Kaswar Klasra
Dünya başkentlerinde ve enerji piyasalarında yankı bulan dramatik bir dönüşümle, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki kırılgan iki haftalık ateşkes, Pakistan'ın hızla değerlendirdiği dar bir diplomatik pencere açtı. Son dakikada askeri eylemleri geçici olarak durduran bir anlaşmayla başlayan süreç, şimdi daha geniş bir jeopolitik ana dönüşerek, İslamabad'ı Ortadoğu'yu neredeyse yutacak savaşın gidişatını yeniden şekillendirmeye yönelik yüksek riskli bir çabanın merkezine yerleştirdi.
Bu diplomatik çabanın merkezinde, farklı tarafların ve çıkarların beklenmedik yakınlaşması ve bir noktada buluşması yatıyor. Olayların seyri hakkında bilgili yetkililere göre, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Ordu Komutanı Mareşal Asım Münir hem Washington'u hem de Tahran'ı uçurumun kenarından geri adım atmaya ikna etmede çok önemli bir rol oynadı. Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da dahil olmak üzere bölgesel güçlerle koordineli müdahale ve Çin'in örtülü desteğiyle Pakistan, ikincil önemde bir gözlemciden önemli bir diplomatik arabulucuya dönüştü.
Ateşkesin kendisi hiçbir şekilde garanti değildi. Askeri tansiyon yükseldikçe, daha geniş bir bölgesel savaş riski öne çıktı ve Hürmüz Boğazı en tehlikeli çatışma noktası haline geldi. Dünyanın enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunun kapanması, petrol fiyatlarının fırlamasına ve küresel ekonomik şok korkusunun yeniden alevlenmesine neden oldu. Bu koşullar altında, ABD Başkanı Donald Trump'ın, kendi belirlediği son tarihten sadece 90 dakika önce İran altyapısına yönelik planlanan saldırıları iptal etme kararı, gerilimde ani tırmanmayı önleyen önemli bir an oldu.
Ateşkesin deklare edilmesinden 24 saatten kısa bir süre sonra, Başbakan Şahbaz Şerif çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD ve İran'dan heyetlerin Ortadoğu'daki savaşa barışçıl bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler için cuma günü (daha sonra cumartesiye ertelendi) Pakistan'ı ziyaret edeceğini söyledi. Başbakanlık Ofisi'ne göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Şehbaz ile aynı günün erken saatlerinde yaptığı görüşmede, Tahran'ın Pakistan tarafından önerilen barış görüşmelerine katılacağını teyit etti. Şahbaz, federal kabineye yaptığı konuşmada, savaşın şimdilik ertelendiğini söyledi ve “Ateşkes ilk adımdır, ancak hedefimiz kalıcı barıştır, yarından sonra, cuma günü, davetim üzerine bir Amerikan heyeti Pakistan'a gelecek. Aynı şekilde, bir İran heyeti de Pakistan'a gelecek” diye belirtti.
Pakistan'ın oynadığı rol, hesaplı bir stratejik pozisyonu yansıtıyor. İslamabad hem Tahran hem de Washington ile pragmatik ilişkiler sürdürürken, Körfez başkentleriyle de yakın bağlara sahip
Ne var ki ateşkes sadece başlangıç. Bununla birlikte en önemli gelişme, geçici ateşkesi sürdürülebilir bir siyasi çözüme dönüştürmeyi amaçlayan, İslamabad merkezli koordineli diplomatik girişim oldu. Bu çaba hızla ivme kazandı ve sadece birkaç gün önce uzun süreli ve yıkıcı bir çatışmaya hazırlanan dünya başkentlerinin dikkatini çekti.
Bu çabalar, Pakistan'ın 29 ve 30 Mart tarihlerinde Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarını ağırlayarak, ABD-İsrail-İran çatışmasından kaynaklanan gerilimleri azaltmak başta olmak üzere çeşitli konularda derinlemesine görüşmeler yürütmesi ile şekillendi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar başkanlığında yapılan bu görüşmeler, bölgesel güçler arasında çatışmanın daha da tırmanmasını önleme ve sonuçlarını kontrol altına alma konusundaki artan acil ihtiyacı yansıtıyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi yetkililer, iki sürece dayanan bir yaklaşımdan bahsettiler. Birinci süreç, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında doğrudan müzakereleri kolaylaştırmayı amaçlarken, ikinci süreç ise deniz ticaret yollarının ve enerji akışının engellenmesi başta olmak üzere, çatışmanın ekonomik ve güvenlik sonuçlarını ele almaya odaklanıyor. Bu görüşmeler, küresel ticaretin hayati bir arteri olan Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin yeniden sağlanmasının yolları üzerinde yoğunlaştı.
Haberlere göre, değerlendirilen öneriler arasında, deniz güvenliğini denetlemek için çok uluslu bir mekanizma kurulması ve Süveyş Kanalı'ndaki gemi trafiğini düzenleyenler gibi mevcut transit sistemlerine dayalı mali düzenlemeler yer alıyor. Bu fikirler henüz araştırma aşamasında olsa da gündeme getirilmeleri bile ekonomik zorunlulukların acil diplomatik çabaları ne ölçüde yönlendirdiğini ve potansiyel anlaşmaları nasıl şekillendirdiğini teyit ediyor.
Pakistan'ın başkenti İslamabad, ABD ve İran'ı barış görüşmeleri için ağırlamaya hazırlanırken, bir adam motosikleti ile Pakistan Cumhurbaşkanlığı Konutunun önünden geçiyor, 9 Nisan 2026 (Reuters)
Pakistan'ın oynadığı rol, hesaplı bir stratejik pozisyonu yansıtıyor. Birçok bölgesel oyuncunun aksine, İslamabad hem Tahran hem de Washington ile pragmatik ilişkiler sürdürürken, Körfez başkentleriyle de yakın bağlara sahip. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu ilişki ağı, doğrudan diplomatik kanalların sınırlı veya siyasi olarak kısıtlandığı bir dönemde aracı görevi görmesini sağladı.
Bu konum, 31 Mart 2026'da Pekin'de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin krizin gelişimini değerlendirmek üzere İshak Dar ile bir araya geldiği üst düzey diplomatik görüşme ile pekişti. Görüşmede, Pekin ve İslamabad arasında gerilimin azaltılmasının acil bir ihtiyaç olduğu konusunda uzlaşı olduğu vurgulandı. Ayrıca, çatışmayı yönetmek için beş maddelik bir çerçeve oluşturuldu.
Analistler, ABD ve İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşmanın, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin endişelerini gidermemesi durumunda başarısız olabileceği konusunda uyarıyor
Ortak çerçeve, askeri eylemlerin derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve çatışmanın yayılmasının önlenmesinin gerekliliğini vurguladı. Her iki ülke de savaştan etkilenen tüm bölgelere engelsiz insani yardım erişiminin sağlanmasının öneminin altını çizdi. Ayrıca, İran ve Körfez ülkelerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve ulusal bağımsızlığının korunmasının önemini vurgulayarak, barış görüşmelerinin hızla başlatılması çağrısında bulundu.
İki taraf ayrıca uluslararası insancıl hukuka sıkı sıkıya uyulması çağrısında bulundu ve tüm taraflara sivillere ve enerji tesisleri ile nükleer tesisler de dahil olmak üzere askeri olmayan altyapıya yönelik saldırıları durdurmayı tavsiye etti. Çerçevede, deniz yollarının güvenliği açık bir öncelik olarak öne çıktı ve hem Çin hem de Pakistan, Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin garanti altına alınması ve normal gemi trafiğinin yeniden başlatılmasının gerekli olduğunu vurguladı.
Son olarak, ortak çerçeve, BM Şartı'nın önceliğini yeniden teyit etti ve kapsamlı ve kalıcı bir barışa ulaşmak için çok taraflı iş birliğinin desteklenmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ın katılımı, her ülkenin stratejik ve ekonomik çıkarlarıyla şekillenen farklı öncelikleri sunması nedeniyle İslamabad'ın girişimine daha fazla ağırlık kazandırıyor.
Bu anlaşmazlıklara rağmen, devam eden yüksek gerilimin maliyetinin artık sürdürülebilir olmadığı konusunda ortak bir anlayış öne çıktı. Zira çatışma, bölgesel dinamikleri yeniden şekillendirmeye, devlet dışı aktörleri içine çekmeye ve tüm Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırabilecek daha geniş, çok cepheli bir çatışma riskini artırmaya başladı bile.
Pakistan'ın eski Bahreyn Büyükelçisi İftihar Hüseyin Kazımi şunları söyledi: “Cuma günü İslamabad'da İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmak Pakistan için hem bir onur hem de büyük bir sorumluluktur. Bu, iki savaşan ülkenin Pakistan'a duyduğu güven düzeyini yansıtmaktadır. İslamabad, bu felaket savaşın kendi topraklarına sıçramasından korkuyordu. Devam eden çatışmaya dahil olan diğer ülkeler gibi, bu sorunlu bölgede barış ve istikrara büyük önem veriyor. Tarafları müzakere masasına getirmede perde arkasında önemli bir rol oynayan Çin liderlerine de büyük bir övgü borçluyuz. Umuyoruz ki akıl galip gelecek ve bölge daha fazla şiddet, ölüm ve yıkımdan kurtulacaktır. Ayrıca, bu arabuluculuk çabalarının başarısıyla Pakistan'ın diplomatik konumunun yükseleceğinin de farkındayız.”
Ancak artan diplomatik ivmeye rağmen analistler, ABD ve İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşmanın, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) devletlerinin endişelerini gidermemesi durumunda başarısız olabileceği konusunda uyarıyorlar. Görüşmeler hakkında bilgili kişilerle yapılan gayri resmi konuşmalar, Körfez devletlerinde derin bir endişe olduğunu ortaya koyuyor; bu devletler, devam eden ateşkes görüşmelerinin bölgesel güvenlikle ilgili temel konuları göz ardı ettiğine inanıyor.
Pakistan için mevcut diplomatik açılım, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde güvenilir bir arabulucu olarak konumunu sağlamlaştırma fırsatı sunuyor. Buna karşılık, başarısızlık, etkisinin sınırlarını ve herhangi bir ateşkesin kırılganlığını ortaya çıkarabilir
Talepler listesinin başında, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması yer alıyor. Körfez devletleri, boğazın küresel enerji güvenliğindeki hayati rolü göz önüne alındığında, kesintisiz seyrüsefer özgürlüğünün herhangi bir anlaşmanın temel taşı olması gerektiğinde ısrar ediyorlar. Bu tür garantiler olmadan herhangi bir ateşkesin güvenilirliğinin olmayacağını ve piyasaları istikrara kavuşturamayacağını vurguluyorlar.
Aynı derecede önemli bir diğer talep ise Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt dahil olmak üzere Körfez ülkelerini hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırılarının durdurulması. Bölgesel yetkililer, bu tür saldırıların kontrolsüz bir şekilde devam etmesi halinde barışın sürdürülebilir olamayacağını, çünkü güveni zedelediklerini ve hayati öneme sahip altyapıyı tehdit ettiklerini vurguluyorlar.
Bir aracın ön camından görülen ve Dubai makamlarına göre, ABD-İsrail-İran çatışması sırasında, Dubai Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki bir bölgede yakıt deposunu hedef alan insansız hava aracı saldırısının ardından yükselen duman, 16 Mart 2026 (Reuters)
İslamabad'daki Bahria Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmalar bölümünde öğretim görevlisi Mustanser Kalasra yaptığı değerlendirmede: “Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşma, KİK devletlerinin güvenlik endişelerini ve taleplerini ciddi ve yapıcı bir şekilde ele almalıdır. Pakistan bu çatışmaya arabuluculuk yapmak istiyorsa, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünden Körfez'deki altyapıya yönelik daha fazla saldırıya karşı garantilere kadar KİK'in önceliklerinin müzakerelere tam olarak dahil edilmesini sağlamalıdır. Bu endişeler ciddi bir şekilde ele alınmadan, herhangi bir anlaşma güvenilirliğini yitirecek ve kalıcı barışı sağlamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Diğer önemli endişeler arasında İran'ın Yemen, Irak ve Lübnan'da faaliyet gösteren bölgesel milisleri desteklemesi de yer alıyor. Körfez ülkeleri bu desteği istikrarsızlığın başlıca nedenlerinden biri olarak görüyor. Kalıcı bir barışa ulaşma umudu varsa, ateşkes müzakerelerinin bu desteği ele alması ve nihayetinde sona erdirecek mekanizmaları içermesi gerektiğine inanıyor.
Pakistan’a gelince riskler yüksek ve tehlikeler oldukça büyük. Mevcut diplomatik açılım, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde güvenilir bir arabulucu olarak konumunu sağlamlaştırma fırsatı sunuyor. Buna karşılık, başarısızlık, etkisinin sınırlarını ve ateşkesin kırılganlığını ortaya çıkarabilir.
Şimdilik silahlar sustu ve dikkatler savaş alanından müzakere masasına kaydı. Bu ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesi kesin olmasa da Pakistan şüphesiz bu tarihi dönemin en önemli diplomatik girişimlerinden birinin merkezinde yer alıyor.
* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)