ABD ordusu, DEAŞ’lı tutukluları Suriye'den Irak'a nakletmeye başladı
Bağdat'ın kuzeyindeki bir askeri üs bölgesinde bulunan ABD’li askerler (Reuters - Arşiv)
ABD ordusu tarafından yapılan bir açıklamada, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) dün, ‘terör örgütü üyelerinin güvenli gözaltı merkezlerinde tutulmasını sağlamak’ amacıyla, DEAŞ’lı tutukluları Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a nakletmek için yeni bir operasyon başlattığı belirtildi.
Görev, ABD güçlerinin Suriye'nin Haseke kentindeki bir gözaltı merkezinde tutulan 150 DEAŞ üyesini Irak'taki güvenli bir yere başarıyla nakletmesiyle başladı.
CENTCOM tarafından yapılan açıklamaya göre terör örgütü DEAŞ’ın 7 bin kadar tutuklu üyesinin Suriye'den Irak makamlarının kontrolündeki tesislere nakledilmesi planlanıyor.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Irak hükümeti dahil olmak üzere bölgesel ortaklarımızla yakın iş birliği içindeyiz. DAEŞ'in nihai yenilgisini sağlamadaki rollerini takdir ediyoruz. DAEŞ’lı tutukluların düzenli ve güvenli bir şekilde nakledilmesini sağlamak, ABD ve bölgesel güvenliğe doğrudan tehdit oluşturabilecek kaçışlarını önlemek için çok önemli.”
Reuters'ın haberine göre bu adım, Suriye'nin kuzeydoğusunda Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) hızlı çöküşünün ardından atıldı. Bu çöküş, SDG'nin kontrolündeki yaklaşık on iki hapishane ve gözaltı kampının güvenliği konusunda belirsizliğe yol açmıştı.
CENTCOM Komutanı Amiral Cooper, Şara'ya plan hakkında bilgi verdi
CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, Reuters’ın aktardığı açıklamasında, Amiral Cooper'ın Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye'de devam eden gerginlikler hakkında görüştüğünü söyledi.
Yüzbaşı Hawkins “İki lider, Suriye hükümet güçlerinin SDG ile ateşkes taahhüdünün ve DEAŞ’lı tutukluların Suriye'den Irak'a koordineli bir şekilde nakledilmesinin desteklenmesinin önemini görüştü” dedi.
CENTCOM, “Amiral Cooper, Şara'ya CENTCOM’un yaklaşık 7 bin tutukluyu düzenli ve güvenli bir şekilde nakletme planı hakkında bilgi verdi” açıklamasında bulundu.
CENTCOM açıklamasında ayrıca, “Amiral Cooper, Suriye güçlerinin ve diğer tüm güçlerin operasyonu aksatabilecek her türlü eylemden kaçınmasını umduğunu belirtti” diye ekledi.
Iraklı yetkili: Bu, DEAŞ’lıların kaçma olasılıklarına ilişkin endişeleri azaltan bir adım
Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı bir yetkili, “Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu, DEAŞ’lı tutukluların Irak'a nakledilmesinin, son zamanlarda artan kaçma olasılıklarına ilişkin endişeleri azalttığına karar verdi” dedi.
Iraklı yetkili, “Onları Irak hükümetinin denetimi altındaki hapishanelere, ABD ile doğrudan koordinasyon içinde yerleştirmek, örgütün kapasitesini yeniden inşa etme olasılığını tamamen ortadan kaldırır” diye ekledi.
Suriye TV, pazartesi günü, İçişleri Bakanlığı’ndan bir yetkilinin yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'nin güneyinde bulunan Şaddadi Hapishanesi’nden kaçan 90 DEAŞ üyesini yakaladığını söylediğini bildirdi.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin kırsal kesiminde bulunan Şaddadi ilçesindeki Şaddadi Hapishanesi’nin bir fotoğrafı (EPA)
Suriye ordusu daha önce Şaddadi’nin kontrolünü ele geçirdiğini ve bölgeyi güvenli hale getirmek ve SDG’nin serbest bıraktığını iddia ettiği firari DEAŞ üyelerini yakalamak için operasyonlara başladığını duyurmuştu.
