Trump’ın İran’a “deniz ablukası” uygulayacağını açıklamasının ardından müzakere süreci sona mı erdi?

ABD Başkanı, ‘baskı altında müzakere’ seçeneğini masada tutarken İran'ın nihayetinde şartlarını kabul edeceğini düşünüyor. Savaşın yeniden başlaması ve gerginliğin tırmanması ihtimaline dair endişeler devam ediyor

Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin yeniden tıkanmasıyla birlikte, Başkan Trump’ın İran konusunda atacağı sonraki adımlara ilişkin soru işaretleri artıyor (AFP)
Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin yeniden tıkanmasıyla birlikte, Başkan Trump’ın İran konusunda atacağı sonraki adımlara ilişkin soru işaretleri artıyor (AFP)
TT

Trump’ın İran’a “deniz ablukası” uygulayacağını açıklamasının ardından müzakere süreci sona mı erdi?

Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin yeniden tıkanmasıyla birlikte, Başkan Trump’ın İran konusunda atacağı sonraki adımlara ilişkin soru işaretleri artıyor (AFP)
Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin yeniden tıkanmasıyla birlikte, Başkan Trump’ın İran konusunda atacağı sonraki adımlara ilişkin soru işaretleri artıyor (AFP)

Ahmed Abdulhakim

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın ateşkes anlaşması çerçevesinde ‘Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma’ talebini reddetmesinin ardından boğazda derhal yürürlüğe girecek bir ‘deniz ablukası’ uygulayacaklarını ve ABD Donanması’nın ‘boğaza girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri engelleme operasyonu’ başlatacağını duyurdu. Bu durum, ABD ve İran'ın İslamabad'da tıkanan müzakereleri yeniden başlatıp başlatmayacağına ve bu görüşmelerin başarısız olmasının ardından ‘kırılgan’ ateşkesin akıbetine dair soruları gündeme getirdi.

Pakistan'da yaklaşık 20 saat süren yoğun müzakerelerin ardından, iki ülke binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve tüm dünyada petrol fiyatlarının yükselmesine neden olan savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varamadı. Bu ‘başarısızlık’ üzerine, her iki taraf da sorumluluğu birbirine yükledi. ABD’nin müzakere heyetinin başında yer alan Trump’ın Yardımcısı J.D. Vance, ‘anlaşma sağlanamadığını’ açıkladı. Vance, ülkesinin Tahran'a ‘nihai ve en iyi teklifi’ sunduğunu belirtti. Buna karşın İran resmi yayın kurumu, görüşmelerin ‘ABD tarafının aşırı talepleri’ nedeniyle çöktüğünü bildirdi.

İslamabad’da gerçekleştirilen ABD-İran görüşmeleri, iki ülke arasında on yıldan fazla bir süredir yapılan ilk resmi yüz yüze görüşme ve 1979’dan bu yana en üst düzeyde yapılan görüşme oldu. Bu görüşme, yaklaşık altı hafta önce başlayan savaş için iki hafta sürecek bir ateşkes ilanının ardından gerçekleşti. Bunun üzerine İran, küresel enerji arzının yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı kapattı ve bu da küresel enerji fiyatlarının yükselmesine neden oldu.

Müzakere kapısı kapandı mı?

ABD ve İran’ın müzakereleri yakın zamanda yeniden başlatıp başlatmayacakları ya da Pakistan'daki görüşmelerin başarısızlığının ardından ateşkesin akıbetinin ne olacağı henüz netleşmiş değil. Tarafların savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varamaması, birçok yorum ve analizde endişelere yol açtı. Tarafların savaşın sona ermesi koşulları konusunda önceki tutumlarında ısrar etmeleri halinde, gerginliğin yeniden tırmanması ve mevcut sükunetin ortadan kalkması gibi en kötü senaryoların gerçekleşme olasılığı yüksek görünüyor. Bu da tarafların tutumları arasındaki derin uçurumun devam edeceği anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiltere merkezli Telegraph gazetesinden aktardığı habere göre ABD ile İran arasındaki müzakerelerin başarısız olmasının ardından, iki ülke arasındaki çatışmanın gidişatının üç ana senaryoya bağlı olduğunu belirtiyor. Gazete, Başkan Yardımcısı J.D. Vance başkanlığındaki ABD heyetinin ABD'ye dönüşünün ardından, ABD'nin tutumunun ve yaklaşımının ‘tamamen’ Başkan Donald Trump'ın elinde olacağını yazdı Gazeteye göre bu seçeneklerin ilki, ABD heyetinin çekilmesinin ‘İran'ı daha sonra taviz vermeye zorlamak için taktiksel bir adım’ olduğu varsayımına dayanan ‘baskı altında müzakerelerin yeniden başlaması’ olasılığı olsa Telegraph gazetesi, bu yolun krizi uzatabileceğini ve mevcut çıkmazın tekrarlanmasına yol açabileceği konusunda uyardı.

