Diplomatik açılım sinyallerinin arttığı, buna karşılık Batı baskısının da yoğunlaştığı bir dönemde, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün yaptığı açıklamada, nükleer program konusunda Washington ile bir anlaşmaya varılabileceğine olan inancını dile getirdi. Arakçi, dost ülkeler aracılığıyla yürütülen mesaj alışverişinin, “verimli” olarak nitelediği görüşmelerin önünü açtığını söyledi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ise dün Tahran’a “büyük tavizler vermesi” çağrısında bulundu.
Arakçi, CNN’e verdiği röportajda, Tahran’ın ABD’yi bir müzakere ortağı olarak büyük ölçüde güvenilmez bulduğunu, buna rağmen İran’ın nükleer silah edinmemesini garanti altına alan “adil ve dengeli” bir anlaşmaya kısa sürede ulaşılmasının hâlâ mümkün olduğunu ifade etti.
İran’ın müzakere ilkesine karşı olmadığını vurgulayan Arakçi, ancak görüşme gündeminin balistik füze programı ya da İran’ın bölgesel rolünü kapsayacak şekilde genişletilmesini reddettiklerini belirtti. Müzakerelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalması gerektiğini söyleyen Arakçi, “İmkânsız konuları konuşmayalım ve adil, dengeli bir anlaşmaya varma fırsatını heba etmeyelim” ifadesini kullandı.
Arakçi, buna karşılık olarak İran’a yıllardır uygulanan ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve ülkesinin uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkına saygı gösterilmesini beklediklerini kaydederek, yaptırımların İran ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu ifade etti.
Müzakere sürecinin başarısızlığa uğraması hâlinde İran’ın başka seçeneklere yönelebileceği uyarısında bulunan Arakçi, ülkesinin “tüm senaryolara hazır” olduğunu belirtti. Ancak olası bir askeri çatışmanın “herkes için yıkıcı” olacağını ve İran sınırlarını aşarak tüm bölgeye yayılabileceğini vurguladı.
Arakçi, bir çatışma durumunda Ortadoğu’daki ABD üslerinin potansiyel hedefler olacağını ifade ederek, geçen yıl İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş dâhil önceki deneyimlerin, İran’ın hem kapasitesini hem de füze cephaneliğinin sınırlarını ortaya koyduğunu söyledi.
İç gelişmelere değinen Arakçi, son protestolarla bağlantılı olarak gözaltına alınan göstericilerin idam edilmesi ya da asılması yönünde herhangi bir plan bulunmadığını savundu. Tüm tutukluların haklarının korunacağını belirten Arakçi, ülkedeki şiddet olaylarından “yurt dışıyla bağlantılı terör unsurlarını” sorumlu tuttu.
İran güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, aralık ayı sonlarında ekonomik sıkıntılar nedeniyle başlayan protestoları bastırdı. Ancak bu olaylar, 1979’da kurulan İslam Cumhuriyeti’nin karşı karşıya kaldığı en büyük siyasi meydan okuma olarak değerlendiriliyor.
Resmî rakamlara göre olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 117 olarak açıklanırken, ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), dün yaptığı açıklamada şu ana kadar 6 bin 713 kişinin öldüğünü doğruladığını duyurdu. Kuruluşa göre 17 bin 91 ölüm vakası ise hâlen soruşturma aşamasında.
“Büyük tavizler” çağrısı
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, dün Libération gazetesine verdiği röportajda, İran’ın topraklarına yönelik olası ABD saldırılarını önlemeyi amaçlayan diplomatik süreç kapsamında “büyük tavizler vermesi” gerektiğini söyledi.
Barrot, ABD’nin İran’a karşı askeri operasyon başlatabilecek bir konumda olduğunu, ancak aynı zamanda İran rejiminin değerlendirmesi gereken bir müzakere yolu da sunduğunu ifade etti. Barrot, bu sürecin “büyük tavizlerin kabul edilmesi ve yaklaşımda köklü bir değişiklikle” değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kallas, geçen perşembe günü Brüksel'de Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile görüştü (EPA).
İran’ın bölgesel komşuları ve Batı’nın güvenlik çıkarları için bir tehdit kaynağı olmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Barrot, aynı zamanda İran halkının özgürlüğüne kavuşması çağrısında bulundu. İran yönetimine baskıya son verilmesi, tutukluların serbest bırakılması, idamların durdurulması ve internet hizmetlerinin yeniden sağlanması çağrısı yaptı.
Fransız Dışişleri Bakanı ayrıca, Fransız vatandaşları Cecile Kohler ve Jacques Paris’in ülkelerine dönmelerine izin verilmesini talep ederek, her ikisinin de Tahran’daki Fransız Büyükelçiliği’nde güvende olduklarını belirtti.
İran makamları, Kohler ve partneri Paris’i Mayıs 2022’de gözaltına almış, İsrail adına casusluk yaptıkları suçlamasıyla sırasıyla 20 ve 17 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. İki Fransız, geçen kasım ayı başında serbest bırakılmış ancak ülkeyi terk etmeleri yasaklanmıştı.
Barrot, Fransa’da bir İranlı vatandaşla ilgili, Fransız tutuklularla olası bir takas kapsamında değerlendirilen davaya ilişkin mahkeme kararının şubat ayı sonunda açıklanacağını söyledi. İran makamlarının, İranlı Mehdiye İsfendiyari hakkında yürütülen yargı sürecinin tamamlanmasının ardından bir takas yapılmasına sıcak baktığını ifade etti. Savcılık, İsfendiyari için “terörü övmek” suçlamasıyla bir yıl hapis cezası talep ediliyor.
Barrot, İran’da tutulan Fransız vatandaşlarının serbest bırakılması için yürütülen çabaların, Fransa’nın İran yönetimine karşı sert adımlar atmasını engellemediğini vurguladı. Bu açıklama, Avrupa Birliği’nin, son protestolarda “kanlı bir baskı kampanyası yürüttüğü” gerekçesiyle İran Devrim Muhafızları’nı “terör örgütleri” listesine alma kararına atıf olarak değerlendirildi. İran ise pazar günü bu karara misilleme olarak Avrupa ordularını “terör örgütü” olarak ilan etti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)