Suriye ordusu, şehirde tam sokağa çıkma yasağı ilan etti ve vatandaşları, örgüte mensup kaçakları orada konuşlanmış askeri birimlere bildirmeleri için çağırdı.
Hükümetin son günlerde kaydettiği hızlı ilerleme ve hala bölgeyi kontrol eden SDG'ye ABD'nin desteğini açıkça geri çekmesi, isyancılar 13 ay önce Beşşar Esed’i devirdikten sonra ülkedeki en büyük kontrol değişikliğini temsil ediyor.
ABD ve Uluslararası Koalisyon güçleri 2025 yılında, Suriye'de 300'den fazla DEAŞ üyesini tutukladı ve aynı dönemde 20'den fazlasını öldürdü.
Şara, SDG ile ateşkes anlaşmasının imzalanması sırasında,19 Ocak 2026 (EPA)
Pazar günü varılan ve ateşkes ile SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunu içeren anlaşmada, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi, hükümetin DEAŞ üyesi olmakla suçlanan tutukluların sorumluluğunu üstlenmesi konusunda uzlaştılar.
Suriyeli yetkililer salı günü, hükümet güçlerinin bölgedeki ilerleyişinin ardından, ülkenin kuzeydoğusundaki kalesi olan Haseke’de SDG ile yeni bir mutabakat sağlandığını ve dört günlük ateşkes ilan edildiğini duyurdu.
Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘Haseke ilinin geleceği ile ilgili bir dizi konuda karşılıklı mutabakat sağlandığını’ belirtti.
Açıklamada, ‘SDG'ye, bölgelerin pratik bir şekilde entegrasyonu için ayrıntılı bir plan üzerinde istişare etmek üzere dört gün süre verilmesi’ konusunda anlaşmaya varıldığına işaret edildi.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki yedi hapishanede binlerce tutuklu bulunuyor. DEAŞ üyelerinin aileleri olduğu düşünülen on binlerce kişi de el-Hol ve el-Roj kamplarında yaşıyor.
Kürtleri DEAŞ’a karşı destekleyen Uluslararası Koalisyonun lideri olan ABD, bu hafta, örgütü yıllarca yenilgiye uğrattıktan sonra SDG ile ittifakının büyük ölçüde sona erdiğini açıkladı.
Trump: Barış Konseyi üyeleri Gazze için 5 milyar dolarlık taahhütte bulunduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5241202-trump-bar%C4%B1%C5%9F-konseyi-%C3%BCyeleri-gazze-i%C3%A7in-5-milyar-dolarl%C4%B1k-taahh%C3%BCtte-bulundu
Trump: Barış Konseyi üyeleri Gazze için 5 milyar dolarlık taahhütte bulundu
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen cuma günü Florida’ya hareketi öncesinde (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenecek “Barış Konseyi”nin ilk resmi toplantısından büyük beklentiler içinde olduğunu belirterek, üye ülkelerin Gazze’deki insani çabalar ve yeniden imar çalışmalarını desteklemek amacıyla 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüdünde bulunduğunu açıkladı.
Trump, pazar günü Truth Social hesabından yaptığı açıklamada küresel vizyonuna değinerek, yönetiminin İsrailli rehinelerin serbest bırakılması sürecinde kaydettiğini ifade ettiği ilerlemelere ve Gazze’deki sivillere yönelik “iddialı bir vizyon” sunduklarına dikkat çekti.
Dünya barışının mümkün olduğunu savunan Trump, Barış Konseyi’ni tarihteki en önemli uluslararası yapı olarak nitelendirdi.
Trump paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “(Barış Konseyi) sınırsız bir potansiyele sahip. Geçtiğimiz ekim ayında Gazze’deki çatışmayı nihai olarak sona erdirmeye yönelik bir plan başlattım ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vizyonumuzu oy birliğiyle kabul etti. Kısa süre sonra insani yardımların rekor sürede ulaştırılmasını sağladık ve hayatta olan ve olmayan tüm rehinelerin serbest bırakılmasını temin ettik. Geçen ay İsviçre’nin Davos kentinde yaklaşık yirmi kurucu üye bana katılarak Konsey’in resmi kuruluşunu kutladı ve Gazze’deki siviller için iddialı bir vizyon ortaya koydu. Nihayetinde hedef Gazze’nin ötesine, dünya barışına uzanıyor.”
