İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Bu olgu, ekonomik umutsuzluğu ve siyasi değişim arzusunu harmanlıyor

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Ömer Harkus

Yeni İran anı, dini havzaların koridorlarında, hükümet kurumlarında veya Dini Lider Ali Hamaney'in direktifleriyle şekillenmiyor. Aksine, şifreli sanal alanlardan sokaklara çıkıyor ve bu sokakları, henüz kendisini önceki ayaklanmalardan ayırt eden bir isim almayan ayaklanma kapsamında, yeni bir genç erkek ve kız kuşağının isyanının sahnesine dönüştürüyor gibi görünüyor. Bu yaş grubu, ülkelerinde önemli değişikliklere yol açabilecek veya sokaklara geri dönmelerini engellemek için rejimin hapishanelerine düşmelerine neden olabilecek gerçek bir devrim yaşıyor.

1997 ile 2012 başları arasında doğan “Z Kuşağı”nın protesto hareketinde kilit bir oyuncu olarak yükselişi, sadece yüzlerin değişmesi değil, İran'daki siyasi muhalefetin işleyiş “kodunda” radikal bir değişim anlamına da geliyor.

Muhalefetin bakış açısına göre, bugün yaşananlar uluslararası bir çatışmaya veya dış politika etkileşimlerine indirgenemez. Aksine, İran toplumunun kendi içindeki derin dönüşümlerin bir ifadesidir. Muhalefet, protestoların dışarıdan gelen açıklamalara bir yanıt olarak doğmadığını, ekonomi sebebiyle uzun süredir biriken hayal kırıklıklarının, toplumsal boğulmanın ve hem siyasi hem de ataerkil otoritenin meşruiyetinin tükenmesinin sonucu olduğunu düşünüyor.

Bu kuşak bağımsız olarak görülüyor, yurtdışındaki liderlerden rehberlik beklemiyor ve nereden gelirse gelsin bir siyasi vesayetin meşruiyetini tanımıyor.

Sosyologlar, İran'daki mevcut dönüşümün siyasi bir hareket olmadan önce sosyolojik bir hareket olduğuna inanıyor. Bu kuşak, açık ve bireyselci bir dijital ortamda büyüdü, kendisini ideolojik veya örgütsel bağlılık yerine bağımsızlık ve isyan yoluyla tanıtıyor, bu da herhangi bir tarafın onun hızını kontrol etmesini veya yönlendirmesini zorlaştırıyor.

İran bağlamında “Z Kuşağı”

Geleneksel “reform” aşamasını aşan durgun bir ekonomik görünüm ve yaşam standartlarındaki çöküşün etkisiyle, Z Kuşağı, rejimin “varoluşsal reddi” olarak adlandırılabilecek bir aşamada öne çıkıyor. Bu reddetme kendisini partizan siyasi açıklamalarla değil, devletin otoritesini alayla birlikte cesaret ve kendini tanıtma yoluyla sarsmayı amaçlayan fiziki ve dijital “performanslarla” ifade ediyor. Böylece sokaklar, “puan toplamak” ve sanal “öncüler” listesinde üst sıralarda yer almak için mücadele edilen akıllı telefon ekranlarının bir uzantısı haline geliyor; bu olgu, ekonomik umutsuzluğu yaşama isteğiyle harmanlıyor.

Devlet televizyonunun hakim olduğu kapalı bir medya ortamında büyüyen ebeveynlerinin aksine, Z Kuşağı VPN'ler ve uydular aracılığıyla dış dünyaya bağlı olarak büyüdü. Bu onun K-pop müziği ve Japon animelerinden, Batılı liberal demokrasinin değerlerine ve insan haklarına kadar uzanan küresel kültürü tüketmesine olanak tanıdı. Bu “dijital göç”, hem Orta Çağ'dan kalma olarak gördüğü siyasi rejime hem de ekranında her gün gördüğü yaşam tarzına ulaşmasını engelleyen ekonomik gerçekliğine karşı iki yönlü bir yabancılaşma doğurdu.

İran'ın Z Kuşağı, her türlü ataerkil veya devlet kontrolünü reddeden güçlü bir bireycilik duygusuyla karakterize edilir. Önceki kuşaklar dini, ailevi veya partizan çerçeveler içinde kolektif olarak çalışmaya eğilimliyken, bu kuşak kendini bağımsız olarak ifade etmeyi tercih ediyor. Zorunlu başörtüsü yasalarını dini bir mesele olarak değil, kişisel özgürlüğe ve bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkına yönelik açık bir ihlal olarak reddetmesi de bunu açıkça gösteriyor.

Bu kuşağın özlemleri ile rejimin gerçekliği arasındaki uçurum sadece siyasi değil, bilişsel bir uçurum. Rejim görev ve yükümlülük dilini konuşurken, gençler hak ve arzular dilini konuşuyor. Bu uçurum, rejimin gençleri siyasi şarkılarla kazanma girişimlerinin başarısız olmasıyla açıkça ortaya çıktı; bu şarkılar sosyal medya platformlarında alayla karşılandı ve yapılan videolarla kendisiyle dalga geçildi.

Ekmekten devrimci nihilizme

Z Kuşağı hareketi, İran'ın içinde bulunduğu ekonomik bağlamdan ayrılamaz. İran’ın para birimi eşi görülmemiş bir çöküş yaşadıktan sonra ekonomi, bir “meydan okuma”dan protestoların “varoluşsal dinamosuna” dönüştü. Bu çöküş sadece bir sayı değildi; bütün bir kuşağın hayalleri için ölüm cezasıydı. 20 yaşındaki bir genç için bu enflasyon, emeklerinin ve çabalarının değerinin her gün buharlaşması ve en temel ihtiyaçları bile karşılayabilmesinin uzak bir hayal haline gelmesi anlamına geliyor.

Buna ilave olarak, gençler yüksek işsizlik oranlarından muzdarip. Bazı tahminler, 15-24 yaş arası gençlerin yaklaşık yüzde 77'sinin eğitim, öğretim ve istihdam sektörlerinin dışında olduğunu gösteriyor. Bunlar hem fazla zamanı hem de öfkesi olan, protestoların insan gücünü oluşturan bir  kitleyi temsil ediyor.

Bu durum, caydırıcılık denklemini değiştirdi. Hapis ve hatta ölüm tehdidi artık eskisi kadar etkili değil, çünkü bu rejimin gölgesi altında “yaşam”, sosyal medya aracılığıyla takip ettikleri yaşama karşılık bir “yavaş ölüm” ile eş anlamlı hale geldi. Z Kuşağı, yoksulluğu doğrudan rejimin yapısal yolsuzluğuna ve iç sorunlar pahasına Gazze, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki milisleri destekleme de dahil olmak üzere dış politikalarına bağlıyor. Ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtan ve yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı da bunu açıkça gösteriyor.

Yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı, ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtıyor

İran'daki “Z Kuşağı” hareketinin en eşsiz ve yenilikçi özelliği, video oyunlarının ve sosyal medya platformlarının mantığını benimsemesi ve bunu sokaklardaki devrimci eylemlerine uygulaması olabilir. Bu “oyunlaştırma”, risklerin en aza indirilmesi değil, baskıcı gerçeklikle başa çıkmak için psikolojik ve taktiksel bir stratejidir.

Z Kuşağı, TikTok ve Instagram gibi uygulamalardaki “meydan okumalar” (challenge) kültürüyle büyüdü ve bu eğlence amaçlı meydan okumalar, “sarığı düşürme meydan okuması” gibi yüksek riskli meydan okumalara dönüştü.

2022'de başlayan bu fenomen, genç erkek ve kızların sokaklarda din adamlarının peşinden koşup, sarıklarına vurarak düşürmelerini ve bu eylemlerini videoya çekmelerini içeriyor. Bu eylem, kutsallığı bozma fikrine dayanan derin anlamlar taşıyor. Zira sarık, dini ve siyasi otoritenin sembolü ve onu düşürmek, rejimin imajını sarsmayı ve sembolik meşruiyetinden mahrum bırakmayı amaçlayan bir “kutsalı bozma” eylemidir.

Bu eylem oyun mantığına göre işliyor; bir “hedef” (din adamı), bir “risk” (tutuklanma) ve bir “ödül” (videonun viral olması) var. Hedef ne kadar zorlu olursa, örneğin yüksek rütbeli bir din adamı veya kalabalık bir yer, çeşitli platformlarda etkileşim o kadar büyük oluyor.

y6u78ı
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Bu noktada, videoların yayılması, diğer yerlerde ve şehirlerdeki gençlerin bu eylemi tekrarlamaları ve bu alaycı ulusal “karnavala” katılmaları için teşvik haline geliyor.

