Nebil Fehmi- Mısır Eski Dışişleri Bakanı
Uluslararası gerilimler ve huzursuzluklar, 2025 boyunca ve 2026'nın başlarında Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Latin Amerika'da hem sayı hem de çeşitlilik açısından benzeri görülmemiş seviyelere ulaşarak çoğaldı ve yoğunlaştı. Rusya, Ukrayna, Polonya ve diğer eski müttefikleriyle çatışma ve gerilim içindeyken, Amerika Birleşik Devletleri müttefiki Danimarka'ya bağlı Grönland'ı ele geçirme niyetini açıkladı. Birçok NATO üyesi, bu Amerikan hamlesine karşı duracaklarını belirtmek için askeri uzmanlar gönderdi. Bunların, uluslararası düzenin şekli ve istikrar üzerinde etkileri bulunuyor. Bu karışıklıkların çoğunda dikkat çekici olan husus, artan ve sınırsız güç kullanımı ile uluslararası düzenin ve hukukun tüm norm ve temellerinin tamamen göz ardı edilmesidir.
Son dönemdeki huzursuzluğun ve kargaşanın gölgesinde, küresel düzenin temelleri ve sürdürülebilirliği konusunda tartışmalar yoğunlaştı. Bazıları, bunun yalnızca güce dayalı olduğunu, büyük ve güçlü devletlerin çıkarlarının üstün geldiğini ve siyasi, askeri ve ekonomik güç yoluyla iradelerini dayattıklarını savunuyor. Diğer grup ise uygulamaların BM Antlaşması'na dayanan uluslararası normlar ve hukuk tarafından yönetildiğini savunuyor. Bunların, özellikle Putin'in Ukrayna'da “özel askeri operasyon” başlatması, Trump'ın Maduro'yu Venezuela başkentinden kaçırması ve ABD'nin çok sayıda çok taraflı kurum ve programdan çekilmesi veya desteğini askıya almasının ardından, çağdaş uluslararası düzeni kuran büyük güçleri de kapsadığını belirtiyor.
Şu anda bir yol ayrımındayız: ya kusurlu ama güvenli, iş birliği veya sağlıksız rekabet ve devletler arası çatışmalarla karakterize edilen, kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde bir yol izleyeceğiz ya da kısa vadeli hedeflere ulaşmak için aşırı güç kullanımına, kuralların ve düzenlemelerin aşınmasına neden olan kontrolsüz bir aşamanın eşiğinde sallanıp duracağız.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya, büyük felaketlerin ve dünya savaşlarının tekrarını önlemek için normlara ve yasalara dayalı bir uluslararası sistem kurmaya çalıştı. BM, barış ve iş birliğini teşvik etmek amacıyla 1945'te kuruldu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, uluslararası adaletin temeli olarak 1948'de yayımlandı. Cenevre Sözleşmeleri de angajman kurallarını belirledi ve Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi ekonomik kuruluşlar istikrarı pekiştirmek için kuruldu.
Amaç, güçle değil, hukukla yönetilen bir dünya yaratmaktı. Ancak uygulamalar çok sayıda ihlal olduğunu gösterdi ve güç kullanarak oldu bitti dayatma kavramı yaygınlığını korudu. ABD ve Sovyetler Birliği dünyayı bloklara böldü ve nüfuzlarını sürdürmek için diğer ülkelerin işlerine müdahale etti.
Örneğin, ABD, demokratik ilkeleri hiçe sayarak Latin Amerika ve başka yerlerdeki darbelere destek verdi. Daha yakın zamanlarda Trump, “Önce ABD” politikasını benimsedi. ABD, ekonomik çıkarlarına zarar verdiğini iddia ederek 2017'de Paris İklim Anlaşması'ndan ve 2018'de de İran ile nükleer anlaşmadan çekildi. Ayrıca, BM kararlarını hiçe sayarak 2018'de büyükelçiliğini Kudüs'e taşıdı.
Benzer şekilde, Sovyetler Birliği hegemonyasını dayatmak için 1979'da Afganistan'ı işgal etti ve Vladimir Putin, 1994 Budapeşte Mutabakatı'nı hiçe sayarak, tartışmalı bir referandumun ardından 2014'te Kırım'ı topraklarına kattı. Rusya daha sonra Ukrayna'ya saldırdı ve bu savaş günümüzde de devam ediyor.
