Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Bu bağlamda, Trump'ın maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.



Rusya'nın Ukrayna'ya saldırıları, Zelenskiy-Trump görüşmesiyle eş zamanlı gerçekleşti

Ukrayna'nın başkenti Kiev yakınlarında imha edilen Rus kamikaze İHA'sının enkazı (Reuters)
Ukrayna'nın başkenti Kiev yakınlarında imha edilen Rus kamikaze İHA'sının enkazı (Reuters)
TT

Rusya'nın Ukrayna'ya saldırıları, Zelenskiy-Trump görüşmesiyle eş zamanlı gerçekleşti

Ukrayna'nın başkenti Kiev yakınlarında imha edilen Rus kamikaze İHA'sının enkazı (Reuters)
Ukrayna'nın başkenti Kiev yakınlarında imha edilen Rus kamikaze İHA'sının enkazı (Reuters)

Ukraynalı yetkililer, yaptıkları açıklamada, Rusya'nın Ukrayna'nın sanayi merkezini ve cephe hattındaki bazı bölgeleri hedef alan saldırılarında 8 kişinin öldüğünü bildirdi. Saldırılar, Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin Birleşmiş Milletler'de ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüğü gün gerçekleşti.

Moskova, yaz boyunca hava saldırılarını yoğunlaştırırken, karadaki ilerleyişinin dört yılı aşkın süredir devam eden savaşın ardından büyük ölçüde durduğu bir dönemde saldırılarını şirketler, limanlar ve lojistik merkezleri de dahil olmak üzere ekonomik hedeflere genişletti.

Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “Rusya kasıtlı olarak şirketleri, çiftlikleri, depoları, demiryollarını, enerji tesislerini ve konutları hedef alıyor” dedi.

Ukrayna ordusu dün, Ukrayna sınırına bin 300 kilometreden daha uzak olan Ufa kentindeki bir Rus petrol rafinerisini hedef aldığını açıkladı. Ordu ayrıca Volga Nehri kıyısındaki Samara bölgesinde bulunan Kuybişev petrol rafinerisine de saldırı düzenlediğini bildirdi.

Samara Bölgesi Valisi, Ukrayna'ya ait insansız hava araçlarının (İHA) bölgedeki sivil hedefleri vurduğunu, saldırıda bir kişinin öldüğünü ve 4 kişinin yaralandığını söyledi. Rusya ve Ukrayna, sivilleri hedef aldıkları yönündeki suçlamaları reddediyor.

Ukrayna'nın en büyük boru üreticisi Interpipe, Rusya'nın Dnipro kentindeki tesislerinden birini füze saldırısıyla hedef aldığını ve saldırıda 4 kişinin öldüğünü, 7 kişinin yaralandığını açıkladı.

Savcılar, ülkenin güneyindeki Herson bölgesine yönelik Rus saldırılarında 2 kişinin öldüğünü bildirirken, bölge valisi Karadeniz kıyısındaki Odesa Limanı yakınlarında bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Çatışmaların yoğunlaştığı doğudaki Donetsk bölgesinde ise polis, Rusya'nın hava saldırılarında, Moskova'nın kontrol altına almaya çalıştığı kentlerden biri olan Kramatorsk'ta bir kişinin öldüğünü bildirdi.

Rusya'nın Ukrayna'nın güneyindeki Odesa bölgesinde bir limanda Antigua ve Barbuda bayrağı taşıyan bir yük gemisine düzenlediği saldırıda Ukraynalı kaptanın öldüğü, bölge valisi Oleh Kiper tarafından bugün açıklandı.

Kiper, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıda sivil altyapının da hedef alındığını ve ilaç ile gıda ürünlerinin depolandığı antrepolarda yangın çıktığını belirtti.


Ben-Gvir, kurulacak İsrail hükümetinde Savunma Bakanlığı görevini üstlenmek istiyor

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 22 Eylül 2026'da Kudüs'te düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 22 Eylül 2026'da Kudüs'te düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Ben-Gvir, kurulacak İsrail hükümetinde Savunma Bakanlığı görevini üstlenmek istiyor

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 22 Eylül 2026'da Kudüs'te düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 22 Eylül 2026'da Kudüs'te düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, yaptığı açıklamada, yasama seçimlerine yaklaşık bir ay kala kurulacak bir sonraki hükümette Savunma Bakanlığı görevini üstlenmek için aday olacağını duyurdu. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Ben-Gvir, Kudüs'te dün düzenlediği basın toplantısında konuştu.

Aşırı sağcı bakan, aday olmasının gerekçesini “İsrail ordusundaki mevcut zihniyetin değiştirilmesinin zamanının gelmesi” olarak açıkladı.

Binyamin Netanyahu'nun koalisyonunun önde gelen isimlerinden Ben-Gvir, “İsrail devletinin güvenlik doktrinini değiştirme ve bütün cephelerde kesin bir zafer elde etme zamanı geldi” dedi.

Ben-Gvir, Filistinlilerin Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'dan “gönüllü göçünün teşvik edilmesi”, “terörist” olarak nitelendirdiği Filistin Yönetimi'nin silahsızlandırılması ve İsrail askerlerine verilen desteğin artırılmasını içeren bir “güvenlik planı” sundu.

Provokatif açıklamaları ve eylemleriyle tanınan Ben-Gvir, eylül ayının başında da Gazze Şeridi'nin Filistinli nüfustan arındırılarak bölge sakinlerinin yurt dışına gönderilmesini öngören bir teklif sunmuştu.

Ben-Gvir'in savunma bakanlığına adaylığını açıklaması, İsrail muhalefeti saflarında tepkiye yol açtı.

Başbakanlık için aday olan Gadi Eisenkot, X platformunda yaptığı paylaşımda, başlıca rakibi Netanyahu'yu, “suçlu Ben-Gvir'i” koalisyonuna kabul ettiği için “aklını kaybetmekle” suçladı.

Ben-Gvir hakkında gençlik yıllarında nefret veya şiddeti kışkırtma suçlamasıyla 50'den fazla kez dava veya soruşturma süreci yürütüldüğü bildirildi.


Azerbaycan, ABD yaptırımları nedeniyle İran uçuşlarını askıya aldı

Azerbaycan, ABD yaptırımları nedeniyle İran uçuşlarını askıya aldı
TT

Azerbaycan, ABD yaptırımları nedeniyle İran uçuşlarını askıya aldı

Azerbaycan, ABD yaptırımları nedeniyle İran uçuşlarını askıya aldı

Azerbaycan Havayolları yaptığı açıklamada, Bakü’nün ABD yaptırımları nedeniyle İran hava yolu şirketlerinin Azerbaycan’a uçuşlarını yasakladığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Sputnik’ten aktardığına göre şirketten dün yapılan açıklamada, “ABD’nin İran’a yönelik uygulamaya koyduğu yeni yaptırım paketi, özellikle havacılık sektörüne getirilen yaptırımlar nedeniyle, İran hava yolu şirketlerinin Azerbaycan’a gerçekleştirdiği uçuşların 22 Eylül 2026’dan itibaren askıya alınmasına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, yaptırımlar kapsamında 23 Eylül’den itibaren İran hava yolu şirketlerinin uçuş gerçekleştiremeyeceğini ve yer hizmetlerinden de yararlanamayacağını belirtti.