Şimdiye kadar ayaklanmada ortaya çıkan en ikonik görüntü, bir kızın Hamaney'in yanan posterinin alevi ile sigarasını yakmasıydı. Bu görüntü, siyasi ve hatta ataerkil otoriteye karşı protestolarda tekrar tekrar kullanılan bir sembol haline geldi.

Merkezi liderliğin yokluğu

Hareketin belirli bir liderlikten yoksun olması yetkilileri şaşırtıyor. Hareketler, çoğunlukla şifreli uygulamalar aracılığıyla iletişim kuran ve kararlarını merkezi olmayan bir şekilde alan çok küçük, bağımsız arkadaş veya sınıf arkadaşı gruplarına dayanan basit, görünmez, yatay bir yapıya sahip.

Bu yapı, rejimin hareketi “başsız bırakmasını” imkansız kılıyor çünkü hareket, zaten başsız. Belirli bir mahallede bir grup tutuklandığında, çevredeki bölgelerde başka gruplar ortaya çıkıyor, tıpkı yüzeyin altında yatay olarak büyüyen ve beklenmedik birçok yerde yüzeye çıkan mutasyona uğramış kökler gibi. Bu, merkezi otoriteyi reddeden ve “kolektif zekayı” yükselten bir uygulama kültürünün doğrudan sonucu.

Protestocular, içeriklerini güçlendirmek için TikTok'taki “ekleme” (stitch) ve “düet” gibi özellikleri kullanıyorlar. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Protesto veya baskıyla ilgili bir video viral olduğunda, binlerce kullanıcı onu düet olarak paylaşıyor ve bu da platformun veya sansürcülerin binlerce püretilmiş versiyonu silmeden orijinal videoyu kaldırmasını imkansız hale getiriyor. Bu ise kendi anlatılarını dayatan dijital bir “tufan” yaratıyor.

Bu çatışmanın özünde “kahramanlık” ve “ölüm” kavramlarında bir dönüşüm yaşanıyor. İran rejimi, meşruiyetini Şii geleneğinden ve Irak ile Suriye'deki savaşlardan türetilen bir “şehitlik kültürü” üzerine inşa etti. Ancak Z Kuşağı bu anlatıyı yıkıyor ve yerine “yaşam” anlatısını koyuyor

2022 protestolarında öldürülen iki genç kız Nika Shakarami ve Sarina Esmailzadeh gibi figürler, ölümleri nedeniyle değil, dijital olarak belgeledikleri yaşamları nedeniyle ikon haline geldiler. Nika'nın şarkı söyleyip dans ettiği ve Sarina'nın hayallerini anlattığı, özgürlük ve refah hakkında etkileyici bir şekilde konuştuğu videolar viral oldu.

Bu videolar, izleyicilerin onları ulaşılamaz “kutsal semboller” olarak değil, “gerçek insanlar” olarak görmesini sağladı. Önceki protestolarda öldürülenlerin cenazelerine Şii geleneklerine uygun olarak ağlama ve dövünme damga vururken, Z kuşağı kurbanlarının cenazeleri alkış, şarkı söyleme ve mezarlar üzerinde başörtülerin yakılmasıyla farklılaştı.

İran'da yaşananlar sadece geçici bir protesto dalgası değil, rejimin eski yöntemleriyle kontrol altına alamayacağı veya yatıştıramayacağı bir ayaklanma. Gençleri uçurumun eşiğine iten ekonomik umutsuzluk ile onlara araçlar ve güç duygusu veren dijital güçlenmenin birleşimi farklı bir denklem yarattı; ya rejim değişikliği ya da kronik istikrarsızlığın devamı.

yhuı8
Protestocular, İran'ın Tahran kentinde bir ateşin etrafında rejim karşıtı sloganlar atıyor, 9 Ocak 2026 Cuma (AP)

Bu nedenle, siyasi protestoların geleceği fetvaların mürekkebiyle değil, isyan algoritmaları ve sokakların bitmek bilmeyen meydan okumalarıyla yazılacak. Bu, geçici bir protesto dalgasından daha fazlası; ekonomik çöküş, askeri yenilgi, uluslararası izolasyon ve halkın öfkesinin bir araya geldiği mükemmel bir fırtına.

Mevcut protestolar henüz hızlı bir değişimi zorlayacak ölçeğe ulaşmadı, ancak geçiş aşamasında gibi görünüyorlar, zira rejim daha geniş çaplı bir baskı ve sokaklarda rejim yanlısı gösterilerin seferber edilmesi için hazırlanıyor.

