Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
TT

Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, “çok büyük” bir Amerikan askerî filosunun İran’a doğru yola çıktığını, bunun daha önce Venezuela’ya gönderilen konuşlandırmadan bile daha kapsamlı olduğunu söyledi. Trump, mevcut aşamada askerî güce başvurmak zorunda kalınmamasını “umduğunu” da vurguladı.

Trump, İran’ın “bir anlaşma yapmak istediğini” ileri sürdü; ancak bu anlaşmanın niteliği ya da şartlarına dair ayrıntı vermedi. “Ne olacağını göreceğiz” ifadesiyle Washington ile Tahran arasındaki diplomatik süreci çevreleyen belirsizliğin sürdüğüne işaret etti.

Oval Ofis’te gazetecilere konuşan Trump, “Şunu söyleyebilirim ki onlar bir anlaşma yapmak istiyor” dedi. Tahran’a belirli bir süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise “Evet, bunu yaptım” yanıtını verdi ve bu sürenin ne olduğunu “sadece İran’ın bildiğini” söyledi.

Trump, perşembe günü de artan gerilime rağmen İran’la görüşmeler yapmayı planladığını belirtmiş, “şu anda İran’a doğru ilerleyen çok sayıda büyük ve güçlü gemi var. Bunları kullanmak zorunda kalmasak daha iyi olur” ifadelerini kullanmıştı.

ABD Başkanı, geçmişte İran’la görüşmeler yaptığını ve bunu yeniden tekrarlamayı planladığını dile getirirken, yönetiminin Ortadoğu’daki askerî varlığını muhtemel tüm senaryolara karşı güçlendirmeyi sürdürdüğünü kaydetti. Trump, İran’a karşı askerî bir adımı önlemek istediğini defalarca yineledi; ancak aynı zamanda, ABD ve Batılı müttefiklerini endişelendiren nükleer program konusunda anlaşmaya varmak için “zamanın daraldığı” uyarısında bulundu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de perşembe günü yaptığı açıklamada, ordunun “başkanın onaylayacağı her türlü hareket tarzını uygulamaya hazır” olduğunu söyledi.

Bu açıklamalar, Tahran üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi. Avrupa Birliği kısa süre önce yeni yaptırımlar uygulamaya koymuş ve Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak sınıflandırmıştı. ABD de protestoların bastırılması nedeniyle İranlı yetkilileri hedef alan paralel adımlar attı.

Öte yandan İran ordusu sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekrem Niya, perşembe günü yaptığı açıklamada, olası bir ABD saldırısına “kesin ve derhal” karşılık verileceğini söyledi. Ekrem Niya, herhangi bir saldırının “hızlı ya da sınırlı olmayacağını”, İran’ın yanıtının geniş bir hedef yelpazesini kapsayacağını belirtti.

İranlı yetkili, ABD uçak gemilerinin “dokunulmaz olmadığını”, Körfez bölgesindeki Amerikan üslerinin önemli bir kısmının “İran füzelerinin menzili içinde” bulunduğunu ifade ederek, olası bir çatışmanın tüm Batı Asya’ya yayılabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li yetkililer ise Trump’ın İran’a yönelik farklı seçenekleri değerlendirdiğini, ancak askerî bir saldırı konusunda henüz nihai karar vermediğini; tüm senaryoların masada olduğunu belirtiyor.

Reuters’ın üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Washington’un müzakerelere dönülmesi için öne sürdüğü temel taleplerden biri İran’ın füze programının sınırlandırılması. Tahran ise bu talebi kesin bir dille reddediyor ve “kırmızı çizgi” olarak görüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında, “adil ve dengeli olması halinde” müzakerelere açık olduklarını söyledi; ancak şu aşamada Tahran ile Washington arasında doğrudan görüşmelere yönelik bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Arakçi, İran’ın müzakere ilkesine karşı olmadığını, fakat bunu “tehditler altında” kabul etmeyeceğini vurgulayarak ABD’ye askerî baskı politikasından vazgeçme çağrısı yaptı. İran’ın hem müzakereye hem de savaşa hazır olduğunu dile getirdi.

CBS News’in bölgesel yetkililere dayandırdığı haberine göre, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri, olası bir askerî saldırının bölgesel sonuçlarından endişe ederek yoğun diplomatik çabalarla böyle bir adımı engellemeye çalışıyor. Kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan üç bölgesel yetkili, nükleer program ve balistik füze kapasitesi konusunda Washington ile Tahran arasında doğrudan bir diplomatik sürecin henüz ilerleme kaydetmediğini söyledi.

