İran, Vance'e güveniyor ama karar başkasının elinde

İslamabad görüşmelerinin özeti şu: “İranlılar Vance'e güveniyor, ancak Kushner veya Wittkof'a güvenmiyorlar.”

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran, Vance'e güveniyor ama karar başkasının elinde

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)

Kemal Allam

J.D. Vance'in kendi ifadesiyle 21 yorucu saatten sonra, ABD Başkan Yardımcısı, görüşmelere ev sahipliği yaptığı için Pakistan'a teşekkür ettikten sonra nihayetinde “İran taleplerimizi kabul etmeye hazır değildi” açıklamasını yaptı. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana en önemli barış görüşmeleri olabilecek görüşmelerin perdesi bu sözlerle kapanmış olabilir. 1979 İran Devrimi'nden bu yana hiçbir ABD Başkan Yardımcısı İranlı yetkililerle görüşmedi. Bu, tek başına bu turun en önemli başarısı olabilir. Bir diğer başarı ise uzun süredir diplomatların ve düzenli müzakerecilerin tekelinde olan geleneksel kanallardan uzakta İslam Devrim Muhafızları Ordusu liderlerinin ağırlıklı olduğu bir İran heyetiyle doğrudan temas kurulmasıydı.

İran heyetinde, aralarında İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile aynı siyasi kuşaktan olan İslamabad'daki İran Büyükelçisi de dahil olmak üzere, en az altı üst düzey İran Devrim Muhafızları temsilcisi bulunuyordu. Amerikan heyetinde ise birçok kişinin Trump yönetimi içindeki en önde gelen uzman ve müzakereci olarak gördüğü Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Andy Baker yer alıyordu.

Ancak, Jared Kushner ve Steve Wittkof'un varlığı, İran'ın onlara duyduğu güvensizlik ve Tahran'da İsrail çıkarlarını Amerikan çıkarlarından daha çok temsil ettiklerine dair yaygın kanaat göz önüne alındığında, bu görüşmelerin sonucunu baştan belirlemişti.

Pakistanlı güvenlik yetkilileri, İranlıların Vance ile iyi bir ilişki kurmayı başardıklarını, ancak Wittkof ve Kushner'in varlığında onun manevra alanının sınırlı olduğunun farkında olduklarını söylüyorlar. Vance'in kendisi, son 24 saat içinde Trump ile belki de 12 kereden fazla görüştüğünü açıkladı; İranlılar ise Binyamin Netanyahu ile de görüştüğünü söyleyecek kadar ileri gittiler.

Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Eğer Vance gerçekten bu görüşmelerin başarılı olmasını istiyorsa, Washington'da ve daha da önemlisi Tel Aviv'de gerçekten anlaşma isteyen biri var mı?

İsrail faktörü

Bu görüşmeler başlamadan önce bile, İran medyası Joe Kent ve Marco Rubio'nun ABD'nin savaşa girmesinin nedeninin İsrail'in zaten savaşı başlatacak olması olduğunu yineleyen açıklamalarını yayınlamaya devam etti. İran’ın yanı sıra MAGA (ABD'yi Yeniden Harika Yap) kampının önde gelen isimleri veya yakın zamana kadar bu kampın parçası olanlar da aynı düşünceyi dillendiriyorlar. Bunlar arasında Trump'a yakın isimler olan Tucker Carlson, Megyn Kelly ve Sean Ryan da vardı.

Pakistan Ordusu Komutanı Asım Münir'in, İran heyeti İslamabad'a vardığında kendisini askeri üniformasıyla, J.D. Vance’ı ise takım elbiseyle karşılaması tesadüf değildi

Bu, İranlılara müzakerelerin başlangıcında hazır bir materyal sunarak: “Biliyoruz ki bu sizin savaşınız değil, İsrail'in savaşı” demelerini sağladı. İranlılar gerçekten de müzakerelere bu önermeyle başladılar ve Lübnan'ın ateşkesin bir parçası olduğunu da ilave ettiler. Pakistan, görüşmeler başlamadan önce Lübnan'ın anlaşmaya dahil olduğunu doğrulamıştı. Kaldı ki Beyrut da İslamabad'dan bu konuda önceden açıklama istemişti.