ABD Başkanı, Washington’daki “Donald J. Trump Barış Enstitüsü”nde düzenlenecek toplantıya katılacağını da belirtti.
Trump, toplantıda üye ülkelerin Gazze’deki insani çabalar ve yeniden imar için 5 milyar dolardan fazla taahhütte bulunduğunu, ayrıca Gazze halkı için güvenlik ve istikrarı sağlamak üzere uluslararası istikrar gücü ve yerel polis teşkilatı kapsamında binlerce personel tahsis edildiğini açıklayacağını ifade etti.
Trump, Hamas’a “tam ve derhal silahsızlanma” taahhüdünü yerine getirmesi çağrısında bulunarak paylaşımını şu sözlerle tamamladı: “Barış Konseyi tarihin en önemli uluslararası yapısı olduğunu kanıtlayacak. Ona başkanlık etmekten onur duyuyorum.”
Bu açıklama, 2025’in sonlarında İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşmasının ardından Gazze’nin yeniden imarına yönelik Trump planının hayata geçirilmesi açısından kritik bir adım olarak değerlendirilen toplantı öncesinde uluslararası beklentilerin arttığı bir dönemde geldi.
Toplantıya 27 kurucu ülkeden devlet başkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları ve üst düzey heyetlerin yanı sıra diğer ülkelerden gözlemcilerin katılması bekleniyor.
Toplantıdan, Gazze'nin yeniden imarı için 5 milyar doları aşan, insani çabalar ve altyapıya yönelik fonları da içeren ve üye ülkelerin taahhütleriyle desteklenen iddialı açıklamaların yapılması bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre açıklamaların Hamas için katı koşullar içermesi ve acil askeri taahhütlere odaklanmasıyla birlikte, Gazze'nin yönetimi için 'teknokrat bir Filistin hükümeti' kurulmasına vurgu yapılması öngörülüyor. Toplantıda ayrıca binlerce asker ve yerel polisten oluşacak 'Uluslararası İstikrar Gücü'nün detaylarının da kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.
Ayrıca, binlerce askerden ve yerel polisten oluşacak “Uluslararası İstikrar Gücü”nün yapısına ilişkin ayrıntıların da kamuoyuna duyurulması bekleniyor.
Trump’ın mali ve güvenlik taahhütlerine yaptığı vurgunun gölgesinde, basında yer alan haberler geleneksel ABD müttefikleri arasında artan şüphelere işaret ediyor. Bazı çevreler konseyi “Birleşmiş Milletler’e gayrimeşru bir alternatif” olarak nitelendirirken, Fransa ve Almanya gibi önemli Avrupa ülkelerinin yokluğu dikkat çekiyor. Gözlemciler, toplantının “Gazze’nin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası” olacağını ancak “meşruiyet tartışmalarını da beraberinde getirdiğini” belirtiyor.
Irak: Hamaney'in onayı ve Trump'ın reddi arasında Maliki ikilemihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5241194-irak-hamaneyin-onay%C4%B1-ve-trump%C4%B1n-reddi-aras%C4%B1nda-maliki-ikilemi
Irak: Hamaney'in onayı ve Trump'ın reddi arasında Maliki ikilemi
2022'deki bir oturum sırasında Irak Parlamentosu'na ait bir arşiv fotoğrafı(Reuters)
İyad el-Anbar
Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkan Donald Trump tarafından yönetildiği bir dönemde yaşadığımız için, Ortadoğu'daki ülkelerimizle ilgili olarak açıkladığı herhangi bir pozisyona veya yaptığı herhangi bir açıklamaya şaşırmamalıyız. Ancak, kurmuş olduğu Truth Social platformunda Nuri el-Maliki'nin bir sonraki başbakan adayı olarak seçilmesini reddettiğini açıklaması ve Trump'ın onu adıyla anarak “çok kötü bir seçim” olarak nitelendirmesi, beklenmedik bir şeydi ve politikacıların veya gözlemcilerin aklına bile gelmemişti!
