Tahran, protestolara karşı gösteriler düzenliyor ve diplomatik mesajlar gönderiyor

Laricani, Washington ile hesaplaşma sözü verdi... Yargı Erki Başkanı ‘intikam’ çağrısında bulundu

İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
TT

Tahran, protestolara karşı gösteriler düzenliyor ve diplomatik mesajlar gönderiyor

İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)

İran’da yetkililer, halk protestolarının başlamasının üzerinden 16 gün geçmesinin ardından dün destekçilerini meydan ve alanlarda topladı. Bu süreçte Tahran yönetimi, ABD ile iletişim kanallarının ‘açık’ olduğunu vurgulayan çok sayıda diplomatik mesaj gönderirken, ‘kargaşa çıkarıcılar’ olarak nitelendirdiği kişilere yönelik güvenlik ve yargı söylemini de sertleştirdi.

Muhalif platform ve ağlarda paylaşılan bilgilere göre, protestocu gruplar pazar gecesi Tahran ve diğer bazı kentlerde hareketliliğini sürdürdü. Resmi medya ise eylemlerin temposunda ‘düşüş’ yaşandığını öne sürerek, şiddet olaylarını ‘dış müdahaleler’ ve ‘silahlı unsurlar’ ile ilişkilendirdi.

28 Aralık’ta ekonomik şikâyetler ve fiyat artışları nedeniyle başlayan protestolar, zamanla iktidar kurumlarını hedef alan siyasi eylemlere dönüştü.

Bu çerçevede İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, pazar akşamı Tahran’da, özellikle Nevab ve Saadat Abad bölgelerinde ‘protesto gösterileri’ düzenlendiğine dair görüntüler aktardı. Ajans ayrıca, Çeharmahal ve Bahtiyari eyaletinde toplanmalar yaşandığını, Horasan eyaletine bağlı Taybad kentinde de hareketlilik görüldüğünü bildirdi.

Fars Haber Ajansı bu hareketliliği ‘sınırlı’ olarak nitelendirirken, güvenlik güçlerinin protestocuları dağıtmak için harekete geçtiğini bildirdi. Ajans, Mazenderan, Horasan, Kirmanşah ve Elburz başta olmak üzere birçok eyalette güvenlik güçlerinin ‘yoğun şekilde konuşlandırıldığını’ aktardı. Buna karşılık İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), pazar akşamı Ahvaz’da protestoların sürdüğünü gösteren bir video aldıklarını açıkladı. Ajans, toplanmaları dağıtmak amacıyla ateş açıldığını, göz yaşartıcı gaz kullanıldığını ve gözaltılar yapıldığını duyurdu. Son günlerde Tahran ve Meşhed’in de aralarında bulunduğu çeşitli kentlerde kalabalık gösterilerin düzenlendiği belirtildi.

dfrt6y
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen gösteride protestocular yolları kapattı. (AP)

Yaygın biçimde aktarılan son verilere göre, ABD merkezli HRANA’ya dayandırılan haberlerde, protestoların başlamasından bu yana 496’sı gösterici, 48’i güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 544 kişinin hayatını kaybettiği, 10 bin 600’den fazla kişinin de gözaltına alındığı bildirildi. Ajans, İranlı yetkililerin resmi rakam açıklamadığına dikkat çekti. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) ise protestoların başından bu yana en az 648 göstericinin öldüğünü teyit ettiklerini, bazı tahminlere göre ölü sayısının 6 bini aşmış olabileceğini ifade etti. Örgüt, gerçek sayının daha yüksek olabileceği uyarısında bulunurken, diğer bazı kuruluş ve merkezler de yaralıların artması nedeniyle hastanelerin ‘dolup taştığını’ ve kan stoklarının azaldığını bildirdi.