Bütün bunların öncesinde, kıtalar ve okyanuslar boyunca başkalarının kaynaklarına ve zenginliklerine göz koymuş ve onların zenginliklerini ve güçlerini sömürmüş bir Avrupa sömürgeciliği dalgası yaşanmıştı. Çin, 2016 yılında Daimi Tahkim Mahkemesi'nin verdiği karara rağmen, Güney Çin Denizi'nde yapay adalar inşa ederek tarihi haklarını koruduğunu iddia ediyor. ABD ve birçok Batı ülkesi, Çin'in Tayvan’ın kontrolünü ele geçirmesi durumunda Çin'e karşı durmakla tehdit ederken, kendileri de Asya'daki etkilerini genişletmeye çalışıyorlar. Bu arada, Monroe Doktrini uyarınca Çin'in Amerika kıtasındaki büyüyen nüfuzuna karşı çıkıyorlar ve Avrupa'daki hassas sektörlere müdahil olmasını reddediyorlar.
Ortadoğu'da İsrail, BM kararlarına (örneğin, geri çekilmesi ve Filistin'in kendi kaderini tayin etmesi çağrısında bulunan 242 sayılı karara) rağmen, işgal ettiği toprakları korumak için askeri gücüne güveniyor. Uluslararası hukuka ve meşruiyete aykırı olarak tutuklama, şiddet, öldürme, yerinden etme ve açlık yöntemlerini kullanıyor, saldırganlığı çeşitli sınırlara ve arenalara uzanıyor.
Güç mü yoksa hukuk mu tartışması yeni değil ve kökleri modern siyasi tarihe kadar uzanıyor. Tartışmanın yakın gelecekte bir tarafın diğerine üstün gelmesiyle sonuçlanacağını da düşünmüyorum. Dahası, güç jeopolitik gerçekliği şekillendirdiği için bunları birbirini dışlayan veya tamamen karşıt seçenekler olarak görmüyorum. Uluslar ve halklar arasındaki çıkar ve bakış açılarının çeşitliliği göz önüne alındığında, uluslararası anlaşmaları genişletmek ve çeşitlendirmek, çatışmaları yönetmek ve hatta savaşan taraflar arasında bile kayıpları en aza indirmek için uluslararası normlar ve kurallar da gerekli ve zorunludur.
İmparatorlukların ortadan kalkması ve yeni güçlerin yükselişiyle birlikte tarihsel deneyimlerin toplamı, güç dengesinin sabit olmadığını ve sürekli değiştiğini yansıtıyor. Küresel düzen, güç ve ilkeler arasında tek bir seçime dayanmaz ve herkes akıllıca ve ihtiyatlı davranmalıdır. Mevcut durumun ideal olmadığına ve kapsamlı bir gözden geçirmeye ve gerçek bir reform çabasına ihtiyaç duyduğuna kimsenin itirazı yok, özellikle de güçlü ulusların işlediği ihlaller ve suistimaller, mevcut sistemin güvenilirliği ve hayatta kalma şansı hakkında ciddi soruları gündeme getirirken.
Uluslararası sistemin mekanizmalarını yorumlarken “gücün mü yoksa hukukun mu baskın” olduğu tartışmasıyla da meşgul değilim. Aksine, güçlü devletlerin küresel uygulamaları ve özellikle Ortadoğu'da tanık olduğumuz, artan güç kullanımı, sıfır toplamlı oyunlara (zero sum gaming) doğru hızla ilerlediğimizi, yakın zamana kadar uluslararası sistemin temel taşı olan kolektif iyilik ve karşılıklı menfaat (collective common good) pahasına tek taraflı menfaate (unilateralism) doğru artan bir eğilim gösterdiğimizi gösteriyor. Kusurlu ama büyük ölçüde istikrarlı bir uluslararası düzenin sonuna gelmiş olabiliriz, dahası elde edilenleri tamamen yok edip anarşi, kaos ve barbarlık evresine girme tuzağına düşebiliriz. Buna bir de çok taraflılık ve kolektif çıkar kavramlarının erozyona uğraması eşlik edecektir ve hepimiz önümüzdeki yıllarda ciddi hataların ağır bedelini ödeyeceğiz.
Genel olarak ülkelere ve özellikle güçlü ülkelere, Fransız filozof Voltaire'in şu sözünü hatırlatmak istiyorum: “İdeal çözümleri iyi çözümlerin ve seçimlerin düşmanı yapmaktan kaçınmak önemlidir.” Ayrıca bir Arap atasözünün dediği gibi: “Açgözlülük, çoğaltmaz azaltır.”
Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)
Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)
Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)