Donald Trump ile birlikte kararların yalnızca resmi kurumlar aracılığıyla alınmasını ve açıklanmasını bekleyemeyeceğimiz doğru, nitekim bu kez Irak'ın bir sonraki başbakanının seçimine müdahale etti. Yorumların ve komplo teorilerinin ötesinde, bu müdahale, Amerikan yaklaşımının Irak meselesine dair en ciddi göstergelerinden biri. Zira Irak'ın birçok siyasi “dahisi” ve “kurnaz stratejisti”, Trump'ın Irak meseleleriyle ve bunların incelikleriyle ilgilenmeyeceğini tahmin etmişti.
Amerikan Başkanı’nın başbakan adayının seçimine müdahalesini reddeden, hatta belki de kınayan açıklamaların yapıldığı doğru. Ancak bu açıklamaların dikkatli bir şekilde seçilmiş kelimeleri diplomatikti ve çatışmacı söylemlerden kaçınıyordu. Bu, “dış dayatmaları”, “egemenlikle ilgili meselelere müdahaleyi” ve “Irak halkının iradesi üzerinde vesayeti” reddeden olağan açıklamalarıyla keskin bir tezat oluşturuyordu. Bunun nedeni bu coşkulu açıklamaların Trump söz konusu olunca işe yaramayacağını bilmeleri olabilir. Keza bunların Trump’ın İran nükleer tesislerine B-2 bombardıman uçaklarını nasıl gönderdiğini, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu nasıl tutukladığını ve şimdi de İran'ı tehdit etmek için Arap Körfezi'ne yığınak yaptığını haberlerde gören bir kamuoyunu ikna edemeyeceğinin de farkındalar.
Koordinasyon Çerçevesi’nin çıkmazı
Koordinasyon Çerçevesi dokuzuncu başbakan adayı olarak Nuri Maliki'yi seçtiğinde, bu seçim Çerçeve’nin kapsadığı güçler arasında fikir birliğiyle değil, çoğunluğun oyuyla gerçekleşti. Maliki'nin seçimine karşı çekinceleri olan güçler, düşmanlığı kişiselleştirmesiyle bilinen Maliki ile aralarındaki bağı tamamen koparmayıp korumak istercesine, itirazlarını çekingen bir şekilde dile getirdiler. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın Maliki'nin adaylığına ilişkin tutumundan sonra, hem Çerçeve içinde hem de dışında muhalif sesler yükselmeye başladı.
Trump'ın Maliki'nin adaylığına itirazını açıklamasından sonra, adaylığına muhalif Çerçeve güçleri öncekinden daha fazla ne yapacağını bilemez hale geldi. Seçenekleri artık ya Hamaney'in desteğini reddetmek ya da Trump'ın reddini kabul etmekle sınırlı hale geldi ki her iki seçenek de birbirinden acı
Trump'ın “Koordinasyon Çerçevesi”nin seçimine itirazını açıklaması, Ammar el-Hekim liderliğindeki “Devlet Güçleri” ittifakı tarafından etkili bir şekilde istismar edildi. Zira Nuri Maliki'nin adaylığına ilişkin çekincelerini ilk dile getiren oydu ve bu seçimin ulusal siyasi alanda, bölgesel ve uluslararası toplumda kabul görmesine bağlı olmasını talep etmişti.
Ancak, Koordinasyon Çerçevesi güçleri pozisyonlarını belirlerken daha şaşkın hale geldiler, çünkü Nuri Maliki'nin seçimi İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri Ali Hamaney'in onayını aldı. Bu onay, Maliki'nin adaylığı konusunda tereddütlü veya karşı çıkan tarafları zor bir durumda bırakmıştı. Adaylığını açıkça reddetmemelerinin ve bir dizi itiraza işaret eden imalarla yetinmelerinin nedeni de buydu. Zira İran Dini Lider'inin onayını reddetmek, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesine inananların ideolojik temeline aykırı ve aynı zamanda Hameney'e olan bağlılık ve itaat ipini koparmak anlamına geliyor. Bunu yapan herkes, siyasi varlığını kaybetmeyi de içerebilecek sonuçlarına katlanmalıdır.
