Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Bu bağlamda, Trump'ın maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.



Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
TT

Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)

Sırbistan sivil toplumunun farklı kesimlerinden en az 14 kişi, önceki aylarda gelişmiş casus yazılımların hedefi oldu. 

Share Vakfı, bunun Sırbistan tarihinde belgelenmiş en büyük casus yazılım bulaştırma dalgası olduğunu duyurdu.

Belgrad merkezli dijital hak örgütü, hedef alınanlar arasında 2024'ten beri Aleksandar Vucic yönetiminin başını ağrıtan Sırp öğrenci hareketinin üyelerinin de bulunduğunu açıkladı. 

Çinlilerin başını çektiği konsorsiyumun Novi Sad'daki tren istasyonunu elden geçirmesinden kısa süre sonra Kasım 2024'te 16 kişinin öldüğü kaza, eleştiri oklarının Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic ve 2012'den beri iktidarda olan Sırp İlerleme Partisi'ne (SNS) yöneltilmesine yol açmıştı. 

Ülke geneline yayılan protestoların içinden, Avrupa'nın en büyük öğrenci hareketlerinden biri doğmuştu.

Casus yazılım saldırıları dalgası, Apple'ın 110 ülkedeki kişilere muhtemelen paralı casus yazılım saldırılarında hedef alındıklarını bildirmesinin ardından ağustosta ortaya çıkarıldı.

Kanada merkezli internet gözlem örgütü The Citizen Lab, casus yazılım saldırılarını adli bilişim yöntemleriyle analiz edip bir rapor hazırladı. 

Çarşamba yayımlanan rapora göre Sırp aktivistlerden en az biri, NSO Group'un Pegasus casus yazılımının hedefi olmuş. Saldırganlar bu yazılımla hedef alınan kişinin cihazına "tam erişim" sağlayabiliyor.

Diğer yandan Pegasus bulaştırılan öğrenciyi doğrudan Vucic yönetiminin hedef aldığına dair herhangi bir kanıt yok. 

Öğrencilere karşı kullanılan NoviSpy adlı casus yazılımsa önceden hükümetle ilişkilendirilmişti. 

SNS'nin önde gelen isimlerinden Meclis Başkanı Ana Brnabic, öğrencilerin casus yazılımlarla izlendiği iddialarını reddetti:

Kesinlikle hayır. Onların [öğrenciler ve Share Vakfı] söylediği tek bir kelimeye bile inanmıyorum.

Share Vakfı marttaki yerel seçimler sırasında casus yazılımlarla prova yapılmış olabileceğini ve benzer eylemlerin bu ekimde düzenlenecek genel seçimlerde de tekrarlanabileceğini öne sürüyor.

Vakıfta politika danışmanı olarak görev yapan Andrijana Ristic, "Bu, şu ana kadar Sırbistan'da belgelenmiş en büyük gözetim dalgası. Yerel seçimlerin iktidar partisinin hem [casus yazılımın] güçlü yönlerini görmeye hem de öğrencilerle muhalefet üzerinde ne ölçüde baskı kurabileceklerini test etmeye yönelik bir deneme olarak kullanıldığını düşünüyoruz" dedi. 

Citizen Lab'in kıdemli araştırmacısı John Scott-Railton ise şunları söyledi: 

Adli bilişim bulgularımız ve Apple'ın yeni tehdit bildirimleri, Sırbistan'daki barışçıl, demokrasi yanlısı hareketin, 2026'daki kritik seçim süreçleri öncesinde paralı casus yazılımlarla agresif biçimde hedef alındığını ortaya koyuyor.

Hedef alınan öğrencilerden Milica Popovic, "acımasız" diye nitelediği saldırıların kendilerini caydırmayacağını ifade etti: 

Birinin bilgim dışında özel alanıma girmiş olabileceğini düşününce, kendimi son derece savunmasız hissettim. Amaçları bizi korkutmak veya durdurmaksa bu işe yaramayacak.

Independent Türkçe, Guardian, AFP


Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
TT

Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)

Maryam Zakir-Hussain 

Mali zorlukların askeriye üzerinde yarattığı baskı nedeniyle Britanya Ordusu'na personel eğitimini durdurması talimatı verildiği bildirildi.

Birleşik Krallık'ta (BK) bulunan ve belirli bir göreve hazırlanmayan birliklere "toplu eğitim" faaliyetlerini durdurma emri verildiği anlaşılıyor.

The Times'ın haberlerine göre, iptal edilen eğitimler arasında Challenger 2 tankları ve ağır silahlı Apache helikopterleriyle yapılan tatbikatlar yer alıyor.

Bu haberler, gelecek yıl gayrisafi milli hasılanın yüzde 2,5'inden daha yüksek bir savunma harcaması yapması yönünde Andy Burnham'ın baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Çarşamba günkü Başbakan'a Sorular oturumunda, Avam Kamarası Savunma Özel Komitesi Başkanı ve İşçi Partisi üyesi Tan Singh Dhesi, silahlı kuvvetlere yatırım yapmanın önemini vurgulamış ve Burnham'ı 2030'a gelindiğinde harcamaları yüzde 3'e çıkarma taahhüdünde bulunmaya çağırmıştı.

Dhesi, Avam Kamarası'ndaki alkışlar eşliğinde, "Gerçekten de savunma, sadece olumlu atmosferin yeterli olmayacağı bir alan" demişti.

The Independent'a konuşan Dhesi, BK'nin "karşısındaki ciddi derecede yükselen tehdit seviyesine dair hiçbir yanılgıya kapılmaması ve bu nedenle daha sonra pişman olmak yerine savunmaya şimdiden gerektiği gibi yatırım yapması gerektiğini" söyledi.

Askeriyeden bir kaynaksa eğitimlerin durdurulması talimatını "kesinlikle yıkıcı" diye niteleyerek şöyle ekledi: 

Ordular eğitim yapar, işleri bu. Artık hiçbir şey olmayacak.

Bu duraklamanın yıl sonuna kadar sürmesi bekleniyor.

Kritik bir konu haline gelen savunma harcamaları, Sör Keir Starmer'ın hükümetin savunma yatırım planı için yeterli finansmanı sağlayamamasının ardından başbakanlığının sonunu getirmişti.

Bu karar, eski Savunma Bakanı Sör John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakan Yardımcısı Al Carns'ın şoke edici istifasına yol açmıştı.

Donald Trump'ın, Arjantin'in Falkland Adaları'nı istila etmesi halinde BK'nin İran savaşındaki tutumuna misilleme olarak Britanya'yı desteklemeyeceğini ima etmesinin ardından belirli birliklerin tatbikatlarının durdurulması kararıyla ilgili haberler çıktı.

Trump, Britanya'nın adalar üzerindeki egemenliğine ilişkin Birleşik Devletler'in tutumunu gözden geçirdiğini söyledikten sadece birkaç gün sonra perşembe GB News'a yaptığı açıklamada "Ülkeniz benim yardımıma gelmedi" demişti. 

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, adalar konusunda BK'ye yeni bir uyarıda bulunarak "kimin rahatsız olacağına bakmaksızın, dişiyle ve tırnağıyla" ülkesinin çıkarlarını savunacağını söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı da Ukrayna'ya verdiği destek nedeniyle BK hedeflerine yönelik üstü kapalı bir tehditte bulunmuştu.

Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch, büyük ölçüde kapsamlı sosyal yardım kesintileri yoluyla savunma harcamaları için yılda 10 milyar sterlin (yaklaşık 65,5 milyar TL) kaynak yaratma planlarını perşembe günü açıklamıştı.

Badenoch, Rusya gibi düşmanca tavır sergileyen devletlerin "sürekli sınırları zorladığı" uyarısı yaparak BK'nin kendini korumak için güçlü olması gerektiğini söylemişti.

The Independent cevap hakkı için BK Savunma Bakanlığı'yla temasa geçti.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
TT

Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)

Arabulucular, görüşmelerin durma noktasına gelmesine rağmen taraflar arasındaki arka kapı diplomasisini açık tutarak ABD ile İran’ın müzakerelere yeniden dönmesini sağlayacak yeni bir çerçeve üzerinde çalışıyor. Washington yönetimi ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen trafiğe açılmasını ve nükleer programın gelecekteki olası bir anlaşmaya dahil edilmesini şart koşuyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, Başkan Donald Trump yönetimi haftalar süren diplomatik girişimlerin ardından arabuluculara, haziran ayındaki mutabakat zaptına dönmeye artık yanaşmadığını bildirdi. ABD tarafı bunun yerine Hürmüz Boğazı ile nükleer dosyayı tek bir pakette birleştiren daha kapsamlı ve yeni bir anlaşma için bastırıyor.

Gazeteye konuşan ve temaslar hakkında bilgi sahibi olan üst düzey bir diplomat, Washington’ın Tahran kabul etmeye hazır olduğu takdirde bir anlaşma istediğini ancak ‘acele etmediğini’ belirtti. Diplomat, ABD tarafının nükleer dosyayı da sürece dahil etmek istemesi nedeniyle gelecekteki her türlü uzlaşmanın ‘yeni bir anlaşma’ olması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu temaslar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki arabuluculuk çabalarını sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi, İslamabad’ın savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ve İran ile temas halinde olduğunu belirterek, her iki ülkenin de ‘müzakere masasına geri döneceğine’ inandığını ifade etti.

Andrabi ayrıca, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in geçen ay Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Hürmüz Boğazı ile ilgili yürütülen temaslara ‘önemli bir ivme’ kazandırdığını kaydetti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Diplomat, ABD’nin tutumunu “Nükleer program ve Hürmüz Boğazı konusunda tek bir nihai anlaşmaya varacağız” sözleriyle özetledi.

Arabulucular haftalardır tarafları, nisan ayında başlayan ateşkesi 60 gün uzatması öngörülen haziran ayındaki mutabakat zaptına döndürmeyi umuyordu. Bu mutabakat, nükleer programı kapsayan nihai bir çözüme yönelik müzakerelerle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli şekilde yeniden açılmasını hedefliyordu.

Ancak söz konusu uzlaşı kısa sürede çöktü ve bunu yeniden canlandırma çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Trump yönetimi arabuluculara, bu anlaşmaya geri dönmeyeceğini bildirdi.

Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda anlaşmazlık

Paralel bir kulvarda ise İran ve Umman geçen hafta, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğinin yönetilmesine ilişkin geçici bir düzenlemeye varmaya yaklaştıklarını açıkladı. Diplomatlar, bu adımın haziran ayındaki mutabakata geri dönülmesine zemin hazırlamasını umuyordu.

Washington başlangıçta İran ile Umman arasında haftalardır süren görüşmeleri desteklemiş, ancak yönetim yetkilileri daha sonra arabuluculara Tahran ve Maskat’ın varacağı düzenlemelerden bağımsız olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasını istediğini iletmişti.

İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)
İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak Financial Times’a yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ve Umman’ın ilerleme kaydettiğinin bildirilmesinin ardından Washington’ın ‘şartlarını değiştirdiğini’ söyledi.

Tahran da Umman ile yürütülen görüşmeler sırasında, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirme çabaları kapsamında tutumunu revize etti.

Görüşmelere yakın kaynaklara göre İran, ABD ablukayı kaldırmadığı, ham petrol satışına izin veren petrol muafiyetini yeniden yürürlüğe koymadığı ve yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının bir kısmına erişimine izin vermediği sürece Boğaz’ı yeniden açmayacağı konusunda ısrar ediyor. Bu maddeler, çökmeden önce haziran ayındaki mutabakat zaptında da yer alıyordu.

Vance, çatışmayı ‘savaş’ olarak nitelendirmeyi reddediyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün Washington’da yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında devam eden çatışmayı tanımlamak için ‘savaş’ kelimesini kullanmayı reddetti ve altı aydır süren anlaşmazlığın kasım ayındaki ara seçimlerden önce sona erip ermeyeceği konusunda tahminde bulunmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında, çatışmanın 3 Kasım’da yapılması planlanan Kongre seçimlerinden önce bitip bitmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Vance, “Buna savaş demem. Şu an itibarıyla devam eden silahlı bir çatışma bulunmuyor” dedi.

Vance’in bu açıklamaları, İran’ın hafta başında kendisini hedef alan ABD hava saldırılarına yanıt olarak ABD’nin Körfez’deki müttefiki Kuveyt’i hedef aldığı bir döneme denk geldi.

ABD’li yetkili, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri hedef almaya devam etmesi sebebiyle Washington’ın son saldırıları gerçekleştirme konusunda ‘sorumluluk’ taşıdığını ifade etti.

Çatışmanın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir tarih vermekten kaçınan Vance, ‘yapay zaman çizelgeleri’ belirlemek istemediğini söyledi. Vance, “Ancak 'Bu ne zaman bitecek?' diye sorduğunuzda bana 'İranlılar gemilere ateş açmayı ne zaman durduracak?' gibi bir soru sormuş oluyorsunuz. Sanırım gerçek şu ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Vance’in bu açıklamaları, kamuoyunda destek görmeyen çatışmalar, yükselen yakıt fiyatları ve enflasyonun gölgesinde, Trump ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki hassas çoğunluklarını kasım ara seçimlerinde korumaya çalıştığı bir dönemde geldi. Oysa Beyaz Saray, sürecin başında çatışmanın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngörmüştü.

Yönetim ayrıca temmuz ayında, ABD ile İran arasındaki kısa süreli ateşkesin çökmesinin ardından patlak veren çatışmalarda hayatını kaybeden 4 asker ile onlarca yaralının statüsünü değiştirdiği için eleştirilerin hedefi olmuştu.

Savunma Bakanlığı yetkililerinin ölü ve yaralı sayıları için defalarca nihai kaynak olarak gösterdiği Savunma Bakanlığı Kayıp Analiz Sistemi’nde, daha önce savaş zayiatı toplamlarına dahil edilen bu kayıplar, ‘Dış Operasyonlar’ adıyla açılan yeni bir kategori altında sınıflandırılmıştı.

Washington, petrol akışlarına güveniyor

Trump yönetimi, fiyatlar yüksek seyretmeye devam etse de Körfez’den daha fazla miktarda petrolün çıkış yaptığını savunuyor. Brent petrolün varil fiyatı, çatışmaların başlamasından önceki gün yaklaşık 72 dolar seviyesindeyken, dün 95 doların üzerinde dalgalandı.

Trump ve kurmayları, savaştan önce küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın ABD Donanması’nın kontrolünde olduğunu vurgulamaya çalışırken, Körfez petrol akışının çatışma öncesi seviyelere yaklaştığını iddia ediyor.

Vance, ABD’nin çarşamba günü Boğaz’dan geçen yaklaşık 15 milyon varil petrole eşlik ettiğini duyurdu.

Enerji Bakanı Chris Wright da CNBC’ye yaptığı açıklamada, savaştan önce günde yaklaşık 20 milyon varil Körfez petrolünün geçtiği boğazdan, pazartesi günü ABD Donanması’nın yardımıyla 17 milyon varilin taşındığını söyledi.

Ancak bağımsız seyrüsefer takip şirketlerinin verileri, gemi sayısının çatışma öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)
İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)

Lloyd’s List Intelligence, savaştan önce günde 130 veya daha fazla geçiş gerçekleşmesine karşın, geçen hafta 102, bir önceki hafta ise 126 gemi geçişi kaydetti.

TankerTrackers verilerine göre, son 28 gün içinde Boğaz’dan çıkan petrolün günlük ortalaması yaklaşık beş milyon varil olarak gerçekleşirken, yakın tarihli diğer tahminler günlük iki ila altı milyon varil arasında değişti.

Trump, savaş boyunca dalgalı seyreden piyasaları sakinleştirmeye çalıştı; küresel piyasaların gergin olduğu anlarda defalarca müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini duyurdu veya son anda askeri tehditlerinden geri adım attı.

Defense Priorities Ortadoğu Direktörü Rosemary Kelanic, yönetimin ‘petrol piyasalarına sözlü baskı uygulamaya devam ettiğini’ belirterek, yetkililerin fiyatların aşırı yükselmesini önlemeye ve daha büyük bir artış yaşanmadan önceki süreyi uzatmaya çalıştığını ifade etti.

Ekonomik baskı ve güç kullanımı tehdidi

Tahran’ın ABD’nin askerî harekâtı karşısında geri adım atmayı reddetmesi üzerine Trump, ekonomik baskıyı artırma stratejisini gerektiğinde gücün dozunu yükseltme tehdidiyle birleştirdi.

Trump, ABD-İsrail ortak harekatının İran Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne ağır kayıplar verdirdiğini defalarca vurguladı. İranlı yetkililer de ülkenin 270 milyar dolarlık doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını bildirdi.

Savaşın ilk haftalarında düzenlenen İsrail saldırıları, İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil olmak üzere rejim kademesindeki üst düzey komuta zincirinin büyük bölümünü etkisiz hale getirmişti.

Diğer yandan İran, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine yönelik saldırılarıyla baskı uygulamayı sürdürürken, ABD yönetimi ise içinden geçen petrol miktarını artırarak bu su yolunun İran elinde bir koz olma değerini düşürdüğünü kanıtlamaya çalıştı.

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fox News’e verdiği demeçte, bölgede geçit yolunu baypas eden yeni kara boru hatlarının inşa edilmesiyle Hürmüz Boğazı’nın iki yıl içinde ‘değersiz bir su sahasına’ dönüşeceğini belirtti.

Trump ise dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’nı Körfez ihracatçılarını uluslararası pazarlara bağlayan batı yönlü bir güzergaha dönüştürme çabalarına ilişkin bir rapora dikkat çekti.

Seçim öncesi hesaplamalar

ABD yönetimi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) da dahil olmak üzere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma konusunda ilerleme kaydettiğini savunuyor; ancak Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, olası bir uzlaşmanın temel anlaşmazlık noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran politikalarından sorumlu kıdemli danışman olarak görev yapan Richard Goldberg, “Başkan’ın, ellerinden alınan Boğaz kontrolünün en ufak bir parçasını dahi DMO’ya geri verecek bir anlaşmayı onaylayacağına inanmakta güçlük çekiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Aaron David Miller ise ekonomisi ağır baskı altında olmasına rağmen İran’ın ‘Trump’ı bu zor durumdan kurtarmaya’ niyetli görünmediğini ifade etti.

Miller, Trump’ın ara seçimler öncesinde İran’ı yoğun bombardımana tutmaktan kaçınan, aynı zamanda Hürmüz Boğazı konusunda da Tahran’a taviz vermeyen bir yaklaşımı benimsediğini belirtti.

Miller değerlendirmesini, “Beyaz Saray geniş çaplı bir savaş istemiyor, büyük tavizler veriyor gibi görünmek de istemiyor. İzlediği strateji ise bu iki durumdan da kaçınmasını sağlıyor” sözleriyle tamamladı.