. Bu operasyon sırasında Venezula’ya ait çok sayıda kaçakçılık teknesi ve petrol tankeri hedef alınırken ülkeye deniz ve hava ablukası uygulandı. Saldırılardan yaklaşık 24 saat önce Maduro, Venezuela televizyonunda bir programa çıkarak ABD'yi ülkesinin petrol rezervlerini çalmakla suçladı.

ABD Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, ‘Mutlak Kararlılık’ kod adlı operasyonunun gece karanlığında gerçekleştirildiğini, Batı Yarımküre'deki 20 hava üssünden yaklaşık 150 hava aracının Venezuela'ya doğru havalandığını, bazılarının kolluk kuvvetleri personelini de içeren özel ‘kurtarma gücü’ üyelerini taşıdığını söyledi. Uçuş su seviyesinden 100 fit yükseklikte gerçekleşti. Helikopterlerin diğer uçaklardan, insansız hava araçlarından (İHA) ve bombardıman uçaklarından oluşan bir filo tarafından korunduğunu da sözlerine ekleyen General Keane, bu gücün Venezuela'nın hava savunmasını etkisiz hale getirdiğini ve hedeflerine doğru uçan helikopterlerin güvenli geçişini sağlamak için diğer silahları da kullandığını açıkladı. Başkanlık sarayına ulaştıklarında helikopterlere ateş açıldıysa da herhangi bir hasar meydana gelmedi. Özel kuvvetler ile FBI binayı basarak Maduro ve eşini teslim olmaya zorladı ve tutukladı.

ABD’nin Venezuela'nın güney sınırında 55 bin kilometrekareden fazla bir alana yayılan ve 1,2 trilyon varil olarak tahmin edilen dünyanın en büyük ham petrol rezervlerinin bulunduğu Orinoco Kuşağı'na erişimini sağlıyor. Venezuela şu anda Maduro'nun yardımcısı Delcy Rodriguez tarafından ‘dış karışıklık durumu’ adlı bir olağanüstü hal yasası altında yönetiliyor.

Maduro'nun tutuklanması, ülkedeki rejiminin popüler ve siyasi temellerini, özellikle de Maduro'nun en güçlü yardımcılarının elinde bulunan savunma ve içişleri bakanlarının makamlarını etkilemedi.

Trump, operasyonun duyurulmasının ardından düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin Venezuela'yı geçici olarak yöneteceğini ve petrol ihracatının sorunsuz bir şekilde yeniden başlamasını sağlayacağını söyledi. Başkan Yardımcısı Rodriguez ile görüşmelerin sürdüğünü belirten Trump, Rodriguez'in ‘Venezuela'yı yeniden büyük yapmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmaya’ hazır olduğunu belirtti. Rodriguez, ‘ülkedeki demokrasiyi baltalamak’ suçlamasıyla daha önce ABD'nin yaptırımlarına hedef alınmış isimler arasındaydı.

Öte yandan Trump, Rodriguez'i överken geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü'nü kazanan muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun ülkeyi yönetmek için yeterince popüler olmadığını iddia ederek Venezuela muhalefetine bir darbe indirdi. Rodriguez'in Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile uzun görüşmeler yaptığını ve ‘istedikleri her şeyi yapmaya hazır olduğunu’ ifade ettiğini açıklayan Trump, Machado'yu göz ardı etmesini, Venezuela halkının çıkarlarını önemsemeyen başka birini göreve getiremeyeceğini söyleyerek savundu.

sdfrg
Venezuela Başkan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Delcy Rodriguez, Venezuela'nın başkenti Karakas'ta basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 10 Mart 2025 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, Rodriguez'in anayasa çerçevesinde başkan olarak yemin ettiğini ima etti, ancak Venezuela medyasında bu konuda herhangi bir haber yayınlanmadı. Ancak Rodriguez, kaçırılan cumhurbaşkanına ihanet etmiş gibi görünmekle, Başkan Trump'a karşı gelme ve onun taleplerine boyun eğmeme riski arasında ince bir çizgi üzerinde yürümek zorunda. Bunu, olanları ‘korkunç bir hukuk ihlali’ olarak nitelendirdiği kamuoyuna yaptığı açıklamada da ortaya koyan Rodriguez, Başkan Maduro ve eşinin geri dönmesini talep etti. Rodriguez’in ABD’nin finans piyasası Wall Street ve petrol endüstrisinde faaliyet gösteren Cumhuriyetçilerle güçlü bağları bulunuyor.

ABD’nin doğrudan müdahalesi nasıl başladı?

