Tahran, protestolara karşı gösteriler düzenliyor ve diplomatik mesajlar gönderiyor

Laricani, Washington ile hesaplaşma sözü verdi... Yargı Erki Başkanı ‘intikam’ çağrısında bulundu

İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
TT

Tahran, protestolara karşı gösteriler düzenliyor ve diplomatik mesajlar gönderiyor

İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)

İran’da yetkililer, halk protestolarının başlamasının üzerinden 16 gün geçmesinin ardından dün destekçilerini meydan ve alanlarda topladı. Bu süreçte Tahran yönetimi, ABD ile iletişim kanallarının ‘açık’ olduğunu vurgulayan çok sayıda diplomatik mesaj gönderirken, ‘kargaşa çıkarıcılar’ olarak nitelendirdiği kişilere yönelik güvenlik ve yargı söylemini de sertleştirdi.

Muhalif platform ve ağlarda paylaşılan bilgilere göre, protestocu gruplar pazar gecesi Tahran ve diğer bazı kentlerde hareketliliğini sürdürdü. Resmi medya ise eylemlerin temposunda ‘düşüş’ yaşandığını öne sürerek, şiddet olaylarını ‘dış müdahaleler’ ve ‘silahlı unsurlar’ ile ilişkilendirdi.

28 Aralık’ta ekonomik şikâyetler ve fiyat artışları nedeniyle başlayan protestolar, zamanla iktidar kurumlarını hedef alan siyasi eylemlere dönüştü.

Bu çerçevede İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, pazar akşamı Tahran’da, özellikle Nevab ve Saadat Abad bölgelerinde ‘protesto gösterileri’ düzenlendiğine dair görüntüler aktardı. Ajans ayrıca, Çeharmahal ve Bahtiyari eyaletinde toplanmalar yaşandığını, Horasan eyaletine bağlı Taybad kentinde de hareketlilik görüldüğünü bildirdi.

Fars Haber Ajansı bu hareketliliği ‘sınırlı’ olarak nitelendirirken, güvenlik güçlerinin protestocuları dağıtmak için harekete geçtiğini bildirdi. Ajans, Mazenderan, Horasan, Kirmanşah ve Elburz başta olmak üzere birçok eyalette güvenlik güçlerinin ‘yoğun şekilde konuşlandırıldığını’ aktardı. Buna karşılık İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), pazar akşamı Ahvaz’da protestoların sürdüğünü gösteren bir video aldıklarını açıkladı. Ajans, toplanmaları dağıtmak amacıyla ateş açıldığını, göz yaşartıcı gaz kullanıldığını ve gözaltılar yapıldığını duyurdu. Son günlerde Tahran ve Meşhed’in de aralarında bulunduğu çeşitli kentlerde kalabalık gösterilerin düzenlendiği belirtildi.

dfrt6y
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen gösteride protestocular yolları kapattı. (AP)

Yaygın biçimde aktarılan son verilere göre, ABD merkezli HRANA’ya dayandırılan haberlerde, protestoların başlamasından bu yana 496’sı gösterici, 48’i güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 544 kişinin hayatını kaybettiği, 10 bin 600’den fazla kişinin de gözaltına alındığı bildirildi. Ajans, İranlı yetkililerin resmi rakam açıklamadığına dikkat çekti. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) ise protestoların başından bu yana en az 648 göstericinin öldüğünü teyit ettiklerini, bazı tahminlere göre ölü sayısının 6 bini aşmış olabileceğini ifade etti. Örgüt, gerçek sayının daha yüksek olabileceği uyarısında bulunurken, diğer bazı kuruluş ve merkezler de yaralıların artması nedeniyle hastanelerin ‘dolup taştığını’ ve kan stoklarının azaldığını bildirdi.

Hastaneler dolu

New York merkezli İran İnsan Hakları Merkezi, yaralı göstericilerin akını nedeniyle hastanelerin ‘dolup taştığını’ ve kan stoklarının giderek azaldığını bildirdi. İran muhalefetinin öne çıkan isimlerinden, eski şahın oğlu Rıza Pehlevi ise silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine ‘halkın yanında yer alma’ çağrısında bulundu.

