ABD-İran savaşında mahsur kalan gemi işçileri: Sinir krizi geçiriyoruz

Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan sadece İran ordusunun koordinasyonuyla geçilebileceğini bildirmişti (AP)
Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan sadece İran ordusunun koordinasyonuyla geçilebileceğini bildirmişti (AP)
TT

ABD-İran savaşında mahsur kalan gemi işçileri: Sinir krizi geçiriyoruz

Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan sadece İran ordusunun koordinasyonuyla geçilebileceğini bildirmişti (AP)
Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan sadece İran ordusunun koordinasyonuyla geçilebileceğini bildirmişti (AP)

ABD-İran savaşı nedeniyle yaklaşık 6 haftadır Körfez'de mahsur kalan denizciler yaşadıkları psikolojik zorlukları anlattı.

Guardian’ın haberinde, Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyen yaklaşık 20 bin tanker çalışanı olduğuna işaret ediliyor.

Birçok personelin, boğazdan geçebilecek durumda olsalar bile drone saldırıları ve sualtı mayınları nedeniyle Hürmüz’ü kullanmak istemediği aktarılıyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırısıyla patlak veren savaşın başından bu yana, Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu (ITF) sendikasına 300 farklı gemide görev yapan denizcilerden yaklaşık 1000 başvuru geldi.

Bunların yaklaşık yüzde 20’sinde gemiciler, ülkelerine geri dönmeyi talep etti. İşçiler ayrıca maaşların yatırılması, gıda ve su gibi temel ihtiyaç maddelerine erişim ve tankerlerdeki yakıt yetersizliğine dair şikayetlerde de bulundu.

Gemi işçilerini temsil eden Nautilus International sendikasından David Appleton şunları söylüyor:

Şiddete maruz kalma tehdidinin yarattığı psikolojik bir yük var, şekilde öylece duruyoruz. Bunun yanı sıra bir de belirsizlik var, durumun ne kadar süreceği bilinmiyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tanker işçisi yaşadığı güçlüğü şöyle anlatıyor:

Tüm bu olanlardan sonra işimi yapabilecek ruhsal durumda değilim. Bu, hayatımda yaşadığım en zor durum.

Başka bir tanker işçisi de "sinir krizi geçirdiğini" belirterek, iş arkadaşlarının yardımıyla kendine gelebildiğini söylüyor.

İran ordusu, ABD-İsrail saldırılarına Körfez ülkelerine misillemeyle karşılık vermişti.

Kuveyt Petrol Kurumu’ndan 30 Mart’ta yapılan açıklamada, ülkeye ait bir ham petrol tankerinin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai şehri açıklarında hedef alındığı, tankerde yangın çıktığı bildirilmişti.

Tankerin alev alışına tanıklık ettiğini söyleyen gemi işçilerinden biri “Çoğu tanker demirledi, etrafımızda onlarca yüklü petrol tankeri var. Kimse milim kıpırdamıyor” diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, salıyı çarşambaya bağlayan gece yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurmuştu.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığını açıklarken, İsrail Başbakanı Netanyahu bunu yalanlamıştı. İsrail lideri, dünkü açıklamasında Lübnan’la doğrudan müzakerelere başlayacaklarını bildirirken, Hizbullah hedeflerine saldırıları sürdüreceklerini söyledi.

İsrail'in Lübnan'a saldırılarını sürdürmesi nedeniyle Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini yeniden neredeyse durma noktasına getirdi.  

Washington ve Tahran heyetleri Pakistan'ın başkenti İslamabad'da cumartesi günü başlayacak müzakerelere hazırlanırken, boğazdan geçişler hâlâ riskli görülüyor.

Independent Türkçe, Guardian, NDTV, Reuters



İsrail askeri istihbaratı: “İran savaştan daha da radikalleşerek çıktı”

İranlılar, ateşkesin duyurulmasının ardından Tahran'da kutlama düzenlemişti (AP)
İranlılar, ateşkesin duyurulmasının ardından Tahran'da kutlama düzenlemişti (AP)
TT

İsrail askeri istihbaratı: “İran savaştan daha da radikalleşerek çıktı”

İranlılar, ateşkesin duyurulmasının ardından Tahran'da kutlama düzenlemişti (AP)
İranlılar, ateşkesin duyurulmasının ardından Tahran'da kutlama düzenlemişti (AP)

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne göre (IDF) İran'ın yeni liderleri daha da radikal.

IDF'den yetkililerin, İsrail Meclisi'ndeki (Knesset) Dışişleri ve Savunma Komitesi'ne perşembe günü verdiği istihbarat brifinginde, Devrim Muhafızları'nın Tahran yönetimi üzerindeki hakimiyetini artırdığı vurgulandı. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla Times of Israel'e konuşan İsrailli yetkililere göre brifingde, Devrim Muhafızları kanadından yönetime katılan isimlerin ideolojik açıdan daha katı ve muhafazakar olduğu belirtildi. 

ABD Başkanı Donald Trump, salıyı çarşambaya bağlayan gece yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurmuştu.

Ateşkes üzerinden çok geçmeden anlaşmanın ihlal edildiğine dair açıklamalar da gelmişti. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'yle yürütülmesi planlanan müzakere süreci öncesinde üzerinde uzlaşılan 10 maddelik önerinin üç temel maddesinin ihlal edildiğini savundu.

Kalibaf'a göre bunlar arasında Lübnan'a saldırıların sürmesi, İran hava sahasına izinsiz girilmesi ve mutabakatın 6. maddesinde yer alan İran'ın uranyum zenginleştirme hakkının ihlal edilmesi bulunuyor.

Ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için Washington ve Tahran heyetleri Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yarın bir araya gelecek. 

Diğer yandan Knesset Dışişleri ve Savunma Komitesi'nin başkanı Boaz Bismuth, IDF yetkilileriyle yapılan toplantının ardından X'te paylaştığı gönderide, "Operasyonun önümüzdeki günlerde yeniden başlama ihtimali var" dedi. 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da İsrail'in İran'da önemli hedefler elde ettiğini öne sürerken, çatışmaların devam edebileceğini eklemişti. Ancak İsrail'de merkez sol, İran rejimi değişmeden çatışmaları durdurmayı kabul ettiği için Netanyahu'yu eleştiriyor. Muhafazakarlar da ateşkes nedeniyle Trump'a yükleniyor. 

ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta başlattıkları savaşta İran'da hedeflerinin çoğuna ulaştıklarını ileri sürseler de Tahran rejimi, özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü ve Körfez ülkelerine misillemeleriyle büyük koza sahip olduğunu gösterdi. 

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirmesiyle "ekonomik misilleme" yaptığı da belirtiliyor. Bu hamlenin, ABD ve Çin gibi ülkelerin dış politika hedefleri doğrultusunda ekonomik üstünlüklerini kullandıkları küresel eğilimin bir parçası olduğuna dikkat çekiliyor. 

New York Times da ABD-İsrail saldırılarında başta dini lider Ali Hamaney olmak üzere çok sayıda üst düzey askeri yetkiliyi kaybeden Tahran'ın 40 günlük savaştan çok daha radikalleşerek çıkabileceğine işaret ediyor. 

İsrail askeri istihbaratının İran şubesinin eski direktörü Danny Citrinowicz, şunları söylüyor: 

Onların bakış açısına göre iki süper gücü alt etmeyi başardılar. İran'ın dini liderliği için bu kutsal bir zafer.

Independent Türkçe, Times of Israel, Wall Street Journal, New York Times


İsrail’in Lübnan saldırıları, ABD-İran müzakerelerini açmaza sokuyor

İsrail'in saldırıları nedeniyle Lübnan'da yerinden edilenlerin sayısı 1 milyonu geçti (Reuters)
İsrail'in saldırıları nedeniyle Lübnan'da yerinden edilenlerin sayısı 1 milyonu geçti (Reuters)
TT

İsrail’in Lübnan saldırıları, ABD-İran müzakerelerini açmaza sokuyor

İsrail'in saldırıları nedeniyle Lübnan'da yerinden edilenlerin sayısı 1 milyonu geçti (Reuters)
İsrail'in saldırıları nedeniyle Lübnan'da yerinden edilenlerin sayısı 1 milyonu geçti (Reuters)

İsrail'in Lübnan'a saldırıları sürdürmesi, İran savaşında varılan ateşkesin bozulmasına yol açabilir.

