2026: Başlangıcın sonu mu, sonun başlangıcı mı?

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya, büyük felaketlerin ve savaşların tekrarını önlemek için normlara ve yasalara dayalı bir uluslararası sistem kurmaya çalıştı

: İsrail, geri çekilmesi ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmesi çağrısında bulunan BM kararlarına rağmen, işgal ettiği toprakları korumak için askeri gücüne güveniyor (AFP)
: İsrail, geri çekilmesi ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmesi çağrısında bulunan BM kararlarına rağmen, işgal ettiği toprakları korumak için askeri gücüne güveniyor (AFP)
TT

2026: Başlangıcın sonu mu, sonun başlangıcı mı?

: İsrail, geri çekilmesi ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmesi çağrısında bulunan BM kararlarına rağmen, işgal ettiği toprakları korumak için askeri gücüne güveniyor (AFP)
: İsrail, geri çekilmesi ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmesi çağrısında bulunan BM kararlarına rağmen, işgal ettiği toprakları korumak için askeri gücüne güveniyor (AFP)

Nebil Fehmi- Mısır Eski Dışişleri Bakanı

Uluslararası gerilimler ve huzursuzluklar, 2025 boyunca ve 2026'nın başlarında Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Latin Amerika'da hem sayı hem de çeşitlilik açısından benzeri görülmemiş seviyelere ulaşarak çoğaldı ve yoğunlaştı. Rusya, Ukrayna, Polonya ve diğer eski müttefikleriyle çatışma ve gerilim içindeyken, Amerika Birleşik Devletleri müttefiki Danimarka'ya bağlı Grönland'ı ele geçirme  niyetini açıkladı. Birçok NATO üyesi, bu Amerikan hamlesine karşı duracaklarını belirtmek için askeri uzmanlar gönderdi. Bunların, uluslararası düzenin şekli ve istikrar üzerinde etkileri bulunuyor. Bu karışıklıkların çoğunda dikkat çekici olan husus, artan ve sınırsız güç kullanımı ile uluslararası düzenin ve hukukun tüm norm ve temellerinin tamamen göz ardı edilmesidir.

Son dönemdeki huzursuzluğun ve kargaşanın gölgesinde, küresel düzenin temelleri ve sürdürülebilirliği konusunda tartışmalar yoğunlaştı. Bazıları, bunun yalnızca güce dayalı olduğunu, büyük ve güçlü devletlerin çıkarlarının üstün geldiğini ve siyasi, askeri ve ekonomik güç yoluyla iradelerini dayattıklarını savunuyor. Diğer grup ise uygulamaların BM Antlaşması'na dayanan uluslararası normlar ve hukuk tarafından yönetildiğini savunuyor. Bunların, özellikle Putin'in Ukrayna'da “özel askeri operasyon” başlatması, Trump'ın Maduro'yu Venezuela başkentinden kaçırması ve ABD'nin çok sayıda çok taraflı kurum ve programdan çekilmesi veya desteğini askıya almasının ardından, çağdaş uluslararası düzeni kuran büyük güçleri de kapsadığını belirtiyor.

Şu anda bir yol ayrımındayız: ya kusurlu ama güvenli, iş birliği veya sağlıksız rekabet ve devletler arası çatışmalarla karakterize edilen, kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde bir yol izleyeceğiz ya da kısa vadeli hedeflere ulaşmak için aşırı güç kullanımına, kuralların ve düzenlemelerin aşınmasına neden olan kontrolsüz bir aşamanın eşiğinde sallanıp duracağız.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya, büyük felaketlerin ve dünya savaşlarının tekrarını önlemek için normlara ve yasalara dayalı bir uluslararası sistem kurmaya çalıştı. BM, barış ve iş birliğini teşvik etmek amacıyla 1945'te kuruldu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, uluslararası adaletin temeli olarak 1948'de yayımlandı. Cenevre Sözleşmeleri de angajman kurallarını belirledi ve Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi ekonomik kuruluşlar istikrarı pekiştirmek için kuruldu.

Amaç, güçle değil, hukukla yönetilen bir dünya yaratmaktı. Ancak uygulamalar çok sayıda ihlal olduğunu gösterdi ve güç kullanarak oldu bitti dayatma kavramı yaygınlığını korudu. ABD ve Sovyetler Birliği dünyayı bloklara böldü ve nüfuzlarını sürdürmek için diğer ülkelerin işlerine müdahale etti.

Örneğin, ABD, demokratik ilkeleri hiçe sayarak Latin Amerika ve başka yerlerdeki darbelere destek verdi. Daha yakın zamanlarda Trump, “Önce ABD” politikasını benimsedi. ABD, ekonomik çıkarlarına zarar verdiğini iddia ederek 2017'de Paris İklim Anlaşması'ndan ve 2018'de de İran ile nükleer anlaşmadan çekildi. Ayrıca, BM kararlarını hiçe sayarak 2018'de büyükelçiliğini Kudüs'e taşıdı.

Benzer şekilde, Sovyetler Birliği hegemonyasını dayatmak için 1979'da Afganistan'ı işgal etti ve Vladimir Putin, 1994 Budapeşte Mutabakatı'nı hiçe sayarak, tartışmalı bir referandumun ardından 2014'te Kırım'ı topraklarına kattı. Rusya daha sonra Ukrayna'ya saldırdı ve bu savaş günümüzde de devam ediyor.

Bütün bunların öncesinde, kıtalar ve okyanuslar boyunca başkalarının kaynaklarına ve zenginliklerine göz koymuş ve onların zenginliklerini ve güçlerini sömürmüş bir Avrupa sömürgeciliği dalgası yaşanmıştı. Çin, 2016 yılında Daimi Tahkim Mahkemesi'nin verdiği karara rağmen, Güney Çin Denizi'nde yapay adalar inşa ederek tarihi haklarını koruduğunu iddia ediyor. ABD ve birçok Batı ülkesi, Çin'in Tayvan’ın kontrolünü ele geçirmesi durumunda Çin'e karşı durmakla tehdit ederken, kendileri de Asya'daki etkilerini genişletmeye çalışıyorlar. Bu arada, Monroe Doktrini uyarınca Çin'in Amerika kıtasındaki büyüyen nüfuzuna karşı çıkıyorlar ve Avrupa'daki hassas sektörlere müdahil olmasını reddediyorlar.

Ortadoğu'da İsrail, BM kararlarına (örneğin, geri çekilmesi ve Filistin'in kendi kaderini tayin etmesi çağrısında bulunan 242 sayılı karara) rağmen, işgal ettiği toprakları korumak için askeri gücüne güveniyor. Uluslararası hukuka ve meşruiyete aykırı olarak tutuklama, şiddet, öldürme, yerinden etme ve açlık yöntemlerini kullanıyor, saldırganlığı çeşitli sınırlara ve arenalara uzanıyor.

Güç mü yoksa hukuk mu tartışması yeni değil ve kökleri modern siyasi tarihe kadar uzanıyor. Tartışmanın yakın gelecekte bir tarafın diğerine üstün gelmesiyle sonuçlanacağını da düşünmüyorum. Dahası, güç jeopolitik gerçekliği şekillendirdiği için bunları birbirini dışlayan veya tamamen karşıt seçenekler olarak görmüyorum. Uluslar ve halklar arasındaki çıkar ve bakış açılarının çeşitliliği göz önüne alındığında, uluslararası anlaşmaları genişletmek ve çeşitlendirmek, çatışmaları yönetmek ve hatta savaşan taraflar arasında bile kayıpları en aza indirmek için uluslararası normlar ve kurallar da gerekli ve zorunludur.

İmparatorlukların ortadan kalkması ve yeni güçlerin yükselişiyle birlikte tarihsel deneyimlerin toplamı, güç dengesinin sabit olmadığını ve sürekli değiştiğini yansıtıyor. Küresel düzen, güç ve ilkeler arasında tek bir seçime dayanmaz ve herkes akıllıca ve ihtiyatlı davranmalıdır. Mevcut durumun ideal olmadığına ve kapsamlı bir gözden geçirmeye ve gerçek bir reform çabasına ihtiyaç duyduğuna kimsenin itirazı yok, özellikle de güçlü ulusların işlediği ihlaller ve suistimaller, mevcut sistemin güvenilirliği ve hayatta kalma şansı hakkında ciddi soruları gündeme getirirken.

Uluslararası sistemin mekanizmalarını yorumlarken “gücün mü yoksa hukukun mu baskın” olduğu tartışmasıyla da meşgul değilim. Aksine, güçlü devletlerin küresel uygulamaları ve özellikle Ortadoğu'da tanık olduğumuz, artan güç kullanımı, sıfır toplamlı oyunlara (zero sum gaming) doğru hızla ilerlediğimizi, yakın zamana kadar uluslararası sistemin temel taşı olan kolektif iyilik ve karşılıklı menfaat (collective common good) pahasına tek taraflı menfaate (unilateralism) doğru artan bir eğilim gösterdiğimizi gösteriyor. Kusurlu ama büyük ölçüde istikrarlı bir uluslararası düzenin sonuna gelmiş olabiliriz, dahası elde edilenleri tamamen yok edip anarşi, kaos ve barbarlık evresine girme tuzağına düşebiliriz. Buna bir de çok taraflılık ve kolektif çıkar kavramlarının erozyona uğraması eşlik edecektir ve hepimiz önümüzdeki yıllarda ciddi hataların ağır bedelini ödeyeceğiz.

Genel olarak ülkelere ve özellikle güçlü ülkelere, Fransız filozof Voltaire'in şu sözünü hatırlatmak istiyorum: “İdeal çözümleri iyi çözümlerin ve seçimlerin düşmanı yapmaktan kaçınmak önemlidir.” Ayrıca bir Arap atasözünün dediği gibi: “Açgözlülük, çoğaltmaz azaltır.”



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe