ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kürt kaynaklar ve liderler, Independent Arabia’ya perde arkasında neler olup bittiğini ve rejimle yüzleşmek için donanımlı Peşmerge güçlerinin kapasitesini anlattılar

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
TT

ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)

İnci Mecdi

ABD-İsrail'in İran rejimine yönelik askeri saldırısının başlamasından bir hafta önce, yani 23 Şubat'ta İran Kürtlerinden bazı taraflar, ‘İran’ın siyasi meşruiyetini tamamen yitirmesinin’ ardından ‘ülkedeki mevcut siyasi durumda varlıklarını pekiştirmek’ amacıyla ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun kurulduğunu duyurdu.

Birçoğu ABD’nin saldırısının kendileri için sürpriz olduğunu söylese de, savaşın ilk saldırısından önceki birkaç gün içinde Washington'dan gelen bazı açıklamalar ve hamleler, açıkça saldırının sinyallerini taşıyordu. Belki de İranlı Kürt muhalefetin birleşmesi bunlardan biriydi. Washington'dan İranlı Kürt güçlerini rejime karşı cepheye itmekle ilgili arka arkaya gelen basın haberleri, bölgesel olarak genişleyen bu savaşın patlak vermesinden önce yapılan düzenlemelerden birini işaret ediyor olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Irak sınırında faaliyet gösteren İranlı Kürt silahlı gruplar arasında, İran topraklarında rejime karşı operasyonlar yürütmek için aktif görüşmeler yapıldığına dair haberler geliyor. Trump geçtiğimiz perşembe günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Kürtlerin İran'a yönelik her türlü saldırısını desteklediğini söyledi. Trump, “Bunu yapmak istemeleri harika bir şey ve ben onları tamamen destekliyorum” diye ekledi. ABD'nin Kürtlerin saldırısına hava desteği sağlayıp sağlamayacağı sorulduğunda ise Trump, “Bunu size söyleyemem” yanıtını verdi.

scdfgt

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla Independent Arabia’ya konuşan İranlı Kürt kaynaklar, İran'ın batısındaki İranlı Kürt güçler ile dış güçler arasında, Kürtlerin İran rejimine karşı mücadelesini desteklemek için koordinasyonun sürdüğünü açıkladı.

Kürt liderden biri, Kürt güçlerinin savaştan bir hafta önce kurulan ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu oluşturmak için üçüncü bir taraftan destek aldığını bildirdi ve koalisyonun hedeflerinden birinin ortak bir ordu kurmak olduğunu açıkladı.

Kaynaklar, Kürtlerin dış güçlerden aldığı desteğin türüne ilişkin olarak devam eden iş birliğinin ayrıntılarını açıklamazken kaynaklardan biri, “Biriyle ittifak kurarsanız, iş birliği genellikle önce istihbaratla başlar, sonra da geri kalanı gelir” dedi. ABD kaynaklı haberler, silah ve lojistik destek sağlandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) Genel Sekreteri Abdullah Mohtadi, ABD'nin desteğini memnuniyetle karşılarken, ihtiyaç duydukları desteğin türü konusunda Amerikalılarla herhangi bir iletişim kurmadıklarını ifade etti. Mohtadi, “Siyasi desteğin yanı sıra askeri ve istihbarat desteğine ve diğer her şeye ihtiyacımız var. Avrupa ülkelerini de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz. Avrupalıların, Kürtlerin ve İran'ın diğer halklarının demokratik özlemlerine yardımcı olmak için bu çabaya katılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Altın bir fırsat

İran'daki Kürtler için verilen mücadele, rejimin batıdaki etkisini zayıflatmak amacıyla, Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve İran Kürdistanı olarak bilinen ülkenin batı kesimlerinde yoğunlaşıyor. Kürtler nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve ulusal sınırları aşan güçlü bir kimliğe sahipler. Ayrıca İran'daki muhalefet grupları ve etnik azınlıklar arasında en organize olanlar da Kürtler.

İran Kürdistanı Demokrat Partisi'nin (PDK-I) İngiltere Temsilcisi Razgar Alani, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, İranlıların rejimden kurtulması için ‘altın bir fırsat’ olduğunu söyledi.

Hollanda merkezli kar amacı gütmeyen İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu’nun (GAMAAN) verilerine göre İranlıların yüzde 80'inin rejim değişikliği istediğini belirten Razgar Alani, İran'da rejime duyulan nefretin giderek arttığını söyledi. Razgar Alani, İranlıların son yirmi yılda defalarca kez ayaklandığını, ancak ‘ne yazık ki rejimin protesto gösterilerini defalarca kez bastırmayı başardığını’ ekledi.

Dış destek

Sol görüşlü Komele Partisi, İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’na katılarak koalisyonun altıncı üyesi oldu. Komele Partisi Genel Sekreteri Mohtadi, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Kürtler için dış desteğin gerekliliğini vurgulayarak, “1979'dan günümüze birçok kez katliamlara maruz kaldık. Katledildik, baskı gördük, idam edildik, vurulduk, asıldık ve şiddetli baskı ve ayrımcılığa maruz kaldık. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kaldık. Öyleyse neden dış desteği memnuniyetle karşılamayalım? Elbette memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

PDK-I İngiltere Temsilcisi Alani, İran halkının rejimden kurtulmak için dış desteğe ihtiyacı olduğunu kabul ederek, "İran halkının tek başına bu rejimi deviremeyeceğine inanıyoruz. Rejim ülke içinde her şeyi kontrol ettiği için her zaman yardıma ihtiyaçları var” diye konuştu. Son ayaklanma olaylarının birkaç gün içinde 30 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını belirten Alani, “Bu, rejimi sadece içeriden devirmenin çok zor olduğu anlamına geliyor” diye ekledi.

Herhangi bir dış desteği yabancı müdahale olarak nitelendirmeyi reddeden Alani, “Dış güçler her zaman Ortadoğu'daki olayların bir parçası olmuştur. Bazıları bunun yabancı müdahale olduğunu söylüyor, ancak gerçek şu ki, içerideki halkın yardıma ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Önceden planlama

O an için hazırlıkların ‘10 yılı aşkın bir süredir planlandığını’ açıklayan Alani, “İçeride adamlarımız var. Çünkü asıl gücümüz her zaman İran'ın içindeydi, dışında değil” diye vurguladı.

Alani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rejime karşı koymaya hazır olduğumuzu düşünmemizin nedeni, kırk yıldır halkımıza yakın olmamız. Onlarla her zaman güçlü bir bağımız oldu. Partimiz her zaman sınırın yakınlarında varlığını sürdürdü. Ayrıca Peşmerge güçlerimiz de var. Bu da her zaman güçlü ve iyi organize olmuş bir örgüt olduğumuz anlamına geliyor.  Güçlerimizi sadece saldırı için değil, esas olarak kendini savunma için eğittik. Bu nedenle, dediğim gibi, bizim için bu başka yerlere göre daha kolay.”

Binlerce Kürt savaşçı

Independent Arabia’ya konuşan Kürt liderler, Kürt güçlerinin büyüklüğünü açıklamayı reddettiler, ancak ‘özellikle ülke içinde yeterli sayıda’ oldukları konusunda hemfikirdiler.

Mohtedi, “Vatanımız İran Kürdistanı ve milyonlarca insan hazır. Kürt savaşçılarımız eksik olmayacak. Tüm gençler, tüm genç nesil, Peşmerge güçleri için potansiyel savaşçılar. Yani yeterli gücümüz var, bu konuda endişelenmiyoruz” derken Alani, PDK-İ'nin İran'daki en eski ve en büyük Kürt siyasi partisi olduğunu vurguladı.

Alani, şöyle devam etti:

 "Ülke içinde binlerce üyemiz olduğunu söyleyebilirim. Dört ili kapsayan Kürt bölgesinden, batıdan rejimi kovmak için yeterli gücümüz olduğuna inanıyorum.”

Bu gücün, Kürdistan Bölgesi sınırına yakın bölgelerde konuşlanmış Peşmerge savaşçılarıyla sınırlı olmadığını açıklayan Alani, “Sadece sınır yakınındaki binlerce Peşmerge savaşçısından bahsetmiyoruz. İran içindeki güçlerimizden bahsediyoruz” dedi.

Bu güçlerin hazır olduğunu vurgulayan Alani, “Ana gücümüz ülke içinde ve onlar zaten hazır ve nazır. Onları eğitmemiz veya silahlandırmamız gerekmiyor; onlar hazır” ifadelerini kullandı.

Herhangi bir önemli gelişmenin onları hızlı hareket etmeye itebileceğinin altını çizen Alani, “Bir şey olursa, ki bence olacak, özellikle diğer tarafların desteği varsa, harekete geçecekler” şeklinde konuştu.

İç sorunlar

Bu süreç, özellikle planın İslam ve Marksizmi birleştiren ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2012 yılında terör örgütü listesinden çıkarılmadan önce terör örgütü olarak tanımlanan Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMO) katılımını içeriyorsa, Kürt olmayan birçok İranlı tarafından güçlü bir muhalefetle karşılanabilir.

Gözlemciler, diğer etnik temelli partilerin daha da büyük endişeler yaratabileceğini söylüyor. İran’daki başlıca Beluç milis gücü olan Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu), cihatçı olarak tanımlanıyor ve El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

The Atlantic dergisine göre Adalet Ordusu, geçtiğimiz aralık ayında ‘Halk Savaşçıları Cephesi’ adlı bir siyasi grup kurdu. Bu isim, yabancıların endişelerini gidermek için seküler bir isim seçme çabasının bir sonucu olabilir, ancak cihatçılar hala bu grubun güçlerinin belkemiğini oluşturuyor.

Ancak muhalefeti birleştirme çabalarına dikkati çeken Alani, 12 günlük savaşın ardından İran muhalefetini birleştirme çabalarının hızlandığını ve Kürt lider Mustafa Hicri'nin Kürt siyasi partilerini bir araya getirmek için çalıştığını söyledi.

Bazı toplantıların ardından, daha önce ‘Diyalog Merkezi’ olarak bilinen yapı, ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’ adlı yeni bir koalisyona dönüştü. İran rejiminin uzun süredir iç propagandasında muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanmasından ötürü yurtdışındaki muhalefeti birleştirmenin çok önemli olduğunu düşünen Alani, Kürt birliğinin, İran muhalefetinin geri kalanına da yayılabilecek ilk adım olduğunu vurguladı.

2005 yılında Londra'da kurulan ‘Federal İran için Milliyetler Konferansı’ gibi başka ittifaklar da olduğunu açıklayan Alani, ancak Kürtlerin ayrılmak istemediğini, aksine Kürtler, Beluçlar, Araplar, Azeriler ve Türkmenler gibi çeşitli milliyetlere İran içinde haklarını tanıyan federal bir modeli desteklediklerini vurguladı. Alani, partisinin, azınlık haklarının tanınması ve ülkede ademi merkeziyetçi bir demokratik sistemin kurulması temelinde, HMÖ ve Rıza Pehlevi'nin destekçileri de dahil olmak üzere tüm muhalefet güçleriyle diyaloga hazır olduğunu teyit etti.

Savunma eylemi

İran Demokratik Platformu üyesi Kürt aktivist ve gazeteci Diako Moradi, Kürt güçlerinin ancak Kürdistan'daki siviller doğrudan tehdit altında veya İran rejimi güçleri, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından geniş çaplı baskıya maruz kalırsa meşru müdafaa amacıyla harekete geçeceğini söyledi. Moradi, herhangi bir eylemin savunma amaçlı ve sınırlı olacağını, amacının halkı korumak ve sivillere yönelik şiddeti önlemek olduğunu vurguladı.

ABD ile İranlı Kürt gruplar arasında temaslar olduğu veya bu gruplardan İran içinde operasyonlara hazırlanmaları istendiği yönündeki haberlere ilişkin olarak Moradi, bu bilginin doğrulanamayacağını veya yalanlanamayacağını söyledi. Ancak Moradi, Kürt partilerin tarihi olarak bölgesel veya uluslararası güçlerin aracı olmadıklarının ve meşruiyetlerini İran içindeki Kürt toplumundan aldıklarının altını çizdi.

Hükümetler veya uluslararası kuruluşlarla siyasi ve diplomatik iletişim kurmanın siyasi çalışmalarda normal olduğunu, ancak bunun mutlaka askeri iş birliği anlamına gelmediğini ekleyen Moradi, ayrıca, herhangi bir iş birliğinin Kürtlerin karar verme bağımsızlığına saygı göstermesi ve İran'ın ülkedeki tüm milletlerin ve bileşenlerin haklarına saygı duyan demokratik bir sisteme geçişini desteklemeyi amaçlaması gerektiğine dikkati çekti.

Tarih tekerrür eder

Kürtler için tarih, dış güçlerin desteği söz konusu olduğunda hiçbir zaman onların lehine olmamış ve çoğu zaman aynı acı dersle sonuçlanmıştır. Büyük güçler jeopolitik çatışma anlarında vaatlerde bulunduklarında, ezilenler bir fırsat yakaladıklarını düşünürler. Ancak bu çatışmalar değiştiğinde, genellikle sonuçlarına katlananlar yine ezilenler olur.

ABD tarafından Tahran'ın nüfuzunu azaltmayı ve rejimi zayıflatmayı amaçlayan ciddi bir desteğin gelmesini memnuniyetle karşılasalar da, Kürt çevrelerinde, bölgesel çatışmalarda kendilerine güvenen ABD’nin daha sonra onları terk ettiği önceki senaryoların tekrarlanacağına dair derin endişeler söz konusu. Irak ve Suriye'deki geçmiş deneyimler, birçok Kürt'ün İran rejimine karşı harekete geçmeleri için teşvik edileceklerinden, ancak Washington'daki siyasi hesaplamalar değişirse veya isyan başarısız olursa ABD'nin desteğinin geri çekileceğinden korkmalarına neden oldu.

İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kürtleri destekledi. Ardından 1946'da İran'ın kuzeybatısında kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin daha emekleme aşamasındayken ortadan kaldırılmasında önemli bir rol oynadı. Daha sonra 1975 yılına gelindiğinde Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürtleri destekledi. Aynı yıl İran ile Irak Cezayir Anlaşması'nı imzaladığında, denklem değişti ve dış destek ortadan kalktı. Bunun üzerine Kürt ayaklanması çöktü ve binlerce Kürt bunun bedelini ödedi. 1988 yılında ise Saddam Hüseyin rejimi onlara karşı el-Enfal Operasyonu başlattı ve kimyasal silahlar kullandı.

ABD ordusu yaklaşık bir ay önce, Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerden çekilerek Kürt müttefiklerini düşmanlarıyla baş başa bıraktı ve Suriye'deki Kürtlere karşı en büyük ihanetini gerçekleştirdi. Suriye’deki Kürt güçleri, DEAŞ’a karşı bir kalkan görevi görmüş ve son on yılda zulümler işleyen terör örgütüyle mücadelede binlerce silahlı unsurunu kaybetmişti.

Gözlemciler, Tahran'a karşı olası bir ayaklanmanın başarısızlığı ve ardından ABD'nin desteğini çekmesinin, ‘Kürtleri terk etme’ söylemini bir kez daha güçlendireceği konusunda uyarıyor. Bu yüzden, Kürtler İran rejimine karşı olsalar da, uluslararası siyaset dengesi değişirse çatışmanın sonuçlarını tek başlarına üstleneceklerinden korkarak, dışarıdan gelen vaatlere karşı temkinli davranıyorlar.



Birleşmiş Milletler: İran savaşı 32 milyon insanı yoksulluğa itebilir

Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler: İran savaşı 32 milyon insanı yoksulluğa itebilir

Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), İran-Ukrayna savaşının ekonomik etkileri nedeniyle dünya çapında 32 milyondan fazla insanın yoksulluğa sürükleneceği uyarısında bulundu; gelişmekte olan ülkelerin bu durumdan en çok etkileneceği tahmin ediliyor.

Ateşkesin kırılganlığı konusunda şüphelerin ortasında yayınlanan raporda, UNDP, dünyanın enerji, gıda ve zayıf ekonomik büyümeyi içeren bir “üçlü şok” ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

Yoksullukla mücadeleyle ilgilenen ajans, çatışmanın uluslararası kalkınmada elde edilen kazanımları baltaladığını ve etkisinin bölgeler arasında farklılık göstereceğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Direktörü ve Belçika'nın eski Başbakanı Alexandre de Croo, «Böyle bir çatışma, kalkınma açısından bir gerileme anlamına gelir. Savaş sona erse ve ateşkes büyük bir memnuniyetle karşılansa bile, çatışmanın etkileri gerçekten de devam edecektir» değerlendirmesinde bulundu.

“Özellikle daha yoksul ülkelerde, insanlar yeniden yoksulluğun pençesine itilirken, uzun vadeli bir etki göreceğiz” diye devam etti. Bu en acı verici yanı. Yoksulluğa itilenler, çoğu zaman daha önce yoksulluk içinde yaşayıp ondan kurtulmuş, şimdi ise yeniden yoksulluğa itilenler oluyor» ifadelerini kullandı.

ABD-İran savaşının altı haftası boyunca enerji fiyatları keskin bir artış gösterdi; İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, küresel ekonomiye petrol ve gaz arzının kesilmesine yol açtı. Bunun gübre tedarikine ve küresel nakliyeye yol açtığı olumsuz etkilerle birlikte, uzmanlar gelişmekte olan ülkelerdeki gıda güvenliğini tehdit eden bir “zaman ayarlı bomba” olduğu konusunda uyarıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı, savaşın “yıkıcı etkilerinin” dünya ekonomisine kalıcı bir zarar verdiğini, savaşın sona ermiş olsa bile, belirtti.

Uluslararası Para Fonu'nun bahar toplantıları için dünya liderlerinin Washington'da bir araya gelmesiyle eş zamanlı olarak yayınlanan raporunda, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, ekonomik etkilerden en çok zarar gören ülkeleri desteklemek için küresel bir müdahalenin gerekli olduğunu vurguladı.

Program, gelişmekte olan ülkelerdeki en savunmasız aileleri korumak için yaklaşık 6 milyar dolarlık maliyetle, yoksulluk sınırının altında yaşayanlar üzerindeki şokların etkilerini hafifletmek amacıyla hedefli ve geçici nakit transferlerine ihtiyaç olduğunu belirtti.

De Croo, uluslararası kuruluşların ve kalkınma bankalarının mali destek sağlayabileceğini söyledi. De Croo, “İnsanların yeniden yoksulluğa düşmesini önlemek için kısa vadeli nakit transferleri sağlamanın olumlu bir ekonomik getirisi var” dedi. Alternatif müdahaleler arasında geçici yardımlar veya elektrik ya da mutfak gazı kuponları yer alabilir.

Program, savaşla ilgili 3 senaryoyu inceledikten sonra, en kötü senaryoda – ki bu senaryo 6 haftalık ciddi petrol ve gaz üretimi kesintisi ile 8 aylık sürekli maliyet artışını içeriyor – dünya çapında 32,5 milyon kişinin yoksulluğa sürükleneceğini ortaya koydu.

Raporda, Dünya Bankası tarafından hesaplanan ve kişi başına günlük 8,30 doların altındaki gelir olarak tanımlanan, üst orta gelir grubu için yoksulluk sınırı kullanıldı.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, zengin ülkelerin savaşın ekonomik etkilerini hafifletmek için daha güçlü bir konumda, ancak Güney Küresel ülkelerin daha zayıf bir konumda olduklarını ve halihazırda ciddi mali kısıtlamalarla karşı karşıya bulunduklarını belirtti.

Bu durum, ABD, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık dahil olmak üzere Batılı hükümetlerin, gelişmiş ekonomilerde borçlanma ve borç seviyelerinin yükselmesi ve savunma harcamalarının artırılması talepleri karşısında yardım harcamalarını kıstığı bir dönemde ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Kalkınma Yardımı Komitesi (DAC) üyesi ülkeler 2025 yılında yardım harcamalarını 174,3 milyar dolar azalttı; bu rakam 2024 yılındaki rakamın yaklaşık dörtte biri kadar daha düşük.


Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
TT

Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)

ABD ordusu bugün saat 14.00’ten itibaren İran limanlarına yönelik ve bu limanlardan çıkan deniz trafiğini yasaklayacağını açıkladı. Bu adımın, günlük yaklaşık 2 milyon varil İran petrolünün küresel piyasalara girişini engelleyerek arz sıkıntısını artırması bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, planlanan abluka ve olası etkilerine ilişkin ayrıntılar şöyle:

Hafta sonu İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılan barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, donanmanın ‘Hürmüz Boğazı’na girmeye veya buradan çıkmaya çalışan tüm gemilere yönelik abluka uygulamasına başlayacağını’ duyurdu.

Daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukanın yalnızca İran’a giden ve İran’dan çıkan gemilerle sınırlı olacağını açıkladı. Buna İran’ın Arap Körfezi ve Umman Denizi’ndeki tüm limanları da dahil. CENTCOM, İran dışındaki limanlara gidip gelen gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin engellenmeyeceğini ve seyrüsefer serbestisinin korunacağını vurguladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise Trump’ın açıklamalarına karşılık, askeri gemilerin boğaza yaklaşmasının ateşkes ihlali sayılacağını ve buna ‘kararlı ve sert’ şekilde karşılık verileceğini bildirdi. Öte yandan emekli amiral Gary Roughead, İran’ın Körfez’deki gemilere ateş açabileceği veya ABD güçlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerinin altyapısını hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Bunun petrol akışı üzerindeki etkileri neler?

İran sevkiyatlarının engellenmesi, küresel piyasalar açısından önemli bir petrol kaynağının devre dışı kalmasına yol açacak. İran, mart ayında günlük 1,84 milyon varil ham petrol ihraç ederken, nisan ayı itibarıyla bu rakamın günlük 1,71 milyon varil seviyesinde olduğu, 2025 yılı genel ortalamasının ise 1,68 milyon varil olduğu bildirildi.

Buna karşın, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önce İran üretimindeki keskin artış, denizdeki petrol stoklarının neredeyse rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı. Kpler verilerine göre, bu ayın başlarında tankerlerde taşınan toplam İran petrolü miktarı 180 milyon varili aşmış durumda.

Peki ya Körfez’deki diğer üreticilerden gelen petrol akışları ne durumda?

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiği, savaşın başlangıcından bu yana uygulanan İran ablukasının etkisiyle, geçen hafta ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkese rağmen neredeyse durma noktasında kalmaya devam ediyor.

Petrol tankerlerinin büyük bölümünün bugün boğazdan geçişten kaçındığı gözlendi.

Pakistan bandıralı iki tanker dün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt’ten yük almak üzere Körfez’e giriş yaptı. Aynı gün Liberya bandıralı çok büyük bir ham petrol tankeri de daha erken saatlerde boğazı geçti.

Buna karşılık Malta bandıralı bir diğer dev tanker, Irak ham petrolü yüklemek ve Vietnam’a taşımak üzere dün boğazdan geçmeye çalıştı, ancak geri dönerek Umman Körfezi açıklarında demirledi.

Cumartesi günü ise tam yüklü üç tanker Hürmüz Boğazı’nı geçerek, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes sonrası Körfez’den ayrılan ilk gemiler oldu.

Kpler verilerine göre, geçen salı itibarıyla Körfez içinde yaklaşık 172 milyon varil ham petrol ve rafine ürün taşıyan 187 tanker bulunuyordu.

En çok etkilenen ithalatçı ülkeler hangileri?

Savaş öncesinde İran petrol ihracatının büyük bölümü, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin’e yöneliyordu. Geçen ay ABD, yaptırımlarda sağladığı bir muafiyetle Hindistan dahil bazı alıcıların İran petrolü ithal etmesine imkân tanıdı.

Gemi takip verilerine göre Hindistan’ın, yaklaşık yedi yıl aradan sonra İran’dan ilk ham petrol sevkiyatını bu hafta teslim alması bekleniyor. Söz konusu veriler London Stock Exchange Group ve Kpler tarafından paylaşıldı.

Savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyordu. Bu sevkiyatların büyük kısmının, dünyanın en büyük ithalat bölgesi olan Asya’ya yöneldiği belirtiliyor.


Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
TT

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün devam etmesinin ve ülkelerin birbirine güvenebilmesi için bölgede bir güvenlik anlaşmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ve ABD'nin ateşkesin önemini ve buna olan ihtiyaçlarını farkında olduklarını, İslamabad'da yapılan müzakerelerin ciddiyetlerini ortaya koyduğunu vurguladı ve aynı zamanda İsrail'in müzakereleri engellemeye çalıştığı konusunda uyarıda bulundu.

Fidan, Pakistan'daki görüşmelerin başarısız olmasına rağmen İran ve ABD'nin ateşkes konusunda samimi olduğunu belirterek, Washington ve Tahran'ın ilk tutumlarını ortaya koyduğunu kaydetti. Fidan, bugün Türkiye'nin Anadolu Ajansı muhabirleriyle yaptığı geniş kapsamlı basın toplantısında, “İlk tutumlar genellikle bir dereceye kadar sert olur, ardından taraflar arabulucuların desteğiyle bu tutumları birbirine yaklaştırmaya çalışır; tabii ateşkesin sağlanması, sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesi niyeti varsa” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye’nin İslamabad’daki müzakere taraflarıyla sürekli temas halinde olduğunu; ne tür bir katkı sunabileceğini değerlendirmek ve tıkanma noktalarını belirlemek amacıyla bunu yaptığını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerle ilgili basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının İran'ın nükleer dosyasında tıkanıklık varken masaya bir öneri konulduğunu gösterdiğini kaydetti.

İran tarafının ABD'nin önerisini değerlendireceğini ve “buna yanıt vereceklerini düşündüğünü” belirten Fidan, müzakere edilen konuların niteliği göz önüne alındığında 15 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmanın teknik olarak mümkün olmayabileceğini vurguladı.

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, müzakerelerin 45 ila 60 gün arasında bir süre daha devam etmesinin yeni bir ateşkes önerisini gerektirebileceğini belirtti ve İran'ın nükleer programı, özellikle de zenginleştirme konusunda “ya hep ya hiç” denklemine geri dönülmesinin ciddi engellere yol açabileceği uyarısında bulundu. “Bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle bunu aşmaya çalışacağız” diyen Fidan sözlerine şöyle devam etti: “İsrail'in engelleyici rolünü her zaman hesaba katmak gerekir; bunu Amerikalılara ve diğer taraflara sürekli olarak söylüyoruz.”

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Türkiye'nin buradaki silahlı güce katılıp katılamayacağı konusunda Fidan, bu konunun Türkiye'ye gündeme getirilmediğini ve tüm dünyanın istediğinin engelsiz uluslararası seyrüsefer özgürlüğü olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tutumunun, boğazın barışçıl yollarla açılması gerektiği yönünde olduğunu ve silahlı bir uluslararası barış gücüyle müdahale etmenin çok zor olacağını düşündüğünü ifade etti.

Dışişleri Bakanı, İran ile müzakerelerin yapılması ve ikna yöntemlerine başvurulması gerektiğini söyleyerek boğazın mümkün olan en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti.

Fidan, bölgedeki son gelişmelerin kapsamlı bir güvenlik yapısı oluşturulması ve ülkelerin güvenlik kapasitelerinin güçlendirilmesi ihtiyacını teyit ettiğini ve Türkiye'nin bölgede bir güvenlik anlaşması yapılması konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bölgedeki sorunların temel nedeninin ülkeler arasındaki güven eksikliği olduğunu belirten Bakan, “Bu güveni inşa etmek için ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi taahhüt ettikleri bir güvenlik anlaşması şarttır. Ekonomik kalkınma projeleri ve diğer projeler bu temele dayandırılabilir. İran savaşı sonrası dönemde bu sorunun kökten çözülmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.