ABD Başkanı Donald Trump, salıyı çarşambaya bağlayan gece yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurmuştu.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığını açıklarken, İsrail Başbakanı Netanyahu bunu yalanlamıştı.

İsrail'in Lübnan'a saldırıları nedeniyle Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini yeniden neredeyse durma noktasına getirdi.  

Netanyahu, dünkü açıklamasında Lübnan'la doğrudan müzakerelere başlayacaklarını bildirirken, Hizbullah hedeflerine saldırıları sürdüreceklerini duyurdu.

Washington ve Tahran heyetleri Pakistan'ın başkenti İslamabad'da cumartesi günü başlayacak müzakerelere hazırlanırken, İsrail'in Lübnan'a saldırıları süreci çıkmaza sokabilir.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırmasının ardından Tahran destekli Hizbullah da 2 Mart'ta İsrail'e roket fırlatarak savaşa girmişti.

Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre 2 Mart'tan bu yana İsrail saldırılarında en az 1888 kişi hayatını kaybetmişti.

İsrail ordusunun çarşamba günü düzenlediği saldırılarda da en az 303 kişi yaşamını yitirdi.

Tel Aviv yönetimi, bombardımanlara ek olarak Lübnan'ın güneyindeki kara harekatıyla işgalini de genişletiyor.

İsrail askeri istihbaratının İran şubesinin eski direktörü Danny Citrinowicz, CNN'e şunları söylüyor:

Lübnan cephesi, ateşkesin sürdürülmesine yönelik faaliyetlere zarar verebilir. Bu durum, gerginliğin azaltılmasını Lübnan cephesine de yayma çabalarını zorlaştırıyor. Başkan Donald Trump'ın muhtemelen doğrudan devreye girip stratejik bir karar vermesi gerekecek.

Trump, dünkü açıklamasında Netanyahu'ya "Lübnan'a yönelik saldırıları azaltması gerektiğini" söylediğini belirtti.

Wall Street Journal'ın analizinde de Trump yönetiminin, Lübnan'daki çatışmalar nedeniyle müzakerelerin açmaza girmesinden endişelendiği yazılıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Stimson Merkezi'nden Randa Slim, Washington-Tahran müzakerelerinin ilerlemesi için Lübnan'a saldırıların durdurulması gerektiğine dikkat çekiyor:

Bu aşamada, İsrail'in Lübnan'a yönelik hava saldırılarını azaltması, ABD'yle İran arasındaki görüşmelerin başlaması için fiilen bir ön koşuldur.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Times of Israel, CNN 


ABD, Çin’e karşı tavrını yumuşattı mı?

Trump ve Şi'nin Ekim 2025'te görüşmesinin ardından ABD'yle Çin arasındaki ticaret savaşında gerginlik azalmıştı (AP)
Trump ve Şi'nin Ekim 2025'te görüşmesinin ardından ABD'yle Çin arasındaki ticaret savaşında gerginlik azalmıştı (AP)
TT

ABD, Çin’e karşı tavrını yumuşattı mı?

Trump ve Şi'nin Ekim 2025'te görüşmesinin ardından ABD'yle Çin arasındaki ticaret savaşında gerginlik azalmıştı (AP)
Trump ve Şi'nin Ekim 2025'te görüşmesinin ardından ABD'yle Çin arasındaki ticaret savaşında gerginlik azalmıştı (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemde Çin yönetimine karşı tavrını yumuşatması dikkat çekiyor.  

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde, Trump'ın Pentagon'dan yetkililerin kendisine sunduğu savunma stratejisi belgesinde Çin'le ilgili değişikliğe gidilmesini talep ettiği belirtiliyor.

Pentagon'un geçen yıl sonbaharda sunduğu belgede Çin, ABD'nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik tehdidi diye tanımlanmıştı.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan yetkililer, Trump'ın buna itiraz ederek belgenin yeniden yazılmasını istediğini söylüyor.

Bu gözden geçirilmiş versiyon ocak ayında yayımlanmıştı. Ulusal Savunma Stratejisi belgesinde Pekin yönetimi hakkında eskiye kıyasla daha uzlaşmacı bir üslup kullanıldığı dikkat çekmişti.

WSJ'nin aktardığına göre belge taslağının bir versiyonunda "Başkan Trump, Çin'le istikrarlı bir barış, adil ticaret ve saygılı ilişkiler arzuluyor" ifadelerine yer veriliyor.

Trump yönetiminin Pekin'e karşı geçen yıl başlattığı ticaret savaşı da ABD Başkanı'nın, Çin lideri Şi Cinping'le ekimde buluşmasının ardından askıya alınmıştı.

Yetkililere göre Beyaz Saray, görüşmenin ardından Pekin'in kritik sektörlerine uygulanması planlanan yüksek gümrük vergilerini ve ABD için güvenlik riski oluşturduğu öne sürülen Çinli şirketlere yaptırım kararını rafa kaldırdı.

Ayrıca Çin yönetimiyle bağlantılı bilgisayar korsanlarına yönelik soruşturmaların azaltıldığı, ABD'deki Çin yatırımlarının neredeyse hiç inceleme yapılmadan onaylandığı ve yetkililere Pekin hakkındaki açıklamalarını yumuşatmalarını söylendiği belirtiliyor.

Analizde "köklü değişim" diye nitelenen bu hamlelerin, Çin'in geçen yıl nisanda gümrük vergilerine misilleme olarak nadir toprak elementi ithalatını durma noktasına getirmesinin ardından atıldığına dikkat çekiliyor.

Bunun elektrikli araçlardan füzelere, savaş uçaklarına, veri merkezlerine ve denizaltılara kadar ABD'nin her türlü üretimini tehdit ettiği belirtiliyor. Çin'in bu "nükleer seçeneğe" başvurmasının "Trump'ın ekibini hazırlıksız yakaladığı" vurgulanıyor.

Diğer yandan Şi, Tayvan'da ana muhalefetteki Çin Milliyetçi Partisi'nin (Koumintang/KMT) Genel Başkanı Cheng Li-wun'la Pekin'le bir araya geldi.

Tayvan Boğazı'nın iki yakasında yaşayan Çinlilerin barışa, kalkınmaya, iletişim ve işbirliğine ihtiyacı olduğunu vurgulayan Şi, Tayvanlıları Çin'i ziyaret etmeye, gençleri kariyerlerini ana karada sürdürmeye çağırdı.

Diğer yandan Pekin'in üzerinde hak iddia ettiği Tayvan'ın Çin ana karasına katılmasının "tarihi bir kesinlik" olduğunu da vurguladı.

KMT lideri Cheng de Çin'le Tayvan arasında çatışmayı önlemek üzere "kurumsal bir çözüm geliştirilmesi gerektiğini" savundu.

Çin Komünist Partisi'nin yayın organı Global Times'ın analizinde, Şi'nin "Tayvan Boğazı'nın iki yakasında da barış çağrısında bulunduğu" değerlendirmesi paylaşılıyor.

Çin lideri, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Çin-Tayvan ilişkilerinin barışçıl şekilde gelişmesine katkıda bulunacak her türlü öneriyi memnuniyetle karşılıyoruz. Bu gelişmeyi destekleyen her türlü çabayı ilerletmek için elimizden geleni yapacağız.

New York Times'ın analizindeyse Şi'nin, 10 yıl aradan sonra Çin'i ziyaret eden görevdeki ilk KMT lideri olan Cheng'le görüşmesini Trump'a karşı stratejik olarak kullanabileceğine dikkat çekiliyor.

Danışmanlık firması Avrasya Grubu'ndan Amanda Hsiao, şu yorumu yapıyor:

Çin'in barış elçisi olarak sunulduğu bu anlatı, Şi'nin Trump'a, Tayvan'a silah satışını ertelemesi için daha ikna edici bir argüman sunmasını sağlayabilir.

Trump, Şi'yle Pekin'de yapacağı görüşmeyi İran savaşı nedeniyle mayısa ertelemişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times, Global Times