Hastaneler dolu

New York merkezli İran İnsan Hakları Merkezi, yaralı göstericilerin akını nedeniyle hastanelerin ‘dolup taştığını’ ve kan stoklarının giderek azaldığını bildirdi. İran muhalefetinin öne çıkan isimlerinden, eski şahın oğlu Rıza Pehlevi ise silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine ‘halkın yanında yer alma’ çağrısında bulundu.

Pazar günü yayımlanan bir videoda, Tahran’ın güneyindeki bir morgun dışında üst üste yığılmış onlarca ceset görüldü. İnsan hakları kuruluşları, görüntülerin İranlı yetkililerin protestolara yönelik müdahalesinde hayatını kaybedenlere ait olduğunu belirtirken, devlet televizyonu da videonun gerçekliğini doğruladı. Başkentin güneyindeki Kehrizek morgu olarak konumu tespit edilen görüntülerde, siyah ceset torbalarının yerde durduğu, yakınlarını aradığı tahmin edilen kişilerin ise çevrede toplandığı görüldü.

cdfgt
Tahran'ın merkezindeki bir sokakta, protestolar sırasında hasar gören bir itfaiye aracı sergileniyor. (Tesnim)

İnternet ve iletişim üzerindeki kısıtlamaların sürmesi nedeniyle, sahadaki görüntüler ve can kaybına ilişkin rakamların bağımsız biçimde doğrulanması sınırlı kaldı. Yetkililer ise olaylara ilişkin kendi anlatılarını öne çıkararak, güvenlik güçlerinden hayatını kaybedenler ile kamu tesislerindeki hasara odaklandı.

Yetkililer perşembe gününden bu yana interneti kesti. İnsan hakları örgütleri bu durumun bilgi akışını ve ihlallerin belgelenmesini zorlaştırdığı görüşünü dile getirdi. Resmî medya ise ülke içindeki çevrim içi faaliyetin bir bölümünü sürdürmek amacıyla bazı platform ve hizmetlere ‘ulusal internet’ ya da ‘iç ağ’ üzerinden erişim sağlandığını bildirdi.

Karşı gösteriler

Yetkililer, geniş katılımlı protesto hareketine, 1979’daki kuruluşundan bu yana en büyük sınavlarından birini veren İslam Cumhuriyeti’ne destek amacıyla karşı gösteriler düzenlenmesi çağrısıyla yanıt verdi. Yetkililer, tüm vatandaşları ‘şiddet ve vandalizm’ olarak nitelendirdikleri eylemleri kınamak üzere sokaklara çıkmaya davet etti. Devlet televizyonu, Tahran’da kalabalıkların İnkılap Meydanı’na doğru ilerlediğini gösteren görüntüler yayımlarken, birçok kentte düzenlenen benzer toplanmaları da ulusal yürüyüşler olarak sundu.

Görüntülerde, göstericilerin ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ sloganları attığı görülürken, resmî televizyonun yayınları geniş katılıma ve dalgalanan bayraklara odaklandı. Bu yayınlarla, devletin inisiyatifi yeniden ele aldığı mesajının verilmek istendiği değerlendirmesi yapıldı.

cdfgthy
İranlı bir adam, yetkililer tarafından dağıtılan ve İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Trump'ın düşeceği sözünü içeren bir posteri elinde tutuyor. (Tesnim)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre binlerce İranlı dün Tahran’ın merkezinde yetkililere destek amacıyla gösteri düzenledi. Yaklaşık 15 gündür rejim karşıtı halk protestolarının sürdüğü ülkede, devlet televizyonu söz konusu gösterinin, olaylar sırasında hayatını kaybeden güvenlik güçleri için de bir ‘yas’ niteliği taşıdığını bildirdi. Yayınlanan görüntülerde katılımcıların İran bayrakları taşıdığı, yetkililerin ‘kargaşa çıkarıcılar’ tarafından öldürüldüğünü söylediği güvenlik görevlileri için dualar edildiği görüldü.

