Eric Trump, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan'a yatırım yapmaktan heyecan duyuyoruz... Çok büyük projelerimiz varhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5228560-eric-trump-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat%E2%80%99-konu%C5%9Ftu-suudi-arabistana-yat%C4%B1r%C4%B1m-yapmaktan-heyecan
Eric Trump, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan'a yatırım yapmaktan heyecan duyuyoruz... Çok büyük projelerimiz var
Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump (Reuters)
Trump Organization'ın İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Eric Trump, grubun Suudi Arabistan’daki yatırımlarını genişletmeye yönelik güçlü bir heyecan taşıdıklarını dile getirdi. Suudi Arabistan’ın, küresel ölçekte büyük gayrimenkul ve turizm projeleri için en cazip destinasyonlardan biri haline geldiğini vurgulayan Eric Trump, başta Riyad ve Cidde olmak üzere önemli Suudi şehirlerinde üç büyük projenin hayata geçirilmesi için çalışmaların sürdüğünü açıkladı.
Eric Trump, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan’da bulunmak harika bir duygu. Burada olmaktan büyük heyecan duyuyoruz” dedi. Eric Trump, grubun Cidde’de bugüne kadar tasarlanan en güzel binalardan birine sahip olduğunu belirterek, söz konusu projenin dikkat çekici bir başarı elde ettiğini ve kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti.
Büyük ölçekli bir projenin geliştirilmesi
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Eric Trump, Trump Organization’ın kentin kalbinde büyük ölçekli bir proje geliştirdiğini açıkladı. Projeyi ‘kapsamlı bir yatay gelişim’ olarak tanımlayan Eric Trump, temel atma töreninin bugün yapılacağını, akşam saatlerinde ise bu vesileyle özel bir etkinlik düzenleneceğini söyledi. Eric Trump, “Proje bir otel, bir golf sahası ya da konut projesi olabilir, ancak her durumda istisnai bir çalışma olacak” dedi.
Eric Trump, Suudi Arabistan ve halkına övgüde bulunarak, “Suudi Arabistan’ı ve halkını seviyoruz. Buraya her gelişimizde inanılmaz bir misafirperverlik ve cömertlikle karşılanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Dar Al Arkan ve Dar Global şirketleri, Trump Organization iş birliğiyle, Aralık 2024’te yayımlanan ortak açıklama doğrultusunda Riyad’daki ilk ortak projelerini ‘Trump International Golf Club - Wadi Safar’ adıyla duyurmuştu. Söz konusu proje, Suudi Arabistan’ın başkentinde Trump markasını taşıyan iki önemli projenin ilki olma özelliğini taşıyor.
Kültürel dönüşüm
Eric Trump, özellikle Diriye başta olmak üzere Riyad’da yaşanan gelişmelerin benzeri görülmemiş bir dönüşümü yansıttığını belirterek, “Hayatımda böyle bir şey görmedim. Dün gece araba kullanırken vinçlerin sayısına dikkat çektim ve eşime dönüp ‘Bu devasa inşaat hacmine bak’ dedim” ifadelerini kullandı.
Riyad’da hayata geçirilen projelerin ölçeğinin, kentin ve genel olarak Suudi Arabistan’ın geleceğine dair iddialı bir vizyonu ortaya koyduğunu söyleyen Eric Trump, ülkenin dünyaya açılma sürecini sürdürdüğünü vurguladı. Trump, “Büyük finans forumlarını görüyoruz; bunlar yabancı yatırımların Suudi Arabistan’a akışını kaçınılmaz kılıyor. Bu son derece heyecan verici” dedi.
من وادي صفار بالدرعية، وضعنا حجر الأساس لمشروع ترامب إنترناشونال وادي صفار ضمن المخطط العام لـ ريانا وادي صفار، والذي يشمل نادي ترامب الدولي للجولف، إلى جانب فندق يحمل علامة “ترامب” ومجموعة من القصور الفاخرة. شراكة محورية بين منظمة ترامب ودار جلوبال، تُنفَّذ بالتعاون مع شركة دار… pic.twitter.com/adUdHb4XMa
— Ahmed Al Khateeb أحمد الخطيب (@AhmedAlKhateeb) January 11, 2026
Eric Trump, krallıktaki yatırım ortamının her geçen gün daha da iyileştiğini, önde gelen küresel markaların Suudi pazarına yönelmeye başladığını ifade etti. Eric Trump, “Suudi Arabistan’dan sürekli söz ediyorum ve burada yaşananlara, özellikle gayrimenkul sektöründeki gelişmelere büyük bir inanç duyuyorum” diye konuştu.
