ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kürt kaynaklar ve liderler, Independent Arabia’ya perde arkasında neler olup bittiğini ve rejimle yüzleşmek için donanımlı Peşmerge güçlerinin kapasitesini anlattılar

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
TT

ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)

İnci Mecdi

ABD-İsrail'in İran rejimine yönelik askeri saldırısının başlamasından bir hafta önce, yani 23 Şubat'ta İran Kürtlerinden bazı taraflar, ‘İran’ın siyasi meşruiyetini tamamen yitirmesinin’ ardından ‘ülkedeki mevcut siyasi durumda varlıklarını pekiştirmek’ amacıyla ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun kurulduğunu duyurdu.

Birçoğu ABD’nin saldırısının kendileri için sürpriz olduğunu söylese de, savaşın ilk saldırısından önceki birkaç gün içinde Washington'dan gelen bazı açıklamalar ve hamleler, açıkça saldırının sinyallerini taşıyordu. Belki de İranlı Kürt muhalefetin birleşmesi bunlardan biriydi. Washington'dan İranlı Kürt güçlerini rejime karşı cepheye itmekle ilgili arka arkaya gelen basın haberleri, bölgesel olarak genişleyen bu savaşın patlak vermesinden önce yapılan düzenlemelerden birini işaret ediyor olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Irak sınırında faaliyet gösteren İranlı Kürt silahlı gruplar arasında, İran topraklarında rejime karşı operasyonlar yürütmek için aktif görüşmeler yapıldığına dair haberler geliyor. Trump geçtiğimiz perşembe günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Kürtlerin İran'a yönelik her türlü saldırısını desteklediğini söyledi. Trump, “Bunu yapmak istemeleri harika bir şey ve ben onları tamamen destekliyorum” diye ekledi. ABD'nin Kürtlerin saldırısına hava desteği sağlayıp sağlamayacağı sorulduğunda ise Trump, “Bunu size söyleyemem” yanıtını verdi.

scdfgt

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla Independent Arabia’ya konuşan İranlı Kürt kaynaklar, İran'ın batısındaki İranlı Kürt güçler ile dış güçler arasında, Kürtlerin İran rejimine karşı mücadelesini desteklemek için koordinasyonun sürdüğünü açıkladı.

Kürt liderden biri, Kürt güçlerinin savaştan bir hafta önce kurulan ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu oluşturmak için üçüncü bir taraftan destek aldığını bildirdi ve koalisyonun hedeflerinden birinin ortak bir ordu kurmak olduğunu açıkladı.

Kaynaklar, Kürtlerin dış güçlerden aldığı desteğin türüne ilişkin olarak devam eden iş birliğinin ayrıntılarını açıklamazken kaynaklardan biri, “Biriyle ittifak kurarsanız, iş birliği genellikle önce istihbaratla başlar, sonra da geri kalanı gelir” dedi. ABD kaynaklı haberler, silah ve lojistik destek sağlandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) Genel Sekreteri Abdullah Mohtadi, ABD'nin desteğini memnuniyetle karşılarken, ihtiyaç duydukları desteğin türü konusunda Amerikalılarla herhangi bir iletişim kurmadıklarını ifade etti. Mohtadi, “Siyasi desteğin yanı sıra askeri ve istihbarat desteğine ve diğer her şeye ihtiyacımız var. Avrupa ülkelerini de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz. Avrupalıların, Kürtlerin ve İran'ın diğer halklarının demokratik özlemlerine yardımcı olmak için bu çabaya katılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Altın bir fırsat

İran'daki Kürtler için verilen mücadele, rejimin batıdaki etkisini zayıflatmak amacıyla, Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve İran Kürdistanı olarak bilinen ülkenin batı kesimlerinde yoğunlaşıyor. Kürtler nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve ulusal sınırları aşan güçlü bir kimliğe sahipler. Ayrıca İran'daki muhalefet grupları ve etnik azınlıklar arasında en organize olanlar da Kürtler.

İran Kürdistanı Demokrat Partisi'nin (PDK-I) İngiltere Temsilcisi Razgar Alani, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, İranlıların rejimden kurtulması için ‘altın bir fırsat’ olduğunu söyledi.

Hollanda merkezli kar amacı gütmeyen İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu’nun (GAMAAN) verilerine göre İranlıların yüzde 80'inin rejim değişikliği istediğini belirten Razgar Alani, İran'da rejime duyulan nefretin giderek arttığını söyledi. Razgar Alani, İranlıların son yirmi yılda defalarca kez ayaklandığını, ancak ‘ne yazık ki rejimin protesto gösterilerini defalarca kez bastırmayı başardığını’ ekledi.

Dış destek

Sol görüşlü Komele Partisi, İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’na katılarak koalisyonun altıncı üyesi oldu. Komele Partisi Genel Sekreteri Mohtadi, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Kürtler için dış desteğin gerekliliğini vurgulayarak, “1979'dan günümüze birçok kez katliamlara maruz kaldık. Katledildik, baskı gördük, idam edildik, vurulduk, asıldık ve şiddetli baskı ve ayrımcılığa maruz kaldık. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kaldık. Öyleyse neden dış desteği memnuniyetle karşılamayalım? Elbette memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

PDK-I İngiltere Temsilcisi Alani, İran halkının rejimden kurtulmak için dış desteğe ihtiyacı olduğunu kabul ederek, "İran halkının tek başına bu rejimi deviremeyeceğine inanıyoruz. Rejim ülke içinde her şeyi kontrol ettiği için her zaman yardıma ihtiyaçları var” diye konuştu. Son ayaklanma olaylarının birkaç gün içinde 30 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını belirten Alani, “Bu, rejimi sadece içeriden devirmenin çok zor olduğu anlamına geliyor” diye ekledi.

Herhangi bir dış desteği yabancı müdahale olarak nitelendirmeyi reddeden Alani, “Dış güçler her zaman Ortadoğu'daki olayların bir parçası olmuştur. Bazıları bunun yabancı müdahale olduğunu söylüyor, ancak gerçek şu ki, içerideki halkın yardıma ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Önceden planlama

O an için hazırlıkların ‘10 yılı aşkın bir süredir planlandığını’ açıklayan Alani, “İçeride adamlarımız var. Çünkü asıl gücümüz her zaman İran'ın içindeydi, dışında değil” diye vurguladı.

Alani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rejime karşı koymaya hazır olduğumuzu düşünmemizin nedeni, kırk yıldır halkımıza yakın olmamız. Onlarla her zaman güçlü bir bağımız oldu. Partimiz her zaman sınırın yakınlarında varlığını sürdürdü. Ayrıca Peşmerge güçlerimiz de var. Bu da her zaman güçlü ve iyi organize olmuş bir örgüt olduğumuz anlamına geliyor.  Güçlerimizi sadece saldırı için değil, esas olarak kendini savunma için eğittik. Bu nedenle, dediğim gibi, bizim için bu başka yerlere göre daha kolay.”

Binlerce Kürt savaşçı

Independent Arabia’ya konuşan Kürt liderler, Kürt güçlerinin büyüklüğünü açıklamayı reddettiler, ancak ‘özellikle ülke içinde yeterli sayıda’ oldukları konusunda hemfikirdiler.

Mohtedi, “Vatanımız İran Kürdistanı ve milyonlarca insan hazır. Kürt savaşçılarımız eksik olmayacak. Tüm gençler, tüm genç nesil, Peşmerge güçleri için potansiyel savaşçılar. Yani yeterli gücümüz var, bu konuda endişelenmiyoruz” derken Alani, PDK-İ'nin İran'daki en eski ve en büyük Kürt siyasi partisi olduğunu vurguladı.

Alani, şöyle devam etti:

 "Ülke içinde binlerce üyemiz olduğunu söyleyebilirim. Dört ili kapsayan Kürt bölgesinden, batıdan rejimi kovmak için yeterli gücümüz olduğuna inanıyorum.”

Bu gücün, Kürdistan Bölgesi sınırına yakın bölgelerde konuşlanmış Peşmerge savaşçılarıyla sınırlı olmadığını açıklayan Alani, “Sadece sınır yakınındaki binlerce Peşmerge savaşçısından bahsetmiyoruz. İran içindeki güçlerimizden bahsediyoruz” dedi.

Bu güçlerin hazır olduğunu vurgulayan Alani, “Ana gücümüz ülke içinde ve onlar zaten hazır ve nazır. Onları eğitmemiz veya silahlandırmamız gerekmiyor; onlar hazır” ifadelerini kullandı.

Herhangi bir önemli gelişmenin onları hızlı hareket etmeye itebileceğinin altını çizen Alani, “Bir şey olursa, ki bence olacak, özellikle diğer tarafların desteği varsa, harekete geçecekler” şeklinde konuştu.

İç sorunlar

Bu süreç, özellikle planın İslam ve Marksizmi birleştiren ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2012 yılında terör örgütü listesinden çıkarılmadan önce terör örgütü olarak tanımlanan Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMO) katılımını içeriyorsa, Kürt olmayan birçok İranlı tarafından güçlü bir muhalefetle karşılanabilir.

Gözlemciler, diğer etnik temelli partilerin daha da büyük endişeler yaratabileceğini söylüyor. İran’daki başlıca Beluç milis gücü olan Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu), cihatçı olarak tanımlanıyor ve El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

The Atlantic dergisine göre Adalet Ordusu, geçtiğimiz aralık ayında ‘Halk Savaşçıları Cephesi’ adlı bir siyasi grup kurdu. Bu isim, yabancıların endişelerini gidermek için seküler bir isim seçme çabasının bir sonucu olabilir, ancak cihatçılar hala bu grubun güçlerinin belkemiğini oluşturuyor.

Ancak muhalefeti birleştirme çabalarına dikkati çeken Alani, 12 günlük savaşın ardından İran muhalefetini birleştirme çabalarının hızlandığını ve Kürt lider Mustafa Hicri'nin Kürt siyasi partilerini bir araya getirmek için çalıştığını söyledi.

Bazı toplantıların ardından, daha önce ‘Diyalog Merkezi’ olarak bilinen yapı, ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’ adlı yeni bir koalisyona dönüştü. İran rejiminin uzun süredir iç propagandasında muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanmasından ötürü yurtdışındaki muhalefeti birleştirmenin çok önemli olduğunu düşünen Alani, Kürt birliğinin, İran muhalefetinin geri kalanına da yayılabilecek ilk adım olduğunu vurguladı.

2005 yılında Londra'da kurulan ‘Federal İran için Milliyetler Konferansı’ gibi başka ittifaklar da olduğunu açıklayan Alani, ancak Kürtlerin ayrılmak istemediğini, aksine Kürtler, Beluçlar, Araplar, Azeriler ve Türkmenler gibi çeşitli milliyetlere İran içinde haklarını tanıyan federal bir modeli desteklediklerini vurguladı. Alani, partisinin, azınlık haklarının tanınması ve ülkede ademi merkeziyetçi bir demokratik sistemin kurulması temelinde, HMÖ ve Rıza Pehlevi'nin destekçileri de dahil olmak üzere tüm muhalefet güçleriyle diyaloga hazır olduğunu teyit etti.

Savunma eylemi

İran Demokratik Platformu üyesi Kürt aktivist ve gazeteci Diako Moradi, Kürt güçlerinin ancak Kürdistan'daki siviller doğrudan tehdit altında veya İran rejimi güçleri, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından geniş çaplı baskıya maruz kalırsa meşru müdafaa amacıyla harekete geçeceğini söyledi. Moradi, herhangi bir eylemin savunma amaçlı ve sınırlı olacağını, amacının halkı korumak ve sivillere yönelik şiddeti önlemek olduğunu vurguladı.

ABD ile İranlı Kürt gruplar arasında temaslar olduğu veya bu gruplardan İran içinde operasyonlara hazırlanmaları istendiği yönündeki haberlere ilişkin olarak Moradi, bu bilginin doğrulanamayacağını veya yalanlanamayacağını söyledi. Ancak Moradi, Kürt partilerin tarihi olarak bölgesel veya uluslararası güçlerin aracı olmadıklarının ve meşruiyetlerini İran içindeki Kürt toplumundan aldıklarının altını çizdi.

Hükümetler veya uluslararası kuruluşlarla siyasi ve diplomatik iletişim kurmanın siyasi çalışmalarda normal olduğunu, ancak bunun mutlaka askeri iş birliği anlamına gelmediğini ekleyen Moradi, ayrıca, herhangi bir iş birliğinin Kürtlerin karar verme bağımsızlığına saygı göstermesi ve İran'ın ülkedeki tüm milletlerin ve bileşenlerin haklarına saygı duyan demokratik bir sisteme geçişini desteklemeyi amaçlaması gerektiğine dikkati çekti.

Tarih tekerrür eder

Kürtler için tarih, dış güçlerin desteği söz konusu olduğunda hiçbir zaman onların lehine olmamış ve çoğu zaman aynı acı dersle sonuçlanmıştır. Büyük güçler jeopolitik çatışma anlarında vaatlerde bulunduklarında, ezilenler bir fırsat yakaladıklarını düşünürler. Ancak bu çatışmalar değiştiğinde, genellikle sonuçlarına katlananlar yine ezilenler olur.

ABD tarafından Tahran'ın nüfuzunu azaltmayı ve rejimi zayıflatmayı amaçlayan ciddi bir desteğin gelmesini memnuniyetle karşılasalar da, Kürt çevrelerinde, bölgesel çatışmalarda kendilerine güvenen ABD’nin daha sonra onları terk ettiği önceki senaryoların tekrarlanacağına dair derin endişeler söz konusu. Irak ve Suriye'deki geçmiş deneyimler, birçok Kürt'ün İran rejimine karşı harekete geçmeleri için teşvik edileceklerinden, ancak Washington'daki siyasi hesaplamalar değişirse veya isyan başarısız olursa ABD'nin desteğinin geri çekileceğinden korkmalarına neden oldu.

İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kürtleri destekledi. Ardından 1946'da İran'ın kuzeybatısında kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin daha emekleme aşamasındayken ortadan kaldırılmasında önemli bir rol oynadı. Daha sonra 1975 yılına gelindiğinde Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürtleri destekledi. Aynı yıl İran ile Irak Cezayir Anlaşması'nı imzaladığında, denklem değişti ve dış destek ortadan kalktı. Bunun üzerine Kürt ayaklanması çöktü ve binlerce Kürt bunun bedelini ödedi. 1988 yılında ise Saddam Hüseyin rejimi onlara karşı el-Enfal Operasyonu başlattı ve kimyasal silahlar kullandı.

ABD ordusu yaklaşık bir ay önce, Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerden çekilerek Kürt müttefiklerini düşmanlarıyla baş başa bıraktı ve Suriye'deki Kürtlere karşı en büyük ihanetini gerçekleştirdi. Suriye’deki Kürt güçleri, DEAŞ’a karşı bir kalkan görevi görmüş ve son on yılda zulümler işleyen terör örgütüyle mücadelede binlerce silahlı unsurunu kaybetmişti.

Gözlemciler, Tahran'a karşı olası bir ayaklanmanın başarısızlığı ve ardından ABD'nin desteğini çekmesinin, ‘Kürtleri terk etme’ söylemini bir kez daha güçlendireceği konusunda uyarıyor. Bu yüzden, Kürtler İran rejimine karşı olsalar da, uluslararası siyaset dengesi değişirse çatışmanın sonuçlarını tek başlarına üstleneceklerinden korkarak, dışarıdan gelen vaatlere karşı temkinli davranıyorlar.



8 yıl sonra bir ilk: Kuzey Kore ekibi, yarı final için Güney Kore'de

27 oyuncu ve 12 personelden oluşan Naegohyang heyeti, Seul yakınlarındaki Incheon Havalimanı'na indi (Reuters)
27 oyuncu ve 12 personelden oluşan Naegohyang heyeti, Seul yakınlarındaki Incheon Havalimanı'na indi (Reuters)
TT

8 yıl sonra bir ilk: Kuzey Kore ekibi, yarı final için Güney Kore'de

27 oyuncu ve 12 personelden oluşan Naegohyang heyeti, Seul yakınlarındaki Incheon Havalimanı'na indi (Reuters)
27 oyuncu ve 12 personelden oluşan Naegohyang heyeti, Seul yakınlarındaki Incheon Havalimanı'na indi (Reuters)

Kuzey Kore kadın futbol liginde oynayan Naegohyang'ın heyeti bugün Güney Kore'ye ulaştı.

Kore Yarımadası'nın kuzeyinden güneyine 8 yılın ardından ilk kez bir sporcu kafilesi gitti. 

Çarşamba akşamı Asya Şampiyonlar Ligi yarı finali müsabakasında Naegohyang'ın rakibi Suwon olacak. 

New York Times (NYT) kağıt üstünde hâlâ savaşan iki ülke arasındaki bu hareketliliği üç soruyla inceledi. 

Naegohyang, Güney Kore'ye neden gitti?

Korecede "memleketim" anlamına gelen futbol kulübü, faaliyetlerini Pyongyang'da sürdürüyor. 

Naegohyang adlı bir tüketim ürünleri şirketinin sponsorluğunu arkasına alan takım, kadınların yarıştığı Asya Şampiyonlar Ligi'nde yer alan ilk Kuzey Kore kulübü. 

Yarı final maçı için Güney Kore'ye giden Naegohyang heyeti, kazanmaları halinde cumartesi günü yine Suwon kentinde final maçına çıkacak. 

Diğer yarı final mücadelesinde Avustralya'nın Melbourne City kulübüyle Japonya'nın Tokyo Verdy Beleza takımı karşılaşacak. 

Naegohyang'un kadrosunda pek çok milli oyuncu var. 

Kuzey Kore ulusal takımları, son yıllarda 20 yaş altı ve 17 yaş altı kategorilerinde şampiyon olarak dikkat çekti. 

Ülkenin lideri Kim Jong-un da onları çok seviyor. Aralık ayında 17 yaş altı takımı, Dünya Kupası zaferinin ardından Kuzey Kore liderinin yanına gittiğinde federasyon yöneticilerinden Kim Jong-sik, "Yoldaş genel sekreterin sevgisi ve güveninin verdiği güçle, kadın futbol takımımız dünyayı salladı ve müthiş bir efsane yarattı" demişti. 

Bu olayın siyasi önemi var mı?

"Düşman kardeşler" diye de bilinen iki Kore ülkesi, sporu diplomasinin sürdürülmesi için zaman zaman araç olarak kullanmaya çalışıyor. 

Ancak Olimpiyatlarda ortak takım kurmaya varan bu girişimler uzun ömürlü olmuyor.

Naegohyang, Güney Kore'de nasıl karşılandı?

İki ülke arasında doğrudan uçuş yasağı olduğu için Naegohyang heyeti, Çin aktarmasıyla Güney Kore'ye gitti. 

Pyongyang karşıtı aktivistlerin eylemlerine karşı Güney Kore sporcuların güvenliğini sağlıyor. 

Normalde kadın futboluna çok fazla ilgi olmayan ülkedeki sansasyonel yarı final maçının biletleri hızla tükendi. 

Güney Kore'deki bazı örgütler, Kuzey Korelilerin de tezahürattan mahrum kalmaması için ekipler kurdu.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters


Venezuela'da Maduro sonrası dönem: Sanki bir illüzyonun içindeyiz

Birleşik Krallık merkezli gazete, baskının ardından Maduro'nun resimlerinin duvarlara çizildiğini, portrelerininse bazı devlet dairelerinden çıkarıldığını bildiriyor (AFP)
Birleşik Krallık merkezli gazete, baskının ardından Maduro'nun resimlerinin duvarlara çizildiğini, portrelerininse bazı devlet dairelerinden çıkarıldığını bildiriyor (AFP)
TT

Venezuela'da Maduro sonrası dönem: Sanki bir illüzyonun içindeyiz

Birleşik Krallık merkezli gazete, baskının ardından Maduro'nun resimlerinin duvarlara çizildiğini, portrelerininse bazı devlet dairelerinden çıkarıldığını bildiriyor (AFP)
Birleşik Krallık merkezli gazete, baskının ardından Maduro'nun resimlerinin duvarlara çizildiğini, portrelerininse bazı devlet dairelerinden çıkarıldığını bildiriyor (AFP)

Venezuela, 3 Ocak'taki gece baskınından beri ülkenin başında Nicolás Maduro olmadan yaşıyor. 

Guardian, devlet başkanı ve eşi Cilia Flores'in ABD ordusu tarafından kaçırıldığı gün ve sonrasındaki 4 buçuk ayda yaşadıklarını Venezuelalılara sordu. 

Bazıları rejim değişikliği ihtimalinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ülkede yeniden şiddet ortamının oluşmasından ve demokrasi vaatlerinin yerine getirilmemesinden korkanlar da var. 

Önemli bir kısmı da hayat pahalılığının sürmesinden ve ülkenin kaynaklarının Venezuela halkındansa yabancılara yaramasından şikayet etti. 

Baskın gecesini anlatan Ángel Linares, patlama seslerini duyunca komşularının yeni yılı havai fişeklerle kutladığını sanmış. Sonrasında camlar patlamış, duvarlar sarsılmış ve evi yıkılmış. 1967 depremini hatırlayan 85 yaşındaki annesi Jesucita, ülkenin kuzeyinin yerle bir olduğunu düşünmüş. 

Komşuları Elizabeth Herrera ise eşinin kendisine "Darbe mi oldu? Trump Baba'nın istilaya kalkıştığını sanmam" dediğini aktarıyor.

Bölgedeki iki yaşlı komşunun öldüğünü belirten Herrera, otizmli oğlunun "Anne, kötü olanlar bizler miyiz? Venezuelalılar mı kötü? Bizi öldürecekler mi?" diye kendisine sorduğunu da sözlerine ekliyor. 

Baskın başkent Karakas'ın çevresini sarstı. 

Hemen sonrasında 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçen Venezuela Devlet Başkanı Yardımcısı Delcy Rodriguez'in hamleleri merakla izleniyor.

Bu süreçte yüzlerce siyasi mahkum özgürlüğüne kavuştu.

Muhalefetin önemli bir kısmının Maduro sonrasında Venezuela'nın başına geçmesini beklediği Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado'nun bu emeline ulaşamaması, destekçilerinde hayal kırıklığı yarattı. Ancak çoğu gelecekten umutlu.

Şubatta serbest bırakılan siyasi mahkumlardan Jesús Armas, "Her şey çok kafa karıştırıcı. Bazen bir illüzyonun içindeymişiz gibi geliyor. Demokrasinin Venezuela'ya birkaç ay içinde geleceğini biliyorum" diyor.

İnsan hakları aktivisti Jeisi Blanco da muhaliflere işaret ederek "İnsanlar korkularını yitirdi" ifadesini kullanıyor.

Herrera ise umudunu yitirmeye başlayanlar arasında:

Haberlerde ne kadar petrol ve altın aldıklarından bahsediyorlar ama durumumuz hiç değişmedi. Trump buraya gelirse ondan Venezuela'nın doğal kaynaklarını değil, Venezuelalıları düşünmesini isteyeceğim.

Karakas yönetimi bir yandan Trump yönetimiyle anlaşmaya çalışırken diğer yandan Maduro'dan da vazgeçmediği mesajını veriyor.

Geçen hafta Maduro'nun Anneler Günü mesajı yayımlandı.

Maduro ve eşi Cilia Flores, ülkenin birlik ve beraberliğini korumadaki kritik rolleri nedeniyle Venezuelalı annelere teşekkür etti.

Independent Türkçe, Guardian, TeleSUR


İran, Çin şirketinin gemisine el koyarak Pekin'e mesaj mı verdi?

Hürmüz Boğazı, İran Savaşı'nın en kilit meselelerinden biri haline geldi (Reuters)
Hürmüz Boğazı, İran Savaşı'nın en kilit meselelerinden biri haline geldi (Reuters)
TT

İran, Çin şirketinin gemisine el koyarak Pekin'e mesaj mı verdi?

Hürmüz Boğazı, İran Savaşı'nın en kilit meselelerinden biri haline geldi (Reuters)
Hürmüz Boğazı, İran Savaşı'nın en kilit meselelerinden biri haline geldi (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) açıklarında demirli, Honduras bandıralı bir geminin perşembe günü İran güçleri tarafından götürülmesi halihazırda dikkat çeken bir olayken, bu geminin Çinlilere ait olması haberin değerini büyüttü. 

Tahran'ın, 28 Şubat'ta başlayan savaşın ardından kendisine en yakın duran yönetimlerden Pekin'i kızdırabilecek bir adım atması şaşkınlığa neden oldu. 

Hong Kong merkezli özel güvenlik şirketi Sinoguards'a ait Hui Chuan'a el konması, İran'ın kendisinden başka hiçbir aktöre Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri silahlarla koruma izni vermeyeceği yorumlarına yol açtı. 

"İran, Çin'in güvenlik gemisini zapt ederek arkadaşlarını bir yere kadar kayırabileceğini gösterdi" başlıklı bir haber yayımlayan Wall Street Journal (WSJ), ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmasının ardından ilk kez bir özel güvenlik şirketi gemisine el konduğunu öne sürüyor. 

Amerikan gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin lideri Şi Cinping'le Pekin'de görüştüğü gün böyle bir hamlede bulunulmasına dikkat çekiyor. 

Trump'ın isteklerini Tahran'a kabul ettirmek için Pekin'e baskı yaptığı hatırlatılıyor. 

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil, İran'ın Çin'e ticari gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesi için izin verdiğini hatırlatıyor. 

Vakil, Hui Chuan'a el koyan İran için "Hürmüz'ün kontrolünün kimde olduğunu Çin'e hatırlattılar ve kendi güvenliklerini sağlamayı akıllarından bile geçirmemeleri gerektiğini belirttiler" diyor. 

WSJ, Sinoguards'ın koruma gemilerinin adeta birer "yüzer cephane" gibi olduğunu bildiriyor. 

Kanada Askeri Koleji'nde ders veren Christopher Spearin, savaş ortamında silahlarla yüklü bir yabancı gemiyi yakınlarda gören İran güçlerinin rahatsızlık duymuş olabileceğini işaret ediyor. 

Savunma uzmanı Timothy Heath'e göreyse Çin bu olayı büyük bir mesele gibi görmüyor. 

Beyaz Saray'a göre Trump ve Şi, Pekin'de yaptıkları görüşmelerde, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler için para istememesi gerektiği fikri üzerinde mutabık kaldı. 

ABD ve İsrail'in saldırılarının ardından Hürmüz'deki nüfuzunu artıran Tahran yönetimi, boğazdan geçişlerden ücret alınmasıyla ilgili yasa tasarısı hazırlıyor. 

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Alaaddin Burucerdi, 22 Mart'ta yaptığı açıklamada, ülkesinin Hürmüz Boğazı'ndan geçen bazı gemilerden 2 milyon dolar geçiş ücreti aldığını belirtmişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de salı Tahran'da Norveç Dışişleri Bakan Yardımcısı Andreas Motzfeldt Kravik'le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerle ilgili uluslararası hukuka uygun değişikliklere gideceklerini" söylemişti.

Başta Körfez ülkeleri olmak üzere İsrail, ABD ve Avrupa devletleri İran'ın yasa tasarısına tepki gösteriyor.

Independent Türkçe, WSJ, Tesnim