‘Orta güçler’, dünyayı kurtaracak bir ‘üçüncü dev’ haline gelmeyi başarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
TT

‘Orta güçler’, dünyayı kurtaracak bir ‘üçüncü dev’ haline gelmeyi başarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)

Antoine el-Hac

1945’ten bu yana ilk kez ABD, Çin ve Rusya; uluslararası hukuktan çok çıplak güce dayanan otoriter bir egemenlik anlayışı etrafında birbirine yaklaşıyor. Ancak tarih, dünyanın rakip bloklara bölünmesinin istikrardan çok çatışmaya yol açtığını gösteriyor.

Dünya genelinde süren savaşlar ve krizlerin ortasında en kötü senaryolara ilişkin kaygılar giderek artıyor. Özellikle nükleer silahlar üzerinde gerçek bir denetimin bulunmaması ve insanlara bir felaketin yaşanmayacağına dair güven verecek açık bir rasyonelliğin görülmemesi endişeleri derinleştiriyor.

Küresel düzenin köklü bir değişim sürecine girdiği ve hatta mevcut sistemin sona ererek henüz biçimi ve içeriği bilinmeyen yeni bir düzenin doğabileceği kabul edilirken; Birleşmiş Milletler’in (BM) çökmekte olan sistemi yönetme, koruma ve sorunlarını giderme konusunda başarısız olduğu yönündeki değerlendirmeler de artıyor. Buna ek olarak, kültür, yaklaşım ve çıkar farklılıkları nedeniyle ABD ile Çin arasında bir uzlaşıya varılma ihtimalinin giderek zayıfladığı belirtiliyor. Bu tablo, dünyada yeniden çok taraflı bir düzenin kurulmasını sağlayabilecek ve anlaşma ile iş birliğini çatışmaları önleyen sağlam bir temel hâline getirebilecek aktörlerin kim olacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Küresel düzeyde yaşanan bu kritik belirsizlik anında, farklı kıtalarda bulunan orta büyüklükteki ve dengeci ülkelerin deneyim ve vizyonlarıyla uluslararası sistemi yeniden istikrara kavuşturabilecek potansiyele sahip olduğu görüşü dile getiriliyor. Uzmanlara göre bu güçler, küresel istikrarın sağlanması ve sınır aşan sorunların yönetilmesinde etkili bir rol üstlenmeye aday görünüyor.

Çin Donanması’nın kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında, Shandong eyaletinin Qingdao kentinde bayrak sallayan Çin Donanması askerleri ve gemi savar füzelerinin maketleri görülüyor. (Arşiv – Reuters)Çin Donanması’nın kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında, Shandong eyaletinin Qingdao kentinde bayrak sallayan Çin Donanması askerleri ve gemi savar füzelerinin maketleri görülüyor. (Arşiv – Reuters)

Görevin büyük olduğu ve içerdiği zorlukların çokluğu konusunda kuşku yok. İş birliğine dayanan çok taraflı bir dünya düzeninin gelişmesi zaman gerektiriyor ve küresel ekonominin iki devi tarafından kaçınılmaz olarak ortaya çıkarılacak engellerin aşılmasını da zorunlu kılıyor. Buna ilave olarak, orta büyüklükteki güçlerin kendi aralarındaki uyumsuzluk gerçeğini de aşmaları gerekiyor. Bu uyumsuzluk birçok durum ve aşamada açık bir çekişmeye kadar varabiliyor. Bunun bir örneği, Brexit olarak bilinen ve uzun bir ‘dramatik’ sürecin ardından Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasıyla sonuçlanan gelişmeydi.

Tanım, tasnif ve Giovanni Botero

Tanım olarak orta güçler, uluslararası ilişkilerde önemli rol oynayan ve belirli bir etki gücüne sahip olan, ancak büyük güç statüsünde olmayan devletlerdir. Bu ülkeler güçlü ekonomiler, ileri teknolojiler ve diplomatik nüfuz gibi belirli kapasitelere sahiptir. Bu özellikler, onların küresel meselelerde etkili olmasına; büyük güçler arasında iletişim köprüleri kurmasına, çatışmalarda arabuluculuk yapmasına ve salgınlar, iklim değişikliği ve ekonomik krizler gibi acil konularda iş birliğini teşvik etmesine imkân tanır.

Gerçekte bu devlet sınıflandırması yeni değildir. İtalyan düşünür Giovanni Botero (1544-1617), devletleri küçük, orta ve büyük olarak sınıflandıran ilk isimlerden biri kabul edilir. Bilindiği gibi devletler dinamik yapılardır; küçük bir devlet zamanla büyüyerek orta ya da büyük bir güce dönüşebilir, bunun tersi de mümkündür. Söz konusu terim özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlık kazandı. Bu yaygınlaşmada, yeni kurulan BM ve diğer çok taraflı kurumlar içinde ülkelerinin rolünü tanımlamaya çalışan Avustralyalı ve Kanadalı diplomat ile akademisyenlerin katkısı oldu. Nitekim Avustralya Dışişleri Bakanı Herbert Vere Evatt, San Francisco’da BM’nin kuruluşu sırasında bu kavramı kullanarak, ‘kaynakları ve coğrafi konumları sayesinde dünyanın farklı bölgelerinde güvenliğin korunmasında önemli rol oynayacak devletlere’ işaret etmişti.

Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)

Eski Avustralya Dışişleri Bakanı Gareth Evans (1988-1996), orta güçlerin tanımının çoğu zaman ‘olumsuzlama formülü’ ile daha kolay yapılabileceğini söylüyor. Buna göre bu ülkeler, iradelerini küresel hatta bölgesel düzeyde dayatabilecek büyük güçler değildir. Ancak küçük devletlerin aksine, diplomatik kapasite ve diğer imkânlar açısından belirli alanlarda etkilerini hissettirebilecek yeterli güce sahiptirler. Ayrıca küresel politikaların geliştirilmesinde yaratıcı liderlik ve yenilikçi girişimleri destekleme konusunda güvenilir bir geçmişe sahip oldukları belirtilir. Bu ülkeler uluslararası sistemin temel kurallarını koyan aktörler olmasalar da bu kuralları sorgulamadan uygulayan pasif devletler de değildir.

Bugünün dünyasında, özellikle ABD ile Çin’in belirgin ağırlık taşıdığı uluslararası düzende, bu sınıflandırma teorik olarak G20 üyelerinin büyük bölümünü kapsayabilir. Kapasite ve imkânlar arasında farklılıklar bulunsa da bu durum söz konusu ülkelerin iş birliği yaparak birbirini tamamlaması ve olumlu etki alanlarını genişletmesi açısından önemli görülüyor. G20’nin diğer üyeleri arasında Rusya, Arjantin, Endonezya, Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Avustralya, Fransa, İtalya, Brezilya, Almanya, Japonya, Güney Afrika, Kanada, Hindistan, Meksika ve Güney Kore yer alıyor. Bu ülkelerin sayısı 17’dir; çünkü 18’inci üye olarak AB bulunmaktadır. 2023 yılında ise Afrika Birliği (AfB) de daimi üye olarak katılmış, böylece fiilî üye sayısı 21’e yükselmiştir; ancak grubun adı yine G20 olarak kalmıştır.

Elbette bu grup içinde geçmişte büyük güç statüsüne sahip olmuş ve halen BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunan ülkeler de vardır; bunlar Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’dır. Ayrıca uluslararası sistemde daha üst bir konuma yükselmeyi hedefleyen ülkeler de bulunur ve bunların başında Hindistan gelir. Bununla birlikte mevcut tablo, ekonomik büyüklükleri (sırasıyla yaklaşık 30,6 trilyon ve 20 trilyon dolar) nedeniyle ABD ile Çin’i özel bir kategoriye yerleştirmeye devam ediyor.

 Kanada Başbakanı Mark Carney, Norveç ziyareti sırasında konuşuyor. (AFP)Kanada Başbakanı Mark Carney, Norveç ziyareti sırasında konuşuyor. (AFP)

Pragmatizm, görevi ortadan kaldırmaz

Orta güçlerin kendi çıkarları, hedefleri, ittifakları ve saflaşmaları olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Bu onların doğal hakkıdır. Ancak aynı zamanda mevcut durumun zorlu olduğunun da farkındadırlar ve yakın gelecekte ufukta beliren fırtınaların her şeyi sürükleyip götürmesinden duyulan endişe, bu gerçekliği değiştirmek için gerekli adımların atılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle pragmatik olan, bu güçlerin dünyanın farklı bölgelerinde istikrarsızlık yaratma yarışına girmek yerine sorunları ve krizleri çözmek için çalışması ve uluslararası sistemi yeniden akılcılık ile iş birliği çizgisine döndürmesidir.

Bu ülkelerin birlikte hareket etmesi ise etkilerini artırmanın en iyi yolu olarak görülüyor. Nitekim 2008 yılında G20 içinde temsil düzeyinin devlet ve hükümet başkanları seviyesine yükseltilmesiyle bu yönde bir adım atılmıştı. Ancak dünya genelinde kuzey-güney ve doğu-batı eksenlerinde ortaya çıkan dikey ve yatay bölünmeler, daha istikrarlı bir uluslararası düzen kurulmasına yönelik umutları zayıflattı.

Bugün ise orta güçlerin dayanışması için yeni bir fırsatın doğduğu ifade ediliyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, ABD’nin müttefiklerinin artık Washington’u kolektif güvenliğin, serbest ticaretin ve hukukun üstünlüğünün başlıca savunucusu olarak eskisi kadar görmemesi. Öte yandan Çin’in ekonomik ve siyasi yükselişi de refahı giderek ‘sarı dev’ olarak nitelendirilen bu ülkeye bağlı hâle gelen birçok devlette endişe yaratıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney de ‘orta güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini’ söyleyerek bu gerçeğe dikkat çekti. Ekonomi ve finans alanındaki deneyimiyle tanınan Carney, küresel gerçekliği değerlendirme konusunda yetkin isimlerden biri olarak görülüyor. Nitekim kendisi, 1694 yılında kurulan Bank of England’ın başkanlığına 2013 yılında atanarak, İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkelerden olup da Birleşik Krallık dışından gelen ilk kişi olmuş ve bu görevi 2018 yılına kadar sürdürmüştü.

 23 Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 zirvesindeki liderlerin genel kurul toplantısından (Reuters)23 Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 zirvesindeki liderlerin genel kurul toplantısından (Reuters)

Avrupa’nın rolü

Tüm Avrupa ülkeleri, teorik olarak ‘dünya evinin’ düzenlenmesinde etkili rol oynayabilecek orta güçler olarak sınıflandırılabilir. Ancak bu ülkelerin çoğunun güvenliklerini sağlamak için ABD’ye, ekonomik motorlarını çalışır durumda tutmak için ise Çin’e bağımlı olması, onları gerekli yönde inisiyatif almaktan alıkoyuyor. Antoine el-Hac'ı Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre aynı durum Kanada, Avustralya, Japonya ve Güney Kore için de geçerli görülüyor. Ancak bu ülkelerin güvenlik kaygısı ve ekonomik endişe hücresi içinde kalmaya devam etmesi, onları daha da zayıflatacak ve dünyanın içinde bulunduğu belirsizlik ile istikrarsızlık durumunu derinleştirecektir. Bu tablo, ABD ile Çin’in karşıt hatlarda ilerleyen iki tren gibi hareket ettiği bir ortamda olası bir çarpışma riskinin arttığı yönündeki kaygıları güçlendiriyor.

Bu nedenle liderlerin, olumlu bir sarsıntı yaratacak cesareti göstermesi ve dünyanın üçüncü bir küresel savaştan kaçınabileceği yönünde umut doğuracak adımlar atması gerektiği ifade ediliyor. Böyle bir savaşın her açıdan yıkıcı olacağı belirtilirken, uluslararası sistemin kaos, şiddet ve yıkım dönemine sürüklenmemesi için ortak bir hedef belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Bunun ise ancak orta güçlerin iki büyük kutba karşı bir tür ‘başkaldırı’ göstermesi, yeni ittifaklar kurması ve değişim yaratabilecek iş birliği mekanizmaları oluşturmasıyla mümkün olabileceği değerlendiriliyor. Başka bir ifadeyle, dayanışma içindeki ülkelerden oluşan bir ‘üçüncü devin’ ortaya çıkması gerektiği savunuluyor.

Mark Carney bu endişeyi şu ifadeyle özetliyor: “Eğer masada yer almazsak, menüde yer alırız.”



Yeniden savaş çıkma ihtimali diplomasiye gölge düşürüyor

İran'ın Bender Abbas kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, 27 Nisan 2026 (AP)
İran'ın Bender Abbas kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, 27 Nisan 2026 (AP)
TT

Yeniden savaş çıkma ihtimali diplomasiye gölge düşürüyor

İran'ın Bender Abbas kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, 27 Nisan 2026 (AP)
İran'ın Bender Abbas kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, 27 Nisan 2026 (AP)

ABD’nin deniz ablukası ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesiyle artan gerilim, diplomatik çözüm umutlarını gölgelerken; Başkan Trump, Tahran’dan gelen son teklifi "yetersiz" bulduğunu açıkladı.

Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması ve ABD ambargosunun sürmesi, bölgede savaşın yeniden başlama ihtimalini güçlendiriyor. Bu kritik süreçte ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasındaki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakereler kapsamında İran’ın sunduğu son öneriden "memnun olmadığını" açıkladı.

Gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, süreçle ilgili sert ve kararlı mesajlar verdi:

"Şu anda İran ile telefon üzerinden müzakere ediyoruz. Görüşmelerde mesafe katettik ama bir anlaşmaya varacağımızdan emin değilim. Onlar (İranlılar) bir anlaşmaya varmak istiyorlar, neler olacağını göreceğiz... Ya onlarla bir anlaşma yapacağım ya da onları yok edeceğim."

Şarku’l Avsat’ın Tahran’daki resmi medya organlarından aktardığına göre İran, Ortadoğu’daki savaşa son vermek amacıyla Pakistanlı arabulucular aracılığıyla ABD’ye yeni bir müzakere taslağı sundu.

Axios haber sitesinin aktardığı detaylara göre İslamabad yönetimi, Trump’ın bir önceki teklifi reddetmesi üzerine Tahran’dan "güncellenmiş" bir öneri hazırlamasını istedi. Trump’ın reddettiği önceki teklifin; nükleer meseleyi sonraya bırakıp, deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılmasına odaklandığı belirtiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı, Pakistan'ın ABD ile yürütülen görüşmelerde resmi arabulucu kalmaya devam edeceğini teyit etti. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Müzakerelerden çok hızlı bir sonuç beklemek gerçekçi olmadığını belirterek, Tahran'ın temel amacının, "savaş riskinin tamamen ortadan kalktığını" garanti altına alacak bir yol haritası oluşturmak olduğunu ifade etti.


Kral Charles, Britanya Uzay Ajansı projesini başlatarak Bermuda ziyaretini tamamladı

Britanya Kralı Charles, Bermuda'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında bir etkinlikte konuşuyor (Reuters)
Britanya Kralı Charles, Bermuda'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında bir etkinlikte konuşuyor (Reuters)
TT

Kral Charles, Britanya Uzay Ajansı projesini başlatarak Bermuda ziyaretini tamamladı

Britanya Kralı Charles, Bermuda'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında bir etkinlikte konuşuyor (Reuters)
Britanya Kralı Charles, Bermuda'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında bir etkinlikte konuşuyor (Reuters)

Britanya Kralı III. Charles, “Nova” adlı Birleşik Krallık Uzay Ajansı projesini resmen başlatarak Bermuda ziyaretini tamamlıyor. Proje, uzay enkazının izlenmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Kral Charles, ada üzerindeki ajansa ait yeni bir gözlemevini ziyaret ederek, eski uydular, roket aşamaları ve diğer cisimlerin takibi için beş farklı noktada kurulacak küresel teleskop ağına ilişkin yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alacak.

Ziyaretinin son gününde kral ayrıca Great Bay’deki yeni sahil güvenlik istasyonunun açılışını gerçekleştirecek. Charles, burada Bermuda Kraliyet Alayı’na bağlı sahil güvenlik biriminin ada karasularını ve deniz çevresini korumaya yönelik kritik faaliyetleri hakkında bilgilendirilecek.

Kralın programı kapsamında ayrıca, alayın kullandığı iki yeni teknoloji de tanıtılacak. Bunlar arasında su altı insansız aracı ile insansız hava aracı yer alıyor.


Peru, vatandaşlarının Rus ordusunda savaşmak üzere askere alındığı iddialarını soruşturuyor

Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)
Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)
TT

Peru, vatandaşlarının Rus ordusunda savaşmak üzere askere alındığı iddialarını soruşturuyor

Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)
Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)

Peru Savcılığı, Perulu vatandaşları "yüksek maaşlı güvenlik işi" vaadiyle Rusya’ya götüren ve burada Ukrayna’ya karşı savaşmaya zorlayan bir insan kaçakçılığı şebekesine yönelik soruşturma başlattı.

Savcılık ofisinden yapılan açıklamada, aralarında eski askerlerin de bulunduğu çok sayıda kişinin, sosyal medya üzerinden verilen yanıltıcı ilanlarla kandırıldığı belirtildi. Bu kişilere Rusya’da dolgun ücretlerle güvenlik görevlisi olarak çalışma sözü verildiği ifade edildi.

Polise sunulan bilgilere dayandırılan savcılık açıklamasında, durumun vahameti şu sözlerle vurgulandı:

"Kurbanlar Rusya’ya nakledildikten sonra, yabancı topraklara ayak basar basmaz Rusya ile Ukrayna arasındaki silahlı çatışma operasyonlarına katılmaya zorlanmışlardır."

Peru Başsavcılığı, söz konusu ağın faaliyetlerini "insan ticareti" suçlaması kapsamında incelemek üzere derhal adli süreç başlattı.

13 Perulu Hayatını Kaybetti

Mağdur ailelerin avukatı Percy Salinas, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Rusya-Ukrayna savaşında şimdiye kadar 13 Perulunun hayatını kaybettiğini duyurdu. Salinas’ın verdiği bilgilere göre: Geçtiğimiz ekim ayından bu yana yaklaşık 600 Perulu, aylık 2 ila 3 bin dolar arası maaş vaadiyle Rusya’ya götürüldü. Kurbanların büyük bir kısmı, vaat edilen işlerin sahte olduğunu ancak Rusya'ya gittiklrinde anladı.

Peru Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın Lima Büyükelçiliği’nden, Rus silahlı kuvvetlerine katıldığı belirtilen vatandaşlarının nerede olduğuna dair resmi bilgi talep etti.

Moskova’nın Lima Büyükelçiliği ise perşembe günü yaptığı açıklamada, Perulu vatandaşların Rus ordusuna katılmak üzere sözleşme imzaladığını doğruladı. Ancak Büyükelçilik, iddiaların aksine bu kişilerin bunu gönüllü ve yasal olarak yaptıklarının altını çizdi.