Tahran'daki Vali Asr Meydanı'nın ortasında sergilenen İran Dini Lideri Ali Hamaney'in resminin yer aldığı bir reklam panosu, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Hamaney'in onayı, Maliki'nin Koordinasyon Çerçevesi içinde şansını artırmış olabilir. Ancak bu durum, 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan ve bölgedeki İran nüfuzunu sona erdirmeyi amaçlayan Amerikalılar ve Irak'ın bölgesel komşuları için geçerli değil.
Trump'ın Maliki'nin adaylığına itirazını açıklamasının ardından, adaylığına muhalif Çerçeve güçleri öncekinden daha fazla ne yapacağını bilemez hale geldi. Seçenekleri artık ya Hamaney'in desteğini reddetmek ya da Trump'ın reddini kabul etmekle sınırlı hale geldi ki her iki seçenek de birbirinden acı. İran, Şii siyasi evi üzerinde önemli bir etkiye sahip ve İran'ın savaş tehdidi tehlikesini atlatması durumunda Tahran gemisinden Washington gemisine atlamayı seçmek cezasız kalmayacaktır. Irak, Lübnan, Suriye veya Yemen değil ve Tahran'ın politikacıları Bağdat'taki nüfuz alanlarında bir kırılmayı kabul edemezler.
Maliki'nin adaylığına itiraz edenler ittifakını birleştiren şeyin, onun atanmasını reddetmeleri olduğu söylenebilir. Ancak bu ittifak, Maliki'nin şansını zayıflatabilecek sağlam bir zemine oturmuyor
Koordinasyon Çerçevesi içinde yer alan ve “direniş” eksenine ve liderine bağlı olduklarını söyleyenler Dini Lider'in onayına itiraz etmiyorlar, ancak aynı zamanda Trump'ın Nuri Maliki'nin adaylığını reddetmesinden de faydalanmak istiyorlar. Bu siyasi pragmatizm manevralarında başarılı olabilir, ancak bunlar bedelsiz olamaz. Maliki başbakan olarak onaylanırsa veya İran'a karşı askeri saldırı tehditleri ortadan kalktıktan ve Bağdat'taki ittifaklar yeniden şekillendikten sonra bir bedel ödenmesi gerekecektir. Trump'ın İran'a karşı askeri saldırı tehdidini gerçekleştirmesi halinde ise kazançlı olabilir.
Maliki'nin şansı
Başkan Trump'ın reddinden sonra Maliki'nin adaylığının kabul edilmesine dair bahse girmek imkansız, ancak belki de Maliki ve adaylığını destekleyenler de, Trump'ın pozisyonunda bir değişiklik olacağına güveniyorlar. Zira birçok teori, ABD Başkanı'nın reddinin arkasında Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya'nın durduğuna işaret ediyor. Savaya'nın Irak'taki siyasi ve ekonomik lobilerin etkisi altında çalıştığı ve Bağdat'ta görevine resmen başlamadan önce görevine son verildiği yönünde haberler yapıldı. Savaya'nın görevine son verilmesiyle, Maliki kendisini belki de bölgesel aracı kurumlar aracılığıyla Amerikalılara yeniden pazarlayabilir.
İç politikada, Takaddüm (İlerleme) Partisi’nin lideri Muhammed el-Halbusi, Nuri Maliki'nin başbakanlığa aday gösterilmesine karşı tutumu en net ve belki de en kararlı olan taraf olabilir. Koordinasyon Çerçevesi güçleri arasında ise Sayın Ammar el-Hekim ve Şeyh Kays el-Hazali'nin tutumu, Koordinasyon Çerçevesi içinde dokuzuncu başbakanın onaylanmasını kolaylaştırabilecek Şii siyasi uzlaşısını bozan bir faktör.
