Liderleri üç ülke arasında gidip geliyor... İslami Cihad Hareketi için hangi güvenli sığınaklar kaldı?

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Nehhale, Heniyye’nin suikastından bu yana İran’ı sadece üç kez ziyaret etti

İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)
İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)
TT

Liderleri üç ülke arasında gidip geliyor... İslami Cihad Hareketi için hangi güvenli sığınaklar kaldı?

İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)
İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney, Temmuz 2024’te Tahran’da merhum Hamas lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale’yi kabul etti. (AFP)

ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Tahran tarafından desteklenen Filistinli gruplar üzerinde önemli değişimlere yol açtı. Bu grupların başında, Suriye ve Lübnan sahalarında hem mali hem de güvenlik açısından zarar gördüğü belirtilen İslami Cihad Hareketi geliyor. Gazze Şeridi’nde ise çatışmaların sürdüğü ifade ediliyor.

İslami Cihad Hareketi kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, bölgede yaşanan güvenlik değişimleri ve İran’a karşı yürütülen savaş, hareketin elinde kalan sığınma alanlarını daha da karmaşık hale getirdi.

Gazze Şeridi’ndeki en büyük silahlı hareket olan Hamas, İran ile güçlü ilişkilere sahip olmayı sürdürüyor. Ancak İslami Cihad Hareketi’nin Tahran ile bağlarının daha derin olduğu ve bu ilişkinin, hareketin kurucusu Fethi Şikaki’nin 1980’li yıllarda örgütü kurduğu döneme kadar uzandığı belirtiliyor.

dfg
İslami Cihad Hareketi’nin kurucusu Fethi Şikaki (WAFA)

İslami Cihad Hareketi, onlarca yıl boyunca Suriye ve Lübnan’da insan gücü ve askeri varlık bulundurmayı başardı. İran’ın son on yılda bu iki ülkedeki nüfuzunu genişletmesiyle birlikte hareketin söz konusu ülkelerdeki konumunun da daha güçlü hale geldiği ifade ediliyor.

Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Temmuz 2024’ün sonunda Tahran’da öldürülmesi ve geçtiğimiz eylül ayında Doha’da Hamas liderliğine yönelik suikast girişimi, Filistinli grupların liderleri için büyük bir alarm niteliği taşıdı. Bu durumdan özellikle İslami Cihad Hareketi’nin etkilendiği değerlendiriliyor.

Üç ülke ve Kudüs Seriyyeleri liderinin kaderi

İslami Cihad Hareketi kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Genel Sekreter Ziyad en-Nehhale’nin İran ziyaretlerini azalttığını belirtti. Kaynaklara göre, Heniyye suikastından bu yana Nehhale İran’a sadece üç ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretlerden birinin, hem kendi hareketinden hem de Hamas’tan bir heyetin katılımıyla gerçekleştiği ve birkaç gün sürdüğü, diğer iki ziyaretin ise kısa ve hızlı geçtiği ifade edildi.

Kaynaklar ayrıca, Nehhale ve hareketin bazı üst düzey isimlerinin -özellikle hareketin askeri kanadı Kudüs Seriyyeleri’ni yöneten ve İsrail tarafından aranan Ekrem el-Acuri’nin- İran’ı, Beyrut başta olmak üzere bazı diğer başkentlerle birlikte kendileri için gerçek bir güvenli sığınak olarak gördüklerini aktardı. Ancak daha sonra Katar’a yöneldikleri ve aynı zamanda Mısır ile ilişkileri genişletmeye başladıkları belirtildi.

fbh
Hamas’ın merhum lideri İsmail Heniyye ve İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale, Temmuz 2024, Tahran (Reuters)

Nehhale’ye yakın bir kaynak, son birkaç ay içinde Nehhale’nin Doha ile Kahire arasında gidip geldiğini ve her iki şehirde de belirli süreler kaldığını söyledi. Kaynak, özellikle Doha’da daha uzun süre bulunduğunu, çünkü yardımcısı Muhammed el-Hindi’nin neredeyse sürekli burada bulunduğunu aktardı. El-Hindi’nin de Katar, Mısır ve Türkiye arasında hareket ettiği, Mısır’daki temasların ise büyük ölçüde Gazze Şeridi’yle ilgili konular kapsamında Mısır istihbarat yetkilileriyle yürütüldüğü ifade edildi.

Kaynaklar, ‘güvenlik hassasiyeti’ gerekçesiyle, son yıllarda Beyrut’un güney banliyösünü kendisine sığınak olarak kullanan Ekrem el-Acuri’nin buradan ayrılıp ayrılmadığı konusunda kesin bir bilgi vermekten kaçındı.

İsrail ordusu birkaç gün önce, Lübnan’daki Kudüs Seriyyeleri komutanı Edhem el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir konuta düzenlediği saldırıda öldürdü. El-Osman’ın, Acuri’ye yakın bir isim olarak bilindiği kaydedildi.

Bazı kaynaklar ise İsrail ordusunun el-Osman’ın bulunduğu yeri bilmediği, söz konusu dairenin Hizbullah’a ait bir ‘güvenli ev’ olduğu gerekçesiyle hedef alındığı değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan’daki İslami Cihad Hareketi liderliği, özellikle Beyrut’un güney banliyösünde bulunan isimler, uzun yıllardır olduğu gibi Hizbullah tarafından uygulanan sıkı güvenlik önlemleri altında faaliyet gösteriyor.

Suriye’de çember daralıyor

İsrail, Beşşar Esed rejimi devrilmeden önce Suriye’de İslami Cihad Hareketi’nin varlığı üzerindeki baskıyı yoğun hava saldırılarıyla artırdı. Bu saldırılardan biri Kasım 2024’te Şam’da harekete ait bir merkezi hedef aldı. Saldırıda üst düzey isimlerin hayatını kaybettiği bildirildi.

Suriye’de rejimin düşmesinin ardından hareket üzerindeki baskının daha da arttığı belirtiliyor. Şam’daki yeni yönetim, Nisan 2025’te İslami Cihad Hareketi’nin Suriye Temsilcisi Halid Halid ile yardımcısı Ebu Ali Yaser’i birkaç ay süreyle gözaltına aldı.

Hareket kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suriye’de bulunan çok sayıda İslami Cihad Hareketi mensubunun gözaltına alındığını, daha sonra ise serbest bırakıldığını aktardı. Kaynaklara göre sorgulamalarda ağırlıklı olarak militanların elindeki silahlar ve bu silahların bulunduğu yerler hakkında sorular yöneltildi.

Kaynaklar ayrıca, son aylarda Suriye’de düzenlenen bazı İsrail saldırılarının hareket içindeki önde gelen aktivistleri hedef aldığını belirtti. Bu kişiler arasında, yıllar önce Gazze Şeridi’nde yaralanan ve tedavi için yurt dışına götürüldükten sonra Şam’da kalan Kudüs Seriyyeleri’ne bağlı saha komutanlarının da bulunduğu ifade edildi. Söz konusu isimlerin başka ülkelere tahliye edilmesine yönelik planların başarısız olduğu, ancak son saldırılardan sağ kurtuldukları kaydedildi.

bgnyjukı
Kasım 2024’te Suriye’de İsrail’in düzenlediği saldırıda öldürülen İslami Cihad Hareketi üyelerinin Şam’daki cenaze töreninden (AFP)

İsrail’in takibi nedeniyle İslami Cihad Hareketi’ne bağlı bazı aktivistlerin Suriye’den ayrılarak Lübnan ve Türkiye’ye geçtiği de bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, gerek Lübnan içinden gerekse Suriye’den gelen çok sayıda Kudüs Seriyyeleri mensubu şu anda Güney Lübnan’da bulunuyor ve Hizbullah unsurlarıyla birlikte çatışmalara katılıyor.

Son savaş sırasında Kudüs Seriyyeleri, Lübnan’daki operasyonlara katılan çok sayıda mensubunun hayatını kaybettiğini açıklamıştı. Hareketin liderliğinin, Hizbullah unsurlarıyla tam koordinasyon içinde, gerekli görülmesi halinde yeniden destek saldırılarına katılmaları yönünde talimatları yenilediği belirtiliyor.

Tüm bu gelişmeler, İslami Cihad Hareketi’nin hem Gazze Şeridi içinde hem de dışında ciddi bir mali kriz yaşadığı bir döneme denk geliyor. Bunun başlıca nedeninin İran’dan gelen mali desteğin neredeyse tamamen durması olduğu ifade ediliyor. Bu durumun, son aylarda hareket mensuplarına maaş ödenmesini ve farklı faaliyetler için ayrılan operasyonel bütçelerin karşılanmasını da etkilediği belirtiliyor.



Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )
TT

Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )

İsa en-Nehari

ABD'nin İran'a karşı savaşı ikinci haftasına girerken, İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme becerisine ilişkin soru işaretleri artıyor. İstihbarat tahminleri, rejimi ortadan kaldırmanın kapsamlı kara müdahalesi gerektirebileceğini gösteriyor ki, bu da siyasi ve askeri açıdan maliyetli bir seçenek. Bu karmaşık denklemin gölgesinde Donald Trump yönetiminin aynı zamanda daha ucuz ve daha etkili seçenekler aradığı görülüyor.

Hark Adası’na el koyma

Washington'da dolaşımda olan senaryolar arasında İran petrol endüstrisi tacının mücevheri olan Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirme de yer alıyor. Böyle bir adım, eğer gerçekleşirse, uzun bir kara savaşına sürüklenmeden İran rejimini ekonomik olarak boğmanın bir yolu olabilir. Dahası rejimin askeri operasyonları finanse etme veya ekonomik kayıpları telafi etme kabiliyetini kısıtlayacaktır, bu da onun zayıflamasını ve belki de çöküşünü hızlandırabilir.

Arap Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, beş milden uzun olmayan ve Manhattan'ın yarısından daha küçük olan küçük bir kara parçası. Ancak İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ı ada üzerinden küresel pazarlara, özellikle de Çin ve Hindistan'a taşındığından, burası İran'ın dünyaya açılan ana ekonomik kapısını temsil ediyor. Adayı İran'daki petrol sahalarına bağlayan boru hatları ağına ilave olarak, büyük petrol tankerlerinin demirleyebileceği dev yükleme limanlarını da içeriyor. Bu nedenle onu kontrol etmek Washington'a büyük bir stratejik avantaj sağlayacaktır.

Axios sitesine göre Trump yönetimi yetkilileri adayı ele geçirme ve rejimin kaynaklarına erişimini kesme fikrini zaten müzakere etti, ancak bunun uygulanması, Trump'ın sıklıkla hakkındaki çekincelerini dile getirdiği bir seçenek olan, kara kuvvetlerinin gönderilmesini gerektirecek. Yine de ABD Başkanı son zamanlarda sınırlı kara kuvvetleri konuşlandırma fikrine daha açık görünüyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın eski danışmanı Karim Abdian, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Beyaz Saray'ın tutumunun petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmak olmasına rağmen, Hark Adası’nın ilk kez konuşulmaya ve görüşülmeye başlandığını söyledi. Petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmanın arkasındaki mantık, bunun sonucunda son derece hassas bir emtia olan petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara, hatta belki 200 dolara çıkabileceğidir.

Geçen yıl İran'ın petrol ihracatının en kötü koşullar ve yaptırımlar altında günde yaklaşık 3 milyon varile ulaştığını da ifade etti. Uygun koşullar altında ise ihracat günde 4 ya da 5 milyon varile kadar çıkabilir, bu da piyasanın petrole boğulmasına neden olabilir ve Trump'ın ara seçimler öncesinde sağlamayı amaçladığı fiyat istikrarına katkıda bulunabilir.

Sınırlı kara müdahalesi

Zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması için karadan müdahale olasılığı sorulduğunda Trump bu fikri memnuniyetle karşıladı ve “Bunu bir noktada yapabiliriz ama şimdi değil” dedi. Bu açıklama, Washington'un Irak'ta olduğu gibi uzun bir savaşa sürüklenmek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak İran rejimi çökme noktasına yaklaştığında, müdahalenin insani ve maddi kayıplar açısından maliyetini azaltmak amacıyla belirli hedeflere ulaşmak için sınırlı güç konuşlandırmaya hazır olabilir.

Bu bağlamda Hark Adası potansiyel hedeflerin başında öne çıkıyor. Eğer ABD adayı kontrol altına alabilirse, İran rejimi en önemli finansman kaynaklarından mahrum kalacaktır. Bush yönetimi sırasında Pentagon’da danışmanlık yapan Michael Rubin'in söylediği gibi, İranlılar “petrollerini satamazlarsa maaşları ödeyemezler.” Bu durum halkın öfkesini körükleyebilir ve rejimin kontrolünü zayıflatabilir.

ABD rejimi devirmeden zayıflatmakla yetinse bile, uzun bir savaştan kaçınmak için Hark Adası ABD'nin İran üzerinde bir nüfuz aracı olabilir. Avrasya Grubu Başkanı Ian Bremmer, ABD'nin ada üzerindeki kontrolünün, İran şehirlerinde kuvvet konuşlandırmaya gerek kalmadan Trump'a herhangi bir İran rejimi üzerinde güçlü bir baskı kartı sağlayabileceğini düşünüyor. Zira eğer hükümetin ana gelir kaynağı kontrol edilebiliyorsa, hükümeti kontrol etmeye gerek yoktur.

İran'ın Hark Adası dışında ihracat için başka limanları olmasına rağmen hiçbiri dev tankerlerin yanaşabileceği kapasitede değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran petrol ihracatını daha küçük limanlara veya demiryolu taşımacılığına kaydırmaya çalışsa bile Hark üzerinden taşınan miktarı telafi edemeyecektir.

Bremer, İran'ın hava ve deniz gücündeki çöküşün gölgesinde, ABD'nin zayıf tahkim edilmiş adayı ele geçirmek için eşsiz bir fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Ada, Amerikan muhriplerinin ve yakındaki hava savunma sistemlerinin etkili bir savunma kordonu oluşturmasını kolaylaştıran izole konumda bulunuyor. Dahası ABD halihazırda bölgede mayın ve insansız hava aracı saldırılarıyla mücadele edecek donanıma sahip gemiler de dahil olmak üzere büyük deniz varlıklarına sahip bulunuyor.

Günde yaklaşık 7 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olan Hark Adası, hiçbir zaman savaşlardan muaf olmadı. Ekonomik bir baskı noktası olarak askeri planlamacılar için hep çekici bir nokta oldu.1980'lerde Irak uçakları, İran rejimini zayıflatmak amacıyla onu hedef almakta tereddüt etmedi.

Ancak bu savaşta ABD'nin adayı kasıtlı olarak yerle bir etmeye çalışması pek olası değil, zira Atlantik Konseyi’nde araştırmacı Ellen Wald'un belirttiği gibi, böyle bir adım sonuçta İran'ın bölgedeki enerji altyapısını hedef alan bir reaksiyon göstermesine neden olabilir ve petrol fiyatlarını küresel olarak yükseltebilir. Buna karşılık adayı kontrol etmek, ister orduyu yeniden inşa etmek ve nükleer programı canlandırmak, ister bölgesel müttefiklerini finanse etmek olsun, İran rejiminin tüm yetenek ve gücünü kontrol etmek anlamına gelebilir.

Trump ve petrol takıntısı

Trump siyasi meseleleri ticari mantıkla ele alıyor.Trump'a göre her çatışma ve dış etkileşim önemli bir soruyla bağlantılı: ABD karşılığında ne alacak? Bu nedenle seleflerinin Ortadoğu'daki savaşlarını sert bir şekilde eleştirdi. Trump, savaşlara ahlaki açıdan karşı çıkmıyor, bunun yerine yararlı gördüğü bir savaş ile faydasız gördüğü bir savaş arasında ayrım yapıyor. Venezuela'nın başkanını tutuklamak amacıyla yaptığı dramatik müdahalede, hesaplarının en önemli başlığı petroldü.

İran, 200 milyar varil ham petrolü, yani küresel rezervin yaklaşık yüzde 12'sini aşan, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahiptir. Buna rağmen Trump konuşmalarında “kötü”, “mağlup” ve “teslim olan” İran'a odaklandı ama dikkat çekici bir şekilde petrol ülkesi İran'dan bahsetmedi.

Bu sessizlik dikkat çekiyor. Vivian Salama ve Jonathan Martin'in Atlantic dergisindeki makalelerinde işaret ettikleri gibi, Amerikan kanının tazminatı olarak petrole veya değerli doğal kaynaklara el koymak, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmeden önce bile dünya görüşünün temel ilkelerinden biriydi. Ancak Tahran'a bombalar düşerken ve Washington ile Ortadoğu arasında gerilim yükselirken Trump o meşhur “Petrolü almalıyız” sözünü tekrarlamadı.

Trump'ın İran petrolü hakkında alenen konuşmaktan kaçınması, stratejik hesapların olmadığı anlamına gelmiyor; çünkü İran'ı Çin yörüngesinden çıkarmak, iki süper güç arasındaki rekabette önemli bir hedefi temsil ediyor. ABD'nin ilk rakibi olan Çin, toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturduğu için İran petrolüne önemli ölçüde güveniyor.

Trump açıklamalarında temkinli davranırken, bazı danışmanları Amerikan çıkarları konusunda daha net görünüyordu. Nitekim Beyaz Saray danışmanı Jarrod Eigen Fox Business'a verdiği röportajda “Yapmak istediğimiz İran'ın geniş petrol rezervlerini teröristlerin elinden almak” dedi. Eigen İran'ı, kendisine göre petrol sektörünün kontrolünü sonunda Amerikan enerji şirketlerine devreden Venezuela'ya benzetiyor. Hiç şüphe yok ki, Venezuela'dan gelen petrolün yanı sıra İran petrolünün de kontrolü ABD'nin enerji piyasasındaki hakimiyetini güçlendirebilir, aynı zamanda Çin'i ekonomik büyümesinin önemli bir kaynağından mahrum bırakabilir.

ABD'nin açıklamaları, İran rejimi üzerindeki baskının yoğunlaşması ve zayıflığının artmasıyla hedeflerin kapsamının genişleyebileceğine işaret ediyor. Muhtemelen petrol ve Çin ile rekabetle ilgili hesaplar da mevcut ve Trump'ın bunlar hakkında alenen bahsetmekten kaçınması, Pekin'i endişelendirmeden veya müdahale etmeye sevk etmeden kendi vizyonunu sessizce hayata geçirme girişiminin bir parçası olabilir.

Washington, operasyonların bir sonraki aşamasının İran'a karşı daha sert olabileceğini vurguladı ve Trump, daha fazla Amerikan askerini kaybetmenin olasılı olduğu konusunda uyardı. Bu, yönetimin, İran'ın askeri liderliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü halihazırda yok etmiş olan hava harekâtının ötesinde adımlar atmayı planladığına işaret ediyor.

Pek çok haber, nükleer tesislerin imhası veya zenginleştirilmiş uranyumun taşınması gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere özel birimlerin gönderilme ihtimaline işaret ediyor. Geçen salı günü Kongre'ye verilen brifing sırasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun güvence altına alınmasıyla ilgili sorular da soruldu. Rubio bunu kimin yapacağını belirtmeden, “Birinin gidip alması gerekecek” diye yanıtladı.

Bu bağlamda, buna stratejik Hark Adası da dahil olmak üzere İran'daki ekonomik baskı noktalarını kontrol altına almaya yönelik hamlelerin eşlik etmesi uzak bir ihtimal değil.

Geçtiğimiz birkaç gün içinde, özellikle Amerikan istihbarat tahminlerinin İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme olasılığını dışlaması nedeniyle, ABD ile Kürtler arasında, sahadaki askeri operasyonlarda onlardan faydalanma girişimi gibi görünen temaslarda bulunulduğu da ortaya çıktı. Bu arada NBC News, Trump'ın belirli stratejik hedefleri gerçekleştirmek için İran'a küçük bir Amerikan askeri kuvveti konuşlandırma fikrini müzakere ettiğini bildirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, saldırılar devam ettiği sürece ateşkes olasılığını küçümseyerek, İran'ın kendini savunmaya devam edeceğini vurguladı.

İran Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Bekayi, "savunma ve düşmanlara karşı ezici intikam dışında herhangi bir şeyi tartışmanın anlamı olmadığını" belirterek, Tahran'ın "Müslüman komşularına karşı savaş açmadığını", ancak meşru öz savunma olarak nitelendirdiği bir eylemle "saldırganların kullandığı tesisleri" hedef alacağını yineledi.

Sözcü ayrıca, İran'ın Türkiye, Azerbaycan veya Kıbrıs'a yönelik herhangi bir saldırısını da yalanlayarak, bu tür saldırılara ilişkin haberleri "yanlış bir bahaneyle yapılan saldırılar" olarak nitelendirdi.

Aynı bağlamda Bekayi, Avrupa ülkelerini, Ortadoğu'da savaşı başlatan Amerikan-İsrail saldırıları için gerekli koşulların oluşmasına katkıda bulunmakla suçladı.

“Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri bu koşulların oluşmasına katkıda bulundu,” diyen Bekayi, “hukukun üstünlüğünü savunmak ve Amerikan yıldırma ve ihlallerine karşı çıkmak yerine, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımların yeniden uygulanması görüşmeleri sırasında bunlara onay verdiklerini ifade ederek hem Amerikan hem de Siyonist tarafları suç işlemeye devam etmeye teşvik ettiler” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Azerbaycan yetkilileri bugün İran ile olan sınır kapılarının gemi trafiğine yeniden açıldığını duyurdu. 

İran'ı müttefiki Rusya'ya bağlayan en kısa kara yollarından bazıları olan sınır geçişleri, Bakü'nün Nahçıvan bölgesine yönelik İran İHA saldırısının ardından geçen hafta kapatıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi yaptı. Aliyev'in ofisinden yapılan açıklamada, Pezeşkiyan'ın kendisine İran'ın Nahçıvan saldırısıyla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği belirtildi.

NATO savunma sistemleri geçen hafta Türk hava sahasına ateşlenen bir balistik füzeyi düşürdü. Bu olay, bölgeye yayılan ABD-İsrail-İran savaşında önemli bir yayılma anlamına geliyor.


İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
TT

İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)

İsrail’in orta kesimlerinde bugün bir dizi patlama meydana geldi. AFP muhabirleri, patlamaların İsrail ordusunun İran’dan yeni bir füze salvo saldırısı tespit ettiğini duyurmasının ardından gerçekleştiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP muhabirlerinden aktardığına göre Tel Aviv’de en az on patlama sesi duyuldu.

İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, İsrail’in orta kesiminde bir inşaat sahasına düşen şarapnel parçaları sonucu bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kızıl Davut Yıldızı Sözcüsü yaptığı açıklamada, olay yerinde yaklaşık 40 yaşlarında bir erkeğin öldüğünün belirlendiğini, ağır yaralanan bir başka kişinin ise Tel Hashomer Hastanesi’ne kaldırıldığını söyledi.

Sağlık görevlisi Liz Goral, yaralıların olay yerinde yerde hareketsiz ve bilinçsiz halde bulunduğunu, vücutlarında şarapnel parçaları nedeniyle ağır yaralar olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi daha önce, İsrail’in orta kesiminde ‘misket bombası’ düşmesi sonucu üç kişinin ağır yaralandığını bildirmişti.

İsrail ordusu ise İran’ı, ülkeye yönelik füze saldırılarında yeniden misket mühimmatı kullanmakla suçladı.

Tahran yönetimi daha önce, mevcut çatışma sırasında ve geçen yıl haziran ayında yaşanan savaşta küme tipi savaş başlıkları kullandığını doğrulamıştı.

Uluslararası alanda misket mühimmatının kullanımı geniş çapta kınanıyor. Bu tür mühimmat, geniş alanlara rastgele patlayıcılar saçtığı için özellikle siviller açısından büyük tehlike oluşturuyor.

İsrail tarafı, İran’ı bu tür mühimmatı sivil bölgelerde kasıtlı olarak kullanmakla suçladı.

İsrail ordusu daha önce yaptığı açıklamada, İran’dan İsrail topraklarına doğru füzeler fırlatıldığının tespit edildiğini ve hava savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için devreye girdiğini duyurdu.