Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

İran Azerilerinin genç kesimlerinde bazı dönüşümler yaşanması, onların ulusal bilincini daha da güçlendirmesine ve iç örgütlenme yeteneği kazanmalarına zemin hazırladı

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
TT

Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)

Rustem Mahmud

İran'ın başkenti Tahran’da Belediye Meclisi, savaşın zorlu koşullarına rağmen, İran'ın en ünlü futbolcusu Ali Dayi'nin şehrin caddelerinden birine verilen adının değiştirilip yerine, savaşın ikinci gününde ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan ilkokul öğrencilerine atıfla ‘Minab İlkokulu Şehitleri’ adının verilmesini önerdi.

Tahran Belediye Meclisi, Azeri kökenli olduğu bilinen İranlı futbolcu Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik kararını, yaptığı açıklamada şöyle gerekçelendirdi:

Bu karar, ülkenin içinde bulunduğu mevcut savaş koşullarına karşı bazı şahsiyetlerin ve simgelerin sessiz kalmasından kaynaklanan halkın hoşnutsuzluğu nedeniyle alınmıştır.”

Belediye Meclisi, bu açıklamayla Dayi'nin ülkedeki resmî kurumlarla ve yetkililerin propagandasıyla olan etkileşimine işaret ediyordu.

Kararın alınmasından bir gün sonra, resmi haber ajansları, nüfusun çoğunluğunu Azerilerin oluşturduğu Batı Azerbaycan ilinde 25 kişinin ‘yalan haber yaymak’, ‘sabotaj eylemlerini belgelemek’ ve bunları ‘düşman ağlara’ göndermek gibi suçlamalarla gözaltına alındığını duyurdu. Bunların, İranlı yetkililerin Azeri kökenli İranlı siyasi aktivistlere yönelttikleri geleneksel suçlamalar olduğu biliniyor.

Bu iki olay, onlarca benzer vakaya örnek teşkil ederken Azeri kökenli İranlı aktivistler, entelektüeller ve politikacılar, bunların kendileriyle ilgili günlük olayları belgelediğini belirttiler. Her bir olayın, ülkede siyasi, kültürel ve ekonomik zulüm gördüklerinin bir göstergesi olduğunu vurgularken güvenlik güçlerinin ve DMO'nun kendilerinden şüphelendiklerini, bunun da ‘büyük bir etnik grup olmaları ve stratejik bir coğrafi bölgede yaşamalarından’ kaynaklandığını vurguladılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre konuya ilişkin yorum yapanlardan biri, caddenin isminin değiştirilmesi kararına ilişkin yazısında, ‘sayısız ünlü sporcu, sanatçı, şair ve müzisyenin son yıllarda savaşa karşı olduklarını ifade edip halk protestolarını desteklediklerine, ancak Ali Dayi'ye ait olan dışında hiçbir caddenin isminin değiştirilmediğine’ dikkati çekti.

Azerilerin üç siyasi akımı

Gayri resmi istatistiklere göre İran’daki Azerilerin nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor. Bu topluluk, kuzeybatıdaki dört ilin (Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil ve Zencan) mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Mevcut savaş ve İran'ın geleceği ile siyasi sistemi hakkında iç ve dış kamuoyunda yaşanan tartışmalar, İran Azerilerinin görüş ve tutumlarını ortaya çıkarmak için bir fırsat oluşturuyor. Gözlemcilere göre bu görüş ve tutumlar, birbirinden açıkça ayrılan üç düzeyde şekilleniyor. Birinci kesim, İran devlet kurumları ve iktidar mekanizmalarına entegre olmuş, bunları kendi devletleri ve siyasi sistemleri olarak görenler. Ülkenin Azeri kökenli ikinci Dini Lideri Ali Hamaney'in ülkenin yönetiminde başı çekmesi, ardından oğlu Mücteba Hamaney'in bu göreve gelmesi, aynı şekilde mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve birçok bakan ile birinci dereceden yetkilinin Azeri kökenli olması bunun kanıtı olarak gösterilebilir.

dsv
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İran milli takımının ünlü oyuncusu Ali Dayi'den, takımın Dünya Kupası'na katılmak üzere Almanya'ya gitmeden önce milli takım forması hediyesini alırken, 3 Haziran 2006 (AFP)

Bu kişiler genellikle dini/mezhepsel ideolojik bir arka plana sahip siyasi çevrelerden gelmektedir. İran’daki iktidar sistemini, yöneticilerinin etnik kökenine bakılmaksızın, 12 İmam Şiilerine özgü bir sistem olarak görüyor. Azeri bölgelerindeki din adamları, büyük tüccarlar, yerel iş adamları, aşiret liderleri ve devlet kurumlarının üst düzey memurlarından oluşan ağlar, bu entegrasyonist sınıfın temelini oluşturuyor.

Onların tam tersine, ‘Azeri milliyetçileri’ ise, devletin dini/mezhepsel kimliğini ve ülkedeki siyasi sistemi, kendi görüşlerine göre 19’uncu yüzyılın başlarına kadar uzanan Fars milliyetçiliğinin egemenliği önünde sadece bir paravan olarak görüyorlar. O dönemde ‘tarihi Azerbaycan’, Kaçar Hanedanlığı İran’ı ile Çarlık Rusya’sı arasında bölünmüştü. Bu kesimi temsil eden siyasi akımlar, özerklik, federalizm ve konfederalizm çağrılarından bağımsızlığın yanı sıra Azerbaycan devletine yeniden katılma gibi taleplere sahipler. Bu gruplar çoğunlukla İran dışında faaliyet gösteren ve bazı bölge ülkelerinden destek alan Azeri milliyetçi partilere mensuplar. Ancak bu siyasi örgütler, İran'daki Kürt ve Beluç muadillerine kıyasla daha az tanınıyor ve daha az nüfuza sahip.

Gayri resmi istatistiklere göre İran'daki Azeri nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor ve bu nüfus, ülkenin kuzeybatısındadaki dört ilin mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Bu iki kesim arasında ‘Azeri reformcular’ ise Azeri dili ve kültürüne daha fazla ilgi gösterilmesi, merkezi olmayan yönetim biçimlerine meşruiyet kazandıran ve Azeri bölgelerindeki kurumların özgünlüğünü ve kamusal alanın kimliğini koruyan yasaların çıkarılması yoluyla, İran anayasası ve devlet kurumları çerçevesinde Azerilerin İran devleti içindeki konum ve rolünün güçlendirilmesini savunuyor.

Bu eğilimde olanlar hem entegrasyoncuları hem de ayrılıkçıları eleştirirken onları ya kendi çıkarlarının peşinden koşmakla ya da İran'da Azerilerin devlet ve toplumla kesişme durumlarını ve düzeylerini anlamak için gerçekçi bir siyasi okumaya dayanmamakla suçluyorlar. Bu kişiler genellikle kültürel, akademik ve sanatsal geçmişe sahip olup, gençler, öğrenciler ve şehir sakinleri üzerinde yoğun bir etkiye sahip.

Siyasi kaos

İran meseleleri konusunda uzman araştırmacılar, İran’daki Azeri siyasi örgütlerin talepleri ile Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi Fars kökenli olmayan İranlı milliyetlerin talepleri arasında köklü bir fark olduğuna işaret ediyor. Diğer gruplar, siyasi rejim yıllardır milliyetçi eğilimli siyasi hareketlerini bastırmak için kararlı bir çaba sarf etse de coğrafi temelli taleplerini dile getirip Fars muadilleriyle siyasi ve sembolik egemenliği paylaşmayı talep etseler de bu gruplar kendi toplumlarının halk kesimlerinde yoğun bir varlık, etki ve etkinliğe sahipler. Dini kurumlar, iş adamları ve aşiret liderleri, bu ulusal azınlık topluluklarında bu siyasi örgütlerin rolünü gölgede bırakmayı başaramadı. Bu, Azerbaycan'da mevcut olmayan bir durumdur.

İsrail ile İran arasında 2025 yazında yaşanan savaşın ardından, yakın gelecekte savaşın tekrarlanacağına dair işaretlerin belirginleşmesiyle, 11 İranlı Azeri siyasi örgüt, ‘Güney Azerbaycan Örgütleri ve Partileri İşbirliği Konseyi’ni kurmayı başardı.

Konsey, İran rejimine yönelik sert ifadelerin olduğu bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

"İran'daki en büyük etnik grup olan Azeri halkının uzun yıllardır şiddetli baskı ve zulümle karşı karşıya olduğu artık kimse için bir sır değil. Teokratik rejim, ülkenin kaynaklarını kendi varlığını korumaktan başka bir değeri olmayan ideolojik maceralara harcadı ve halkın canlarını ve mallarını rehin aldı... Bu koşullar altında, Azeri halkının kendini savunmak için başka bir seçeneği yoktur ve biz, barış ve istikrarı destekleyen komşu ülkeler ve halkların yanı sıra dünyadaki ilerici güçlerin de bu yolda bizimle birlikte olacağından eminiz.”

Bildiriyi, Azerbaycan Demokrat Partisi, Azerbaycan Merkez Partisi, Azerbaycan Ulusal Direniş Örgütü, Azerbaycan Öğrenci Hareketi, Güney Azerbaycan Cumhuriyetçi Partisi ve Güney Azerbaycan Bağımsızlık Partisi gibi siyasi ve sektörel örgütler imzaladı. Ancak imzacıların gelecekte atacakları siyasi adımlara dair herhangi bir ipucu verilmezken belirgin bir açıklama da yapılmadı.

2025 Aralık ve 2026 Ocak aylarında Tebriz, Urmiye ve Erdebil şehirlerinde ve diğer Azeri bölgelerinde yaşanan geniş çaplı gösteriler, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çatışmalara dönüştü. ‘Çarşı tüccarları’, yakın tarihlerinde ilk kez, bildiriyi imzalayan siyasi güçlerin çağrılarına uydu. Bu da Azeri siyasi yapısında köklü bir dönüşüme işaret etti.

İç ve bölgesel faktörlerin kesişimi

İranlı Azeri aktivist Abbas Bedir Varisi, İran'daki Azerilerin siyasi konumunu açıklıyor ve bunu, onları Kürt, Arap ve Beluç muadillerinden ayıran, tarihsel boyutları olan bir dizi iç ve bölgesel faktörle ilişkilendirdi. Azeriler ile Farslar arasında yaşanacak herhangi bir geniş çaplı çatışmanın İran devletinin kendisinin dağılmasına yol açacağını öngören Varisi, Azeri meselesinin ulusal ve mezhepsel söylemlerle örtbas edilmeye devam edilmesinin imkânsız olduğuna dikkati çekti.

Sosyal medya ve yurt dışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kanallarının izleyici kitlesindeki artış, Ahmedinejad ve Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde iç dayanışmanın güçlenmesine yol açtı.

Azerilerin siyasi ve kültürel hakları alanında faaliyet gösteren aktivist Varisi, şunları ekledi:

“Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin İran’ın batı sınırında yer alması, Azeri meselesini daha da karmaşık hale getiriyor. Her iki ülke de 20. yüzyılın başlarında İran devletinin modern kuruluşundan bu yana Azerilere kültürel, medyatik ve hatta siyasi olarak sürekli destek verirken, İran devletiyle çatışma olasılığı konusunda güvenlik açısından temkinli davrandı ve stratejik endişeler taşıdı. Dolayısıyla Azerileri defalarca kez kendi ülkelerinin yetkilileriyle uzlaşıya ve hiçbir zaman onlarla açık bir çatışmaya başvurmamaya teşvik ettiler. Türkiye, Azerilerle olan kültürel ve duygusal bağı, İran’ın Türkiye’deki Kürtler üzerindeki etkisine denk bir etki unsuru olarak görüyor. Ancak Azerilerin milliyetçiliğinin yükselişinin, İran devletini parçalamaya veya zayıflatmaya ve ülkenin tam egemenliğini elinde tutma yeteneğini zedelemesine yol açmasından her zaman korkuyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi, Türkiye'nin ulusal güvenliğini zedeler. Azerbaycan da Azerilere karşı aynı eğilime sahip, ancak İran'ın Kafkasya bölgesinde vereceği tepkiden büyük ölçüde çekiniyor. Bu tepki, özellikle Ermenistan ile olan ilişkilerinde Azerbaycan'ın çıkarlarına ve istikrarına zarar verebilir. Aynı şekilde Azerbaycan, Türk etnik grubu içinde bir tür mezhepsel denge oluşturmaya özen gösteriyor ve İran'daki Azerilerin tamamen Türkiye'nin lehine kaymasının bir yararı olmadığını düşünüyor.”

frb
ABD tarafından hava saldırısı düzenlenen Minab Kız Okulu'nun enkazı, 28 Şubat 2026 (AFP)

İran Azerilerinin genç kesimlerinde meydana gelen ve onların daha fazla ulusal bilinç ve iç örgütlenme yeteneği kazanmalarını sağlayan değişimlere de dikkati çeken Varisi, şunları söyledi:

“Sosyal medya ve yurtdışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kuruluşlarının takip edilmesindeki artış, ayrıca eski cumhurbaşkanları Ahmedinejad ve Hasan Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde daha fazla iç dayanışma biçimlerinin oluşmasına zemin hazırladı. Bugün İran'da tamamen Azeri kimliğine sahip kültürel, ekonomik ve hatta siyasi faaliyet alanları bulunuyor. Son yıllarda Azeri şehirlerinin en yüksek düzeyde genel protesto gösterileri düzenlemesi, Kürtler ve Azeriler arasında ortak bölgelerde defalarca kez siyasi ve halk çatışmalarının yaşanması, futbol maçları gibi etkinliklerde yapılan tezahüratlar, hepsi bu eğilimin birer göstergesi. Bu eğilim siyasi bir örgütlenme halini alırsa, İran'ın birliği için gerçek bir tehdit oluşturur. Çünkü Azeriler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi bir ulusal azınlık değil, İran devletinde Farslara paralel bir etnik unsurdur. Kimliklerinin patlaması, İran'ın patlaması anlamına gelir."



Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
TT

Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği yeni yayımladığı raporda Avrupa Birliği (AB) üyelerinden 5'i, hukukun üstünlüğünü "kasten ve sürekli" yok etmekle suçlandı. 6 ülkede de standartların gerilediği bildirildi. 

22 ülkedeki 40 sivil toplum örgütünden alınan verilere dayandırılan raporda Bulgaristan, Hırvatistan, İtalya, Macaristan ve Slovakya yönetimlerinin hukukun üstünlüğüne bilerek zarar verdiği iddia edildi. 

Özellikle Slovakya'ya dikkat çekilirken Moskova yanlısı hükümetin hukukun üstünlüğüne dair tüm başlıklarda ülkeyi gerilettiği ileri sürüldü. 

Robert Fico yönetiminin sivil toplumun denetim ve denge görevi, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve adalet üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi. 

12 Nisan'da genel seçime gidecek Macaristan'da da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının gerilemede "başlı başına bir kategori" oluşturduğu ifade edildi. 

Budapeşte yönetiminin hiçbir olumlu değişim emaresi göstermediği ve yeni kanunların standartları daha da gerilettiği dile getirildi. 

Hukukun üstünlüğüne dair bazı alanlarda 6 ülkenin gerilemeye girdiği belirtilirken bunların Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa ve Malta olduğu açıklandı. 

844 sayfalık raporda Çekya, Estonya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan'ın hukuk devleti nitelikleri açısından ne uzadığı ne de kısaldığı öne sürüldü. 

Letonya'nınsa bu konuda olumlu yönde adım atan tek devlet olduğu bildirildi. 

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği, AB'nin hukukun üstünlüğünü korumak ve teşvik etmek için yeterli mekanizmalara sahip olmadığını vurguladı. 

Avrupa Komisyonu'nun 2025'te hazırladığı hukukun üstünlüğü raporundaki önerilerin yüzde 93'ünün bir önceki yıllarda da dile getirildiği aktarıldı. 

Independent Türkçe, Guardian, Balkan Insight


İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi
TT

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

Pazar sabahı erken saatlerde İsrail birlikleri, Suriye'de kısa süre önce ele geçirdikleri topraklardan güney Lübnan'a kayakla geçti.

Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Dağcı Birliği tarafından gerçekleştirilen bu türdeki ilk sınır ötesi operasyon oldu.

İsrail, haftalardır Lübnan'ın güneyindeki Tahran destekli Hizbullah güçleriyle çatışırken, ülkenin doğusundaki ve başkent Beyrut'taki önemli altyapı tesisleriyle sivil yapılara da hava saldırıları düzenliyor.

IDF'in açıklamasına göre, 810. "Dağlar" Bölgesel Tugayı'nın yedek Dağcı Birliği, "karmaşık dağlık arazide faaliyet gösterdi ve Suriye'deki Hermon'dan güney Lübnan'daki Dov Dağı bölgesine karda tırmanarak geçti; bölgeyi taradı, istihbarat topladı ve bölgedeki düşman terör altyapısını tespit etti".

Bu birlikler, Litani Nehri'ne doğru kuzeye ilerleyen, Lübnan'ın güneyinde bir düzineden fazla köyde faaliyet gösteren daha geniş İsrail güçlerine katılıyor.

vfd
26 Mart'ta Lübnan'ın güneyindeki Kfar Roummane köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerine gelen ilk yardım ekipleri (AFP)

IDF'in bölgedeki operasyonel hedefleri daha da netleştikçe, uzun süreli işgal endişeleri artıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgenin tüm sakinlerinden arındırılacağını ve "temas hattı köylerindeki" evlerin "Gazze'deki Beyt Hanun ve Refah modeline uygun olarak" yıkılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, "Mevcut güvenlik tampon bölgesini daha da genişletme talimatını az önce verdim. [İsrail'in] kuzeyindeki durumu kökten değiştirmeye kararlıyız" dedi.

Lübnan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney'in öldürülmesinin ardından Hizbullah'ın İsrail'e füze fırlatmasıyla ABD - İsrail'in Ortadoğu'da süregelen savaşına 2 Mart'ta dahil olmuştu.

O tarihten bu yana Lübnan’da 1200’den fazla kişi öldürüldü ve bir milyon kişi yerinden edildi; bu da ülke nüfusunun beşte birine denk geliyor.

Hafta sonu öldürülenler arasında üç gazeteci ve 10 kurtarma görevlisi de bulunuyor; böylece İsrail ateşiyle öldürülen sağlık çalışanlarının toplam sayısı 52'ye ulaştı.

Hermon Dağı, Suriye - Lübnan sınırında yer alıyor ancak eski başkan Beşar Esad'ın devrilmesinin hemen ardından Aralık 2024'te IDF tarafından ele geçirilmişti.

Bu, İsrail'in Suriye'de daha önce elde ettiği toprak kazanımlarını genişletmişti. Bunlar arasında 1967'de Golan Tepeleri'nin ele geçirilmesi de yer alıyor; İsrail hükümetinin 1981'de resmileştirdiği bu ilhakı sadece Birleşik Devletler tanıyor.

İsrail, Suriye'nin güneyinde en az 9 askeri üs bulunduruyor; bunlardan ikisi Hermon Dağı'nın Suriye tarafında yer alıyor ve bu üslerden topçu birlikleri 35 kilometre uzaklıktaki Şam'ı vurabiliyor. Ayrıca 1974'te kurulan ve BM gözetiminde olan bir tampon bölgede de 7 üs daha bulunuyor.

İsrail ordusu, buradaki varlığının, "düşman güçlerin" kullanabileceği silahları ele geçirmek için gerekli olduğunu iddia ediyor.

Independent Türkçe


Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
TT

Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)

İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın mirasını tehdit ederken, halef adayları arasında öne çıkan iki isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio üzerindeki siyasi bahisler de artıyor.

Her iki isim de geniş çapta Trump sonrası başkanlık yarışında öne çıkan adaylar olarak görülüyor ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ön plana çıkarılmış durumda. Cumhuriyetçi Parti ise şimdiden Trump sonrası dönemi planlamaya başladı. Vance, ABD’nin savaşa katılımına karşı  temkinli bir tutum sergilerken, Rubio Trump ile yakın bir pozisyonda, askeri harekâtın açık bir savunucusu olarak öne çıkıyor.

Trump, her iki ismin de İran’ı nükleer ve füze programlarını tasfiye etmeye ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin güvenliğini sağlamaya ikna etme çabalarına katıldığını ifade etti. Yaklaşan 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Trump, özel görüşmelerde müttefiklerine ve danışmanlarına “J.D. mi, yoksa Marco mu?” sorusunu yöneltti.

2028 için hazırlık

Analistler ve Cumhuriyetçi yetkililere göre, beşinci haftasına giren Amerikan askeri operasyonlarının seyri, her iki adayın 2028 şanslarını belirleyebilir. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi, “krizlerde sabit bir el” olarak görülen ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürüten Rubio’nun konumunu güçlendirebilir. Öte yandan çatışmanın uzaması, Vance’a Trump tabanında savaş karşıtı eğilimleri temsil etme alanı sağlayabilir.

vcdvdf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ekim 2025’te Washington, D.C.’daki Oval Office’te Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e bir şey fısıldıyor (AP)

Trump’ın kendi konumu da test altında. Reuters/Ipsos tarafından geçen hafta yapılan bir ankete göre yakıt fiyatlarının artışı ve İran savaşına geniş çaplı muhalefet nedeniyle Trump’ın onayı son günlerde %36’ya gerileyerek Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın tercih ettiği üst düzey yardımcıları dikkatle izliyor. Bazıları, Trump’ın Rubio’ya eğilim gösterdiğine dair işaretler gözlemliyor, ancak Trump’ın fikrini hızla değiştirebileceği de kabul ediliyor. Beyaz Saray ise, Trump’ın tercih sinyalleri verdiği iddialarını reddediyor. Sözcü Stephen Chung, “Vance ve Rubio hakkındaki medya spekülasyonları bu yönetimi Amerikan halkı için savaşma görevinden alıkoyamaz” dedi.

Rakiplerden olası mirasçılara

41 yaşındaki Vance, eski bir Deniz Piyadesi mensubu olarak Irak’ta görev yaptı ve uzun süredir ABD’nin dış savaşlara müdahalesine karşı çıktı. İran konusundaki kamuoyuna yönelik açıklamaları sınırlı ve ölçülü oldu. Trump ise aralarındaki “felsefi farklılıklar”a dikkat çekti.

Vance, siyasi kariyerinin başında kendisini “Trump karşıtı” olarak tanımlamıştı. 2023’te Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, Trump’ın ilk dönemindeki en iyi dış politikasının savaş başlatmamak olduğunu savunmuştu. Beyaz Saray ise Başkan ile Başkan Yardımcısı arasındaki olası çatışmayı minimize etmeye çalıştı. Vance, bu ayın başında Trump’ın yanında Oval Ofis’te durarak, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme konusunda Başkan’ın politikasını desteklediğini belirtti.

ferfer
J. D. Vance’in İran’a yönelik askeri harekâtı eleştirme konusunda temkinli davrandığı görülüyor (Reuters)

Vance, Başkan’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilerleme kaydetmesi halinde müzakerelerde daha doğrudan bir rol üstlenebilir. Vance’in sözcüsü, “Başkan Trump liderliğinde Amerika’yı daha güvenli ve refah içinde kılmak için etkili bir ekibin parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Beyaz Saray’daki üst düzey bir yetkili, Trump’ın yardımcılardaki ideolojik farklılıklara, sadık kaldıkları sürece tolerans gösterdiğini belirterek, Vance’in şüpheci tavrının Trump’a tabanının görüşlerini aktarmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Vance, Kasım’daki ara seçimler sonrasına kadar 2028 için aday olup olmayacağına karar vermeyi planlıyor. Conservative Political Action Conference (CPAC) katılımcıları arasında yapılan bir ankette, yaklaşık 1 bin 600 kişi arasından yüzde 53 oy alarak Cumhuriyetçi Parti’nin bir sonraki adayı olarak öne çıktı. Rubio ise yüzde 35 ile ikinci sırada yer aldı; geçen yıl sadece yüzde 3 oy almıştı.

54 yaşındaki Rubio, Vance aday olursa kendisinin başkanlığa aday olmayacağını belirtti ve kaynaklara göre Vance’in yanında bir başkan yardımcısı olarak yer almaktan memnuniyet duyacak. Ancak Vance’in herhangi bir zayıflığı, Rubio ve diğer Cumhuriyetçiler için cesaret verici olabilir. Stratejist Ron Bonjean, “Trump uzun hafızalıdır; Vance’in sadakat eksikliğini hatırlayabilir. MAGA tabanında Trump hâlâ popülerse, bu Vance için olumsuz olabilir” dedi.

dsgfr
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Perşembe günü White House’ta düzenlenen toplantıda Başkan Donald Trump ile birlikte (EPA)

Trump, Vance ve Rubio’nun birlikte aday olmasını önerdi; bunun olası rakipler için kazanmayı zorlaştıracağını düşündü. Rubio’nun 2016’daki başkanlık hedefleri Trump ile sert bir karşılaşma sonrası engellenmişti, ancak sonrasında ilişkileri düzeldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Beigot, Rubio’nun Trump ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel olarak mükemmel bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

Rubio ve Beyaz Saray, bazı açıklamalarının muhafazakar Trump destekçilerini öfkelendirmesi sonrası durumu kontrol altına almak zorunda kaldı. Rubio, savaşta ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi vermişti, ancak Trump sonrasında Rubio’nun askeri harekâta verdiği desteği övdü. Rubio’nun uzun süren bir savaşın siyasi geleceğini etkileyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği sorulduğunda, “Buna tek bir saniye bile düşünmedim” yanıtını verdi.

Belirgin Farklılıklar

CPAC yöneticisi Matt Schlapp, İran’a karşı yürütülen kampanyanın ABD iç siyasetinde önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu savaş hedeflerini başarıyla gerçekleştirirse, insanlar siyasi olarak ödüllendirilecektir. Aksi takdirde maliyeti yüksek olacaktır” dedi.

Anketler, İran politikasının ABD iç siyasetinde keskin bir kutuplaşma yarattığını ortaya koyuyor. Reuters/Ipsos verilerine göre Cumhuriyetçi tabanın yüzde 75’i askeri operasyonları desteklerken, Demokrat seçmenlerde destek oranı yalnızca yüzde 6’da kalıyor. Bağımsızlar ise yüzde 24 ile iki blok arasında sınırlı bir destek sergiliyor.

ugt
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 27 Mart’ta Paris yakınlarında düzenlenen toplantı mekânına varırken (Reuters)

Geçen Perşembe televizyonda yayımlanan bir hükümet toplantısında, Rubio ve Vance’ın yaklaşım farkları öne çıktı. Rubio, Trump’ın İran’a yönelik saldırısını güçlü biçimde savunarak, Başkan’ın böylesi bir tehdidi görmezden gelemeyeceğini söyledi. Vance ise daha temkinli bir tutum sergileyerek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme seçeneklerine odaklandı. Askeri personele seslenirken, “Sizlerin yanındayız ve her adımda desteğimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.