İşte paradoks da burada yatıyor; rejim halk desteğini ne kadar çok göstermeye çalışırsa, toplumsal kutuplaşmanın ortaya çıkma riski o kadar artacaktır. Sokak, “devletin dini otoritesi” ile “dizginsiz yeni kuşak” arasında sembolik ve siyasi bir çatışma arenasına dönüşecek ve mevcut durum da ara sıra yaşanan protestolardan daha geniş bir toplumsal çatışmaya dönüşecektir.



Hamaney, ülkenin iç güvenliğini hedef alan ‘çok yönlü savaş’ konusunda uyarıda bulundu

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Hamaney, ülkenin iç güvenliğini hedef alan ‘çok yönlü savaş’ konusunda uyarıda bulundu

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, ABD ve İsrail’in İran içinde ‘şüphe, umutsuzluk, korku ve ayrılık’ yaratmaya çalıştığını belirterek, bunun iki ülkenin İran Silahlı Kuvvetleri karşısında uğradıkları ‘yenilginin’ ardından başvurduğu bir yöntem olduğunu söyledi.

Bugün Tahran’da, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ruhullah Humeyni’nin ölümünün 37’nci yılı dolayısıyla düzenlenen törende okunan yazılı mesajında Hamaney, ‘sinsi düşmanın’ yürüttüğünü söylediği savaşta, İran halkının direncini hedef aldığını ve yetkililerin hesaplarını bozmayı amaçladığını ifade etti. Mesajda, bu hedefe ulaşmak için kullanılan temel aracın ‘şüphe, umutsuzluk, korku, güvensizlik ve anlaşmazlık tohumları ekmek’ olduğu belirtildi.

Hamaney, İran halkını ‘direniş, basiret, birlik ve dayanışmayı koruma, karşılıklı güveni güçlendirme ve düşmanla aynı çizgide hareket etmeme’ yoluyla ‘düşmanın planlarını boşa çıkarmaya’ çağırdı. İranlılar arasında karamsarlık ve umutsuzluğun yayılmasına yol açacak her türlü adımın ise ‘düşmana yardım anlamına geldiğini’ savundu.

Mesajda ayrıca, ‘düşmanın İran'ın cesur silahlı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğradığı’ öne sürülerek, bu nedenle şimdi İran’ın iç cephesini zayıflatmaya çalıştığı ifade edildi. İsrail, ‘hegemonya sistemine bağlı bir askerî karakol’ olarak nitelendirilirken, İran’ın ilerlemesini engellemeye çalışmakla suçlandı. ABD’nin ise ‘boyun eğmeyi reddettiği için İran halkıyla sorun yaşadığı’ iddia edildi.

Mesaj, Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi tarafından, Humeyni’nin Tahran’ın güneyindeki türbesinde düzenlenen törende okundu. Tören, önceki yıllardan farklı olarak üst düzey siyasi ve askerî liderlerin katılımı olmadan gerçekleştirildi. Güvenlik koşulları nedeniyle alınan bu karar, geçmiş yıllarda yıllık anma konuşmasını bizzat yapan Ali Hamaney dönemindeki uygulamalardan ayrıştı.

Öte yandan, İran’ın ilk liderinin torunu Hasan Humeyni de önceki yılların aksine törende konuşma yapmadı. Organizasyon komitesi, Mücteba Hamaney’in mesajının bu yılki anma programının ana bölümünü oluşturduğunu açıkladı.

Geçtiğimiz mart ayında İran’a yönelik ilk ABD ve İsrail saldırılarında babası Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından ülkenin liderliğine getirilen Mücteba Hamaney, göreve başlamasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Hamaney’in açıklamaları bugüne kadar yalnızca İran medyasında yayımlanan veya resmî törenlerde okunan yazılı mesajlarla sınırlı kaldı.

Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, cep telefonundan canlı yayını izlerken İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in mektubunu okuyor. (AFP)Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, cep telefonundan canlı yayını izlerken İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in mektubunu okuyor. (AFP)

Tören alanında, bu etkinlikte her yıl geleneksel konuşmayı yapan eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir koltuk hazırlandı. Devlet televizyonunun yayımladığı görüntülerde de tören alanında Humeyni ve Ali Hamaney’in fotoğraflarının yanında Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı görüldü. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre törene katılanlar, İran İslam Cumhuriyeti bayraklarının yanı sıra Hizbullah bayrakları da taşıdı.

Mücteba Hamaney’in son mesajı, 28 Mayıs’ta İran parlamentosuna gönderdiği benzer içerikli uyarıları da tekrarladı. Hamaney o mesajında milletvekilleri ve siyasi elitlere, ‘haklı gerekçelere dayansa bile’ görüş ayrılıklarının çatışma ve bölünmeye dönüşmesine yol açabilecek adımlardan kaçınmaları çağrısında bulunmuştu. Ülkenin savaşın etkileriyle mücadele ettiği bir dönemde devlet kurumları arasında daha geniş bir eşgüdüme ihtiyaç duyulduğunu savunan Hamaney, siyasi aktörlerden toplumsal ve siyasi kutuplaşmayı derinleştirecek tutumlardan uzak durmalarını istemişti.

Söz konusu mesajında parlamentonun önceliğini ekonomik istikrarın güçlendirilmesi, enflasyonun düşürülmesi, üretimin desteklenmesi ve savaşın ekonomik sonuçlarının giderilmesine vermesi gerektiğini belirten Hamaney, iç birliğin korunabilmesi için devlet kurumları arasında daha kapsamlı koordinasyonun şart olduğunu ifade etmişti.

Hamaney ayrıca o dönemde, ABD ile yürütülen müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a övgüde bulunmuştu. Bu açıklama, Washington ile yürütülen görüşmelere yönelik iç kamuoyundaki eleştirileri yatıştırma girişimi olarak değerlendirilmişti.

​​​​​​​İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, Tahran’da düzenlenen Humeyni’nin 37. ölüm yıldönümü töreninde slogan atıyor. (Jamaran)İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, Tahran’da düzenlenen Humeyni’nin 37. ölüm yıldönümü töreninde slogan atıyor. (Jamaran)

ABD Başkanı Donald Trump salı günü yaptığı açıklamada İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelere ‘dahil olduğunu’ belirterek, sürecin olumlu ilerlemesi halinde ilerleyen dönemde kendisiyle görüşebileceğini söyledi.

Trump, Pod Force One adlı podcast yayınında yaptığı değerlendirmede, İranlı yetkililerin ‘İran Dini Lideri’nin müzakerelere onay verdiğini’ söylediklerini aktararak, İran’la ilgili durumun ‘hızla geliştiğini’ ve sürecin ‘oldukça olumlu bir noktaya ulaşabileceğini’ ifade etti.

Hamaney’in görüşmelerdeki rolüne ilişkin bir soru üzerine Trump, “Kesinlikle sürecin içinde” yanıtını verdi. İran Dini Lideri’nin ülkede büyük saygı gördüğünü düşündüğünü belirten Trump, daha önce kendisiyle hiç görüşmediğini de sözlerine ekledi. Trump, “Onunla tanışma fırsatım olmadı” dedi.

Trump ayrıca Hamaney’in sağlık durumuna da değinerek, ‘eğer anlatılanlar doğruysa’ çeşitli yaralanmalar geçirdiğini söyledi. Ancak buna rağmen müzakere sürecine onay veren kişinin Hamaney olduğunu savundu.

“Bana söylenen, onayı onun verdiği yönünde. Bu uzun zamandır böyle işliyor. Önce babası, şimdi kendisi. Bunun bir tür halefiyet süreci olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullanan Trump, İran Dini Liderliği’ndeki devamlılığa dikkat çekti.

Trump, Mücteba Hamaney ile görüşmeye açık olduğunu da belirterek, “Onunla görüşmek isterim. Herkesle görüşmek isterim. Sürecin nasıl ilerleyeceğine bağlı olarak bir noktada bir araya gelmemiz mümkün olabilir” dedi.


Kırım’da Ukrayna saldırıları: 4 kişi hayatını kaybetti

Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)
Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)
TT

Kırım’da Ukrayna saldırıları: 4 kişi hayatını kaybetti

Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)
Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)

Kırım’daki Rus yanlısı yetkililer, bugün Ukrayna’nın düzenlediği saldırılarda yarımadada 4 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Olay, iki tarafın bir gün önce karşılıklı olarak şehirlerini hedef alan saldırılar gerçekleştirmesi sonrasında yaşandı.

