Kemal Allam
İran üzerinde savaş bulutları toplanırken ve Donald Trump'ın nihai kararı -savaşa girişeceği veya kaçınacağı- hakkındaki tartışma hız kesmeden devam ederken, temel bir soru öne çıkıyor: Trump, iki dönem boyunca dış politikasını uygulamada en çok hangi araca güvendi? Trump'ın “Amerikan Armadası” olarak adlandırdığı devasa askeri yığınak geniş bir şekilde ele alınmasına rağmen, onun yaklaşımında bir unsur sabit olmayı sürdürüyor, o da sürpriz.
3 Ocak 2020'de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'nin suikastından, altı yıl sonra aynı gün Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasına kadar dünya, hesaplarını alt üst eden benzeri görülmemiş olaylarla defalarca karşı karşıya kaldı. Trump, o dönemde İsraillilerin bile Süleymani suikastını onaylamadığını kabul etti.
Bu sürpriz unsuruna olan güven, merkezi Tampa, Florida'da bulunan ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) ile yakından bağlantılı. Bu komutanlığın çalışma biçimi gizlilik, aldatma ve sürprize dayanıyor. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Ortadoğu'daki herhangi bir çatışma için genel stratejik planlamayı üstlenirken, medyaya yansımayan sürpriz saldırıların yürütülmesi yükü, Trump'ın dış politika sahnesinde iradesini dayatmak için tercih ettiği yürütme organı haline gelen Özel Harekat Komutanlığı'nın yetki alanına giriyor.
Özel Harekat Komutanlığının gelişimi ve İran ile ilişkisi
Özel Harekat Komutanlığı, Başkan Trump'ın ilk döneminde 2019'da Uzay Kuvvetleri'ni kurmasından önce, 1987'den beri ABD askeri yapısına dahil edilen son büyük muharip komutanlıktı. İran ile olası bir çatışma hakkındaki tartışmaların artmasıyla birlikte, bu komutanlık köklerinin ve tarihinin doğal bir uzantısı olarak merkezi bir rol üstleniyor.
Komutanlık, Başkan Jimmy Carter döneminde Kartal Pençesi Operasyonu olarak bilinen İran'daki Amerikalı rehineleri kurtarma misyonunun 1980 yılında başarısız olmasının ardından kuruldu. Bu başarısızlık, ciddi bir askeri ve istihbarat darbesi oluşturdu ve Carter'a göre seçimi kaybetmesine katkıda bulundu. Bir diğer darbe ise 1983'te Beyrut'taki ABD Büyükelçiliği'ne yönelik bombalı saldırıydı; bu olayda CIA'nın en önemli Ortadoğu uzmanlarından biri olan Robert Ames hayatını kaybetti.
Bu iki olay, ABD askeri kurumunu sarstı ve istihbarat teşkilatları ile ordu arasında derin bir koordinasyon eksikliği olduğunu açığa çıkardı.
Trump döneminde Özel Harekat Komutanlığı'nın ABD'nin tartışmasız en öne çıkan askeri komutanlığı haline geldiği söylenebilir. Hem geçmişteki hem de şimdiki en yakın danışmanlarından birçoğu özel kuvvetler birimlerinde görev yapmış kişiler
David Oakley, “İstihbarata Boyun Eğdirmek” adlı kitabında bu dönemi ele alıyor ve Ortadoğu'daki düzensiz operasyonların başarısızlıklarının ardından ortaya çıkan, Savunma Bakanlığı ile Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) arasındaki ilişkinin niteliği ve ortak mı yoksa rakip mi oldukları konusundaki tartışmayı inceliyor. Bu belirsizliğin devam etmesinin, özel operasyonlar alanındaki başarısızlıkların tekrarlanacağının habercisi olduğu açıktı.
İran, rehine krizinden Lübnan İç Savaşı ve Saddam Hüseyin Irakı'nın Amerikan desteğini aldığı İran-Irak Savaşı'na kadar ABD için sürekli bir sorun kaynağı olmuştur. Ockley, o dönemde insani düzeyde istihbaratın sahadaki askeri gereksinimleri karşılama seviyesine ulaşmadığını düşünüyor. Zira bu istihbaratın, askeri komutanlara sahada neler olup bittiğine dair kesin bir anlayış sunması ve böylece başarılı özel operasyonlar veya düzensiz savaş olarak bilinen faaliyetlerin yürütülmesini mümkün kılması gerekiyordu. ABD’nin Beyrut’taki bombalı saldırıyı önleyememesi, açık bir istihbarat eksikliğini yansıtıyordu.

Bu başarısızlıklar, askeri kurum içinde bir dizi soruşturmaya ve Başkan Ronald Reagan'ın Özel Harekat Komutanlığı'nın kurulması yetkisini vermesinden önce Kongre’de yıllarca süren dinleme oturumlarına neden oldu. Özel Harekat Komutanlığı kuruluşunun üzerinden çok geçmeden, Basra Körfezi'nde İran tarafından desteklenen ve petrol korsanlığı olarak adlandırılan faaliyetlere karşı koymak ve Lübnan'da İran bağlantılı milislerle mücadele etmek gibi ilk taktik operasyonlarına girişti. O zamandan beri, istihbarat paylaşımındaki eksiklikleri gidermek için CIA ile koordinasyon sağlayarak muharebe operasyonlarında öncü güç rolünü üstlendi.
Bugün, kuruluşundan 38 yıl sonra, ABD askeri planlamacıları Tahran'ı şaşırtmanın ve hesaplarını bozmanın yollarını ararken İran yeniden gündemde.
Trump'ın Özel Harekat’a olan güveni başlangıç noktasına geri döndü: İran ve karar anı
Trump döneminde Özel Harekat’ın ABD’nin tartışmasız en öne çıkan askeri komutanlığı haline geldiği söylenebilir. Michael Waltz, Christopher Miller, Mike Flynn ve Joe Kent de dahil olmak üzere hem geçmişteki hem de şimdiki en yakın danışmanlarından birçoğu, özel kuvvetler birimlerinde görev yapmış kişiler. Usame bin Ladin, Kasım Süleymani ve Ebu Bekir el-Bağdadi'nin öldürülmesinden, Nicolás Maduro'nun tutuklanması ve hatta İran ile olası bir çatışmanın sonuçlarına kadar, bu gizli, stratejik kol, Amerikan askeri sahnesinin ön saflarında yer alıyor.
Washington, Afganistan ve Irak'taki son iki savaşında yüz binlerce asker konuşlandırmaya ve büyük ölçekli konvansiyonel işgallere güvendi. Ancak bugün, çoğu operasyon, büyük askeri güçler yerine, istihbarat, insansız hava araçları ve düşman hatlarının gerisinde hareket eden, onlarca gizli asker tarafından yürütülen operasyonlara dayanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre böylece, çatışmanın doğası değişti ve ağırlık merkezi büyük ordulardan nokta vuruşlara ve gizli operasyonlara kaydı.
Beluçlar ve Kürtler, operasyonlar başlarsa rejimin değişmesine katkıda bulunmaya hazır olduklarını açıkladılar. Benzer şekilde, 1979'dan beri İran siyasi ortamında marjinalleştirilmiş olan Araplar da katılmaya hazırlar
Fred Burton ve Samuel Katz, “Beyrut'un Kuralları” adlı kitaplarında, ABD ile İran arasındaki gizli savaşın başlangıcını ele alıyorlar; bu savaş, Amerikan askeri kurumunun bilincine yerleşmiş durumda ve İran rejimi gidişatında kritik bir ana yaklaşırken geri dönüp tamamlanabilir. Özel Harekat Komutanlığı, Tahran'ın etkisine karşı koymakla görevlendirilmiş ve Lübnan, Suriye ve Irak'taki operasyonlara dahil olmuştu. İran, bu ülkelerde etnik, dilsel ve mezhepsel temelde bölünmeleri derinleştirdiyse, Washington da İran'ın kendi iç çatlaklarında benzer bir yaklaşımı hayata geçirme fırsatını bulabilir. İsrail'in İran içindeki faaliyetleri geniş çapta belgelenmiş olsa da ABD Özel Harekat Kuvvetleri’nin rolü gizli kalmayı sürdürüyor, kapalı kapılar ardında ve kamuoyunun gözünden uzakta yürütülüyor.

Buna ek olarak, İran rejimine karşı olan birçok grup, Irak, Afganistan ve sınırlarının ötesindeki diğer çatışma bölgelerinde eğitim aldı ve savaş deneyimi kazandı. Bu gruplar arasında Kürtler, Azeriler, Beluçlar ve Araplar bulunuyor. Beluçlar ve Kürtler, operasyonlar başlarsa rejimin değişmesine katkıda bulunmaya hazır olduklarını açıkladılar. Benzer şekilde, 1979'dan beri İran siyasi ortamında marjinalleştirilmiş olan Araplar da artık katılmaya hazırlar.
Uçak gemileri, füzeler ve hava saldırıları en gürültülü oldukları için manşetlerde yer alsa da büyük bir değişimin temelini oluşturan husus, istihbarat toplama ve bilinmeyen failler tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırılar ve suikastlar da dahil olmak üzere gayri nizami harptir. Bu süreç, yılanın başı olarak görülen Süleymani'nin Bağdat'ta öldürülmesiyle başladı.
Trump'ın favorisi olan Komutanlık genellikle gölgelerde faaliyet gösteriyor, ancak dikkatler kendisine yöneltilmediğinde düşmanları beklemedikleri yerden vurabilecek öncü güç olmaya devam ediyor.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