Pazar günü yayımlanan bir videoda, Tahran’ın güneyindeki bir morgun dışında üst üste yığılmış onlarca ceset görüldü. İnsan hakları kuruluşları, görüntülerin İranlı yetkililerin protestolara yönelik müdahalesinde hayatını kaybedenlere ait olduğunu belirtirken, devlet televizyonu da videonun gerçekliğini doğruladı. Başkentin güneyindeki Kehrizek morgu olarak konumu tespit edilen görüntülerde, siyah ceset torbalarının yerde durduğu, yakınlarını aradığı tahmin edilen kişilerin ise çevrede toplandığı görüldü.

cdfgt
Tahran'ın merkezindeki bir sokakta, protestolar sırasında hasar gören bir itfaiye aracı sergileniyor. (Tesnim)

İnternet ve iletişim üzerindeki kısıtlamaların sürmesi nedeniyle, sahadaki görüntüler ve can kaybına ilişkin rakamların bağımsız biçimde doğrulanması sınırlı kaldı. Yetkililer ise olaylara ilişkin kendi anlatılarını öne çıkararak, güvenlik güçlerinden hayatını kaybedenler ile kamu tesislerindeki hasara odaklandı.

Yetkililer perşembe gününden bu yana interneti kesti. İnsan hakları örgütleri bu durumun bilgi akışını ve ihlallerin belgelenmesini zorlaştırdığı görüşünü dile getirdi. Resmî medya ise ülke içindeki çevrim içi faaliyetin bir bölümünü sürdürmek amacıyla bazı platform ve hizmetlere ‘ulusal internet’ ya da ‘iç ağ’ üzerinden erişim sağlandığını bildirdi.

Karşı gösteriler

Yetkililer, geniş katılımlı protesto hareketine, 1979’daki kuruluşundan bu yana en büyük sınavlarından birini veren İslam Cumhuriyeti’ne destek amacıyla karşı gösteriler düzenlenmesi çağrısıyla yanıt verdi. Yetkililer, tüm vatandaşları ‘şiddet ve vandalizm’ olarak nitelendirdikleri eylemleri kınamak üzere sokaklara çıkmaya davet etti. Devlet televizyonu, Tahran’da kalabalıkların İnkılap Meydanı’na doğru ilerlediğini gösteren görüntüler yayımlarken, birçok kentte düzenlenen benzer toplanmaları da ulusal yürüyüşler olarak sundu.

Görüntülerde, göstericilerin ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ sloganları attığı görülürken, resmî televizyonun yayınları geniş katılıma ve dalgalanan bayraklara odaklandı. Bu yayınlarla, devletin inisiyatifi yeniden ele aldığı mesajının verilmek istendiği değerlendirmesi yapıldı.

cdfgthy
İranlı bir adam, yetkililer tarafından dağıtılan ve İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Trump'ın düşeceği sözünü içeren bir posteri elinde tutuyor. (Tesnim)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre binlerce İranlı dün Tahran’ın merkezinde yetkililere destek amacıyla gösteri düzenledi. Yaklaşık 15 gündür rejim karşıtı halk protestolarının sürdüğü ülkede, devlet televizyonu söz konusu gösterinin, olaylar sırasında hayatını kaybeden güvenlik güçleri için de bir ‘yas’ niteliği taşıdığını bildirdi. Yayınlanan görüntülerde katılımcıların İran bayrakları taşıdığı, yetkililerin ‘kargaşa çıkarıcılar’ tarafından öldürüldüğünü söylediği güvenlik görevlileri için dualar edildiği görüldü.

İran devlet televizyonuna konuşan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Bugün İran halkının meydanlardaki varlığı, bu milletin ABD ve İsrail ile hesaplaşmaya kararlı olduğunu gösteriyor” dedi. Laricani, olası bir saldırının ‘ağır bir karşılıkla’ yanıtlanacağı uyarısında bulundu.