Yeni düzenlemelerin doğrudan yabancı yatırıma imkân tanıyacağını belirten Eric Trump, bunun piyasaya milyarlarca dolarlık sermaye girişinin önünü açacağını söyledi. Hisse senedi piyasalarının yabancı yatırımcılara açılmasının da finansal akışları artıracağını dile getiren Eric Trump, bunun ticaret, turizm ve birçok sektöre olumlu yansıyacağını kaydetti.
Diriye Projesi
Eric Trump, Diriye Projesi’nin ve krallığın farklı bölgelerinde hayata geçirilen büyük projelerin, dünyanın dört bir yanından daha fazla insanı Suudi Arabistan’ı ziyaret etmeye teşvik edeceğini söyledi. Eric Trump, “İnsanlar burada nelerin inşa edildiğini gördüklerinde, gelmek için gerçek bir istek duyacaklar. Her şey son derece yüksek bir kaliteyle ve çok büyük bir ölçekte hayata geçiriliyor” dedi.
Bu gelişmeleri sık sık dile getirdiğini belirten Eric Trump, “Bunu çok konuşuyorum. Çünkü dünyanın tamamının burada neler inşa ettiğimizi, Trump ailesinin neler yaptığını ve Trump Organization’ın Suudi Arabistan’da neleri hayata geçirdiğini görmesini istiyorum” ifadelerini kullandı.
Daha büyük beklentiler
Eric Trump, sözlerini Suudi Arabistan’ın geleceğinin çok daha büyük fırsatlar barındırdığına dikkat çekerek tamamladı: “Bence Suudi Arabistan’ın en iyi günleri henüz gelmedi. Burayı ziyaret ettiğim son 6-7 yıl içinde olağanüstü başarılara tanıklık ettim. Bugüne kadar elde edilenler gurur verici. Bu, kendisiyle gurur duymayı hak eden bir ülke.”
Trump'ın Pekin ziyareti sonrası Tayvan'dan bağımsızlık açıklamasıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5274287-trump%C4%B1n-pekin-ziyareti-sonras%C4%B1-tayvandan-ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1
Trump'ın Pekin ziyareti sonrası Tayvan'dan bağımsızlık açıklaması
Fotoğraf: Reuters
Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te bugün yaptığı açıklamada, Tayvan'ın egemen ve demokratik bir ülke olduğunu, "Tayvan bağımsızlığı" ifadesinin adanın ne Pekin'e ait ne de ona tabi olduğu anlamına geldiğini söyledi.
Lai'nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çinli mevkidaşı Şi Cinping'le Pekin'de yaptığı zirveden birkaç gün sonra geldi. Bu zirve, Çin'in kendi toprağı olarak gördüğü adaya Washington'ın verdiği desteğe ilişkin Tayvan'daki endişeleri artırdı.
Çin ayrıca, özellikle adanın resmi bağımsızlık arayışında olduğunu düşünürse, Tayvan'ı Pekin'in kontrolü altına almak için güç kullanma ihtimalini de masadan kaldırmıyor.
Trump, Pekin gezisinden sonra Fox News'a, "Kimsenin 'ABD bizi destekliyor, o halde bağımsız olalım' demesini beklemiyoruz" diye konuştu.
Tayvan Başkanlık Ofisi, Trump'ın açıklamasına yanıt olarak, Tayvan'ın "egemen ve bağımsız bir demokratik ülke" olduğunu vurguladı.
Lai, "Herkes, 'Tayvan bağımsızlığı' teriminin aslında Tayvan'ın Çin Halk Cumhuriyeti'nin parçası olmadığı anlamına geldiğini açıkça anlayabilir" dedi.
"Bu, Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin birbirine tabi olmadığı anlamına geliyor" diye ekledi.
1949'da Mao Zedong'un komünistlerine karşı iç savaşı kaybettikten sonra, yenilmiş Çin Cumhuriyeti hükümeti Tayvan'a kaçıp orada sıkıyönetim ilan etmiş, 1990'larda demokrasiye geçiş yapmıştı.