Eski Irak Başbakanı Nuri Maliki, Irak genel seçimleri sırasında Bağdat'taki bir seçim merkezinde oyunu kullandıktan sonra ayrılıyor, 11 Kasım 2025 (AFP)
Ne var ki Maliki'nin adaylığına itiraz edenler ittifakını birleştiren şeyin, onun atanmasını reddetmeleri olduğu söylenebilir. Ancak bu ittifak, Trump'ın reddini aşması durumunda Maliki'nin hükümet kurma şansını zayıflatabilecek sağlam bir zemine oturmuyor. Halbusi, gelecekte siyasi nüfuzunu kaybetme pahasına bile olsa, Maliki tarafından kurulacak bir hükümete katılmamayı seçerek risk alabilir. Ammar Hekim ve Kays Hazali ise, siyasi düşmanlıklarını onların siyasi desteklerini ve ekonomik kaynaklarını kurutmak için kullanmakta usta olan Nuri Maliki'yi kızdırmanın bedelini tam olarak kavrayamıyorlar.
Sudani-Maliki ittifakı, Sudani'nin ikinci dönem adaylığına karşı çıkan veya Maliki'nin atanmasına oy vermeyenler başta olmak üzere, Koordinasyon Çerçevesi içindeki diğer taraflar tarafından dayatılan bir adayı kabul etmeyecektir
Bu nedenle, Maliki'nin dokuzuncu hükümetin başına atanmasını engellemek için iç siyasi çekişmelere güvenilemez. Aksine, asıl engel Amerikan reddinde yatmaktadır. Maliki, medyaya yaptığı açıklamalar ve “X” platformundan yaptığı paylaşımlarla, bir sonraki aşama için Amerikan şartlarına uyum sağladığı izlenimini vermeyi amaçlayan mesajlar göndermeye çalışıyor. Bu şartların başında da silahın devletin elinde toplanması geliyor. Maliki, ABD kapısının anahtarı olması umuduyla, devlet kontrolü dışındaki silahları ortadan kaldıracak ve İran'ın nüfuz ağlarını azaltacak çevreleme veya mücadele stratejilerini içeren bir yol haritası sunabilir.
Diğer seçenekler
Siyasi çıkmaz, 2025 seçim sonuçlarının onaylanmasının ardından çok hızlı bir şekilde hükümet kurulacağına dair açıklamaların aksine, seçim sonrası dönemle eş anlamlı hale geldi. Üç başkanın seçiminde anayasal zaman çizelgelerine saygı duyulmasının gerekliliğinde ısrar edilmesine rağmen, Kürtler arasındaki cumhurbaşkanlığı anlaşmazlığı, siyasi uzlaşmayı beklerken anayasayı atlayan bir siyasi gelenek oluşturmuş durumda.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Koordinasyon Çerçevesi, Maliki'nin bir sonraki başbakan adayı olarak kalması veya diğer seçeneklerin değerlendirilmesi konusunun görüşülmesinde bu gecikmeden büyük ölçüde fayda sağlayabilir. Ancak, bu konunun Koordinasyon Çerçevesi’nin diyalog masasında ciddi bir şekilde ele alınması beklenmiyor.
Maliki gibi bir ismin, özellikle başbakanlıktan ayrıldıktan 12 yıl sonra bu fırsatı elde ettiği göz önüne alındığında, başbakanlık adaylığından kolayca vazgeçeceğini hayal etmek zor. Ayrıca, şu anda kimse onun adaylıktan çekilmesi konusunu açık ve net bir şekilde gündeme getirmiyor. Cumhurbaşkanı seçilip Temsilciler Meclisi'nden güvenoyu almadığı sürece, Maliki'nin atanması veya alternatif bir adayın aranmasıyla ilgili ciddi görüşmeler de başlamayacak.
Bir uzlaşma sağlansa bile, başka bir aday üzerinde anlaşmaya varmak kolay olmayacaktır. Sudani-Maliki ittifakı, Sudani'nin ikinci dönem adaylığına karşı çıkan veya Maliki'nin atanmasına oy vermeyenler başta olmak üzere, Koordinasyon Çerçevesi içindeki diğer taraflar tarafından dayatılan bir adayı kabul etmeyecektir. Bu nedenle, Çerçeve içindeki diğer güçler tarafından öne sürülen uzlaşı adaylarına karşı tutumları daha da katı olacaktır.