Bu senaryonun varsayımını destekleyen bir gelişme ise, Başkan Trump'ın Pakistan'da İranlılarla yapılan müzakereleri ‘son derece dostane’ olarak nitelendirmesi oldu. Trump dün, ABD merkezli televizyon kanalı Fox News’e yaptığı açıklamada, müzakereler sırasında ‘ihtiyaç duydukları hemen hemen tüm maddeleri’ elde ettiklerini, ancak İran'ın nükleer emellerinden vazgeçme taahhüdünü yerine getirememesi üzerine müzakereler sonuçsuz kaldığını’ söyledi. Trump, gelecekte ABD’nin Tahran'dan istediği ‘her şeyi’ elde edeceğini tahmin ettiğini de sözlerine ekledi.

dfvbf
İslamabad'da yapılan ABD-İran görüşmeleri, 1979'dan bu yana iki ülke arasında yapılan en üst düzey resmi görüşme oldu (AFP)

Aynı doğrultuda, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Pakistan'dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'a “nihai ve en iyi teklifi” sunduğunu belirtti. Tahran'a teklifi incelemesi için biraz zaman tanıyacağını belirten Vance, aynı zamanda Washington'un İran'dan nükleer silah geliştirmeyeceği konusunda ‘kesin bir taahhüt’ istediğini vurguladı. Bu, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana iki taraf arasında yapılan en üst düzey toplantıda görülmemiş bir durumdu.

Telegraph'a göre ikinci senaryo ise gerginliğin yeniden tırmanması ve savaşın daha geniş çapta yeniden başlaması ya da özellikle Hürmüz Boğazı'nda sınırlı operasyonların yürütülmesi. İran, savaşın patlak vermesinden bu yana bu boğazı kontrol altına alarak kapattı ve bu yolla ‘küresel ekonomik baskı’ uyguladı. Bu gelişme, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ekonomik baskıların artmasına neden oldu. Ancak gazeteye göre bu senaryonun tehlikeleri, ‘bu durumun küresel enerji piyasalarında daha fazla kaosa ve enflasyon oranlarının yükselmesine yol açabileceği gibi, ABD yönetimi üzerindeki iç siyasi baskıların artmasından bahsetmeye bile gerek yok’ şeklinde özetleniyor.

Bu senaryo, Başkan Trump'ın dün sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı, ABD Donanması'nın derhal Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya başlayacağı ve uluslararası sularda İran'a geçiş ücreti ödeyen herhangi bir gemiyi durduracağı yönündeki açıklamasıyla bir dereceye kadar örtüşüyor. İran'ın boğazı geçen gemilerden geçiş ücreti alması fikrine şiddetle karşı çıkan Trump, “Şu andan itibaren, dünyanın en iyisi olan ABD Donanması, Hürmüz Boğazı'na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri engelleme operasyonuna başlayacak” dedi. Trump ayrıca, “Donanmamıza, uluslararası sularda İran'a geçiş ücreti ödeyen tüm gemileri aramaları ve durdurmaları talimatını da verdim. Yasadışı geçiş ücreti ödeyen hiç kimse, açık denizde güvenli geçiş hakkına sahip olmayacak” diye ekledi.

İran'ın dünya ham petrolünün beşte birinin geçtiği bu stratejik boğazı kapatmaya devam etmesini, ‘boğazı açma sözünü kasten yerine getirmeme’ olarak nitelendiren ABD Başkanı, “Deniz kuvvetlerinin tamamı ve mayın döşeme gemilerinin çoğu tamamen imha edilmiş olmasına rağmen, sulara mayın döşediklerini söylüyorlar. Belki bunu yapmışlardır, ancak hangi gemi sahibi böyle bir riski göze almak ister ki?” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu'daki savaşa kesin bir son verilmesi konusunda ABD ile bir anlaşmaya varılmadığı takdirde İran’ın enerji altyapısını yok etme tehdidini yineleyen Trump, Fox News’e “İran'ı bir günde yok edebilirim... Enerjiyle ilgili her şeyi, tüm santrallerini, tüm elektrik üretim santrallerini yok edebilirim” diye konuştu.

Telegraph gazetesine göre üçüncü seçenek ise ‘anlaşma olmadan savaşı sona erdirmek’, yani ABD Başkanı Donald Trump'ın resmi bir anlaşmaya varılmadan askeri operasyonları sonlandırması olabilir. Bu seçeneğin ABD'nin geri adım atması olarak yorumlanabileceğini ve nükleer dosya başta olmak üzere temel meseleleri çözümsüz bırakacağını ekleyen gazete, aynı zamanda bu seçeneğin, Washington'un elinde kartları yeniden düzenleme fırsatı yarattığını da vurguladı.

Bu hipotezi destekleyen bir diğer unsur ise, Pakistan'daki müzakerelerin başlamasından birkaç saat sonra Başkan Trump'ın yaptığı açıklamalar oldu. Trump, “ABD, İranlı liderleri öldürerek ve önemli askeri altyapıları yok ederek zaten zafer kazanmıştır” diye vurgularken “Anlaşma yapıp yapmamamız benim için fark etmez, çünkü biz kazandık” dedi. Ayrıca, “İran ile çok derin müzakereler içindeyiz, sonuç ne olursa olsun kazanacağız, onları askeri olarak yendik” diyen Trump, Tahran'ın inkârına rağmen, İran'ın mayınlarından temizlenmeye başlanması için cumartesi günü iki savaş gemisinin Hürmüz Boğazı'ndan geçtiğine dair ABD ordusunun açıklamasını tekrarladı. Trump, “Orada mayın tarama gemilerimiz var, boğazı temizliyoruz” dedikten sonra, “Boğazı kullanmasak da açacağız, çünkü dünyada onu kullanan birçok ülke var ve bunlar ya korkuyor, ya zayıf ya da cimri” diye ekledi.

Müzakerelerin uzaması konusundaki endişeler

New York Times gazetesine göre ABD yönetiminin önünde gazetenin ifadesiyle ‘acı’ seçenekler olsa da, müzakerelerin başarısızlığının ardından, Tahran ile nükleer programının geleceği konusunda uzun soluklu müzakerelere girmek ya da modern çağda enerji arzında en büyük kaosa neden olan savaşı yeniden başlatmak ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusunda uzun süre devam edecek bir savaş yaşanması olasılığı arasında gidip geliyor. Beyaz Saray yetkililerinin, hafta sonu tatilini geçirmek üzere Florida'ya giden Başkan Trump'ın yönetimin bir sonraki adımını açıklamasını bekleyeceklerini söylediklerini aktaran gazete, bununla birlikte, ‘bu seçeneklerin her birinin ciddi stratejik ve siyasi olumsuz sonuçları’ olduğunu belirtti.

fbfr
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran ile Pakistan’da yapılan müzakerelerin ardından düzenlenen kısa bir basın toplantısına Steve Witkoff ve Jared Kushner ile birlikte katıldı (AFP)

New York Times, Vance’in bir anlaşmaya varılamadığına dair açıklamalarının, Pakistan’ın ev sahipliği yaptığı mevcut müzakere turunun ‘geçtiğimiz şubat ayı sonlarında Cenevre'de çıkmaza giren müzakerelerden çok da farklı görünmediğini’ gösterdiğini yazdı. O dönemde Başkan Trump, daha sonra 38 gün süren ve İran'ın dört bir yanındaki füze depolarını, askeri üsleri ve yeni silah üreten sanayi tesislerini hedef alan füze saldırıları ve bombardıman emrini vermişti.

ABD Başkanı’nın bu bahsi, geçtiğimiz ay boyunca defalarca kez dile getirdiği İran'ın, ABD'nin devasa askeri güç gösterisiyle karşı karşıya kaldığında tutumunu değiştireceği fikrine dayanıyordu. ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) göre 13 binden fazla hedef vuruldu. Buna karşılık İranlılar ise, ABD'nin mühimmatının boyutu ne olursa olsun, kendilerini geri adım atmaya zorlayamayacağını göstermeye kararlıydılar.

New York Times, İran'ın sert tutumunun ileride değişme olasılığını yüksek görse de aynı zamanda ABD yönetiminin İran'la karmaşık ve uzun soluklu bir diyaloga sürüklenmekten korktuğunu belirtti. Trump, çatışmadan galip çıktığına inandığı için, özel elçisi Steve Witkoff'un da görüşüne göre, İran'ın basitçe teslim olması gerekiyor. Gazete, tarihin bu görüşü desteklemediğini belirtiyor. Çünkü eski ABD Başkan Barack Obama yönetimi sırasında Tahran ile Washington arasında varılan son büyük anlaşma, iki yıl süren müzakereler sonucunda ve İran'ın nükleer stokunun küçük bir kısmını elinde tutmasına izin verilmesi ve 2030 yılına kadar nükleer faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılması da dahil olmak üzere karşılıklı tavizlerle doluydu.

Başkan Trump’ın elindeki başlıca baskı aracının, özellikle iki haftadır süren kırılgan ateşkesin 21 Nisan’da sona erecek olması nedeniyle, büyük çaplı askeri operasyonları yeniden başlatma tehdidinde bulunma yeteneği olduğunu belirten gazete, önümüzdeki günlerde savaşın yeniden başlaması tehdidinin gündeme gelebileceğini, ancak bunun özellikle Trump için uygulanabilir bir siyasi seçenek olmadığını ve İranlıların da bunun farkında olduğunu yazdı.

“Deniz ablukası” nereye yol açar?

Müzakere seçenekleri ile askeri ve ekonomik baskıların karşısında, Başkan Trump'ın dün yaptığı açıklama dikkati çekti. Trump, İran ile yapılan müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından krizin tırmanması üzerine, ABD Donanması'nın derhal Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünü sıkılaştırmaya başlayacağını açıklarken bu durum, iki haftalığına mutabık kalınan kırılgan ateşkesi tehdit ediyor.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, ABD’nin uluslararası sularda İran'a ücret ödeyen tüm gemileri durduracağını ve İranlıların boğaza yerleştirdiklerini söylediği mayınları imha etmeye başlayacağını belirtti.

Trump, paylaşımında şunları söyledi:

“Şu andan itibaren, dünyanın en iyisi olan ABD Donanması, Hürmüz Boğazı'na girmeye veya çıkmaya çalışan tüm gemilerin hareketini kontrol etmeye başlayacak. Bize veya barışçıl gemilere ateş açan herhangi bir İranlı cehenneme gidecek.”

Trump'ın bu adımı, İran'a deniz ablukası uygulayacağına dair bir imada bulunmasının ertesi günü geldi. Washington, birkaç ay önce Venezuela'ya da benzer bir abluka uygulamış ve sonunda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu gözaltına alıp ABD’ye götürmüştü.

‘Deniz ablukası’ seçeneği, Başkan Trump'ın Truth Social platformunda retweetlediği bir makalede gündeme geldi. Makalenin yazarı John Solomon, haber sitesi Just News’te İran'ın geri adım atmaması halinde Trump’ın elindeki ‘koz’ olarak nitelendirdiği ‘deniz ablukası’ konusunu ele aldı. Yazar, Başkan Trump'ın Başkan Nicolas Maduro'yu devirmek için ‘cesurca bir askeri operasyon başlatma’ emri vermeden önce, ülkenin petrol gelirlerini boğucu bir deniz ablukasıyla Venezüella ekonomisini felç ettiğini açıkladı.

Yazar, İran'ın ABD'nin sunduğu nihai anlaşmayı reddetmesi halinde Trump'ın söz verdiği gibi Tahran'ı şiddetli bir şekilde bombalayabileceğini ya da zaten çökmüş olan İran ekonomisini boğmak için başarılı abluka stratejisini tekrarlayabileceğini ve Çin ile Hindistan'a en önemli petrol kaynaklarından birini keserek diplomatik baskıyı artırabileceğini belirtti.

dfvfrbf
Pakistan'daki müzakere turunun sona ermesinin ardından Başkan Trump, Hürmüz Boğazı'na deniz ablukası uygulandığını duyurdu (AFP)

John Solomon’a göre Venezuela ablukasını yöneten devasa ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford’un, onarım çalışmaları için kısa bir mola verdikten sonra şu anda Basra Körfezi’nde (Arap Körfezi) bulunması ve USS Abraham Lincoln uçak gemisi de dahil olmak üzere bölgedeki başlıca deniz kuvvetlerine katılması bir ironi. Kısacası, uzmanlar Trump'ın İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ablukasını kolayca aşabileceğini düşünüyor.

Solomon, geçici ateşkes süresinin sona ermesine yaklaşırken, İran'ın ABD'nin son teklifini reddetmesi durumunda Trump yönetiminin halihazırda çeşitli seçenekler hazırladığını belirtti.

Deniz ablukası fikrinin ilk kez geçen hafta ülkenin önde gelen askeri stratejistlerinden emekli General Jack Keane tarafından ortaya atıldığını belirten Solomon, Keane'in New York Post gazetesindeki köşe yazısında, savaşın yeniden başlaması ve İran'ın kalan askeri varlıklarının yeterince zayıflatılmasının ardından ABD ordusunun, İran'ın petrol adası dışındaki bir adayı işgal etmeyi veya yok etmeyi tercih edebileceğini ve bunun yanında ABD Donanması bir abluka uygulayarak Tahran'ın ihracat can damarını kesebileceğini belirttiğini aktardı.

Keane, eğer altyapıyı dışarıda tutsak da fiilen kontrolümüz altında tutarsak, İran'ın petrolü ve ekonomisi üzerinde boğucu bir kontrolümüz olacağını ve bunun, nükleer tozunu ya da zenginleştirilmiş uranyum stoklarını ele geçirmek ve zenginleştirme tesislerini ortadan kaldırmak için ihtiyacımız olan nihai kaldıraç olacağını açıkladı.

Just News, Washington merkezli Lexington Enstitüsü'nden ulusal güvenlik uzmanı Dr. Rebecca Grant'ın şu sözlerini aktardı:

“ABD Donanması'nın şu anda boğazdaki gemi trafiğini tamamen kontrol altına alması oldukça kolay. Son 24 saat içinde yaklaşık 10 gemi hareket etti ve bunlardan biri yeni bir bandıraya sahip Rusya’ya ait bir petrol tankeriydi. Çin ve Hindistan'a sevkiyatlar yapıldığını biliyoruz ve gelen başka gemiler olduğunu da gördük. İran inatçı bir tutum sergilerse, ABD Donanması'nın bu suların üzerinde yoğun bir hava gözetim sistemi kuracağı ve boğazdan giren ve çıkan her şeyi izleyeceğine şüphe yok. Eğer İran açıklarındaki bir adadan veya Umman yakınlarındaki dar geçitten geçmek isterseniz, ABD Donanması'ndan izin almanız gerekecek.”

Pakistan'da yapılan müzakereler sırasında, bazı anlaşmazlık noktaları süreci aksattı. Bunların başında Başkan Donald Trump'ın desteğiyle Washington'ın İran'ın nükleer programının tamamen sonlandırılmasında ısrar etmesi, buna karşın Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkına sıkı sıkıya sarılması ve stratejik kapasitelerinden vazgeçmeyi reddetmesi geliyor. Anlaşmazlıklar, Hürmüz Boğazı'nın açılması, İran'a uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması ve savaşla ilgili tazminatlar gibi diğer konuların yanı sıra Tahran'ın Lübnan'da ateşkes çağrısını da içeriyordu.

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, müzakerelerin gerçekleştiği İslamabad'dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer silah üretmemek de dahil olmak üzere ABD'nin şartlarını kabul etmemeyi tercih ettiğini söyledi. Vance, “Nükleer silaha ve hızlı bir şekilde nükleer silah üretebilecek araçlara sahip olmaya çalışmayacaklarına dair güçlü bir taahhüt almamız gerekiyor. Başkan’ın temel hedefi ve mevcut müzakereler yoluyla ulaşmaya çalıştığımız şey de bu” diye ekledi.