Moskova tarafından atanan Kırım Valisi Sergey Aksyonov, Ukrayna güçlerinin yarımadanın idari merkezi olan Simferopol’de yerleşim dışı bir bölgeyi vurduğunu, saldırıda 3 kişinin öldüğünü ve 7 kişinin yaralandığını bildirdi.

Aksyonov daha sonra Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava aracının (İHA) Kırım’ın doğusunda bir yolcu trenini hedef aldığını, saldırıda 1 kişinin yaşamını yitirdiğini ve 3 kişinin yaralandığını duyurdu.

Karadeniz’deki Rus filosunun ana üssü olan Sivastopol’da ise hava savunma sistemlerinin 20’den fazla Ukrayna İHA’sını etkisiz hale getirdiği açıklandı. Yetkililer can kaybı yaşanmadığını belirtirken, düşürülen İHA’ların parçalarının bazı binalarda hasara yol açtığını ifade etti.

Sivastopol, Rus Karadeniz Filosu'nun karargahıdır, (EPA)Sivastopol, Rus Karadeniz Filosu'nun karargahıdır, (EPA)

Rusya, Kırım’ı 2014 yılında ilhak etmişti. Bu gelişme, Moskova destekli dönemin Ukrayna Devlet Başkanı’nın Kiev’deki halk protestolarının ardından ülkeden ayrılmasından sonra gerçekleşmişti. Kırım, Rus turistler için popüler bir tatil destinasyonu olmayı sürdürüyor.

Öte yandan Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı, Rusya’nın Ryazan bölgesindeki bir barut fabrikasının vurulduğunu açıkladı. Telegram üzerinden yapılan açıklamada, saldırının ardından 400 metrekareden geniş bir alanda yangın çıktığı belirtildi.

Ukrayna ayrıca, Rusya’nın gece boyunca ülkenin kuzey, güney ve doğu bölgelerine yönelik düzenlediği hava saldırısında fırlatılan 293 İHA’dan 264’ünün düşürüldüğünü duyurdu.

Ukrayna makamlarının açıklamasına göre Rusya, Voronej bölgesinden fırlatılan bir İskender-M balistik füzesinin yanı sıra Şahid, Gerbera ve İtalmas tipi toplam 293 İHA ile saldırı düzenledi. İHA’ların Kursk, Bryansk, Millerovo, Primorsko-Ahtarsk ve Rusya’nın kontrolünde bulunan Kırım’daki Çayda bölgesinden havalandığı belirtildi.

Kiev yönetimi, saldırıların hava savunma birlikleri, elektronik harp sistemleri, İHA’lar ve mobil ateş destek ekipleri tarafından püskürtüldüğünü açıkladı.

Rus bombardımanı sonucu Dinyeper bölgesindeki bir dükkânda çıkanbüyük yangın (Reuters)Rus bombardımanı sonucu Dinyeper bölgesindeki bir dükkânda çıkanbüyük yangın (Reuters)

Ukrayna ordusu ayrıca, savaşın başlangıcı olan 24 Şubat 2022’den bu yana Rus ordusunun toplam kayıp sayısının yaklaşık 1 milyon 369 bin 340’a ulaştığını öne sürdü. Açıklamada, son 24 saatte bin 300 Rus askerinin öldüğü veya yaralandığı iddia edildi.

Ukrayna Genelkurmayı’na göre savaşın başlangıcından bu yana 11 bin 978 tank, 24 bin 676 zırhlı muharebe aracı, 43 bin 247 topçu sistemi, bin 830 çok namlulu roketatar sistemi, bin 403 hava savunma sistemi, 436 savaş uçağı, 353 helikopter, 32 bin 726 İHA, 4 bin 733 seyir füzesi, 33 savaş gemisi, 2 denizaltı ve 102 bin 971 askeri araç ile yakıt tankeri imha edildi.

Ukrayna makamları, dün St. Petersburg’daki bir petrol tesisinin ve Kronstadt askeri üssünün hedef alındığını açıklamıştı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre kentin en önemli simgelerinden biri olan Petro ve Pavel Kalesi’nin arkasından yoğun siyah dumanların yükseldiği gözlemlendi.