Aynı haberde, İran’ın ABD’nin diplomatik mesajlarına kuşkuyla yaklaştığı; bunun da geçen yıl haziran ayında, planlanan görüşmelere rağmen Washington’un İsrail saldırılarına katılmış olmasına dayandığı belirtildi.

Bu arada Rus haber ajansları, Kremlin’e dayandırdıkları haberlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in cuma günü İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile görüştüğünü aktardı. Uçuş takip siteleri de perşembe günü İran’a ait bir uçağın Moskova’ya doğru hareket ettiğini bildirdi.

Askeri hareketlilik

Sahadaki gelişmeler kapsamında ABD, “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin öncülük ettiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. Gemi 80’den fazla savaş uçağı taşıyor; ayrıca Tomahawk füzeleriyle donatılmış üç destroyer tarafından destekleniyor. Washington, genellikle bir saldırı denizaltısının da eşlik ettiği bu grubun Ortadoğu sularına ulaştığını ve mevcut askerî kapasiteyi güçlendirdiğini açıkladı.

ABD ayrıca Bahreyn’de mayın karşı tedbir gemileri, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’de ise onlarca uçağın konuşlu olduğu hava üsleri bulunduruyor. Amaç, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin ya da Amerikan üslerinin hedef alınması ihtimaline karşı hazırlık yapmak.

Uzman takip siteleri, ABD’ye ait nakliye uçaklarının hava savunma bataryaları ve F-15 filoları taşıyarak bölgeye ulaştığını bildirdi. İsrail’in Ynet haber sitesi de bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na yanaştığını; bunun Washington ile Tel Aviv arasındaki askerî iş birliği ve olası tırmanmaya hazırlık çerçevesinde gerçekleştiğini yazdı. Haberde, ziyaretin önceden planlandığı ve iki ülke orduları arasındaki iş birliğinin parçası olduğu vurgulandı.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, güvenlik gerekçesiyle operasyonel ayrıntıların paylaşılmadığını, tüm askerî hareketlerde personelin güvenliğinin “en yüksek öncelik” olduğunu söyledi.

İsrail askerî istihbarat başkanı Tümgeneral Şlomi Binder bu hafta Washington’u ziyaret ederek Pentagon, CIA ve Beyaz Saray’da temaslarda bulundu. İsrail Genelkurmay Başkanı da ordunun çeşitli senaryolara hazır olduğunu, savunma ve taarruz kabiliyetlerini sürekli geliştirdiğini açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı’nın da kısa süre önce İsrail’e giderek savunma koordinasyonunu güçlendirdiği belirtildi.

ABD’nin askerî seçenekleri

Analistlere göre, Washington’un Haziran 2025’te İran nükleer tesislerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, müzakere dengelerini değiştirdi ve tarafların taleplerini sertleştirdi. Cenevre’deki Uluslararası ve Kalkınma Çalışmaları Enstitüsü’nden Ferzan Sabit, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, İran’ın herhangi bir anlaşma karşılığında talep ettiği “bedelin önemli ölçüde arttığını”, ABD’nin ise uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını ve balistik füze programının kısıtlanmasını istediğini söyledi.

Paris merkezli Jean Jaurès Vakfı’ndan David Khalfa da bu şartların kabul edilmesinin Tahran açısından “teslimiyet” anlamına geleceğini, bu nedenle askerî seçeneğin baskı aracı olarak gündemde kalmaya devam ettiğini savundu.

Uzmanlar, ekonomik ve askerî baskı amacıyla İran’daki askerî hedeflere ya da petrol tankerlerine yönelik “sınırlı saldırılar” senaryosunu da değerlendiriyor. Buna karşılık bağımsız araştırmacı Eva Coloriotti, siyasi ve askerî liderliği, füze altyapısını ve nükleer programın kalan unsurlarını hedef alabilecek “geniş çaplı saldırılar” ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini, ancak bunun son derece karmaşık sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Khalfa ise İran rejiminin bu tür bir senaryoya hazırlıklı ve “dayanıklı” olduğunu, dolayısıyla zayıflatılmasının kolay olmayacağını vurguluyor.

Hasar görmesine rağmen İran’ın hâlâ orta ve kısa menzilli balistik füzeler, seyir ve gemisavar füzeler ile geniş bir İHA filosu dâhil kayda değer misilleme kapasitesine sahip olduğu ifade ediliyor. Analistlere göre Tahran’ın vereceği tepki, olası bir ABD saldırısının niteliği ve kapsamına, ayrıca bölgesel maliyet-hesaplarına bağlı olacak.

ABD ve AB yaptırımları

Bu gelişmelerin paralelinde ABD, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’ye yaptırım uyguladığını açıkladı. Washington, Mümini’yi binlerce kişinin ölümüne yol açan “şiddetli baskının” sorumluluğunu taşıyan güçleri denetlemekle suçluyor. Avrupa Birliği de protestoların bastırılmasına yanıt olarak 21 kişi ve kuruma yaptırım kararı aldı; giriş yasakları ve mal varlığı dondurmaları devreye sokuldu.

İnsan hakları örgütleri protestolarda binlerce kişinin öldüğünü, on binlercesinin tutuklandığını belgeliyor. İran’ın resmî verilerine göre 3 bin 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise 6 bin 479 ölüm tespit ettiğini, bunların 5 bin 856’sının gösterici, 100’ünün çocuk olduğunu bildirdi; ayrıca en az 42 bin 324 kişinin tutuklandığını açıkladı.

Trump’ın açıklamaları, AB’nin Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etmesi ve yeni yaptırımların devreye girmesiyle baskının arttığı bir dönemde geldi. ABD Başkanı, mümkün olması hâlinde askerî bir çatışmadan kaçınmayı tercih ettiğini bir kez daha vurguladı.



Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
TT

Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)

ABD ve Çin arasındaki Panama Kanalı tartışması, Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketiyle ilgili verilen kararın ardından tekrar alevleniyor. 

Panama Yüksek Mahkemesi'nin sitesinde dün gece açıklanan kararda, CK Hutchison'ın liman sözleşmesinin "Anayasa'ya aykırı olduğu" hükme bağlandı.  

Çinli iş insanı Li Ka-shing'in sahibi olduğu şirket, kanalın her iki yakasında da tesise sahip. Balboa ve Cristobal adlı limanları işleten firma, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'in Panama Kanalı'nın kontrolünü ele geçirdiğini iddia etmesiyle başlayan diplomatik krizin ortasında kalmıştı. 

Buna çözüm olarak firma Panama Kanalı'nın iki yakasındaki stratejik limanlara ait hisselerini, Amerikan varlık yönetim şirketi BlackRock liderliğindeki konsorsiyuma 22,8 milyar dolar karşılığında satmayı 4 Mart'ta kabul etmişti.

Ancak Pekin, sert tepki gösterdiği satış işlemleri hakkında inceleme başlatmıştı. Ayrıca CK Hutchison Holdings'in limanlarla ilgili Panama yönetimine 300 milyon dolara yakın borcu olduğu da bildirilmişti.

New York Times (NYT) ve Wall Street Journal (WSJ), henüz tamamlanmayan anlaşmanın mahkeme kararından nasıl etkileneceğinin belirsiz olduğunu yazıyor. 

WSJ'nin analizinde, firmanın limanlardaki faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabileceğine dikkat çekiliyor. Şirketin, Yüksek Mahkeme kararına itiraz hakkı yok ancak kararla ilgili çeşitli açıklamalar isteyerek lisans iptal sürecini uzatabilir. 

Panama yönetiminin, lisans iptalinin ardından yeni ihale süreci başlatılana kadar limanları yönetmesi için bir şirketi görevlendirebileceği belirtiliyor.

Panama Yüksek Mahkemesi'nin kararında "siyasi baskının önemli rol oynadığı" savunuluyor. Kararın "Başkan Trump için Batı Yarımküre'deki güvenlik hedeflerinde bir zafer kazandırdığı, Çin'in ise bölgedeki etkisini zayıflattığı" ifade ediliyor. 

ABD'nin 3 Ocak'ta Venezuela'ya düzenlediği baskında lider Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasıyla Çin'in halihazırda Latin Amerika'daki önemli bir müttefikini yitirdiği hatırlatılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a kara harekatı seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, İran'a saldırı seçenekleri arasında Amerikan komandolarının ülkeye gönderilmesinin yer aldığını söylüyor. 

Bu plana göre özel harekatçılar, ABD'nin haziranda düzenlediği saldırıda hasar görmeyen nükleer tesislere saldırı düzenleyecek. 

NYT, Amerikan komandolarının İran ve benzeri hedef ülkelere girerek nükleer tesisleri veya diğer stratejik değere sahip hedefleri vurmak için uzun süredir özel eğitim aldığını yazıyor. 

Analizde "en riskli seçenek" diye nitelenen alternatifle ilgili Beyaz Saray'ın net bir karara varmadığı aktarılıyor. 

Trump, önceden İran'a kara saldırısı hakkında çekincelerini dile getirmiş, 1979 İslam Devrimi'nin ardından patlak veren rehine krizini hatırlatmıştı. 

ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'ni basan İranlılar, 52 Amerika vatandaşını 444 gün boyunca rehin tutmuştu. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, 1980'de Kartal Pençesi Operasyonu'nu başlatarak Delta Force birliklerini İran'a göndermiş, başarısız harekatta bir İranlı sivil ve 8 Amerikan askeri ölmüştü.

Trump, 11 Ocak'ta NYT'de yayımlanan söyleşisinde, Venezuela'ya düzenledikleri kara operasyonunun Carter'ın harekatı gibi başarısızlığa uğramadığını vurgulayarak övünmüştü. 

Amerikan gazetesinin analizine göre Pentagon'un Trump'a sunduğu seçenekler arasında, ülkedeki askeri ve güvenlik tesislerine saldırı düzenleyerek dini lider Ali Hamaney'in devrileceği koşulları oluşturmak da yer alıyor. 

İsrail ise hazirandaki saldırıların ardından İran'ın balistik füze programını büyük ölçüde yeniden inşa ettiğini savunuyor. Tel Aviv yönetimi, ABD'nin İran'a saldırması halinde Tahran'dan kuvvetli bir misilleme geleceğini düşünüyor. 

Bu nedenle İsrail'in, ABD'yle ortak operasyon düzenleyerek İran'ın balistik füze tesislerini vurmak istediği aktarılıyor.

Wall Street Journal'ın 28 Ocak'taki analizinde, Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtilmişti.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal


Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya’ya karşı savaşacak asker bulmakta zorlanıyor. 

Wall Street Journal’ın analizinde, Ukrayna açısından bu yıl savaşın gidişatını belirleyecek en önemli unsurlar arasında insan gücünün yer aldığı belirtiliyor. 

Genç askerleri hızlı şekilde yetiştirip cepheye göndermek için tasarlanan "Sözleşme 18-24" programının, deneyimsiz kişileri tehlikeli savaş bölgelerine göndererek önemli kayıplara yol açtığına dikkat çekiliyor. 

18 yaşına girdiği gibi yoğun çatışmaların yaşandığı Pokrovsk cephesine gönderilen Kirilo Horbenko’nun ekimde ölmesi de buna örnek gösteriliyor. Genç asker sadece 6 ay görev yapabilmiş.

Program, genç askerlere yüksek maaş ve üniversite kontenjanı dahil çeşitli avantajlar sunarken, karşılığında 6 aylık askeri eğitim veriyor.

18 yaşındaki Vıyaçeslav Malets de ailesinin isteğine karşı gelerek geçen yıl Almanya'dan memleketi Ukrayna'ya dönüp savaşa girdi. Programa katılan ilk asker olan Malets, cephedeki hizmetlerinden dolayı Devlet Başkanı Volodimir Zelenski tarafından eylülde madalyayla ödüllendirildi.

Ancak genç savaşçı, bir ay sonra Pokrovsk cephesinde mayına basarak yaşamını yitirdi. 

Bu gelişmelerin ardından program, 18-24 yaşındaki gençleri cepheden uzaktaki drone operasyonu görevlerine yönlendirmeye başladı.

14 Ocak’ta göreve başlayan Savunma Bakanı Mihaylo Federov, bu pozisyondaki ilk açıklamasında insan gücü sıkıntısına dikkat çekmiş, 2 milyon Ukraynalının askerlikten kaçtığını söylemişti.

Ayrıca 200 binden fazla askerin firar ettiğini, bunun Ukrayna ordusunun beşte birine tekabül ettiğini vurgulamıştı. 

Ukrayna'nın cephe hatlarını düzenli olarak ziyaret eden ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Rob Lee, şunları söylüyor: 

İnsan gücü, 2026’da Ukrayna'nın savaş alanında nasıl bir performans göstereceğini belirleyecek en önemli unsur. Bu, aynı zamanda Rusya'nın ne kadar ilerleyebileceğini de belirleyecek.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times