Nebil Fehmi
Makalede yer alan düşünceleri, İran ile ilgili son olaylardan önce yazmıştım, olaylar başlayınca bu makale yerine mevcut krizi ele alan başka bir makale yayınlamıştım. Ancak, şimdi orijinal makaleyi değiştirmeden yayınlamanın önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü bu makale belirli bir krizi aşan bir konuyu gündeme getiriyor; anlık olarak meydana gelen gelişmelere sadece tepki vermek yerine, bölgesel güvenliği sistematik ve kapsamlı bir şekilde ele alma gerekliliği. Bununla birlikte, gelecekteki gelişmeler doğal olarak sunduğumuz bazı önerileri değiştirmeyi veya geliştirmeyi de gerektirebilir.
Ortadoğu, uzun süreli çatışmaların çeşitli ve önemli dış etkenle iç içe geçtiği, dünyanın en çalkantılı ve karmaşık bölgelerinden biri olmaya devam ediyor. Son yıllarda bölgedeki gerilimler ve çatışmalar yoğunlaşırken, etkili bir bölgesel kolektif güvenlik mekanizmasının yokluğu, bölgesel sistemin en belirgin eksikliklerinden biri olmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Ortadoğu için bölgesel bir güvenlik örgütü kurulması fikrini gündeme getirmiştim.
Bu öneri prensipte çekici olmasına rağmen, mevcut koşullar pratikte uygulanmasına izin vermeyebilir. Bölge, sınır ötesi de dahil olmak üzere, güç kullanımında bir artışa sahne oluyor. Dahası, bazı taraflar, bölgedeki baskın Arap kimliğini sınırlayabilecek veya marjinalleştirebilecek şekilde bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışıyor.
Ortadoğu'daki güvenlik durumu son derece karmaşık, göz ardı edilemez veya ardı ardına gelen krizlere yalnızca ara sıra verilen yanıtlar ile yetinilemez. Ancak, seçim, Arap çıkarlarına uygun olmayabilecek koşullar altında tüm bölge için kapsamlı bir güvenlik sistemi kurmak için acele etmek ile bunu ihmal etmek arasında değildir. Daha ihtiyatlı yaklaşım, izole güvenlik hesaplarına veya değişen güç dengelerine güvenmek yerine, hukukun üstünlüğüne ve meşruiyetine dayalı bir güvenliği ve istikrarı sağlamak için bilgece hareket etmek ve kademeli bir şekilde ilerlemektir.
Bu perspektiften bakıldığında, mevcut aşamada en gerçekçi yaklaşım, öncelikle bir Arap kolektif güvenlik kavramı formüle etmek ve ardından bu kavramın kademeli olarak Ortadoğu'yu kapsayan daha geniş bir bölgesel çerçeveye dönüşmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım, mevcut Arap kurum ve mekanizmalarını değiştirmek yerine, bunları temel olarak ele almayı ve etkinliklerini geliştirerek ilerlemeyi esas alır. Bu, kriz önleme ve yönetimi mekanizmalarını güçlendirmek, anlaşmazlıkların barışçıl çözümünü teşvik etmek, bölgesel güvenlik ve silahsızlanma alanlarında iş birliğini geliştirmek, ayrıca afetler, insani krizler, su güvenliği sorunları ve deniz güvenliği konularındaki çabaları koordine etmek gibi Arap düzeyinde bir dizi pratik önlemi gündeme getirmeyi içerir.
Arap güvenlik iş birliği için pratik mekanizmalar da geliştirilebilir; bunlar arasında potansiyel krizlerin proaktif bir şekilde değerlendirilmesi, askeri manevralar ve hareketlilikler hakkında bilgi paylaşımı ve krizler sırasında yanlış hesapları önlemek için acil iletişim hatlarının kurulması da dahil olmak üzere askeri ve siyasi liderler arasında doğrudan iletişim kanallarının etkinleştirilmesi yer alabilir.
Ayrıca, mevcut araştırma ve stratejik kurumlar arasında bölgesel ve ulusal güvenlik konularında ortak Arap çalışmalarını teşvik etmek veya güvenlik sorunlarına ilişkin ortak bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunacak bir Arap güvenlik ve savunma çalışmaları akademisi kurmayı düşünmek de faydalıdır. Bu bağlamda, özellikle güven artırıcı mekanizmalar ve kriz yönetimi konusunda dünyanın diğer bölgelerindeki mevcut güvenlik düzenlemelerinin deneyimlerinden yararlanılabilir.
Bu çabaların ikili olarak veya hızlı hareket edebilecek ve istekli sınırlı sayıda Arap devleti arasında başlaması ve kademeli olarak daha geniş bir Arap çerçevesini kapsayacak şekilde genişlemesi daha pratik olabilir. Bu çerçevede, Arap Birliği, Ortadoğu boyutunu da içerecek şekilde kademeli olarak genişletilecek kapsamlı bir Arap güvenlik anlayışının geliştirilmesinde merkezi referans noktası olarak kalmalıdır. Bu güvenlik anlayışı, nihayetinde Arap dünyası ve Ortadoğu için bölgedeki Arap kimliğinin merkeziliğini korurken, diğer tarafları dengeli bir çerçeve içinde entegre edebilen bir güvenlik örgütünün kurulmasıyla sonuçlanabilir.
Bu yaklaşım, Arap boyutunu göz ardı eden veya marjinalleştiren bir Ortadoğu güvenlik sisteminin kurulmasını savunan önceki bazı girişimlerden farklıdır. Arap Birliği, 1945 yılında üye devletleri arasında bir siyasi koordinasyon çerçevesi olması için kuruldu. Herhangi bir saldırıya karşı kolektif bir yanıt verilmesini öngören Ortak Arap Savunma Antlaşması'nı onayladı. Ancak, üye devletler arasındaki farklı ulusal ve dış politika öncelikleri nedeniyle bu antlaşma uygulamada beklentilerin altında kaldı. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Yarımada Kalkanı Gücü, ortak askeri tatbikatlar ve bilgi paylaşımı gibi girişimler aracılığıyla üyeleri arasında bir dereceye kadar güvenlik entegrasyonu sağlamayı başardı. Dahası bu kurumların korunması ve geliştirilmesi, bölgesel güvenlik için gelecekteki herhangi bir vizyonun temel bir unsuru olmaya devam ediyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre kademeli ilerleme ilkesine bağlı kalarak, Arap çerçevesinden Ortadoğu çerçevesine geçişte, Arap olmayan taraflarla diyaloğa hazırlanmak hayati önem taşıyor. Bu, bölgesel güvenlik sisteminin inşasına katılmak isteyen her devletin bağlı kalması gereken bir dizi temel bölgesel güvenlik ve iş birliği ilkesinin formüle edilmesini gerektiriyor. Bu ilkelerin en önemlileri arasında uluslararası hukuka bağlılık, devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, güç kullanarak toprak edinmenin kabul edilemezliği ve devletlerin iç işlerine müdahale etmeme yer almaktadır. Ayrıca, tüm devletler için eşit güvenlik ilkesinin sağlanması da şarttır. Taraflar arasında güven inşa etmek, gelecekteki herhangi bir güvenlik sisteminin temel bir unsurudur. Bu, sürpriz saldırılardan kaçınmak, kitle imha silahlarının yayılmasını sınırlamak, uluslararası insancıl hukuk kurallarına saygı göstermek ve çatışmalar sırasında sivilleri hedef almaktan kaçınmak gibi pratik önlemlerle sağlanabilir.
Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın sağlanması, bölgedeki hızlı dönüşümlere ayak uyduran ciddi ve sürekli bir çalışma ve çaba gerektirir. Son yıllar, bölgesel tehditlerin temel zorluk olmaya devam ettiğini ve güvenlik konularında dış güçlere aşırı bağımlılığın istenen güvenlik ve istikrarı her zaman sağlamadığını açıkça gösterdi. Bu nedenle, ulusal düzeyden başlayarak, Arap düzeyine ve nihayetinde bölgesel Ortadoğu düzeyine kadar kademeli bir güvenlik anlayışı geliştirmek, bölgenin güvenliğini ve halkının çıkarlarını korumak için stratejik bir gereklilik olmaya devam ediyor.