İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
TT

İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)

Görünüşte, Çin İran savaşından en büyük kazanç sağlayan ülkelerden biri gibi görünüyor. ABD, Ortadoğu’ya yeniden askeri ve mali olarak müdahil olurken, uçak gemileri, füzeler ve hava savunma sistemlerini Asya’dan başka cephelere kaydırıyor. Bu sırada Asya’daki müttefiklerin, Washington’un “Hint ve Pasifik Okyanuslarını” stratejik öncelik olarak tutacağına dair güveni azalıyor.

Bu durum Çin’e önemli bir siyasi hediye sunuyor; çünkü deniz komşuluklarındaki göreceli baskıyı hafifletiyor ve Washington’un kaynaklarını dağıtarak güç kaybettiğine dair propaganda fırsatı veriyor. Ancak tablo eksiksiz değil. Çin, birçok Asya ekonomisine göre daha iyi hazırlıklı olsa da, dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumunda ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji, ülkenin ekonomik ve endüstriyel güvenliğinin kalbine dokunuyor. Dolayısıyla asıl soru, Pekin’in sadece kazanç sağlamakla kalıp kalmadığı değil; siyasi kazanımlarının yüksek enerji maliyeti, tedarik zincirlerindeki bozulma ve ABD’nin aksaklıklarını stratejik üstünlüğe çevirmedeki sınırlamaları karşısında dayanıp dayanamayacağıdır.

Caydırıcı denge

Çin’in ilk kazanımı siyasi ve stratejik nitelikte. Savaş, Washington’un Asya’dan Ortadoğu’ya gelişmiş savunma varlıklarını kaydırmasına yol açtı; bunlar arasında Güney Kore’deki THAAD sistemi de bulunuyor. Ayrıca Japonya ve Tayvan gibi Asya müttefiklerine silah ve mühimmat teslimatlarının gecikmesi endişeleri arttı.

Bu kayma, ABD yönetimlerinin yıllardır tekrarladığı “Çin’e karşı öncelik Asya’dır” mesajını zayıflatıyor ve Washington’un çoklu krizlerle boğulduğu, uzun vadeli olarak tek bir sahaya odaklanamayacağı anlatısını Pekin açısından güçlendiriyor. ABD’nin kendisinin de maliyeti hızla artıyor; Kongre’ye bildirilen tahminlere göre sadece savaşın ilk altı gününde maliyet 11,3 milyar doları aştı. Bu durum, ABD’nin bu müdahalenin sürdürülebilirliği konusunda şüpheleri artırıyor.

Saf bir Çin perspektifinden bakıldığında, özellikle maliyetli hava savunma ve füze karşı önlemlerinin ABD tarafından tüketilmesi, Pekin için olumlu bir haber. ABD, yalnızca 2025’te yaklaşık 600 Patriot füzesini üretmişken, medya tahminleri savaşın ilk iki haftasında yüzlerce füzenin kullanıldığını öne sürüyor. Bu durum, askeri tüketim hızı ile sanayi üretim kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Çin, Tayvan ve Güney Çin Denizi çevresinde caydırıcı dengeyi değerlendirirken bu tür göstergeleri yakından izliyor.

gthyj
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Eylül 2025’te Pekin’deki “Halk Salonu”nda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı kabul ederken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Sorun yalnızca ABD stoklarının azalması değil; Pekin’e sembolik ve operasyonel manevra alanı da sağlanıyor. Washington Post’un yayımladığı bir rapor, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflı alanlarda dolgu ve inşaat çalışmalarını artırdığını, bölgesel güçlerin ise daha gergin ve ABD’nin tüm cepheleri aynı anda güvence altına alabileceğine daha az inançlı olduğunu aktarıyor. Ancak bu alan açma durumu, Pekin’e açık bir zafer garantisi sunmuyor; sadece daha fazla baskı uygulama fırsatı veriyor.

Ekonomik değerlendirme

İkinci yol, ekonomik açıdan daha karmaşık. Çin, son yıllarda petrol ve diğer stratejik malların stoklarını artırmak için yoğun yatırımlar yaptı; bu, Şi Cinping’in sık sık tekrarladığı “en kötü senaryolar” uyarılarıyla uyumlu.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığı analize göre, Pekin’in petrol stokları şu an 1,1–1,4 milyar varil arasında, bazı tahminler ise 2 milyar varili aşıyor. Bu miktar, Çin’in günlük ithalatının 100 günü aşkın bölümünü karşılayabilir ve onu geçici arz şoklarına karşı diğer Asya ekonomilerinden daha iyi hazırlıklı hale getiriyor.

grth
Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi, 12 Mart’ta Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım uygulanmasına karşı oy kullanırken (Reuters)

Buna ek olarak, Çin sadece stok biriktirmekle kalmadı, kriz yönetimi araçlarını da kullanıyor. Mart ayında rafine yakıt ihracatını durdurarak iç pazarı korudu, gübre stoklarını erken serbest bırakarak arz eksikliklerini ve fiyat artışlarını dengelemeye çalıştı. Büyük rafineriler ise daha az karlı petrokimyasal ürünler yerine yerel yakıt üretimine yöneldi. Bu adımlar, Çin’in dış şokların toplumsal ve endüstriyel iç yansımalarını önlemeye yönelik erken ve savunmacı bir mantıkla hareket ettiğini gösteriyor.

thyj67u
Şi, 14 Şubat’ta Pekin’de eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi kabul ederken (AP)

Ancak bu koruma mutlak değil; Çin’in petrol ithalatının yaklaşık üçte biri ve gaz ithalatının yaklaşık dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Reuters, Çin’in petrol arzının yaklaşık yarısının Körfez bölgesinden geldiğini ve Asya’nın genelinde petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ının Ortadoğu’ya bağlı olduğunu bildiriyor. Bazı Çin veya İran sevkiyatları boğazdan geçmeye devam etse de, uzun süreli veya neredeyse tam bir kapanma nakliye ve sigorta maliyetlerini artırır, rafineri kâr marjlarını baskılar ve gaz, gübre, kükürt ve metanol gibi hammadde tedarik zincirlerini aksatır. Uluslararası Enerji Ajansı, mevcut durumu tarihin en büyük petrol tedarik kesintisi olarak nitelendiriyor ve bu ay dünya arzının günde yaklaşık 8 milyon varil azalmasının beklendiğini vurguluyor. Bu, sorunun artık geçici bir fiyat dalgalanması olmadığını gösteriyor.

ABD ile güç dengesizliği

İşte Çin’in kazancının sınırları burada ortaya çıkıyor. Pekin, savaşı diplomatik olarak kullanabilir ve bazı Asya ülkelerinin tam olarak ABD’ye bağımlı olmak yerine daha fazla “kendine yeterlilik” arayışına yönelmesini teşvik edebilir. Ayrıca kriz, Çin’in Rusya ile enerji bağlarını derinleştirmesine yol açabilir; geçtiğimiz yıl Sibirya-1 hattı üzerinden Çin’e yapılan ihracat 38,8 milyar metreküpe ulaştı ve Sibirya-2 projesi fiyat anlaşmazlıklarına rağmen gündemde duruyor. Çin’in rafinerileri de daha önce İran ve Rusya’dan ucuz petrol stokları biriktirmişti, bu kısa vadeli bir tampon sağladı.

Ancak bunların hepsini büyük bir stratejik kazanca çevirmek üç sınırlama ile karşılaşıyor:

Çin’in ABD’nin aksine küresel deniz ve askeri hareket özgürlüğü yok; enerji yollarını uzun süreli çatışmada güvence altına almak için yeterli değil.

ABD’nin dikkatinin dağılması Çin’in kapsamlı güç farkını ortadan kaldırmıyor; bu fark hem askeri yayılma, hem ittifak ağları, hem finansal ve denizcilik teknolojilerinde hâlâ mevcut.

Çin’in kendisi doğrudan çatışmaya girmekten çekiniyor; zira zaten yavaşlayan ekonomisi uzun ve maliyetli enerji şoklarını karşılamaya daha az hazır.

Bu nedenle Çin, şu ana kadar savaşı saldırgan biçimde kullanmaktan çok, risk yönetimine odaklanmış görünüyor. Bazı sevkiyatların geçişini güvence altına almak, yakıtı iç piyasada tutmak ve stokları dikkatli kullanmak gibi adımlar atıyor; ancak küresel güç dengelerini tersine çevirdiğine dair kendinden emin bir tutum sergilemiyor.

Sonuç

Özetle, Çin İran savaşından gerçekten fayda sağlıyor; ancak bu fayda doğrudan veya ücretsiz değil. ABD’nin dikkatinin dağılmasından, Asya’daki güvenin sarsılmasından ve ABD’nin tüketilmesinin açtığı boşluktan kazanç elde ediyor. Aynı zamanda, enerji güvenliği ve stokların endüstriyel esnekliğe dönüşümü konusunda ciddi bir sınavla karşı karşıya.

Bugün Çin, “endişeli kazanan” konumunda: diplomatik olarak daha güçlü, ancak ekonomik veya stratejik olarak sınırsız değil; dış şoklara karşı nispeten dayanıklı, fakat tamamen etkilenmez durumda değil.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News