Ukrayna İHA Kuvvetleri Komutanı’na göre, St. Petersburg’daki ana havalimanının gece saatlerinde geçici olarak kapatılmasına neden olan saldırıda, Kronstadt Deniz Üssü’ndeki bir Rus savaş gemisi de vuruldu.

elenskiy ve Rutte Kiev'de (EPA)Zelenskiy ve Rutte Kiev'de (EPA)

Kiev yönetimi, saldırının amacının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yarın konuşma yapmasının beklendiği St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’nun faaliyetlerini aksatmak olduğunu belirtti. Ukrayna Savunma Bakanlığı Danışmanı Serhiy Sternenko, “St. Petersburg Forumu, arka planda yükselen siyah duman bulutları eşliğinde açılıyor” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Kiev’de düzenlediği ortak basın toplantısında, ülkesinin Rus saldırılarına “orantılı şekilde” karşılık verdiğini söyledi. Zelenskiy, “Karşı saldırılarımızın temposunu artırabilmemiz sadece zaman meselesi” dedi.

NATO Genel Sekreteri Rutte de Ukrayna’nın Rusya’nın bazı kritik kabiliyetlerini hedef alma konusunda başarılı olduğunu ifade etti.


ABD ve İran “ara anlaşmada” mı karar kılacak?

İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)
İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)
TT

ABD ve İran “ara anlaşmada” mı karar kılacak?

İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)
İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump hafta sonuna kadar İran'la anlaşma yapılabileceğini savunsa da Tahran görüşmelerde ilerleme kaydedilmediğini öne sürüyor.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin çok iyi gittiğini savunarak, sürecin olumlu sonuçlanmasından ümitli olduğunu belirtti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Washington'la iletişim kanallarının hâlâ açık olduğunu ancak savaşı sona erdirmek için yürütülen müzakerelerde "somut bir ilerleme" kaydedilmediğini söyledi.

Uzmanlar iki ülke arasında yapılacak olası anlaşmada Hürmüz Boğazı'nın açılması, İran üzerindeki ekonomik baskının hafifletilmesi ve küresel piyasaların rahatlatılması gibi adımlarda uzlaşılabileceğini söylüyor.

Ancak Reuters'ın analizinde böyle bir "ara anlaşmanın" İran'ın uranyum zenginleştirmesi ve balistik füze programı gibi meseleler hakkında çözüm sağlamayacağı, çatışmaları sonlandırmak yerine askıya alacağı belirtiliyor.

Eski üst düzey ABD'li diplomat Dennis Ross, ABD-İsrail'in İran'da rejim değişikliği başta olmak üzere temel hedeflerine ulaşamadığını söyleyerek, operasyonda "askeri başarı yakalandığını fakat stratejik kazanımların elde edilmediğini" vurguluyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen yetkililer, İsrail ve Körfez ülkelerinin baskılarına rağmen ABD'nin İran'ın balistik füze programına odaklanmayı büyük ölçüde bıraktığını söylüyor.

Hürmüz Boğazı'nın mevcut durumda yeniden normale dönmesi halinde buranın "temelde İran'ın kontrolüne geçmiş olacağını" belirtiyorlar.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü'nden David Schenker, Trump'ın sıkça eleştirdiği Barack Obama döneminde 2015'te İran'la imzalanan anlaşmaya benzer bir mutabakata varmak zorunda kalabileceğine dikkat çekiyor.

Cumhuriyetçi lider, 2018'de ABD'yi tek taraflı olarak bu nükleer anlaşmadan çekmişti.

Schenker ayrıca çatışmaların askıya alınmasının halihazırda güçlenen Devrim Muhafızları'nı daha da kuvvetlendireceğini söylüyor.

Wall Street Journal'a konuşan kaynaklar ise Trump'ın, İran'ın Amerikan askerlerini öldürmesi halinde Tahran'la ateşkesi sona erdirmeyi değerlendirdiğini savunuyor.

Diğer yandan ABD Temsilciler Meclisi, Trump yönetiminin İran'a yönelik saldırılarının sona ermesini öngören "savaş yetkileri" tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi'nde yapılan oylamada, 208 "hayır" oyuna karşılık 215 "evet" oyu kullanıldı. 4 Cumhuriyetçinin Demokratlara katılarak "evet" oyu kullanması dikkat çekti.

CNN'in analizine göre tasarının Senato'dan geçmesi durumunda Trump, İran'daki harekata katılan birlikleri çekmek veya Kongre'den savaş için onay almak zorunda kalabilir.

Temsilciler Meclisi'ndeki oylama sembolik olsa da analize göre bu durum "Trump'ın ne kadar köşeye sıkıştığını" gösteriyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN, Times of Israel, Tesnim, Reuters