Savaş ve protestolar sonrası İran'ın gelecekteki iç ve dış rotası

Gösterilerin bastırılması, rejim mevcut koşullardan yararlanıp ekonomik ve sosyal politikalarını yeniden değerlendirmediği sürece, bunların tekrarlanmayacağını garanti etmez

 Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)
Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)
TT

Savaş ve protestolar sonrası İran'ın gelecekteki iç ve dış rotası

 Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)
Son halk protestoları sırasında hasar gören Beheşti Cami’ndeki İran bayrağı, Tahran, 21 Ocak 2026 (AFP)

Hüda Rauf

Son iki yılda İran, rejimin hayatta kalması ve bölgesel konumu, yani bölgesel nüfuzu ve emelleri açısından en büyük iki meydan okuma ile karşı karşıya kaldı. Geçen yıl İsrail, ardından Washington İran'a saldırdı ve bu da İran'ın askeri zayıflıklarını, güvenlik açıklarını ve hava savunma sisteminin savunmasızlığını ortaya çıkardı.

Bu yılın başında İran, ekonomik nedenlerle başlayan ancak hızla devletin başını hedef alan, bazıları rejimi devirmeyi talep eden sloganlara dönüşen, dahası monarşiye dönüş çağrılarının görüldüğü güçlü protestolara sahne oldu. Protestolara ivme kazandıran, İran rejimini tehdit eden ve protestocuları devam etmeye teşvik eden ABD Başkanı Donald Trump'ın müdahalesiydi. Dahası tehditleri, ABD'nin İran'a karşı bir saldırı düzenlemesi olasılığına kadar vardı.

Bu arada, bu güçlü fırtına ile başa çıkmak için İran, Washington ile müzakerelere geri dönmeyi talep etti, o zaman Trump askeri saldırı tehditlerinden geri adım attı. Bu noktada İran'ın karşı karşıya kaldığı baskılar göz önüne alındığında, mevcut ve gelecek dönemde dikkate alabileceği birkaç noktayı belirtmek önemlidir.

Birincisi: Hem İran hem de Washington, şu anda zaman kazanmaya çalıştıklarının farkındalar. Tahran diplomasi konusunda istekli olduğunu gösterse de amaç protestolar kontrol altına alınıp bastırılana kadar Trump'ı etkisiz hale getirmek ve ardından rejimin istikrarını tehdit edebilecek bir saldırıdan kaçınmaktır.

İkincisi: Hiçbir rejim hava saldırısı sonucu düşmediğinden, Trump'ın İran'a olası herhangi bir askeri müdahaledeki amacını belirlemesi çok önemliydi. Dahası Washington bölgedeki askeri takviyelerini bir süredir geri çekmiş olduğu için protestolar sırasında askeri seçeneğin ertelenmesi, son zamanlarda bir uçak gemisi ile savaş uçaklarının geri dönüşünün kanıtladığı üzere, Ortadoğu'ya ilave ABD kuvvetlerinin ulaşmasıyla bağlantılı olabilir. Bu, İran'a karşı herhangi bir saldırının çok daha beklenmedik ve sürpriz olacağını gösteriyor.

Amerikan askeri saldırısı amacına göre değerlendirilmelidir. Amaç, iç protestolar ve huzursuzluk olmadan zor olan rejim değişikliği mi, yoksa hem Washington hem de İsrail'in paylaştığı bir amaç olan İran'ın füze gücünü zayıflatmak mı?

Aynı şekilde, saldırının kapsamı da daha sonra amaca göre belirlenecektir. Bu saldırı, Devrim Muhafızlarına ait belirli askeri varlıkları veya tesisleri hedef alan sınırlı bir saldırı olabileceği gibi, büyük ölçekli, geniş çaplı bir savaş da olabilir. Bu ikinci senaryo, Trump'ın ideolojisi tarafından desteklenmeyen veya Amerikan kamuoyu tarafından onaylanmayan uzun bir savaş demektir.

Üçüncüsü, İran'da rejim değişikliği kolay değildir, çünkü İran içinde, İranlılar veya dış dünya için net bir alternatif yoktur. İran, etnik ve mezhepsel çeşitliliğiyle son derece kompleks bir ülkedir ve bu durum, bağımsızlık çatışmalarını, ayrılık mücadelelerini ve sınırlarının ötesine uzanacak kaosu tetikleyebilir. Dahası, İran, balistik füze sistemi ve 440 kilograma kadar yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum içeren nükleer kapasitesi de dahil olmak üzere stratejik yeteneklere de sahiptir. Tüm bu problemler, rejim değişikliğini oldukça zorlaştırmaktadır.

 Washington'un özellikle Irak ve Afganistan'da zorla rejimi değiştirme konusundaki geçmiş deneyimleri başarılı olmamıştır. Keza Arap bölgesi, bazı rejimleri deviren ve ülkelerini başarısızlık ve iç savaş dalgalarına sürükleyen halk ayaklanmalarına tanık olmuştur. Bu nedenle, bu rejim değiştirme deneyimleri, İranlıların rejimlerinden aynı şekilde kurtulmaları konusunda pek ilham verici değildir.