Bu çerçevede Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Tahran’da düzenlenen destek gösterisinde yaptığı konuşmada, ülkenin ‘dört cephede savaş’ yürüttüğünü söyledi. Kalibaf, ABD ve İsrail ile ‘ekonomik, psikolojik ve askerî savaş’ ile ‘teröre karşı savaş’ içinde olduklarını ifade etti. İran halkının rakiplerin hedeflerine ulaşmasına izin vermeyeceğini belirten Kalibaf, ülkeye yönelik bir saldırı olması halinde silahlı kuvvetlerin karşılık vereceğini söyledi. Kalibaf’ın açıklamalarında, protestoları dış güçlerle yürütülen ‘mücadele’ sürecine bağlayan sert bir söylem dikkat çekti.

defrt
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, yetkililer tarafından ‘ayaklanmalar’ olarak nitelendirilen olaylara karşı düzenlenen gösterilere katıldı. (İran hükümeti)

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf dün katıldığı bir mitingde, yeni bir saldırı düzenlemesi halinde ABD Başkanı Donald Trump’a ‘unutulmaz bir ders’ vereceklerini söyledi. Kalibaf, bir gün önce de Washington’u ‘yanlış hesap’ yapmakla uyarmış, İran’a yönelik bir saldırı durumunda ‘işgal altındaki toprakların (İsrail) yanı sıra tüm Amerikan üsleri ve gemilerinin’ meşru hedef olacağını dile getirmişti.

Aynı doğrultuda yargı kanadından da sert mesajlar geldi. İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkede yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden güvenlik görevlilerine atıfta bulunarak, ‘dökülen kanların intikamının alınması gerektiğini’ söyledi.

Devlet televizyonuna konuşan Ejei, bu ‘intikamın’ kararlı ve etkili biçimde, tüm imkânlar kullanılarak alınması gerektiğini vurguladı. Ejei, protestolarda ‘kilit rol oynadığını’ ileri sürdüğü kişilerin yargılanması ve cezalandırılması sürecinin hızlandırılması için başsavcıya talimat verdiğini açıkladı.

Ejei, yerel medyaya yansıyan açıklamalarında, yalnızca şiddet eylemlerine katılanlara değil, aynı zamanda kışkırtma yaptığını veya destekleyici roller üstlendiğini düşündüğü kişi ve gruplara karşı da, söylem ya da çağrılar yoluyla dahi olsa, ‘tavizsiz’ bir tutum izleneceği uyarısında bulundu.

Diplomatik inceleme

Aynı paralelde Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’da görev yapan yabancı büyükelçiler ve diplomatik misyon şefleriyle yaptığı toplantıda bir sunum yaparak, ‘durumun tamamen kontrol altına alındığını’ söyledi. Arakçi, herhangi bir kanıt ortaya koymadan, şiddet olaylarından ABD ile İsrail’i sorumlu tuttu.

sdefr
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, yabancı büyükelçilere ve diplomatlara protestoların arka planını açıkladı. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Arakçi, İslam Cumhuriyeti’nin ‘savaş istemediğini, ancak savaşa tamamen hazır olduğunu’ belirterek, “Müzakerelere de hazırız; ancak bu müzakereler adil olmalı, eşit haklara ve karşılıklı saygıya dayanmalı” dedi. Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın protestolara ilişkin açıklamalarının ise İran’ın iç işlerine müdahale anlamına geldiğini savundu.

Protestoların başlangıçta ‘sakin ve meşru’ olduğunu, ancak daha sonra ‘şiddete dönüştüğünü’ ileri süren Arakçi, yetkililerin silah dağıtıldığına dair olduğunu söylediği belgeler ve fotoğraflara sahip olduklarını, gözaltına alınan bazı kişilerin itiraflarının da yayımlanacağını söyledi. Devlet kurumlarının kamuya ve özel mülklere yönelik saldırıları tespit ettiğini ifade eden Arakçi, camilerin ve ambulansların yakıldığını öne sürerek, “Hiçbir İranlı bir camiye saldırmaz” dedi.

Arakçi, iletişim konusuna da değinerek, internetin kesilmesinin ‘güvenliğin sağlanması’ amacıyla yapıldığını, ‘güvenlik istikrar kazandığında internet hizmetlerinin geri döneceğini’ söyledi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Arakçi bu konuda net bir takvim vermedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olarak, askerî seçeneklerin de yer aldığı bir dizi seçeneği değerlendirdiği, ABD’nin İranlı yetkililerle görüşebileceğini söylediği ve muhalefetle temas halinde olduğunu dile getirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ile ‘iletişim kanalının’ açık olduğunu, bunun ABD’nin özel temsilcisiyle temasın yanı sıra İsviçre aracılığıyla yürütülen diplomatik hatları da kapsadığını söyledi. Bekayi, mesajların ‘ihtiyaç duyuldukça’ karşılıklı olarak iletildiğini belirtti. Tahran’ın diplomasiden yana tutumunu sürdürdüğünü vurgulayan Bekayi, buna karşın Washington’dan ‘çelişkili mesajlar’ geldiğini savundu ve olası görüşmelerin ‘dayatmaya dayalı tek taraflı bir müzakere değil, karşılıklı çıkar ve hassasiyetlerin kabulü temelinde’ yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Bekayi, Tahran ile ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff arasında bir iletişim kanalının bulunduğunu da hatırlatarak, İran’da ABD’ye ait bir diplomatik temsilcilik olmadığını, Amerikan çıkarlarının İsviçre Büyükelçiliği tarafından temsil edildiğini kaydetti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve Fransa büyükelçilerini, söz konusu ülkelerin ‘karışıklıkları desteklediği’ gerekçesiyle bakanlığa çağırdı. Tahran, bu ülkelerden gelen ‘her türlü siyasi ya da medya desteğinin’, İran’ın ‘kargaşa’ olarak nitelediği eylemlere yönelik olması halinde, ülkenin güvenliğine yönelik ‘açık bir müdahale’ anlamına geldiğini savundu.

İhtiyatlı davranma çağrısı

Uluslararası arenada, birçok ülke ve kurum, şiddetin durdurulması ve itidal çağrısında bulunurken, iletişim hatlarının yeniden açılması talep edildi. Avrupa Birliği (AB) ise protestoların sert şekilde bastırılmasına karşı ek yaptırım seçeneklerini gündeme getirdi.

AB, göstericilere karşı güç kullanımının ardından ‘yeni ve daha sert yaptırımlar önermeye hazır’ olduklarını bildirdi.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Hindistan ziyaretinde yaptığı açıklamada, göstericilere yönelik şiddeti ‘zayıflığın göstergesi’ olarak nitelendirerek, bunun ‘derhal durdurulması’ gerektiğini söyledi ve İran yönetimine ‘halkını tehdit etmek yerine koruma’ çağrısı yaptı. Almanya Dışişleri Bakanlığı da internet erişiminin engellenmesini reddettiklerini ve erişimin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Çin ise İran hükümeti ve halkının ‘zorlukların üstesinden gelerek ulusal istikrarı korumasını’ umut ettiğini belirtti. Pekin, güç kullanımına veya tehdidine karşı olduğunu ve diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıktığını ifade etti.

Kanada, ‘cesur İran halkının yanında durduğunu’ belirterek, yetkililere baskıyı durdurma ve insan haklarına saygı gösterme çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise protestoculara yönelik şiddet ve ‘aşırı güç kullanımına’ dair raporlardan ‘şoke olduğunu’ söyledi. Guterres, yetkilileri ‘azami itidal göstermeye’ ve ‘gerekli olmayan ya da orantısız’ güç kullanımından kaçınmaya çağırdı. Ayrıca ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma haklarının korunması gerektiğini vurgulayan Guterres, ülkede bilgiye erişimin sağlanması için adımlar atılmasını, buna internet bağlantılarının yeniden açılmasının da dahil olduğunu talep etti.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News