Bir sonraki aşama, Koordinasyon Çerçevesi içinde, en az seçim ağırlığına sahip Çerçeve liderlerinin isteklerine boyun eğen bir başbakan isteyenler ile Çerçeve içinde en çok sandalyeye sahip güçlerin iradesini temsil eden güçlü bir başbakan isteyenler arasında bir irade savaşı olacaktır. Bu başbakan, yükselen bu güçlerin artan gücüyle başa çıkabilecek, siyasi etkilerini ve ekonomik hakimiyetlerini azaltabilecek ve gelecekteki etkilerini sınırlayabilecek kapasitede olmalıdır.
İsrail, 1967’den bu yana ilk kez Batı Şeria’da ‘arazi tescilini’ onayladıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5241191-i%CC%87srail-1967%E2%80%99den-bu-yana-ilk-kez-bat%C4%B1-%C5%9Feria%E2%80%99da-%E2%80%98arazi-tescilini%E2%80%99-onaylad%C4%B1
İsrail, 1967’den bu yana ilk kez Batı Şeria’da ‘arazi tescilini’ onayladı
İsrail güvenlik güçleri tarafından kullanılan bir ekskavatör, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beyt Gıva köyünde bir binayı yıkıyor. (AFP)
İsrail hükümeti bugün, Batı Şeria’da 1967’den bu yana ilk kez arazi tescil sürecinin başlatılmasına yönelik bir teklifi onayladı.
Teklif, Adalet Bakanı Yariv Levin, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından sunuldu. Düzenlemenin, Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerinin yeniden hız kazanmasına imkân tanıyacağı ifade edildi.
İsrail hükümeti geçen hafta pazar günü de işgal altındaki Batı Şeria’da yetkilerini genişleten ve Yahudilerin arazi satın alımını kolaylaştıran bir dizi kararı onaylamıştı.
Kabine kararları kapsamında, Batı Şeria’daki arazi kayıtlarının gizliliği kaldırılarak satın alma işlemlerinin kolaylaştırılması öngörüldü. Buna göre alıcılar, uzun süredir gizli tutulan kayıtlara erişerek arazi sahiplerini tespit edebilecek ve doğrudan iletişime geçebilecek.
Maliye ve Savunma bakanlarının partilerinin öncülük ettiği kararların, 1997 yılında İsrail ile Filistin Yönetimi arasında imzalanan El Halil Protokolü’nü zayıflattığı ve yerleşim birimlerinin yetkilerini genişlettiği belirtiliyor. Düzenlemeler, İsrail’in sivil ve güvenlik idaresi Filistin tarafında bulunan A Bölgesi’nde dahi adım atmasına imkân tanıyacak ve Batı Şeria’nın ek bazı kısımlarının fiilen ilhak edilmesine yol açabilecek.
Kararların, Batı Şeria’da arazi tescil ve mülkiyet edinme prosedürlerinde köklü değişiklikler yaratması bekleniyor. Bu çerçevede İsrail’in, A Bölgesi’nde Filistinlilere ait bazı yapıların yıkımını gerçekleştirebileceği ifade ediliyor.
İsrail kabinesi ayrıca, yabancılara arazi satışını yasaklayan bir düzenlemeyi iptal etti ve gayrimenkul işlemlerinde zorunlu olan ‘işlem izni’ şartını kaldırdı. Bu değişiklikle birlikte Yahudilerin, yalnızca yerel olarak kayıtlı şirketler aracılığıyla değil, doğrudan arazi satın alabilmelerinin önü açıldı.
Buna ek olarak, taşınmaz işlemlerinde özel izin alınmasını gerektiren mevzuat da yürürlükten kaldırıldı. Yeni düzenlemeyle koşullar temel mesleki kriterlerle sınırlandırılırken, bürokrasinin azaltılması ve mülkiyet ediniminin kolaylaştırılması hedefleniyor.
El Halil’de ise Yahudi yerleşim alanlarına ilişkin planlama ve inşaat yetkilerinin, Filistin Yönetimi’ne bağlı El Halil Belediyesi’nden alınarak İsrail makamlarına devredileceği belirtildi. Buna göre onay süreçleri yalnızca İsrail güvenlik birimleri tarafından yürütülecek ve belediye onayı gerekmeyecek.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة