Ahmed Abdulhakim
ABD/İsrail-İran savaşı altıncı haftasına girerken, anlaşmazlığı çözmek için bölgesel aktörlerin öncülük ettiği siyasi ve diplomatik yollar, bölgeyi ve dünyayı daha fazla gerilim, gerginlik ve ekonomik baskıdan kurtaracak bir ilerleme kaydetmekte ‘başarısız’ olmaya devam ediyor. Buna karşın Washington ve Tahran, savaşı durdurmak için ön koşullarında ısrar ediyor ve iki ülke arasında tehdit ve uyarıların karşılıklı olarak sürdürüyor.
Mevcut savaşta gerilimin, çatışmanın kademeli olarak ‘sıfır toplamlı bir savaşa’ dönüştüğünü ortaya koyduğu ölçüde, özellikle askeri, ekonomik ve güvenlik hesaplarının iç dinamiklerle iç içe geçmesiyle ‘siyasi olarak mümkün’ olan alanlar sınırlı görünüyor. Kapsamlı ve açık bir çatışmaya sürüklenme korkusu karşısında ‘tam bir çözümün’ maliyeti arttıkça, gözlemcilere göre çözüm seçenekleri, caydırıcılık faktörleri, müttefiklerin baskıları, çatışmanın zaman ve mekân olarak yayılma olasılıkları ve bunun savaşan taraflar, bölge ve dünya üzerindeki etkileri tarafından belirlenen “karmaşık bir denklem” içinde yer alıyor.
Bu karmaşık ve çetrefilli durum karşısında, görüşleri yakınlaştırma ve taraflar arasındaki ‘güvensizlik’ uçurumunu kapatma konusunda karşı karşıya olduğu büyük zorluklara rağmen, diplomasinin çatışmayı çözme kabiliyeti ile olası çözüm yolları ve şekli hakkında en acil sorular gündeme geliyor. Şimdiye kadar sahadaki dengeler ve çatışma dinamikleri, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘büyük bir anlaşma’ gerçekleştirme hedefine ulaşabileceğinin mi göstergesi? İran'ın füze ve nükleer programları ile Ortadoğu'daki vekillerine verdiği destekten kaynaklanan askeri tehditlerin sona erdirilmesinden başlayarak, kapsamlı çatışma kurallarının yeniden yazılmasına ve Washington ile Tahran arasındaki bu tarihi düşmanlığın sona ermesi senaryosuna kadar uzanan bir süreç mi, yoksa mevcut dengeler ve İran tarafının çatışma ve gerilim seçeneğindeki ısrarı, tarafları çatışmayı çözmekten ziyade yönetmeye yönelik ‘geçici bir anlaşma’ yapmaya itebilir mi?
“Güven” krizi, ilerleme kaydedilmesini engelliyor
Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgesel aktörler yaklaşık iki haftadır, ABD ve İran'ı yeniden müzakere masasına oturtmak ve 28 Şubat'tan bu yana devam eden savaşı durdurmak için yoğun siyasi ve diplomatik girişimlerde bulunuyorlar. Ancak bu girişimler henüz somut bir sonuç vermedi. İki ülke arasında dolaylı olarak mesaj alışverişi yapılmasının ve şartların iletilmesinin ardından, İslamabad'ın Tahran ve Washington'dan temsilcileri ağırlamasıyla sonuçlanması beklenen bu arabuluculuk çabaları, son günlerde ‘tıkandığını’ gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, savaşı sona erdirme konusunda bir anlaşmaya varılması için verilen sürenin dolmak üzere olduğunu belirterek İran'a yönelik tehdidi de bunu yansıtıyor. Trump, cumartesi günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “İran'a bir anlaşmaya varmak ya da Hürmüz Boğazı'nı açmak için 10 gün süre verdiğimi hatırlıyor musunuz? Zaman daralıyor. Cehennem azabının başlarına çökmesine sadece 48 saat kaldı” diye yazdı.
Buna karşın İran Merkez Askeri Komutanlığı (Hatemu’l-Enbiya Merkez Karargâhı), bu tehdidi bir kez daha reddetti. Gözlemcilere göre bu durum ‘iki ülke arasındaki uçurumu ve güvensizliği’ yansıtıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da yaptığı konuşmanın ardından (AFP)
İranlı araştırmacı ve siyasi analist İbrahim Şir'e göre ABD ile İran arasındaki siyasi veya diplomatik yol konusunda şimdiye kadar bir netleşme olmadı. Şir yaptığı değerlendirmede, “Bazı bölge ülkelerinin arabuluculuk yapma, hatta karşılıklı mesajları iletme girişimlerine rağmen, taraflar arasındaki güvensizlik hala büyük ve bunun yakın vadede giderilmesi olası görünmüyor” dedi.
İranlı kaynaklara göre Tahran'ın mevcut arabuluculuk sürecini, özellikle Pakistan gibi arabulucular aracılığıyla mesajların iletilmesinden öteye gitmeyen bir süreç olarak gördüğünü belirten Şir, buna karşın Washington’ın bunu müzakere olarak nitelendirdiğini, dolayısıyla henüz müzakere aşamasına gelinmediğini belirtti. Ayrıca, ABD'nin talep ettiği (esasen İran'ın balistik füze ve nükleer programları ile bölgedeki vekillerine verdiği desteğe odaklanan) 15 maddenin İran tarafından hâlâ reddedildiğini ve İran'ın bu maddelerin çoğunu mevcut koşullar altında konuşulamayacak veya tartışılamayacak konular olarak gördüğünü ve bunları kırmızı çizgi olarak sınıflandırdığını ifade eden Şir, Tahran’ın ise (başta savaşın durdurulmasını ve bir daha başlamayacağının garanti edilmesinin yanı sıra savaştan kaynaklanan zararlar için tazminat ödenmesi olmak üzere) beş şart öne sürdüğünü, bu yüzden mevcut savaştan bir çıkış yolu aramak için gerçek ve somut bir diplomatik ve siyasi sürecin başlangıç noktasına henüz ulaşılamadığını vurguladı.
Öte yandan enerji stratejileri uzmanı ve ABD'deki George Mason Üniversitesi'nde kıdemli misafir araştırmacı olan Amud Şukri, bu süreçte karşılaşılan zorluklara ve engellere rağmen arabulucuların savaşı durdurmak için diplomatik çabalarını sürdüreceklerini öngörüyor. Şukri,yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki dönemde Washington ile Tahran arasında müzakereler devam edebilir. Bu müzakereler, ABD'nin 15 maddelik çerçeve planı ve İran'ın buna karşılık sunduğu beş talep nedeniyle şu anda tıkanmış durumda. Müzakereler, üst düzeyde resmi bir ilerleme sağlanması yerine dolaylı kanallar üzerinden yürütülecek” değerlendirmesinde bulundu. Şukri’ye göre arka kanallar aracılığıyla iletişimin kolaylaştırılması, her iki tarafın da açık bir gerginlik yaratmadan önerileri test etmesine yardımcı olabilir.
Şukri ayrıca kısa vadede ilerlemek için en olası yolun, gerginliğin kademeli olarak azaltılması olduğunu düşünüyor. Ona göre bu süreç, sınırlı bir ateşkes veya güven artırıcı önlemlerle başlayabilir. Bu önlemler, askeri faaliyetlerin geçici olarak durdurulmasını veya İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili düzenlemeleri, karşılığında yaptırımların belirli ölçüde hafifletilmesini içerebilir. Tarafların kamuoyuna yansıyan sert tutumları göz önüne alındığında, ilerlemenin kapsamlı değil, kademeli ve karşılıklı olabilir.
Şukri, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her iki ülkede de savaşı sona erdirmek için siyasi hareketin sınırları, mevcut güç dengesi ve iç kısıtlamalar tarafından belirleniyor.”
ABD ve İsrail'in açık bir askeri üstünlüğe sahip olduğu ve İran'ın nükleer programını sürdürmesini veya vekil faaliyetlerini genişletmesini engelleyecek bir anlaşmaya varmaya çalıştığı bir dönemde, Washington'ın aynı zamanda iç siyasi baskılar ve ittifak yükümlülükleri nedeniyle kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu ve bu durumun, zayıf görünmeden büyük tavizler verme yeteneğini sınırladığını açıklayan Şukri, “İran şiddetli ekonomik ve askeri baskılarla karşı karşıya, ancak rejimin ayakta kalması konusundaki endişelerle sınırlı kalıyor. Ülkedeki sertlik yanlıları, uranyum zenginleştirme veya bölgesel nüfuzla ilgili tavizleri rejimin meşruiyetine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Ekonomik zorluklar müzakere motivasyonunu artırırken, aynı zamanda uzlaşmanın siyasi maliyetini de yükseltiyor” ifadelerini kullandı.
Bu karmaşık ve çetrefilli nedenler ve hesaplar karşısında, Washington merkezli Ortadoğu Enstitüsü’nde (MEI) görev yapan ve Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde askeri konularda uzmanlaşmış bir isim olan Anton Mardasov, İslamabad, Ankara ve Kahire’nin şu anda öncülük ettiği siyasi ve diplomatik sürecin tıkanıklığının devam edeceğini düşünüyor. Mardasov, yaptığı değerlendirmede, ABD yönetiminin hedeflerine ulaşana kadar savaşı sürdürme eğiliminde olması ve kara harekâtı başlatmaya hazır olması nedeniyle savaşın yeni bir tırmanma dalgasına gireceğini, buna karşılık İran'ın ise Yemen'deki Husi milislerini çatışmalara dahil ederek (Kızıldeniz'de yeni bir cephe açmak için) ve Körfez ülkelerindeki sivil hedefleri vurmaya devam ederek manevralar yaptığını belirtti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile Tahran arasında tehditlerin tırmanmasına rağmen diplomasi kapısını açık tuttu (AFP)
İsrail’in savaştaki rolüne ve karmaşık hesaplarına dikkati çeken Mardasov, “İsrail mevcut savaşı İran’ı ve rolünü olabildiğince zayıflatmak için tarihi bir fırsat olarak görüyor” ifadelerini kullandı. Tel Aviv'in mevcut savaşı kendisi için tarihi bir fırsat olarak gördüğü bir dönemde, ABD'nin hızlı bir anlaşmaya varmak için ilerlediğini, bunun özünün Tahran'ın kapsamlı bir şekilde teslim olması olduğunu, buna karşılık Tahran'ın mevcut savaşın rejimi için varoluşsal bir tehdit olduğu temelinde hareket ettiğini kaydeden Mardasov, “Dolayısıyla Washington düşmanlıkların hızlı bir şekilde sona erdirilmesini dayatma isteğini kullanarak, mümkün olan en uç noktaya gitmeye hazırlanıyor” yorumunda bulundu. Mardasov'a göre arabulucuların İran üzerinde ciddi bir baskı uygulayabilmesi ihtimali zayıf ve geçici bir ateşkes yerine gerçek bir ateşkes anlaşmasına varılması için ABD ve İsrail'i herhangi bir şekilde etkilemesi ise imkansız.
Pakistan'ın diplomatik çabalarının çıkmaza girdiğine dair pek çok söylenti ve haber olmasına rağmen, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan'ın arabuluculuğunda ABD ile barış görüşmeleri yapma konusunda prensipte kapıyı açık bıraktı. Ancak Arakçi, Tahran'ın Trump'ın taleplerine boyun eğmeye hazır olduğuna dair herhangi bir sinyal vermedi. Bu, İran liderliğinin savaşın başından beri karşı koyduğu meydan okumanın devam ettiği bir ortamda gerçekleşti. Arakçi, cumartesi günü sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Pakistan'ın çabaları için son derece minnettarız ve İslamabad'a gitmeyi hiçbir zaman reddetmedik. Bizim için önemli olan, bize dayatılan bu gayrimeşru savaşın nihai ve kalıcı olarak durdurulması için gerekli şartlardır” dedi.
Kapsamlı anlaşma mı, yoksa geçici anlaşma mı?
ABD Başkanı Trump, İran'ın nükleer ve füze programlarından bölgesel etkisine kadar uzanan karmaşık meselelerin çözülmesini içeren ‘kapsamlı bir anlaşmaya’ ulaşmakta ısrarcı. Bu, hem ABD içindeki hem de İran rejiminin yapısındaki mevcut dengeleri yansıtıyor. Ayrıca savaşın, etkileşimleriyle birlikte küresel ekonomiyi ve enerji kaynaklarını da kapsayan daha karmaşık alanlara yayılmasını da yansıtıyor. Bu seçenek öngörülebilir gelecekte ‘ertelenmiş’ durumda kalıyor. Gözlemcilere göre özellikle iki ülke arasındaki güvensizlik ve önceliklerin çelişmesi nedeniyle, buna karşılık, gerilimi aşamalı olarak azaltmak için pragmatik bir araç olarak ‘ara anlaşma’ seçeneği giderek güçleniyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre fakat bu, gerilimin ve çatışmanın köklerini çözmeyebilir ve onu istikrarlı uzlaşma olmaktan çok, çökmeye açık bir ateşkes haline getirebilir.
İkinci seçeneği destekleyen bir diğer unsur ise ABD Başkanı Trump’ın mesajlarının, diplomatik ilerleme kaydedildiğine dair imalarla İran’ı ‘taş devrine’ geri döndürmek için bombalayacağı tehditleri arasında değişiyor olması. Bu politika, bazılarına göre, bu yaklaşıma karşı giderek daha fazla direniş gösteren Tahran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlıyor.
ABD ve İsrail'in saldırısı sonucu İran'ın başkenti Tahran'da meydana gelen yıkımın bir görüntüsü (AFP)
Amud Şukri, bu kısıtlamalar altında yakın vadede kapsamlı bir anlaşmaya varılması ihtimali olmadığını, bunun yerine aşamalı veya geçici bir anlaşmanın daha olası olduğunu belirtiyor. Bu düzenleme, sınırlı nükleer denetim, yaptırımların kısmi hafifletilmesi ve acil askeri gerilimleri azaltmaya yönelik önlemleri içerebilir. Bu da her iki tarafın da daha tartışmalı konuları erteleyerek kısmi bir başarı elde etmesine olanak tanır.
Şukri’ye göre arabulucu ülkeler yapıcı bir rol oynayabilir, ancak bu rol nihayetinde sınırlı. Tarafsız ülkelerin temel katkıları, iletişimi kolaylaştırmak, müzakerelere ev sahipliği yapmak ve uzlaşma çerçeveleri önermekten ibaret. Fakat nükleer program, bölgesel nüfuz veya güvenlik garantileri gibi temel konularda bir anlaşmayı dayatmak için gerekli nüfuza sahip değiller. Sonuç olarak, müzakerelerin gidişatı, Washington ve Tahran'ın çatışmanın devam etmesinin uzlaşma yoluna gitmekten daha maliyetli olup olmayacağına karar vermesine bağlı olacak. O tarihe kadar ise ilerleme muhtemelen kademeli, kırılgan ve geri dönüşe açık olmaya devam edecek.
İbrahim Şir de özellikle bu dönemde ve bu savaşın ardından İran ile ABD arasında kapsamlı bir anlaşmaya varmanın hâlâ zor olduğuna inancını dile getiriyor. Kapsamlı bir anlaşmaya varmanın çok zor olduğunu belirten Şir, en yakın veya en olası seçeneğin sınırlı bir anlaşmaya varmak olduğunu, özellikle de İran’ın bu savaşı yaptırımları da kapsayan bir anlaşma için bir fırsat olarak gördüğünü ifade etti. İran'ın da ABD'nin de bu anlaşmayı yapma iradesi olmadığını düşünen Şir, son günlerdeki gelişmelerin her iki tarafın da bunu gerçekleştirmekten her zamankinden daha uzaklaştığını gösterdiğini belirtti.
Durumu daha da gerginleştiren unsurun, müzakereler sırasında kendisine iki kez savaş açan ABD tarafına güvenilemeyeceğine dair İran’ın artan inancı ve farkındalığı olduğuna işaret eden Şir’e göre bu yüzden kapsamlı bir anlaşmadan söz etmek zor. Gerginliğin tırmanmasının İran'ı, yalnızca Hürmüz Boğazı ve nükleer dosya ile ilgili aşamalı bir anlaşma aramaya itebileceğini düşünen Şir, her iki tarafın da bu konuda gerçek bir iradeye sahip olması halinde, anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu söyledi.
ABD Başkanı Trump, son günlerde, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı açması için İran'a yönelik baskılarını artırdı ve Hürmüz Boğazı’nın açılmaması halinde enerji altyapısına saldırılar düzenleneceğini kaydeden Şir, arabulucu ülkelerin, ABD tarafı için savaşın yeniden başlamayacağının garantörü olma gibi önemli bir noktayı kullanmaları gerektiğini belirtti. Bazı seslerin Pekin'in garantör olmasını istediğini de söyleyen Şir, “Ancak asıl soru, Washington’ın bunu kabul edip etmeyeceğidir. Bu kabul edilirse, pek çok ihtilaflı mesele çözülebilir" dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Anton Mardazov ise bu savaşta hedef alınan ülkelerin çıkarları göz önünde bulundurulmadan olası bir anlaşmanın değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Arap Körfezi ülkeleri savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmak isteseler de bu anlaşmanın hızla çökme ihtimalinin onlar için kabul edilemez olduğunu belirten Mardasov’a göre İran'ın sivil hedeflere yönelik saldırıları ve bölgedeki diğer ülkeleri ve tarafları etkileyebilecek olası yayılma senaryoları göz önüne alındığında, savaştan sonra bölgenin siyasi yapısının nasıl şekilleneceği ve durumun daha da kötüye mi gideceği hala belirsizliğini koruyor.
Mardasov, diplomatik yolların tıkanması ve uzun süreli bir askerî harekâta doğru sürüklenmenin, İran’ı Lübnan senaryosuna göre, yani sürekli olarak ve geçici ateşkesin ihlali bahanesiyle vurmaya devam etmek isteyen İsrail’e yarar sağlamasından başka bir işe yaramayacağına işaret etti.
Çözüm Trump’ın elinde
Mevcut savaşın ortasından çıkmak için olası siyasi yol ne olursa olsun, ister ‘kapsamlı bir anlaşma’ ister ‘aşamalı’ bir çözüm olsun, bazı gözlemciler savaşın devam edip etmeyeceğine dair kararın yalnızca ABD Başkanı Donald Trump’ın elinde olduğunu düşünüyor.
Washington Yakın Doğu Enstitüsü'nün kıdemli araştırmacısı ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski Kuzey Afrika Direktörü Ben Fishman, müzakerelerin tamamen Başkan Trump'ın elinde olduğunu ve zafer ilan etmek için neyi yeterli gördüğünün önemli olduğunu söyledi.
Fishman değerlendirmesinde, ABD Başkanı'nın her gün, hatta günde birkaç kez kamuoyuna yaptığı açıklamaları değiştirdiğini, İran'ı daha fazla güç kullanmakla ya da kara işgaliyle tehdit ettiğini yahut çatışmanın sona yaklaştığını ima ettiğini, bunun da ABD'deki yerel piyasaları etkilemeyi amaçladığını ve insanları bekleyiş içinde tutmakta usta olduğunu belirtti.
Georgetown Üniversitesi'nde güvenlik çalışmaları alanında yarı zamanlı yardımcı doçent olan Fishman, şunları söyledi:
“Sadece Başkan Trump, İran'dan yerine getirmesini talep ettiği 15 maddedeki belirli başarıları örnek göstererek zafer ilan etmenin bir yolunu bulabilir. Örneğin terörizme desteğin sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı'nın açılması gibi. Ya da daha iyi bir anlaşma elde etmek için İsrail ve ABD ordusunun İran'a ek baskı uygulamasına izin vermeye devam etmeyi deneyebilir.”
Fishman, arabuluculuk rolünü ister Pakistan ister başka bir ülke üstlensin, bunun Trump’ın kendi siyasi hesapları kadar önemli olmadığını belirtti.
ABD Başkanı Trump, geçtiğimiz hafta, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalma ihtimaline rağmen tek taraflı olarak savaşı sona erdirme olasılığının kapısını araladı ve ‘ülkesinin tam bir zafer kazandığını’ ilan etti. Geçtiğimiz mart ayının sonlarında, savaşın beşinci haftasında Trump NBC News'e yaptığı açıklamada, İran'daki savaşın ‘sona ermek üzere’ olduğunu söyledi. Bu açıklama, Trump'ın sosyal medya platformu Truth Social üzerinden, savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılamaması halinde İran'ın enerji ve su altyapısını ‘yok edeceği’ tehdidinde bulunmasının ertesi günü geldi. Trump, “Hürmüz Boğazı derhal açılmazsa, bu tesisleri saldırarak İran'daki güzel konaklamamızı sona erdireceğiz” dedi.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de Başkan Trump’ın yardımcılarına, Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalsa bile İran’a yönelik askerî harekâtı sonlandırmaya hazır olduğunu ve boğazın yeniden açılmasına yönelik karmaşık operasyonu daha sonraki bir tarihe ertelemek istediğini bildirdiğini aktardı. WSJ, Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı açma görevinin savaşı 4 ila 6 hafta daha uzatabileceğini düşündüğünü kaydetti.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Ortadoğu'nun dört bir yanına yayıldı. Bu durum binlerce kişinin ölümüne yol açarken, enerji fiyatlarının sert bir şekilde yükselmesiyle küresel ekonomi de zarar gördü ve bu durum enflasyon endişelerini körükledi.
* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.