Vance, Watergate skandalının etkisini küçümsedi: Günümüzde bir başkanı deviremezdi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
TT

Vance, Watergate skandalının etkisini küçümsedi: Günümüzde bir başkanı deviremezdi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Watergate skandalının siyasi etkisini küçümseyen açıklamalarıyla tartışma yarattı. Vance, ABD Eski Başkanı Richard Nixon'ın istifasına yol açan skandalın bugün yaşanması halinde en fazla 12 saat boyunca gündemde kalacağını savundu. Ayrıca Nixon'ın, "derin devlet" olarak nitelediği yapı tarafından Beyaz Saray'dan ayrılmaya zorlandığını öne sürerek, aynı kurumların Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde de benzer girişimlerde bulunduğunu iddia etti.

Şarku’l Avsat’ın The Telegraph'tan aktardığına göre Vance, "Watergate bugün yaşansaydı, en fazla 12 saat konuşulacak bir haber olurdu. Bunun bir başkanın görevden ayrılmasına yol açacağı düşüncesi çılgınlık" ifadelerini kullandı.

ABD Başkan Yardımcısı bu açıklamaları, Kaliforniya eyaletinin Yorba Linda kentindeki Richard Nixon Vakfı'nda yaptığı konuşmada dile getirdi. Nixon'ın siyasi mirasının son dönemde yeniden değerlendirildiğini ve adeta bir "yeniden doğuş" yaşadığını söyleyen Vance, "Richard Nixon'ı derin devletin nasıl devirdiğine bakarsanız, bunun Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde aynı çevrelerin yapmaya çalıştıklarından çok da farklı olmadığını görürsünüz. İki olay arasında benzerlikler var" dedi.

Richard Nixon, 9 Ağustos 1974'te görevinden istifa ederek ABD tarihinde bu şekilde görevinden ayrılan tek başkan oldu. Oysa Nixon, yalnızca iki yıl önce yapılan seçimlerde 50 eyaletten 49'unu kazanarak ezici bir zafer elde etmişti.

Başkanlığı döneminde Vietnam Savaşı'nın sona erdirilmesi gibi önemli dış politika başarılarına imza atan Nixon'ın siyasi kariyeri, Watergate skandalının gölgesinde sona erdi.

Skandal, Haziran 1972'de beş kişinin Washington'daki Watergate binasında bulunan Demokratik Ulusal Komite merkezine gizlice girerken yakalanmasıyla başladı. Şüphelilerin dinleme cihazı yerleştirmeye çalıştığı ortaya çıkmıştı. Nixon'ın baskını bizzat planladığına veya önceden haberdar olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamakla birlikte, soruşturmanın üzerini örtme girişimlerine katıldığı daha sonra ortaya çıktı.

Beyaz Saray'daki ses kayıt sistemiyle kaydedilen ve "kesin kanıt" olarak anılan ses kayıtlarında, Nixon ile danışmanlarının Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nı (CIA), Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) soruşturmasını engellemek amacıyla kullanmayı görüştükleri belgelendi.

Kongre tarafından görevden alınma ihtimalinin güçlenmesi üzerine Nixon, 9 Ağustos 1974'te istifa etti.

Konuşmasında Nixon'a duyduğu hayranlığı da dile getiren Vance, "Richard Nixon'ı her zaman sevdim" dedi. Vance, kendisiyle Nixon arasında genç yaşta senatör seçilmeleri, 40'lı yaşlarında başkan yardımcılığına gelmeleri, çok satan kitaplar yazmaları ve "medya tarafından sevilmemeleri" gibi benzerlikler bulunduğunu söyledi.

Vance, Nixon'ın "derin devlet" tarafından görevden uzaklaştırıldığını savunsa da eski başkan, yıllar sonra Watergate skandalındaki ahlaki sorumluluğunu kabul etmiş ve yaşananlardan dolayı pişmanlık duyduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Vance'in açıklamaları, Watergate gibi tarihi bir skandalın günümüzde yalnızca birkaç saat gündemde kalacağını öne sürmesinin, 1970'lere kıyasla kamu denetimi ve siyasi hesap verebilirlik standartlarının gerilemesini gösterdiğini savunan siyasetçiler ve yorumcular tarafından geniş çapta eleştiri aldı.


Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, İran'da kapsamlı bir soruşturma için hazırlık yapıyor

İran'ın Buşehr nükleer santrali (Reuters)
İran'ın Buşehr nükleer santrali (Reuters)
TT

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, İran'da kapsamlı bir soruşturma için hazırlık yapıyor

İran'ın Buşehr nükleer santrali (Reuters)
İran'ın Buşehr nükleer santrali (Reuters)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, savaşın sona ermesinin ardından İran’da nükleer silah geliştirilmesini önlemek için “son derece kapsamlı” bir denetim sisteminin uygulanması gerektiğini söyledi.

Japonya’da gazetecilere konuşan Grossi, geçen hafta ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptına ilişkin değerlendirmesinde, anlaşmanın amacının İran’ın nükleer silah geliştirmemesini sağlamak olduğunu belirtti. Grossi, “İran hükümeti bunu yapma niyetinde olmadığını açıkça ifade etti, ancak niyetler yeterli değildir; uygun koşullar oluştuğunda son derece kapsamlı bir doğrulama sistemine ihtiyacımız olacak” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere en az dört saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) gönderdiğini, bu İHA’lardan birinin bir yük gemisinin üst güvertesine isabet ettiğini belirtti.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, “Bu durum, üzerinde uzlaştığımız ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir” ifadelerini kullandı.

Buna karşın İran, Umman açıklarında bir gemiye düzenlenen saldırının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği üzerindeki “kontrol hakkını” savunmaya devam etti.


ABD-İran karşılıklı saldırıları ateşkes üzerindeki gerilimi artırdı

ABD-İran karşılıklı saldırıları ateşkes üzerindeki gerilimi artırdı
TT

ABD-İran karşılıklı saldırıları ateşkes üzerindeki gerilimi artırdı

ABD-İran karşılıklı saldırıları ateşkes üzerindeki gerilimi artırdı

İran Devrim Muhafızları, bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Körfez’deki ABD hedeflerine saldırı düzenlediğini ve bunun, ABD’nin ülke içindeki saldırılarına misilleme olduğunu duyurdu. Açıklama, Washington’un İran’ı Hürmüz Boğazı’nda ABD’ye ait bir ticari gemiye saldırmakla suçlamasının ardından geldi.

Karşılıklı saldırılar, kritik deniz koridorunun açık tutulmasına yönelik çabalar hakkında soru işaretleri doğururken, Washington ile Tahran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın sona erdirilmesine yönelik nihai anlaşma görüşmeleri devam ediyor.

İran devlet televizyonu, güneydeki Sirec kıyı kentinde dün gece Tahraviye iskelesi yakınlarında bir patlama sesi duyulduğunu belirtti. Olayla ilgili askeri bir kaynak, patlamanın bölgeye düşen mühimmat nedeniyle meydana geldiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre patlamanın ardından Sirec Limanı normal faaliyetine devam etti ve tesislerde herhangi bir hasar meydana gelmedi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran güçlerinin ticari taşımacılığına yönelik “haksız saldırılarının” ateşkesi açık şekilde ihlal ettiğini belirterek, ABD ordusunun gerçekleştirdiği saldırıların, Hürmüz Boğazı’ndan geçen bir ticari gemiye yönelik önceki saldırıya güçlü bir yanıt olduğunu ifade etti.

Söz konusu gelişmeler, 17 Haziran’da Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakatın ardından ABD’nin ilk kez askeri yanıt verdiği olay olarak kayda geçti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’ın herhangi bir saldırısına “şiddetle” karşılık verileceğini belirtti. Vance, X platformunda yaptığı açıklamada, “İran bir ateşkes anlaşması imzaladı ve biz buna bağlı kaldık. Uygulamayla ilgili sorunları varsa bunu telefonla çözebilirler. Şiddet, ancak daha fazla şiddet doğurur” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ı Hürmüz Boğazı’ndaki bir gemiye saldırmakla suçlayarak, bunu ateşkes anlaşmasının “açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın boğazdan geçen gemilere en az dört insansız hava aracı (İHA) gönderdiğini, bunlardan birinin bir gemiye isabet ederek hasar verdiğini, ancak geminin yoluna devam ettiğini ifade etti. ABD güçlerinin ise üç İHA’yı düşürdüğünü belirtti.

İran ise Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği üzerindeki “haklarını” savunmayı sürdürdü. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi X platformunda yaptığı açıklamada, “Belirsiz düzenlemeler, alternatif rotalar veya İran’ın boğaz kıyı devleti olarak rolünü dikkate almayan kararlar altında güvenli geçiş garanti edilemez” dedi.

Yaşanan gelişmelerin ardından Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğinin hafta sonuna doğru hafta başına kıyasla azaldığı, gemi takip verilerine yansıdı.