Maduro’nun tutuklanması, ülkedeki rejiminin halk ve siyasi temellerini etkilemedi, özellikle de Maduro’nun en güçlü yardımcılarının elinde bulunan savunma ve içişleri bakanlıklarının pozisyonları. Bu yardımcılar, ABD’nin saldırısına karşı çıkarak her şeyin kontrol altında olduğunu garanti ettiler. Her ikisi de ordu ve polise düzeni korumaları çağrısında bulundu. Bu operasyonun, özellikle Trump’ın ülkeyi yönetmek için özel bir ekip kurduğunu duyurması nedeniyle, Venezuela'da en üst düzeyde doğrudan Amerikan müdahalesinin sadece başlangıcı olması bekleniyor. Bu girişim, Trump'ın yakın zamanda açıkladığı ulusal güvenlik stratejisinde benimsediği Monroe Doktrini'nin pratik bir uygulamasıdır. Trump, bu stratejide ABD'nin güvenliği için arka kalkan olarak Batı Yarımküre'ye daha fazla odaklanıyor. Trump ayrıca Kolombiya ve Küba'yı da hedefine aldı ve bu ülkelerin liderlerini, kendi yönetimi ile iş birliği yapmaları halinde sonuçlarına karşı uyardı. Ancak şimdi Venezuela'da olacaklardan ve çeteler ve yasadışı örgütlerin kol gezdiği bir ülkede güvenli ve akıllıca bir iktidar geçişini sağlamada karşılaşacağı zorlukları bertaraf etmekle yükümlü.

Her ne kadar durumun kontrolden çıkmayacağı, rejimin çöküşüne ve ülkenin parçalanmasına ve dağılmasına yol açmayacağı konusunda iyimser olsak da Venezuela üzerindeki etkileri acı verici olacaktır, çünkü vatandaşların kaybedilenler ile gelecek olanlar arasındaki farkı hissetmeleri uzun yıllar alacak.

ABD’nin uluslararası düzeydeki operasyon, İran, Rusya ve Çin'in ABD’nin arka bahçesindeki nüfuzunun genişlemesini engelleyen ve Irak ve Afganistan'da sarsılan imajını pratik bir şekilde Amerikan gücünün etkinliğini ve hakimiyetini gösteren birtakım mesajlar içeriyordu.

Maduro’yu devirmenin diğer hedefini açıklamak için fazla beklemeyen Trump, Amerikan şirketlerinin Venezuela'ya geri döneceğini duyurdu. Ancak bu şirketler, Washington’ın Karakas'a uyguladığı yaptırımları yeniden düzenledikten ve ülkedeki güvenlik durumu istikrara kavuştuktan sonra bunu yapabilecekler. Bu yaptırımlar arasında, Venezuela'nın ABD'nin uluslararası finansal transfer sistemi SWIFT'i kullanmasının engellenmesi de bulunuyor. ABD, Venezuela'nın petrol kaynaklarını kontrol altına alırsa, ihracat ve gelir yönetimini nasıl ele alacağı ve bunların sadece seçilmiş hükümetin erişebileceği kapalı bir hesaba aktarılmasının mümkün olup olmayacağı henüz belli değil.

frg
Halk ABD'nin Venezuela'ya baskın düzenleyerek Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i tutuklamasının ardından Şili'nin Santiago kentinde kutlama yaparken Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado'nun fotoğrafını tutan bir kişi, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Ancak, Trump yönetimi tarafından gerçekleştirilen korsanlık ve kaçırma eylemleri, uluslararası çok taraflılık ve uluslararası hukukun tabutuna son çiviyi çakıyor. Küresel sistemin süper güçlerin sömürgeci arzularını frenleyemediğini açıkça kanıtladığı bir dönemde, büyük güçlerin izinden gitmeyi reddeden devletlerin ve liderlerinin egemenliğine yönelik bu tecavüz, güçlülerin zayıflara karşı kullanabileceği tanıdık bir model ve yaklaşım haline geliyor.

Her ne kadar Irak ve Afganistan'da olduğu gibi durumun kontrolden çıkmayacağı, rejimin çöküşüne ve ülkenin parçalanmasına ve dağılmasına yol açmayacağı konusunda iyimser olsak da Venezuela üzerindeki etkileri acı verici olacaktır, çünkü vatandaşların kaybedilenler ile gelecek olanlar arasındaki farkı hissetmeleri uzun yıllar alacak.

Venezuela, ABD'nin bölgedeki stratejik üstünlüğünün bir test sahası haline gelecek ve ABD için gerçek stratejik avantajlar sağlayacaksa, bu durum özellikle Çin ve Rusya'yı müttefiklerine yönelik stratejilerini yeniden ayarlayarak önlemler almaya itecek.

Trump yönetimi, bu darbenin Maduro'nun sadık destekçileri arasında yaratacağı paniğe oynuyor gibi görünüyor. Bu destekçiler, yargılanma veya yaptırımlarla karşı karşıya kalacak ve siyasi korumalarını kaybedecekler. Ardından, seçilmiş bir hükümete iktidarı devretmek karşılığında güvenli bir çıkış yolu müzakere etmeye, sınırlı af elde etmeye veya başka bir ülkeye sürgüne gönderilmeye çalışacaklar. Ya da Trump yönetimi, ABD'nin belirlediği yol haritasına uygun olarak ülkenin yönetimini devralmak için hükümetin bazı unsurlarıyla gizli müzakereler yürütüyor olabilir. Yahut ülke, herkesin korktuğu o durumla, yani rejimin kalıntıları ve silahlı grupların, ABD'nin emirlerine karşı çıkarak ülkeyi bilinmeyen bir bataklığa sürükleyebilecek uzun süreli bir gerilla savaşına girmesiyle karşı karşıya kalacak.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.