Dördüncüsü: Öte yandan, İsrail şu anda güney Lübnan'ı bir dizi hava saldırısıyla hedef alıyor. Bu nedenle, İsrail güney Lübnan'daki misyonunu tamamlayana kadar İran ile askeri gerilimi azaltmak hem İran hem de Lübnan cephelerinde çatışmayı aynı anda tırmandırmaktan daha tercih edilebilir olabilir.

Beşincisi: İran, Trump için askeri seçeneğin masada olduğunu ve her an devreye sokulabileceğini biliyor. Bu nedenle, 12 günlük savaştan bu yana, Çin aracılığıyla hava savunma sistemini güçlendirmeye çalıştı ve bölgedeki milislerini, özellikle de Husileri silahlandırdı.

Altıncısı: İran'ın İsrail ile savaşından sonra öğrendiği ders, arenalar birliği ilkesini aktifleştirmekten vazgeçip Hamas ve Hizbullah'ı terk ettiğinde kolay bir hedef haline geldiği olabilir. Bu nedenle, İsrail ile gelecekteki herhangi bir çatışmada İran, birden fazla cephede çatışmaları körüklemeye çalışacaktır ve İsrail de ikili çatışmalarla değil, alev alacak birden fazla arena ile karşı karşıya kalacaktır.

Yedincisi: İran, nükleer güç haline dönüşmesi Amerikan ve İsrail tehditlerine karşı caydırıcı bir unsur olarak hizmet edebileceği için gelecekte nükleer doktrinini gizlice değiştirmeye çalışabilir.

Sekizincisi: İran rejimi, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sertlik yanlısı aday Said Celili'ye oy veren yaklaşık 13 milyon vatandaştan oluşan bir halk tabanına sahip. Bu seçmen tabanı rejimin ideolojik yönelimleriyle bağlantılı ve onu savunuyor.

Dokuzuncusu: Dini Liderin halefi meselesinde gelecek beklenmedik gelişmelere gebe olabilir, ancak Hamaney'in hayattayken yeni lideri belirlemeye çalışacağı kesindir. Ani bir şekilde ölmesi durumunda ise Devrim Muhafızları seçim sürecine müdahale etmek isteyecektir. Eğer rejim içinde fikir birliğine varılırsa ve bir dış faktör olmazsa, bir sonraki Dini Liderin seçimi senaryosunu belirleyecek başka faktörler de vardır.

Bu faktörler arasında Devrim Muhafızları'nın rolü ve ekonomik çıkarlar ağı ile siyasi gruplar arasındaki güç dengesi de yer alıyor. Üçüncü faktör ise Hamaney'in çıkar ağıdır. 1989'da iktidara geldiğinden beri, iç içe geçmiş bir güvenlik, istihbarat ve üstün ekonomik sistemin inşasından doğan bir ilişki ve çıkar ağı kurmaya çalıştı.

Hamaney, seçilmiş kurumları aşan ve derin devlet olarak adlandırılan bir ağ aracılığıyla gücünü ve etkisini sürdürdü; bu ağ, çıkarlarını korumayı taahhüt eden birinin görevi üstlenmesi için çalışacaktır. Bahsi geçen ağ, dini, askeri ve istihbarat geçmişine sahip binlerce personeli istihdam eden Dini Liderlik Ofisi'ni, dini kurumlardaki sertlik yanlılarını ve elbette, bu siyasi ve ekonomik ayrıcalıkları muhafaza edecek bir Dini Liderin varlığını korumaya çalışacak olan Devrim Muhafızları'nı içermektedir.

Bu ağ, Batı ile yapılan nükleer anlaşmadan ve İran'a uygulanan yaptırımların kısmen kaldırılmasından yararlanma fırsatlarını sürekli olarak baltalamaktadır. Tüm bu faktörler, yaşam koşullarının ve ekonomik durumun kötüleşmesine katkıda bulunmuştur. Bugün, Devrim Muhafızları'na ek olarak sertlik yanlıları, Hamaney'e bağlı temel çıkarlar ağını oluşturmaktadır ve bu ağ, istenmeyen bir figürün yükselişini engelleyecektir.

Washington ve Batı, Devrim Muhafızları ile iş birliği yaparak, reformcuları destekleyerek veya silahlı kuvvetleri güçlendirerek Hamaney sonrası siyasi geçişe müdahale edebilir. Ancak, her halükarda Hamaney'in halefi senaryosu hem İran rejimi hem de Batı için ciddi bir değerlendirme konusudur.

Onuncusu: Protestoların bastırılması, İran rejimi mevcut koşullardan yararlanıp vatandaşların yaşam koşullarını iyileştirmek için ekonomik ve sosyal politikalarını yeniden değerlendirmedikçe, bunların gelecekte tekrarlanmayacaklarını garanti edemez. Böyle bir durumda, rejimi zayıflatan faktörler içeriden olacaktır.

On birincisi: İran, bölgesel izolasyonunu kırmak ve Amerikan tehditlerine karşı diplomatik destek elde etmek için bölgesel komşularıyla olumlu ilişkilere yatırım yapmalıdır. Nitekim İran'ın Körfez ülkeleriyle kurduğu temaslar, bir askeri saldırının yapılmaması için Trump ile temaslarda bulunulmasında kilit rol oynadı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.