İran devlet televizyonuna konuşan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Bugün İran halkının meydanlardaki varlığı, bu milletin ABD ve İsrail ile hesaplaşmaya kararlı olduğunu gösteriyor” dedi. Laricani, olası bir saldırının ‘ağır bir karşılıkla’ yanıtlanacağı uyarısında bulundu.

Bu çerçevede Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Tahran’da düzenlenen destek gösterisinde yaptığı konuşmada, ülkenin ‘dört cephede savaş’ yürüttüğünü söyledi. Kalibaf, ABD ve İsrail ile ‘ekonomik, psikolojik ve askerî savaş’ ile ‘teröre karşı savaş’ içinde olduklarını ifade etti. İran halkının rakiplerin hedeflerine ulaşmasına izin vermeyeceğini belirten Kalibaf, ülkeye yönelik bir saldırı olması halinde silahlı kuvvetlerin karşılık vereceğini söyledi. Kalibaf’ın açıklamalarında, protestoları dış güçlerle yürütülen ‘mücadele’ sürecine bağlayan sert bir söylem dikkat çekti.

defrt
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, yetkililer tarafından ‘ayaklanmalar’ olarak nitelendirilen olaylara karşı düzenlenen gösterilere katıldı. (İran hükümeti)

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf dün katıldığı bir mitingde, yeni bir saldırı düzenlemesi halinde ABD Başkanı Donald Trump’a ‘unutulmaz bir ders’ vereceklerini söyledi. Kalibaf, bir gün önce de Washington’u ‘yanlış hesap’ yapmakla uyarmış, İran’a yönelik bir saldırı durumunda ‘işgal altındaki toprakların (İsrail) yanı sıra tüm Amerikan üsleri ve gemilerinin’ meşru hedef olacağını dile getirmişti.

Aynı doğrultuda yargı kanadından da sert mesajlar geldi. İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkede yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden güvenlik görevlilerine atıfta bulunarak, ‘dökülen kanların intikamının alınması gerektiğini’ söyledi.

Devlet televizyonuna konuşan Ejei, bu ‘intikamın’ kararlı ve etkili biçimde, tüm imkânlar kullanılarak alınması gerektiğini vurguladı. Ejei, protestolarda ‘kilit rol oynadığını’ ileri sürdüğü kişilerin yargılanması ve cezalandırılması sürecinin hızlandırılması için başsavcıya talimat verdiğini açıkladı.

Ejei, yerel medyaya yansıyan açıklamalarında, yalnızca şiddet eylemlerine katılanlara değil, aynı zamanda kışkırtma yaptığını veya destekleyici roller üstlendiğini düşündüğü kişi ve gruplara karşı da, söylem ya da çağrılar yoluyla dahi olsa, ‘tavizsiz’ bir tutum izleneceği uyarısında bulundu.

Diplomatik inceleme

Aynı paralelde Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’da görev yapan yabancı büyükelçiler ve diplomatik misyon şefleriyle yaptığı toplantıda bir sunum yaparak, ‘durumun tamamen kontrol altına alındığını’ söyledi. Arakçi, herhangi bir kanıt ortaya koymadan, şiddet olaylarından ABD ile İsrail’i sorumlu tuttu.

sdefr
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, yabancı büyükelçilere ve diplomatlara protestoların arka planını açıkladı. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Arakçi, İslam Cumhuriyeti’nin ‘savaş istemediğini, ancak savaşa tamamen hazır olduğunu’ belirterek, “Müzakerelere de hazırız; ancak bu müzakereler adil olmalı, eşit haklara ve karşılıklı saygıya dayanmalı” dedi. Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın protestolara ilişkin açıklamalarının ise İran’ın iç işlerine müdahale anlamına geldiğini savundu.

Protestoların başlangıçta ‘sakin ve meşru’ olduğunu, ancak daha sonra ‘şiddete dönüştüğünü’ ileri süren Arakçi, yetkililerin silah dağıtıldığına dair olduğunu söylediği belgeler ve fotoğraflara sahip olduklarını, gözaltına alınan bazı kişilerin itiraflarının da yayımlanacağını söyledi. Devlet kurumlarının kamuya ve özel mülklere yönelik saldırıları tespit ettiğini ifade eden Arakçi, camilerin ve ambulansların yakıldığını öne sürerek, “Hiçbir İranlı bir camiye saldırmaz” dedi.

Arakçi, iletişim konusuna da değinerek, internetin kesilmesinin ‘güvenliğin sağlanması’ amacıyla yapıldığını, ‘güvenlik istikrar kazandığında internet hizmetlerinin geri döneceğini’ söyledi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Arakçi bu konuda net bir takvim vermedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olarak, askerî seçeneklerin de yer aldığı bir dizi seçeneği değerlendirdiği, ABD’nin İranlı yetkililerle görüşebileceğini söylediği ve muhalefetle temas halinde olduğunu dile getirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ile ‘iletişim kanalının’ açık olduğunu, bunun ABD’nin özel temsilcisiyle temasın yanı sıra İsviçre aracılığıyla yürütülen diplomatik hatları da kapsadığını söyledi. Bekayi, mesajların ‘ihtiyaç duyuldukça’ karşılıklı olarak iletildiğini belirtti. Tahran’ın diplomasiden yana tutumunu sürdürdüğünü vurgulayan Bekayi, buna karşın Washington’dan ‘çelişkili mesajlar’ geldiğini savundu ve olası görüşmelerin ‘dayatmaya dayalı tek taraflı bir müzakere değil, karşılıklı çıkar ve hassasiyetlerin kabulü temelinde’ yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Bekayi, Tahran ile ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff arasında bir iletişim kanalının bulunduğunu da hatırlatarak, İran’da ABD’ye ait bir diplomatik temsilcilik olmadığını, Amerikan çıkarlarının İsviçre Büyükelçiliği tarafından temsil edildiğini kaydetti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve Fransa büyükelçilerini, söz konusu ülkelerin ‘karışıklıkları desteklediği’ gerekçesiyle bakanlığa çağırdı. Tahran, bu ülkelerden gelen ‘her türlü siyasi ya da medya desteğinin’, İran’ın ‘kargaşa’ olarak nitelediği eylemlere yönelik olması halinde, ülkenin güvenliğine yönelik ‘açık bir müdahale’ anlamına geldiğini savundu.

İhtiyatlı davranma çağrısı

Uluslararası arenada, birçok ülke ve kurum, şiddetin durdurulması ve itidal çağrısında bulunurken, iletişim hatlarının yeniden açılması talep edildi. Avrupa Birliği (AB) ise protestoların sert şekilde bastırılmasına karşı ek yaptırım seçeneklerini gündeme getirdi.

AB, göstericilere karşı güç kullanımının ardından ‘yeni ve daha sert yaptırımlar önermeye hazır’ olduklarını bildirdi.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Hindistan ziyaretinde yaptığı açıklamada, göstericilere yönelik şiddeti ‘zayıflığın göstergesi’ olarak nitelendirerek, bunun ‘derhal durdurulması’ gerektiğini söyledi ve İran yönetimine ‘halkını tehdit etmek yerine koruma’ çağrısı yaptı. Almanya Dışişleri Bakanlığı da internet erişiminin engellenmesini reddettiklerini ve erişimin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Çin ise İran hükümeti ve halkının ‘zorlukların üstesinden gelerek ulusal istikrarı korumasını’ umut ettiğini belirtti. Pekin, güç kullanımına veya tehdidine karşı olduğunu ve diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıktığını ifade etti.

Kanada, ‘cesur İran halkının yanında durduğunu’ belirterek, yetkililere baskıyı durdurma ve insan haklarına saygı gösterme çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise protestoculara yönelik şiddet ve ‘aşırı güç kullanımına’ dair raporlardan ‘şoke olduğunu’ söyledi. Guterres, yetkilileri ‘azami itidal göstermeye’ ve ‘gerekli olmayan ya da orantısız’ güç kullanımından kaçınmaya çağırdı. Ayrıca ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma haklarının korunması gerektiğini vurgulayan Guterres, ülkede bilgiye erişimin sağlanması için adımlar atılmasını, buna internet bağlantılarının yeniden açılmasının da dahil olduğunu talep etti.



Trump ile Kuzey Kore lideri arasında bu yıl görüşme gerçekleşme ihtimali zayıflıyor

ABD Başkanı Donald Trump (solda), 2019 yılında İki Kore’yi birbirinden ayıran Silahsızlandırılmış Bölge'de Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile bir araya geldi. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (solda), 2019 yılında İki Kore’yi birbirinden ayıran Silahsızlandırılmış Bölge'de Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile bir araya geldi. (Reuters)
TT

Trump ile Kuzey Kore lideri arasında bu yıl görüşme gerçekleşme ihtimali zayıflıyor

ABD Başkanı Donald Trump (solda), 2019 yılında İki Kore’yi birbirinden ayıran Silahsızlandırılmış Bölge'de Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile bir araya geldi. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (solda), 2019 yılında İki Kore’yi birbirinden ayıran Silahsızlandırılmış Bölge'de Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile bir araya geldi. (Reuters)

Konu hakkında bilgi sahibi beş kaynak, ABD’li ve Güney Koreli yetkililerin, ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasında bu yıl bir görüşme yapılması ihtimalinin giderek azaldığını düşündüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Kuzey Kore lideriyle görüşen tek ABD Başkanı olan Trump, Pyongyang ile müzakereleri yeniden başlatmaya istekliydi. Ancak Kuzey Kore, nükleer programını sınırlandırmayı amaçlayan diplomatik girişimlere fazla ilgi göstermedi.

Dördü ABD ve Güney Kore’den üst düzey yetkililerden bilgi alan, beşincisi ise Güney Koreli bir yetkili olan kaynaklar, Washington’un Trump ile Kim arasında bir görüşme düzenlenmesi konusunda Kuzey Kore’den henüz herhangi bir cevap almadığını belirtti.

Kaynaklar, gelecek ay Çin’de düzenlenmesi planlanan bölgesel zirveye kadar çok az zaman kaldığına dikkat çekti. Söz konusu zirvenin, iki lider arasında bir görüşme gerçekleştirilmesi için olası fırsat oluşturabileceği ifade edildi.


Lavrov’un İran ziyareti: Rusya’nın bölgesel rolünü şekillendiren 'zorunlu ortaklık'

Kiev'de bir sivil, Aziz Mihail Katedrali önünde sergilenen Rus-İran yapımı 'Şahid-136' tipi İHA'yı inceliyor (Reuters)
Kiev'de bir sivil, Aziz Mihail Katedrali önünde sergilenen Rus-İran yapımı 'Şahid-136' tipi İHA'yı inceliyor (Reuters)
TT

Lavrov’un İran ziyareti: Rusya’nın bölgesel rolünü şekillendiren 'zorunlu ortaklık'

Kiev'de bir sivil, Aziz Mihail Katedrali önünde sergilenen Rus-İran yapımı 'Şahid-136' tipi İHA'yı inceliyor (Reuters)
Kiev'de bir sivil, Aziz Mihail Katedrali önünde sergilenen Rus-İran yapımı 'Şahid-136' tipi İHA'yı inceliyor (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un birkaç gün önce Tahran’a gerçekleştirdiği önemli ziyaretin ardından en çok dikkat çeken gelişme, Kremlin’in ABD ile İran arasında kabul edilebilir bir uzlaşmaya varılması için arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu yeniden gündeme getirmesi oldu.

Rusya’nın bu önerisi, bu kez Ukrayna konusunda ABD ile Rusya arasında yürütülen görüşmelerin yanı sıra, Washington ile Moskova ilişkilerinin daha kapsamlı biçimde normalleştirilmesi, “dizel anlaşması” sonrasında yakınlaşma ve diğer alanlarda geniş çaplı iş birliği ihtimallerinin tartışıldığı bir dönemde gündeme gelmesi nedeniyle özel önem kazandı.

Kısa süre içinde, Ukrayna ve İran dosyalarının olası pazarlıklar çerçevesinde birbirine bağlanabileceği yönünde yorumlar ortaya çıktı. Buna göre Rusya, Ukrayna konusunda Kremlin’e önemli kazanımlar sağlayacak bir uzlaşma karşılığında İran meselesinde ABD’ye yardımcı olmaya hazır olabilirdi. Peki, Moskova, ABD Başkanı Donald Trump’a bu konuda ne sunabilir?

Batılı medya kuruluşlarında ve siyasi çevrelerde, Rusya’nın eski ama yeniden gündeme gelen önerisi konuşulmaya başlandı: İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun, 2015’teki önceki “nükleer anlaşma” senaryosuna benzer şekilde Rusya topraklarına taşınması. Moskova bu öneriyi daha önce birçok kez gündeme getirmiş ve İran’ın elindeki stokun nükleer silah geliştirmek amacıyla kullanılmasını önleme konusunda ABD Başkanı’na, Rusya’nın tam güvenceleri eşliğinde başarı ilan etme fırsatı sunabilecek makul bir çıkış yolu olarak değerlendirmişti.

Bu seçenek, Moskova’nın İran’ın tutumunu etkilemek amacıyla başka unsurlarla birlikte sunabileceği çözüm paketinin parçası olabilir. Ancak Rus uzmanların belirttiği üzere, bu öneri geçmişte olduğu gibi bugün de çok sayıda risk barındırıyor. Bunların başında İran’da bu senaryoya ilişkin bir uzlaşının bulunmaması geliyor. Tahran’da Rusya’nın tutumunu açıkça eleştiren ve Moskova’nın Batı’yla büyük çaplı anlaşmalara varması durumunda İran’ı yüzüstü bırakabileceği uyarısında bulunan çevrelerin sesi giderek yükseliyor. Üstelik bu kuşku karşılıklı: Rusya’daki etkili çevreler de İran’a yönelik benzer uyarılarda bulunuyor.

Ancak daha da önemlisi, yalnızca bu seçeneğin sorunu çözmeye yetmeyecek olması. Rusya’nın İran’ın bölgesel politikalarına ve bölgedeki silahlı vekil güçlerine yönelik tutumunda bir değişiklik yok. Tahran’ın füze kapasitesine ilişkin Rusya’nın yaklaşımı da İran’ın lehine. Kremlin zaman zaman Arap ülkelerine ve uluslararası kamuoyuna güvence vererek İran’ın bu kapasiteyi bölge ülkelerinin çıkarlarına karşı kullanmasını önleyebileceği izlenimini verse de Moskova’nın temel tutumu değişmiş değil.

Görsel kaldırıldı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 8 Ekim’de. (AFP)

Dikkat çekici bir başka nokta da İranlı yetkililerin zenginleştirilmiş uranyum stokunun Rusya dâhil hiçbir ülkeye taşınmasını resmî düzeyde reddetmiş olması. Bu durum, Moskova ile Tahran’ın ortak hareket etme mekanizmaları konusunda ne ölçüde uzlaştığı sorusunu gündeme getiriyor. Bazı uzmanlara göre Moskova da aslında stokun taşınması konusuyla ilgilenmiyor. Çünkü böyle bir adım, Batı’dan önemli siyasi teşvikler gelmediği sürece Rusya’ya ilave yükler getirebilir. Bu da İran’ın tutumunun iki taraf arasında açıklanmamış bir anlaşmanın sonucu olabileceği ihtimalini doğuruyor.

Üstelik nükleer stokun taşınması, Batı’nın Moskova’ya yönelttiği eleştiriler arasında tek başına duran bir konu değil. İki ülke arasındaki gelişmiş askerî, teknik ve istihbarat iş birliğine ilişkin suçlamalar da giderek artıyor.

Lavrov’un İran ziyareti, Moskova ile Tahran arasındaki mevcut etkileşim biçimini bir kez daha gözler önüne serdi. İki ülke arasındaki önemli askerî ve teknik iş birliği, kamuoyuna açıkça ilan edilmese de belirsiz diplomatik söylemlerin arkasında sürdürülüyor.

Tarihsel olarak ihtiyatlı bir çizgide ilerleyen Moskova-Tahran ilişkileri, iki temel etken sayesinde adeta askerî ittifak niteliğine büründü: Ukrayna savaşı ve elektronik ve uzay tabanlı istihbarat teknolojilerinin hızla gelişmesi. Şarku’l Avsat’ın edindiğı bilgiye göre  bu teknolojiler, Kremlin’in çeşitli ülkelere sunduğu başlıca imkânlar arasında yer almaya başladı.

Bu çerçevede bir siyasi yorumcu, “Geleneksel ve modern hibrit savaşın kurallarını yeniden şekillendiren Rusya-İran ittifakı, ‘hayatta kalma ekonomisi’nin ana hatlarını oluşturarak Batı’nın teknolojik üstünlüğünü dengelemeye çalışıyor” diye yazdı.

Bu noktada, Ukrayna savaşının ilk aşamasında Rusya’nın İran’ın desteğine ciddi ölçüde ihtiyaç duyduğu hatırlanmalı. Moskova, İran’dan binlerce Şahid-136 mühimmatı satın aldı. 2026 yılına gelindiğinde ise bu alışveriş belirgin biçimde karşılıklı bir nitelik kazandı. Geleneksel ağır silahların yetersizliği ve Ukrayna cephesinin ihtiyaçları nedeniyle İran’a Su-35 savaş uçaklarının teslimatına ilişkin sözleşmelerin dondurulması üzerine Moskova, İran’a uzay tabanlı keşif ve gözetleme verileri sağlayarak bu açığı telafi etmenin bir yolunu buldu.

Batılı istihbarat kuruluşlarına göre Rusya, Tahran’la operasyonel bilgi paylaşımını kapsayan geniş çaplı bir program başlattı. Bu program esas olarak yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini ve Ortadoğu’daki ABD askerlerinin, savaş gemilerinin ve uçaklarının hareketlerine ilişkin koordinatları içeriyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de daha önce Kremlin’in elektronik istihbarat verilerini Tahran’la paylaştığına ilişkin kanıtlar bulunduğunu açıklamıştı.

Görsel kaldırıldı.
Abbas Arakçi ve Sergey Lavrov, pazartesi günü Tahran’daki İran Dışişleri Bakanlığında yaptıkları görüşmenin ardından basın toplantısına gelirken. (AP)

Haberlere göre İran, şu anda Rusya’ya kamikaze tipi insansız hava araçları ve düşük maliyetle, yüksek miktarlarda üretilebilen İHA teknolojileri sağlıyor. Buna karşılık uydu görüntüleri, elektronik harp verileri ve silahlarının güdüm sistemlerini modernize etmeye yönelik destek alıyor.

Bu gizli iş birliğinin etkisi, İran’ın bölgedeki ABD hedeflerine yönelik saldırıları sırasında da görüldü. İran füzelerinin ve insansız hava araçlarının (İHA) bazı askerî üsleri hedef alan saldırılarda yüksek isabet oranına ulaşması, söz konusu iş birliğinin sonuçlarına örnek olarak gösterildi.

Dolayısıyla Moskova’dan beklenen yalnızca İran’ın nükleer stokunun başka bir ülkeye taşınmasını sağlamak değil. Rusya’nın, Tahran’a sağladığı istihbarat desteği ve bilgi paylaşımının oluşturduğu tehditleri de ciddiyetle ele alması gerekiyor. Peki, Kremlin bu aşamada kendisinden beklenen rolü gerçekten üstlenebilir mi?