Lai, Çin Cumhuriyeti'nin Tayvan'ı, Tayvan Boğazı'ndaki Penghu Adaları'nı ve Çin kıyısına bitişik Kinmen'le Matsu adalarını içerdiğini söyledi.
Tayvanlı başkan, "Dolayısıyla bu çok açık: Çin Cumhuriyeti 70 veya 80 yıldır Tayvan'da bulunuyor ve Tayvan'la bir bütün haline geldi" dedi.
İster Çin Cumhuriyeti, ister Tayvan Çin Cumhuriyeti, isterse de Tayvan diyelim, uluslararası alanda ne ad verilirse verilsin, bu bizi ifade eder: Tayvan, Penghu, Kinmen ve Matsu'nun 23 milyonluk halkı.
ABD, Tayvan'ın en önemli uluslararası destekçisi olmasına rağmen Trump, Pekin ziyaretinin ardından Tayvan'a yeni silah satışları konusunda henüz karar vermediğini söyledi.
Lai, "Ulusumuz, Başkan Trump'a ilk görev döneminden bu yana Tayvan Boğazı'ndaki güvenliğe verdiği sürekli destek için minnettar" dedi.
Tayvan Başkanlık Ofisi, "Tayvan, güç yoluyla barışı sağlamak için ABD'yle işbirliğini derinleştirmeye devam edecek, Tayvan Boğazı'ndaki barış ve istikrarın tehdit edilmemesini veya zayıflatılmamasını sağlayacak; bu da Tayvan, ABD ve küresel demokratik toplumun ortak çıkarlarına hizmet edecektir" açıklamasını yaptı.
Independent Türkçe
ABD'lilerin çoğu, güzel günlerin mazide kaldığı görüşündehttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5274285-abdlilerin-%C3%A7o%C4%9Fu-g%C3%BCzel-g%C3%BCnlerin-mazide-kald%C4%B1%C4%9F%C4%B1-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F%C3%BCnde
ABD'lilerin çoğu, güzel günlerin mazide kaldığı görüşünde
Fotoğraf: Reuters
Amerika 250. yıldönümüne yaklaşırken yayımlanan ankete göre, Amerikalıların çoğu ülkenin en parlak yıllarının geride kaldığına inanıyor.
Pew Araştırma Merkezi'nin cuma günü yayımlanan anketine göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 59'u ülkenin en iyi yıllarını çoktan yaşadığını söylerken, yüzde 40'ı bu yılların henüz gelmediğine inanıyor. Ankete göre Demokratların yaklaşık yüzde 64'ü ülkenin en iyi yıllarının geride kaldığını söylerken, Cumhuriyetçilerin yüzde 53'ü aynı görüşü paylaşıyor.
Pew Araştırma Merkezi, aynı soruyu 2014'te eski Başkan Barack Obama'nın görevde olduğu ve Demokratların Senato'da çoğunluğa sahip olduğu dönemde de Amerikalılara sormuştu. O ankete göre Cumhuriyetçilerin yüzde 64'ü ve Demokratların yüzde 35'i ülkenin en iyi yıllarının geride kaldığına inanıyordu.
Grubun son anketi ayrıca Amerikalıların yüzde 44'ünün ülkenin 50 yıl sonra nasıl olacağı konusunda karamsar, yüzde 28'inin iyimser ve yüzde 27'sinin ise iki yönde de belirgin bir eğilim göstermediğini ortaya koydu. Demokratların yüzde 50'si, Cumhuriyetçilerinse yüzde 39'u karamsar olduğunu bildirdi.
Pew Sosyal Eğilimler Araştırma Direktörü Kim Parker, Courthouse News'a verilerin Amerikalıların son 10 yılda daha karamsar hissetmeye başladığını gösterdiğini söyledi.
"Bunun daha olumsuz bir bakış açısına doğru önemli bir kayma olduğunu söyleyebilirim" diye ekledi.
3 bin 560 ABD'li yetişkinle yapılan anket, ülkenin 4 Temmuz'daki 250. yıldönümünden önce, aralık ayında gerçekleştirildi.
ABD'de karamsarlık artarken ülke, son aylarda göç sayılarında düşüş yaşıyor. 2025'te onlarca yıldır ilk kez ABD'den ayrılanların sayısı, ülkeye taşınanların sayısını aştı. Brookings, ABD'nin net göçünün geçen yıl eksi 295 binle eksi 10 bin arasında olduğunu tahmin ediyor ve 2026'nın da benzer bir trend izlemesi bekleniyor.
Global Citizen Solutions danışmanlık firmasına göre bu eğilimi tetikleyen bir dizi faktör var; bunlar arasında alım gücü ve siyasi sorunlarla ilgili kaygılar bulunuyor.
Firma, yakın tarihli bir raporunda şunları yazdı:
Siyasi kutuplaşma, ekonomik kaygı, vergi politikası ve pandemi sonrası bir yere ait olmanın ne anlama geldiğine dair görüşün değişmesi, tarihsel olarak dikkat çekici bir şeye yol açtı: Bilfiil ikinci vatandaşlık, yurt dışı ikametgah ve koşullar hızlı bir geçiş gerektirdiğinde B planı arayan Amerikalı vatandaşların artan bir şekilde dışa doğru akışı.
Independent Türkçe
Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prenshttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5274280-%C5%9Fi-jinping-partiyi-yeniden-uyand%C4%B1ran-ve-%C3%A7ini-yeniden-konumland%C4%B1ran-k%C4%B1z%C4%B1l-prens
Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens
Fotoğraf: Bill McConkey
Şerbil Berakat
Şi Jinping, Ekim 2022'de Partinin 20. Kongresi'nin açılışında, selefi Hu Jintao Halkın Büyük Salonu’ndan çıkarılmadan önce güvenlik görevlileriyle tartıştığı sırada, sertlik ve kayıtsızlığın bir karışımını sergilemeye çalışarak sakin bir şekilde oturuyordu.
Büyük kırmızı bayraklarla dolu salon o kadar sessizdi ki, gazetecilerin kameralarının sesleri camdan bir sessizlik tabakasını kırıyor gibiydi.
Sahnedeki her şey titizlikle planlanmıştı ve son derece sembolikti. Şi'nin Mao Zedong'dan bu yana parti genel sekreteri olarak üçüncü kez seçilen ilk lider olarak konumunu sağlamlaştıracak olan Kongre, parti ve yürütme genel sekreterlerinin kolektif liderlik dönemini resmen sona erdirecekti.
Ancak kongrenin kendisi çok önemli değil, sadece sembolik bir olaydı. Şi, daha önce iki başkanlık dönemi geçirmiş ve bu süre zarfında gücü kendi elinde toplamıştı. Yine Çin’e özel sosyalizm vizyonunu, parti anayasasına dahil edilerek ömür boyu başkanlık yapmasının önündeki anayasal engeli ortadan kaldırmıştı.
2007'de beklenmedik bir şekilde Hu Jintao'nun muhtemel halefi olarak duyurulduğunda, Şi karizmatik bir figür değildi. Aksine, birikmiş idari deneyime, yolsuzlukla mücadele edebilecek ve kurulu sistem içinde sonuçlar elde edebilecek pragmatik bir ekonomist olarak nispeten “temiz” bir adam ününe sahipti. Parti çevrelerinde, seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan, uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu. Ancak, hayatına ve yetiştirilme tarzına bakıldığında, bu deneyimlerin, partinin ve devletin karşı karşıya kalacağı zorluklara karşı koyma bağlamında, liderliğe yükselişi için sadece kademeli bir hazırlık olduğu anlaşılıyor.
Kızıl prens
Çin ve meseleleri ile ilgilenen çevrelerin dışında çok az kişi Şi Jinping'in, Çin Halk Cumhuriyeti'ni kuran ilk kuşak devrimcilerden oluşan “Kızıl Prensler” sınıfına mensup ilk parti genel sekreteri olduğunu bilir. Babası Şi Zhongxun, Devlet Konseyi Başkan Yardımcılığı, Devlet Konseyi Genel Sekreterliği ve Merkezi Propaganda Dairesi Başkanlığı gibi üst düzey görevlerde bulunmuştu. Ayrıca Büyük Bölünme öncesi ve sonrasında Sovyetler Birliği ve Kuzey Kore ile ilişkilerde hassas görevler üstlenmişti.
Şi 1953'te doğdu ve çocukluğunun bir kısmını, üst düzey liderliğin ikamet ettiği Yasak Şehir'in bitişiğindeki kapalı bir yerleşke olan Zhongnanhai'de geçirdi. Orada, yüksek rütbeli yetkililerin çocukları için kurulan ve daha çok elitler yetiştirmek için kapalı bir alan gibi görünen okullarda eğitim gördü.
Parti çevrelerinde o zamanlar seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu
Büyük İleri Atılım'ın başarısız olmasının ardından ve daha sonra Kültür Devrimi'ne neden olacak artan huzursuzlukla birlikte kırılmalar yaşandı. Babası, Mao'yu eleştiren bir edebi eseri onaylamasıyla ilgili suçlamalar nedeniyle siyasi sürgüne gönderildi.
Kültür Devrimi'nin başlamasıyla aile dağıldı. Bazı kaynaklara göre, üvey kız kardeşi baskılara dayanamayarak intihar etti, komünist bir aktivist olan annesi Qi Xin ise alenen aşağılandı. Şi'nin kendisi de on beş yaşındayken, “Dağa çıkış ve kırsala dönüş” kampanyası kapsamında kırsal kesime gönderilen yaklaşık 18 milyon genç Çinli erkekten biri oldu.
Shaanxi eyaletinin Liangjiahe şehrinde, karşısında sıkışık, çamurlu bir dünya, dağlara oyulmuş Yaodong çamur mağaraları, zorlu tarım işleri, amansız sivrisinekler, yiyecek kıtlığı ve tam anlamıyla bir örgün eğitim yokluğu buldu. Orada, köylüler ve alt sınıflarla duygusal bir bağ kurdu, Çin'i köklerinden tanıdı ve çektiği zorluklar, daha sonra liderliğinin belirleyici bir özelliği haline gelecek olan siyasi istikrar takıntısını ona aşıladı.
Çin değişiyor ve Şi'nin kaderi de değişiyor
Kırsal kesimde geçirdiği yedi yıl boyunca, Şi'nin partiye katılma başvurusu sekiz kez reddedildikten sonra nihayet kabul edildi ve partinin köydeki şubesinin sekreteri oldu. 1975'te “çamur mağaralarını” terk etti ve Pekin'e dönerek Tsinghua Üniversitesi'ne kaydoldu.
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ülkenin en yüksek karar alma organı olan Çin Komünist Partisi Politbüro Daimi Komitesi'nin yeni üyelerinin tanıtımı sırasında el sallıyor, 23 Ekim 2022 (AFP)
O zamanlar sadece Şi'nin kaderi değil, tüm Çin'in kaderi de değişiyordu. Mao 1976'da öldü ve iki yıl sonra Deng Şiaoping fiili lider oldu; bu da “reform ve dışa açılma” politikası ile Şi Jinping'in iktidarın kalbine muzaffer dönüşünün önünü açtı.
1980'lere gelindiğinde, Şi Zhongshan, Çin'in kapitalist dünyaya açılan kapısı olan Guangdong eyaletinde en yüksek siyasi makamı üstlenmiş ve Shenzhen ve Zhuhai'deki serbest ekonomik bölgeler deneyimini denetlemişti. Şi burada, piyasanın bir düşman değil bir araç olduğu ve siyasi kontrol koşulu ile özel sektörle ortaklığın kaçınılmaz olduğu fikrini miras aldı.
Kıtlık ve yolsuzluk riskini yönetmek
1979'da mezun olduktan sonra Şi, babasının “en yakın silah arkadaşı” olarak tanımladığı yüksek rütbeli savunma yetkilisi Geng Biao'nun ofisinde yardımcı olarak göreve başladı. Orada, parti ve ordu içinde önemli bir ilişki ağı geliştirdi.
1982'de, siyasi kariyeri iki önemli deneyimle gerçekten başladı. İlk deneyimi, sınırlı kaynaklar ve acil ihtiyaçlarla kısıtlanmış karmaşık bir günlük yönetim ile karşılaştığı yoksul tarım eyaleti Hebei'deydi. Orada, yönetimin boş sloganlarla değil, günlük ayrıntıları yönetme yeteneğiyle ölçüldüğünü pratik bir şekilde anladı.
İkinci deneyimini ise 1985'te Fujian'da yaşadı. Burada görüntü büyük ölçüde değişmişti; sınır ötesi ticaret, Tayvan yatırımları, kaçakçılık ve bürokrasi, iş adamları ve güvenlik aygıtıyla iç içe geçmiş çıkar grupları ağları vardı. Orada “temiz adam” olarak tanındı ve piyasaların devletten daha hızlı hareket ettiği yükselen Çin'in yüzüyle doğrudan temas kurdu.
O zamandan itibaren, yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti.
Bundan sonra, Şi, Zhejiang eyaleti ve akabinde Çin'in finans başkenti Şanghay şehrinin yönetimini üstlendi. Burada 2007'de güçlü eski başkan Jiang Zemin'e yakın ve bağlantılı kişilerin karıştığı bir yolsuzluk skandalının sonuçlarını kontrol altına almak ve disiplini yeniden sağlamak için çalıştı. Aynı yıl, Şi, rejimin en yüksek güç organı olan Politbüro Daimi Komitesi'ne katıldı ve 2008'de başkan yardımcısı oldu. Bir dizi atama, 2012'deki bir sonraki Parti Kongresi'nde parti ve ülke liderliğini üstlenmesinin yolunu açtı.
Yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti
Yolsuzlukla mücadele ve askeri reform
Deng Şiaoping'den beri genel sekreterler için yolsuzlukla mücadele kampanyaları başlatmak bir gelenekti, ancak bunlar genellikle ilk coşku dalgasından sonra sekteye uğruyordu. Ancak Şi'nin kampanyası ciddiydi ve en üst düzey yetkililerden yani “kaplanlardan” en düşük rütbeli çalışana kadar herkesi hedef aldı.
Yolsuzlukla mücadele geçmişine rağmen, genel sekreter olarak yeni kampanyası, çeşitli kaynaklarda farklı şekillerde anlatılan bir anlatıyla ilişkilendirildi. Hikaye, genel sekreter seçilmesinden bir ay önce, tam olarak 4 Eylül 2012'de başlıyor. Şi, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile planlanmış bir görüşme de dahil olmak üzere tüm toplantılarını aniden iptal etti ve ancak 15 gün sonra ortaya çıktı.
Onun ortadan kaybolması bir dizi söylenti ve analize yol açtı. Bir anlatıma göre, parti içinde başkanlığa atanması görüşmeleri sırasında Şi, yolsuzlukla mücadele için kıdemli parti liderlerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın tüm grupları kapsayan tam bir yetki talep etmiş ve talebinin reddedilmesi halinde inzivaya çekilmekle tehdit etmişti.
Sonuç olarak, 2012'den 2026'nın başlarına kadar 7,2 milyondan fazla kişinin soruşturulduğu, cezalandırıldığı veya disiplin cezası aldığı Şi'nin yolsuzlukla mücadele kampanyası, yolsuzluk seviyelerini düşürmede başarılı oldu. Ancak her şeyin olumsuz sonuçları vardır ve Şi’nin kampanyası da kadroları korkutarak, inisiyatif almaktan ve yenilik yapmaktan caydırdı.
Şi Jinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda düzenlenen Çin Engelliler Federasyonu 8. Ulusal Kongresi'ne katılımı sırasında Komünist Parti üyelerini selamlıyor, 18 Eylül 2023 (EPA)
Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyasına gelince, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır. Mao Zedong'un bu konudaki ünlü sözü şöyledir: “Komünist Parti silahı yönetir ve silahın partiyi yönetmesine asla izin verilmez.” Ancak siviller ve ordu arasındaki ilişkiye dair tartışma iç çevrelerle sınırlı kalmadı. Şeffaflık başlığı altında Washington, sivil otoritenin ordu üzerindeki kontrolü konusunda sürekli olarak şüpheler uyandırmaya çalıştı. Eski başkan Hu Jintao ile dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld arasında Pekin'de yapılan bir görüşmeyle ilgili ABD'nin sızdırdığı bilgilerden sonra, bu durum Pekin için sıkıntılı bir hal almıştı. Anlatılanlara göre, Rumsfeld, ziyaretin arifesinde Hu Jintao'ya askeri uçak denemeleriyle ilgili haberleri sormuştu. Görünüşe göre Hu Jintao, gerekli güvenilir bilgilere sahip olmadığından bu konuyu ne yalanlayabilmiş ne de açıklığa kavuşturabilmişti. Şi Jinping'in kampanyasına dönecek olursak, iki amacı vardı; birincisi, gizlilik perdesi altında faaliyet gösteren ordu içindeki geniş çaplı yolsuzluğa son vermek. İkincisi ise Şi'nin asla Hu Jintao'nunkine benzer bir duruma düşmemesini, yani askeri kararların generaller tarafından değil, yalnızca kendisi tarafından alınmasını sağlamak.
Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyası, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır
Partiyi eski ihtişamına kavuşturmak
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi'nin genel sekreter olarak hemen yerine getirmeye çalıştığı bir diğer görev de partiyi siyasi ve ideolojik bir aygıt olarak yeniden canlandırmaktı. Şi'nin misyonu iki farklı kaynaktan besleniyordu. Birincisi, Şi, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün daha az tartışılan nedenlerinden birinin “Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin tarihini unutması” olduğuna inanıyordu. Stalin döneminin keskin bir şekilde eleştirilmesi, kurucu anlatıdan kopmaya neden olmuş, geçmiş ile bugün arasındaki sembolik bağı zayıflatmış ve ideolojik meşruiyette bir boşluk yaratmıştı.
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, Çin'in güneyindeki Makao'da Halk Kurtuluş Ordusu'nun bir birliğini denetliyor. 20 Aralık 2024 (Xinhua)
İkinci kaynak ise Şi'nin kendisinin sıkı bir komünist olmasıdır. Babası zulüm görmüş, baskıya maruz kalmış ve işkence görmüş, ailesi dağılmış olmasına rağmen, partiye sadık kalmış ve onun dışında hayatının bir anlamı olmadığına inanmıştı. Bu nedenle, partiyi temel değerlerine geri döndürmek Şi için kişisel ve ailevi bir misyon, siyaset ve kaderin iç içe geçtiği, ömür boyu sürecek ve partinin nihayetinde bir kurumdan daha fazlasına dönüşeceği, varoluşun anlamı haline geleceği bir yola derin bir bağlılıktı.
Şi yönetiminde Çin zirveye ulaştı. Ekonomik rakamlar ortada. Teknolojik başarıları hem rakipler hem de müttefikler tarafından itiraf ediliyor. Bu durum, Çin'in dış politikasını yöneten stratejik ihtiyat ve uygun anı beklerken gücü gizleme doktrinlerinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyordu ve Şi için o an geldi. Olaylar da onun lehine. Putin Rusyası'nın savaşlarından Trump ABD'sinin stratejik yönünü kaybetmesine kadar, Çin, planları, yönlendirmeleri ve ilkeleriyle birbiri ardınca hedeflerini gerçekleştirdi.
Kuşak ve Yol Girişimi'nden BRICS grubunun genişlemesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü'nün güçlendirilmesine kadar Şi Jinping ile Çin, daha belirgin bir küresel etki ağı çizdi. Ancak çarpıcı bir paradoksla, dış dünyaya açık bir şekilde uzatılan ele karşılık içeride kapalı bir yumruk var. Şi, Zhongnanhai saraylarından Shaanxi'nin çamur mağaralarına düşüş dersini unutmuyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, renkli devrimler ve Arap Baharı ayaklanmaları, güvenlik kaygılarını körükledi. Sincan ve Tibet'ten Hong Kong'a kadar, siyasi istikrar onun gündemindeki tek madde, diğer her şey ise ondan sonra geliyor.
Sosyal ağlar ve dijital akışlar çağında çatışma araçlarının çoğalması ve dünyanın kaynaklar için bir yarışa girmesiyle birlikte, güvenlikleştirme mantığı ekonomiye, dijitalleşmeye, eğitime, enerjiye ve ulaşıma kadar uzandı. Sonuç olarak, istikrarı sadece bir yönetim işlevi değil, kapsamlı bir hayatta kalma koşulu olarak yeniden tanımlayan bir devlette, hayatın neredeyse her yönü artık ulusal güvenlik merceğinden değerlendiriliyor. Bazıları Şi Jinping'in iktidara yükselişini, hem trajik hem de zafer dolu deneyimlerle zengin bir tarihe sahip olan Çin Komünist Partisi'nin kendi gidişatının bir yansıması olarak yorumluyor. Ancak daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu biyografinin ayrıntıları, Çin'in merkeziyetçi bir imparatorluktan bir yüzyıllık aşağılanma, işgal ve yoksulluğa düşüşüne, ardından acı, gözyaşı, ter ve kanla dolu amansız bir yürüyüşle nihai zafere doğru ilerlemesine dayanan modern tarihinin, neredeyse iki yüzyıllık dönüşüm ve gerilemelerinin yoğunlaştırılmış bir versiyonu gibi görünüyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة