ABD-İsrail'in İran'a saldırısı: Geri dönüşü olmayan bir nokta

Çatışma sınırlı olmaktan çok uzak

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters
TT

ABD-İsrail'in İran'a saldırısı: Geri dönüşü olmayan bir nokta

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters

Michael Horowitz

28 Şubat 2026 sabahı, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail İran'a karşı koordineli bir askeri saldırı başlattı. ABD tarafı saldırı için “Destansı Öfke Operasyonu” kod adını kullanırken, İsrail tarafı “Kükreyen Aslan Operasyonu” adını kullandı. Saldırı, Tahran, İsfahan, Kum, Karac ve Kirmanşah'taki çeşitli noktaları hedef aldı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, operasyonu “İsrail Devleti'ne yönelik tehditleri ortadan kaldırmayı” amaçlayan “önleyici bir saldırı” olarak tanımladı. Başkan Trump ise Truth Social platformundan yayınladığı bir videoda, operasyonu İran'ın füze gücünü yok etmeyi ve rejimin nükleer silah edinmesini engellemeyi amaçlayan “büyük ve devam eden bir operasyon” olarak tanımladı.

Bu sınırlı bir operasyon değil ve her iki hükümet de bunun günlerce, hatta daha uzun sürebileceğine işaret etti.

Başkan Trump konuşmasında bunun sınırlı bir operasyon olmadığını açıkça belirtti ve İranlıları İslam Cumhuriyeti rejimini devirmeye teşvik etti

Bu sabahki operasyon, geçen yılki “Gece Yarısı Çekici Operasyonu”ndan önemli ölçüde farklı. Haziran 2025’teki saldırılar nükleer tesisleri hedef alırken, bugünkü operasyon füze fırlatma rampalarını, balistik füze altyapısını ve askeri komuta merkezini ve en önemlisi, ülkenin siyasi kalbini hedef alıyor.

Başkan Trump konuşmasında bunun sınırlı bir operasyon olmadığını açıkça belirtti ve İranlıları İslam Cumhuriyeti rejimini devirmeye teşvik ederek şunları söyledi: “Biz işimizi bitirdiğimizde gidin ve iktidarı alın. Ondan sonra İran'ın kaderini İranlılar çizecektir. Bu, muhtemelen nesiller boyunca tek şansınız.” Sekiz dakikalık videosu açıkça rejim değişikliği çağrısında bulundu ve İran Devrim Muhafızları üyelerine “silahlarını bırakmaları halinde tam dokunulmazlık elde edeceklerini, aksi takdirde kesin ölümle karşı karşıya kalacaklarını” söyledi. Bu, rejim saflarında iç bölünmeler yaratma girişimi gibi görünüyor. Şimdiye kadar, 30 bine ulaşan bir can kaybına neden olmuş olabilecek protestoların büyük bir baskıyla bastırılmasının ardından rejim içinde ciddi bir iç bölünme yaşanmadı, ancak ABD Başkanı bunun değişebileceğine inanıyor gibi görünüyor.

Netanyahu, Trump ile aynı pozisyonu benimseyerek, ABD-İsrail operasyonunun İran halkının “kendi kaderini eline almasını” sağlayacak koşulları yaratacağını söyledi. Başkan Trump'ın Amerikalıların da can kayıpları yaşayabileceğinden bahsetmesi, bunun sınırlı bir saldırı değil, daha geniş bir operasyonun başlangıcı olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İlk saldırı dalgası İran'ın misilleme yapma kabiliyetlerine odaklanırken, Tahran'a yönelik saldırılar daha geniş bir yelpazedeki hedefleri hedef almış gibi görünüyor. Tahran'da, Dini Liderin ofislerinin bulunduğu, ağır şekilde tahkim edilmiş bir bölgede çok sayıda patlama yaşandığına dair haberler gelirken, Hameney'in başkentin dışında olduğu düşünülüyor. Ayrıca İran parlamentosu, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve İstihbarat Bakanlığı da dahil olmak üzere hükümet binalarının yakınlarında da patlamalar kaydedildi. İsrail'de kaynaklar, rejime ait herhangi bir yerin meşru bir hedef olduğunu vurguladı.

İran'ın yanıtı

Öte yandan İran’ın yanıtı çatışmanın sınırlı olmaktan çok uzak olduğunu gösteriyor. ABD-İsrail ortak saldırısından sadece birkaç saat sonra, İran, BAE, Bahreyn, Katar ve Kuveyt de dahil olmak üzere Körfez ülkelerine bir dizi füze saldırısı düzenledi. Bahreyn'de muhtemel hedef, büyük bir ABD deniz üssüydü.

İran, en güçlü kozlarından birini oynuyor. Körfez'i hedef alarak, çatışmanın alanını genişletiyor ve küresel ekonomide dalgalanmalara yol açabilecek bir enerji şoku tehdidinde bulunuyor. Körfez'i kapatmaya yönelik daha uzun süreli herhangi bir çaba, ABD doğalgaz fiyatları da dahil olmak üzere küresel ekonomi üzerinde önemli bir etkiye sahip olacaktır. Saldırıdan sadece bir gün önce, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Başkan Trump'ın fiyatları düşük tutma gücünü övüyordu.

İran'ın misilleme yapma gücü ortadan kalkarsa, ABD ve İsrail, haftalar sürse bile, rejimin daha geniş çaplı çöküşü için daha fazla hareket alanı bulacaktır

Husiler, Kızıldeniz'deki saldırılarına yeniden başlayacaklarını zaten duyurdular; bu da İran ve vekillerinin daha geniş çaplı bir ekonomik şok yaratmaya çalıştığının ve operasyonlarını askıya almaları için İsrail ile ABD üzerindeki baskıyı artırmayı umduklarının bir başka göstergesi.

fbfgrb
Trump, Hamaney ve Netanyahu'yu bir araya getiren bir fotoğraf (AFP)

ABD ve İsrail de bu olasılığı dikkate aldı. Ortak saldırının ilk saatlerinde, ABD ve İsrail saldırıları, muhtemelen denizden saldırılar için kullanılacak İran deniz üslerini hedef aldı. Başkan Trump, ABD saldırılarının amaçlarından birinin İran donanmasını “yok etmek” olduğunu vurguladı. İran'ın önemli deniz varlıkları da dahil olmak üzere bir dizi önemli hedef vurulmuş olsa da, İran hızlı saldırı botları, deniz mayınları, füzeler ve insansız hava araçları gibi izlenmesi daha zor olacak bir dizi asimetrik gücü halen koruyor. Körfez tamamen kapanmasa bile, seyrüseferi aksatacak herhangi bir sürekli saldırı durumu dünyayı etkileyecektir.

Hedefler

İran'ın hedefi nispeten açık görünüyor: ABD-İsrail harekatının mümkün olduğunca kısa sürmesini sağlarken, Amerikan kayıpları ve ekonomik acı yoluyla ağır bedeller ödetmek. Trump, operasyonun planlanan süresinin ne kadar olduğunu veya nihai biçimini belirtmedi. 14 Şubat tarihinden beri, ABD’li yetkililer Reuters'e, ordunun sadece nükleer ve füze tesislerini değil, aynı zamanda daha geniş devlet ve güvenlik altyapısını da hedef alan “haftalarca sürecek sürekli operasyonlar” için hazırlandığını söylemişti. Bu dil, tek bir cezalandırıcı saldırıdan ziyade stratejik bir harekata daha yakın bir şeye işaret ediyor; bu da uzun süreli bir çatışmaya dönüşme riskini taşıyor ve ABD'li üst düzey askeri liderler özel konuşmalarda bu riske karşı uyarıda bulunmuşlardı.

En önemli soru şu: İran, İsrail'e, Körfez'e ve bölgedeki ABD çıkarlarına yönelik devam eden füze saldırılarını sürdürebilecek mi? Yetkililere yönelik saldırılara ek olarak, büyük ihtimalle ABD ve İsrail İran'ın füze ve insansız hava aracı cephaneliğine ve deniz kuvvetlerine odaklanacak, İran'ı mümkün olan en kısa sürede susturmayı hedefleyecektir. Bu, ABD-İsrail operasyonlarının başarısını veya başarısızlığını belirleyecektir. İran yüksek maliyete sebep verecek misillemelerde bulunma gücünü korursa, ABD ve İsrail hedeflerini küçültmek zorunda kalabilir. Ancak, İran'ın misilleme yapma gücü ortadan kalkarsa, ABD ve İsrail, haftalar sürse bile, rejimin daha geniş çaplı çöküşü için daha fazla hareket alanı bulacaktır.



Seçim yenilgisine doğru giderken... Netanyahu'nun seçenekleri neler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ocak 2026'da Kudüs'te düzenlenen bir konferansta konuşuyor (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ocak 2026'da Kudüs'te düzenlenen bir konferansta konuşuyor (EPA)
TT

Seçim yenilgisine doğru giderken... Netanyahu'nun seçenekleri neler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ocak 2026'da Kudüs'te düzenlenen bir konferansta konuşuyor (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ocak 2026'da Kudüs'te düzenlenen bir konferansta konuşuyor (EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşan genel seçimler öncesinde anketlerin ortaya koyduğu karanlık tablo nedeniyle kendisini ciddi bir siyasi sıkışmışlığın içinde buldu. Kendi talep ettiği derinlemesine anketlerin bile olumsuz sonuçlar vermesi, Netanyahu’yu ittifaklar oyununda gücünü yeniden kazanmak ya da yeni seçmen kitlelerine ulaşmak için alışılmadık ve riskli adımlar atmaya zorluyor.

İsrail’in Maariv gazetesinde yer alan habere göre, Netanyahu’nun seçim öncesi durum tespiti yapmak için özel olarak hazırlattığı kapsamlı anket, iktidar koalisyonunun 50 ila 52 sandalye arasında sıkışıp kaldığını gösterdi. Meclis çoğunluğu olan 61 sandalyenin çok gerisinde kalan ve kaybedilen oyları geri kazanamayan mevcut istikrarlı durum, Netanyahu için aslında bir dezavantaj; çünkü bu durağanlık seçimi kaybetmesi anlamına geliyor.

İsrail Knesset'indeki toplantılardan biri (Knesset web sitesi)İsrail Knesset'indeki toplantılardan biri (Knesset web sitesi)

"Mutlak zafer" yok, cepheler kördüğüm

Ünlü analist Ben Caspit, Maariv gazetesindeki köşe yazısında sahadaki durumu şu sözlerle özetledi:

"Şu an için mucizeleri bir kenara bırakırsak hiçbir cephede 'mutlak zafer' belirtisi yok. İran bize yeniden balistik füzeler fırlatıyor, Hizbullah teslim olmaktan çok uzak, İsrail ordusu Güney Lübnan’da her hafta asker kaybediyor. Gazze’de ise durum aynı: Hamas toparlanıyor, güçleniyor ve nüfuzunu yeniden inşa ediyor. Netanyahu’nun elde ettiği tek inanılmaz 'mutlak zafer', seçimlerin zamanında yapılmasını sağlamak oldu."

Caspit, Netanyahu’nun elindeki taktiksel hamlelerin tükendiğini, ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerinin bile kötüye gittiğini belirtti. Yazar, Netanyahu’nun çaresizlik içinde seçim sonrasında Arap partilerine "Itamar Ben-Gvir’i Ulusal Güvenlik Bakanı yapmayacağım" sözü vererek, bir azınlık hükümetinin güvenoyu alabilmesi için Arap vekillerin çekimser kalmasını sağlamaya çalışabileceğini, ancak bunun bile kendisini kurtarmaya yetmeyebileceğini öne sürdü.

İsrailliler, 25 Nisan 2026'da Tel Aviv'de Netanyahu ve hükümetine karşı gösteri düzenledi (Reuters)İsrailliler, 25 Nisan 2026'da Tel Aviv'de Netanyahu ve hükümetine karşı gösteri düzenledi (Reuters)

Ekim seçimleri bir siyasi kumar mı?

Netanyahu, ultra-Ortodoks (Haredi) partilerle, milyarlarca dolara mal olan ve devlet değerlerini sarsan tartışmalı bir anlaşma yaparak hükümetin ömrünü birkaç ay daha uzatmayı başardı. Ancak bu hamle, seçimlerin Ekim (2026) ayına kalması demek. Ekim ayı, İsrail tarihinin en büyük felaketlerinden birinin yıl dönümüne denk geldiği için normal şartlarda Netanyahu’nun bu dönemde seçime gitmesi siyasi intihar olarak görülüyordu. Uzmanlar, Netanyahu'nun sadece birkaç hafta daha koltukta kalabilmek için ekim ayında kendisine adeta bir "seçim mezarı" kazdığı yorumunu yapıyor.

Sağ blokta yeni taktik: Gideon Sa’ar ve Likud planı

Şarku’l Avsat’ın Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre koalisyon, seçim kampanyası için perde arkasında yeni bir taktiksel yeniden yapılanmaya gitti. Planlanan senaryolardan biri, Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar liderliğindeki Yeni Umut (Tikva Hadasha) partisinin, Likud’dan (geçici olarak) ayrılması.

Netanyahu Knesset'te konuşma yapıyor (Arşiv- EPA)Netanyahu Knesset'te konuşma yapıyor (Arşiv- EPA)

Kanalın siyasi ve Knesset muhabiri Dafna Liel’in aktardığına göre, bu hamle tamamen Netanyahu ile koordineli bir şekilde yürütülüyor ve amaç şu şekildedir:

Seçmen yelpazesini genişletmek: Likud listesinden memnun olmayan veya mevcut koalisyona tepkili olan sağ seçmenleri Sa’ar’ın bağımsız listesiyle konsolide etmek.

Manevra alanı yaratmak: Seçimlerin ardından bu iki partiyi yeniden tek bir büyük blok halinde birleştirmek.

Yeni isimleri çekmek: Netanyahu bu sayede mevcut Likud listesinin yarattığı yıpranmışlığı aşmayı ve diğer partilerden de sağ profil taşıyan isimleri (örneğin yedek General Ofer Winter gibi isimleri Bezalel Smotrich’in listesine entegre ederek) sağ bloğu tahkim etmeyi hedefliyor.

Siyasi analistler, sağdaki partilerin şu anda gelecekte daha yüksek bir pazarlıkla yeniden birleşmek üzere bilinçli bir "ayrışma" stratejisi izlediğini, ancak muhalefetteki Naftali Bennett ve Yair Lapid’in yeni ittifakları karşısında bu formüllerin Netanyahu'yu iktidarda tutmaya yetip yetmeyeceğinin büyük bir belirsizlik taşıdığını vurguluyor.


12 bin nükleer başlık, insanlığı yok etmeye yeter

6 Ağustos 1945’te ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasının ardından kentten bir görünüm (Reuters)
6 Ağustos 1945’te ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasının ardından kentten bir görünüm (Reuters)
TT

12 bin nükleer başlık, insanlığı yok etmeye yeter

6 Ağustos 1945’te ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasının ardından kentten bir görünüm (Reuters)
6 Ağustos 1945’te ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasının ardından kentten bir görünüm (Reuters)

Antoine el-Hac

Büyük güçler arasındaki jeopolitik gerilimlerin giderek arttığı bir dönemde, nükleer savaş tehdidi uzun yılların ardından yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşınıyor. Bir dönem bu riskin geçmişte kaldığı yönünde yaygın bir kanaat oluşmuş olsa da, son gelişmeler küresel ölçekte endişelerin yeniden yükselmesine yol açıyor. Devletlerin askeri kapasitelerini geliştirmek ve nükleer sistemlerini modernize etmek için yürüttüğü rekabet sürerken, uzmanlar dünyanın sonuçları kontrol altına alınamayacak ölçekte bir felaketle karşı karşıya kalma ihtimaline her zamankinden daha fazla yaklaştığı uyarısında bulunuyor.

Dünya bir gün ‘nükleer kış’ yaşayacak mı? (Reuters)Dünya bir gün ‘nükleer kış’ yaşayacak mı? (Reuters)

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, dünya genelinde halen yaklaşık 12 bin 187 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Bu rakam, zaman zaman siyasi ve medya söylemlerinde dile getirilen ‘dünyayı defalarca yok edebilecek bir güç’ iddiasını akıllara getirse de, bilimsel değerlendirmeler bu yaygın algıdan farklı bir tablo ortaya koyuyor.

Fiziksel açıdan bakıldığında, günümüzde mevcut hiçbir nükleer cephanelik dünya gezegenini tamamen yok etme kapasitesine sahip değil. Çünkü bir gezegeni parçalamak veya ortadan kaldırmak için gereken enerji miktarı, insanlığın elindeki toplam yıkıcı gücün çok ötesinde bulunuyor. Ancak uzmanlara göre asıl tehlike gezegenin yok olması değil, insan uygarlığının bugünkü haliyle varlığını sürdüremeyecek ölçüde bir yıkıma uğraması ihtimali.

Yaklaşık hesaplamalara göre modern nükleer savaş başlıklarının gücü 100 ila 800 kiloton TNT eşdeğeri arasında değişiyor. Karşılaştırma amacıyla her bir savaş başlığının ortalama 300 kiloton güce sahip olduğu varsayıldığında, küresel nükleer cephaneliğin toplam yıkıcı kapasitesi yaklaşık 3,7 milyar ton TNT eşdeğerine ulaşıyor. Bu miktar, 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima kentini yerle bir eden atom bombasının yaklaşık 250 bin katına karşılık geliyor.

Rusya ile Belarus arasında düzenlenen ortak nükleer tatbikatlar sırasında gerçekleştirilen İskender füzesi fırlatma denemesine ait bir fotoğraf (AP)Rusya ile Belarus arasında düzenlenen ortak nükleer tatbikatlar sırasında gerçekleştirilen İskender füzesi fırlatma denemesine ait bir fotoğraf (AP)

Bununla birlikte uzmanlar, ‘dünyayı 10 kez ya da 100 kez yok etme kapasitesi’ yönündeki ifadelerin büyük ölçüde mecazi bir anlatım olduğunu belirtiyor. Zira geniş çaplı bir nükleer savaşın, mevcut cephaneliğin tamamının kullanılmasına gerek kalmadan bile küresel ölçekte bir çöküşe yol açabileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre nükleer patlamaların doğrudan neden olacağı yıkımın yanı sıra, ortaya çıkacak devasa yangınlar, altyapının çökmesi, radyoaktif kirlilik, ekonomik krizler, gıda kıtlığı ve sağlık sistemlerinde yaşanacak ağır tahribat, dünyayı benzeri görülmemiş bir kaos ve çöküş sürecine sürükleyebilir.

Aynı kapsamda, Uluslararası Nükleer Silahları Kaldırma Girişimi (ICAN), nükleer silahların insanlığın geliştirdiği en yıkıcı ve ayrım gözetmeyen silahlar olmaya devam ettiği uyarısında bulunuyor. Kuruluşa göre nükleer silahlar yalnızca patlama anında can kaybına yol açmakla kalmıyor; aynı zamanda insanlar, çevre ve gelecek nesiller üzerinde uzun yıllar sürebilecek radyasyon etkileri bırakıyor.

ICAN, büyük bir kentin üzerinde tek bir nükleer silahın patlatılmasının kısa süre içinde yüz binlerce, hatta milyonlarca kişinin ölümüne neden olabileceğini belirtirken, büyük güçler arasında yaşanabilecek kapsamlı bir nükleer savaşın ise yüz milyonlarca insanın hayatına mal olabileceği konusunda uyarıyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un bir nükleer tesisi inceliyor. (Reuters)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un bir nükleer tesisi inceliyor. (Reuters)

Araştırmalar, bir nükleer patlamanın saniyeler içinde şok dalgaları, yoğun ısı ve radyasyon şeklinde muazzam miktarda enerji açığa çıkardığını ortaya koyuyor. Ses hızını aşan bir süratle yayılan patlama dalgası, binaları ve altyapıyı yerle bir ederken, patlama merkezine yakın bölgelerde bulunan insanların büyük bölümünün hayatını kaybetmesine neden oluyor. Ortaya çıkan aşırı yüksek sıcaklık ise geniş çaplı yangınları tetikleyerek, zamanla tüm şehirleri yutabilecek devasa ateş fırtınalarına dönüşebiliyor.

Uzmanlara göre daha da endişe verici olan husus ise iklim üzerindeki olası etkiler. Bazı bilimsel çalışmalar, günümüzde mevcut nükleer silahların yüzde 1’inden daha azının kullanılması halinde bile küresel iklim sisteminde ciddi bozulmalar yaşanabileceğini ve bunun yaklaşık 2 milyar insanı kıtlık riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini öne sürüyor. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre binlerce nükleer savaş başlığının kullanıldığı bir senaryonun ise tarımsal üretimi ve ekosistemleri dünya genelinde olumsuz etkileyecek kapsamlı bir ‘nükleer kışa’ yol açabileceği belirtiliyor.

Bu endişeler, özellikle ABD, Rusya, Çin ve Kuzey Kore gibi büyük nükleer cephaneliklere sahip ülkeler arasındaki gerilimlerin arttığı bir dönemde daha da güçleniyor. Uzmanlar, geleneksel çatışmaların nükleer bir boyut kazanması riskinin artık yalnızca teorik bir ihtimal olmadığını, önlenmesi ve hazırlık yapılması gereken gerçekçi bir senaryo haline geldiğini vurguluyor.

Teksas eyaletindeki bir ABD askeri üssünde iki teknisyen bir nükleer bombayı inceliyor. (Reuters)Teksas eyaletindeki bir ABD askeri üssünde iki teknisyen bir nükleer bombayı inceliyor. (Reuters)

Bu çerçevede, Atlantik Konseyi tarafından gerçekleştirilen bir ankete göre, katılımcı uzmanların yüzde 40’ı 2035 yılına kadar yeni bir dünya savaşının çıkma ihtimalini mümkün görüyor. Daha da dikkat çekici olan ise ankete katılanların yaklaşık yarısının, böyle bir savaşta en az bir tarafın nükleer silah kullanacağı öngörüsünde bulunması.

Öte yandan küresel nükleer silah harcamalarındaki artış da sürüyor. Son raporlara göre nükleer silaha sahip dokuz ülke, 2025 yılı boyunca nükleer cephaneliklerini güçlendirmek ve modernize etmek amacıyla yaklaşık 119 milyar dolar harcadı. Bu rakamın, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 19’luk bir artışa işaret ettiği belirtiliyor.

Harcama sıralamasında, listenin başında 69 milyar doların üzerinde bütçe ayıran ABD yer alırken, onu Çin, Birleşik Krallık ve Rusya takip etti.

Söz konusu veriler, dünyanın nükleer silahlara olan bağımlılığını azaltmak yerine bu kapasiteyi geliştirme ve yenileme yönünde ilerlediğine işaret ediyor. Nükleer silahlanma programları genişlerken, silahsızlanma girişimleri ile büyük güçler arasında güven inşa etmeyi amaçlayan diplomatik çabaların ise giderek zayıfladığına dikkat çekiliyor.

Moskova’da Sovyet döneminden kalma bir nükleer füze maketi (Reuters)Moskova’da Sovyet döneminden kalma bir nükleer füze maketi (Reuters)

Sonuç olarak nükleer silahlar, gezegeni fiziksel olarak yok etme kapasitesine sahip olmasalar da, insanlığı ortadan kaldırabilecek ve dünyayı benzeri görülmemiş bir kaos ve yıkım dönemine sürükleyebilecek güçte görülüyor. Bu nedenle birçok uzman, olası bir felaketin önlenmesinin yalnızca nükleer risklerin yönetilmesine değil, aynı zamanda nükleer cephaneliklerin azaltılması ve bu silahların kullanımının engellenmesine yönelik ciddi uluslararası çabalara bağlı olduğunu vurguluyor.

Ünlü fizikçi Albert Einstein da bu tehlikeye dikkat çekerek, “Üçüncü Dünya Savaşı’nın hangi silahlarla yapılacağını bilmiyorum; ancak Dördüncü Dünya Savaşı’nın sopa ve taşlarla yapılacağını biliyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Nükleer silahsızlanma savunucularının sıkça dile getirdiği görüş ise şu sözlerle özetleniyor: “Nükleer rulet oyununu kazanmanın tek yolu, oynamayı bırakmaktır.”


Kiev’de en çok bombalanan bölge, “Çernobil’e döndü”

Rusya'nın mayıstaki saldırısında, Lukiyanivska metrosunun yanındaki otoparkta her şey küle dönmüştü (Reuters)
Rusya'nın mayıstaki saldırısında, Lukiyanivska metrosunun yanındaki otoparkta her şey küle dönmüştü (Reuters)
TT

Kiev’de en çok bombalanan bölge, “Çernobil’e döndü”

Rusya'nın mayıstaki saldırısında, Lukiyanivska metrosunun yanındaki otoparkta her şey küle dönmüştü (Reuters)
Rusya'nın mayıstaki saldırısında, Lukiyanivska metrosunun yanındaki otoparkta her şey küle dönmüştü (Reuters)

Rus ordusunun Kiev'de en çok bombaladığı Lukiyanivska’da yaşayanlar, durumun her geçen gün kötüleştiğini söylüyor.

Guardian’ın aktardığına göre Lukiyanivska’nın yer aldığı Şevçenkivski bölgesi, Rus ordusunun savaşın başından beri başkentte en sık hava saldırısı düzenlediği yer.

Özellikle Lukiyanivska metrosuyla çevredeki dükkanlar ve iş merkezlerinin hedef alındığı aktarılıyor.

Bölge sakinleri arasında, üç kez vurulmasına rağmen hâlâ faaliyet gösteren McDonald’s şubesinin "direniş sembolüne döndüğü" yazılıyor.

Nisanda düzenlenen hava saldırılarında oturduğu binanın yanındaki apartmana bombaların isabet ettiğini söyleyen Anastasya Primak, bölgenin cephe hattından farkı kalmadığını belirtiyor.

23 yaşındaki Ukraynalı, "Bana şiddetli anksiyete bozukluğu teşhisi kondu. Hiçbir neden yokken bile sürekli endişeleniyorum, panik atak geçiriyorum" diyor ve ekliyor:

Arkadaşlarıma buranın Çernobil’e benzediğini söylüyorum. Giderek daha tehlikeli hale geliyor. Bir drone ya da roketin isabet etmesinden korktuğum için embriyo gibi kıvrılmış halde uyuyorum. Tek seferde ölmek istiyorum. Bir uzvumu kaybetmek istemiyorum.

Çiçek satıcısı Fayna Polişçuk da müşteri kalmadığını söylüyor:

Mayıstaki son büyük saldırının ardından birçok kişi ağlayarak burayı terk etti.

Haberde, Rusya’nın özellikle İran savaşı nedeniyle Patriot savunma füzesi stoklarının azalmasından faydalanarak hava saldırılarını artırdığı belirtiliyor.

Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 ülkelerinin liderleriyle pazar günü Londra’da düzenlenen zirvede bir araya gelen Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, önleyici füze tedarikinin artırılması çağrısı yapmıştı.

Diğer yandan Kiev, Avrupalı müttefikleriyle ABD menşeli Patriot’a alternatif yeni bir hava savunma sistemi geliştiriyor.

"Freyja" savunma sisteminde Ukrayna’nın geliştirdiği FP-7.x füzeleri, Avrupa’da tasarlanan özel radar ve uydularla çalışacak.  

Balistik füze ve drone’ları imha etmek üzere tasarlanan sistemde tek bir füzenin maliyeti yaklaşık 700 bin dolar, Patriot içinse bu rakam 3,8 milyon doları buluyor.

Independent Türkçe, Guardian, Meduza