İki ülke arasındaki ilişkiler son yıllarda yeni bir düzeye ulaşmış olsa da tam kapsamlı bir ittifakın kurulmasını engelleyen aynı etkenler bugün de varlığını sürdürüyor: karşılıklı güvensizlik, kaynak yetersizliği ve stratejik düşünce farklılıkları.

Sonuçta İran bölgesel bir güç. Rusya ise çok daha büyük hedefler peşinde koşuyor ve küresel ölçekte uluslararası bir rol üstlenmeye çalışıyor. Bu nedenle iki ülkenin hedeflere ilişkin bakış açıları köklü biçimde farklılaşıyor. Çeşitli nedenlerle çıkarları kesişebilse de iki ülkenin tamamen aynı çizgide buluşması oldukça uzak bir ihtimal.

Bu tablo, Kremlin’in ilerleyen aşamada İran üzerindeki ortağını etkileme kapasitesinin sınırlarını ortaya koyuyor; ancak mevcut aşamada bu kapasitenin belirleyici olması beklenmiyor.

Şarku’l Avsat’ın Batılı diplomatların değerlendirmelerinden aktardığına göre Kremlin, İran’ın Ortadoğu’daki faaliyetlerini tırmandırma veya sınırlama konusunda sahip olduğu etkiyi Trump’la yürütülen müzakerelerde bir baskı aracı olarak kullanmayı sürdürecek. Putin’in stratejik hesabı basit: Tahran’a sağlanan askerî ve uzay tabanlı desteği azaltmak ya da kısıtlamak karşılığında Washington’dan, özellikle Ukrayna konusunda, belirli tavizler elde etmek.


Putin: Görüşmeler Rusya’nın, Ukrayna’nın ve Avrupa’nın genelinin güvenliğine odaklanmalı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda konuşma yapıyor. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Putin: Görüşmeler Rusya’nın, Ukrayna’nın ve Avrupa’nın genelinin güvenliğine odaklanmalı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda konuşma yapıyor. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda konuşma yapıyor. (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün yaptığı açıklamada, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik gelecekteki müzakerelerin, her iki ülke için güvenlik garantilerine ve Avrupa genelinde kapsamlı bir güvenlik çerçevesi oluşturulmasına odaklanması gerektiğini söyledi.

ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmeden bir gün sonra Rus televizyonuna konuşan Putin, Rusya’nın gelecek ay ABD arabuluculuğunda Ukrayna ile müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtti.

Putin, Kremlin’in değişmeyen tutumunu yineleyerek Rusya’nın hiçbir zaman savaş başlatmak istemediğini, ancak Moskova’yı yakından ilgilendiren temel meselelerde Ukrayna’nın düşmanca tepkileriyle karşılaştığını ileri sürdü.

Çeşitli konularda yürütülecek görüşmelerin olumlu sonuçlar doğurabileceğini belirten Putin, Rusya’nın yalnızca geçici bir ateşkes değil, çatışmayı sona erdirecek bir çözüm aradığını vurguladı.

Putin, Witkoff’un da görüşmelerin “Avrupa’nın genel güvenlik mimarisini” kapsaması gerektiğini dile getirdiğini belirtti. Rus lider, “Ben de buna katılıyorum. Önümüzdeki günlerde gelişmelerin nasıl şekilleneceğini görelim” dedi.

ABD öncülüğünde yürütülen müzakere girişimleri, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın patlak verdiği şubat ayında durmuştu.

Putin ayrıca, Ukrayna’nın doğusundaki topraklara ilişkin her türlü görüşmede, kendi ifadesiyle bu bölgenin “tarihsel olarak Rus toprakları” olduğu gerçeğinin dikkate alınması gerektiğini savundu. Moskova’nın Ukrayna’yı işgalinin başlamasından yedi ay sonra düzenlenen referandumlarda bölge halkının Rusya’ya katılma yönünde oy kullandığını öne sürdü.