Bu arada, Pakistan Savunma Bakanı’nın daha sonra silinen ve İsrail'in ortadan kaldırılmasını savunan bir paylaşımı, görüşmelerin başlamasından iki gün önce İslamabad ve Tel Aviv arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirdi. Bu paylaşım, İsrail'in Pakistan'ın tarafsız arabulucu olarak hareket etme yeteneğini sorgulamasına yol açtı.

Tüm bunların ortasında temel bir soru öne çıktı: İsrail Lübnan'da askeri güç kullanarak kendi diplomasisini yürütürken, Amerikalılar hangi anlaşmaları tartışıyorlardı?

 fd df
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf İslamabad'da, 11 Nisan 2026 (Reuters)

İranlıların Amerikalılardan ne istediği ve Amerikalıların İranlılardan ne istediği uzun zamandır biliniyor. On beş yıldan fazla bir süredir İran meselesi üç ana nokta etrafında dönüyor: İran'ın nükleer emelleri, ABD yaptırımları ve Ortadoğu'daki İran destekli gruplar ağı.

Bu noktalar değişmedi. Değişen şey, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu kez İsrail'i savunmak için savaşa girmesidir. Bu artık sadece Trump'ın muhaliflerinin tekrarladığı bir çıkarım değil; Obama ve Biden yönetimlerindeki eski yetkililer de son günlerde bunu açıkça dile getirdiler. John Kerry ve Ben Rhodes, İsrail'in yıllarca her ABD başkanına İran'a saldırması için baskı yapmaya çalıştığını ve Trump'ın bu baskıya boyun eğen ilk başkan olduğunu belirttiler.

Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ajandası

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in, İran heyeti İslamabad'a vardığında kendisini askeri üniformasıyla karşılaması, J.D. Vance’ı ise resmi bir takım elbiseyle karşılaması tesadüf değildi. Bu arada, 1970'lerden bu yana en büyük Pakistan hava kuvvetleri birliği Suudi Arabistan'a geldi. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ayrıca Pakistan ile ortak savunma anlaşmasının yürürlüğe girdiğini duyurdu. Bu göz ardı edilemeyecek bir nokta. İslamabad açısından, İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları derhal durmalıydı. Bu sahnenin önemi, Suudi Arabistan Maliye Bakanı'nın Amerikan ve İran heyetleriyle aynı anda İslamabad'a gelmesiyle daha da arttı; bu tesadüf değildi, zira kendisi Pakistan'ın zor durumdaki ekonomisi için önemli bir destek paketi açıkladı.

İranlılar, on yıllarca süren güvensizliği ortadan kaldırmak için tek bir günün yetersiz olduğunu ima ederek, ikinci bir görüşme turu için kapıyı hafifçe aralık bıraktılar

İran heyetinde İslam Devrim Muhafızları üyelerinin bulunması, Tahran'ın Pakistan'ın rolünü dikkate almasını sağlamayı amaçlıyordu. Suudi Arabistan, ABD'nin kendilerine danışmadan İran'a saldırmasından dolayı gözle görülür bir hayal kırıklığı yaşadı. Daha sonra İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Riyad'ın Tahran ile kurduğu güveni yerle bir etti ve Pakistan'ı başlangıç ​​noktasına geri döndürdü.

İslamabad'ın görüşüne göre bu görüşmelerin en önemli sonucu buydu. İran ve ABD'yi aynı zeminde bir araya getirmek çarpıcı bir siyasi imaj yarattı, ancak somut sonuç için gerçekçi bir ufuk açmadı. Bununla birlikte, Pakistan, İran ve diğer ülkeler, en azından, bu çatışmayı başlatanın ABD değil, İsrail olduğu konusunda hemfikir. Buna rağmen bir sonuca varılması gerekiyordu ve J.D. Vance, Amerikan siyasi hayatındaki İsrail etkisini giderek daha fazla eleştirmeye başlayan “Önce ABD” hareketi içindeki artan popülaritesi göz önüne alındığında, müzakere için ideal kişiydi.

Anlaşma mümkün müydü? Peki, ya ikinci tur mümkün mü?

İranlıların, Türkiye gibi üçüncü bir ülkeye uranyum transfer etme konusunda olası bir isteklilik gösterdikleri söyleniyor. Bu fikir, Umman Dışişleri Bakanı'nın da doğruladığı üzere, bu çatışma başlamadan önce Umman'da müzakere edildi. İranlılar ayrıca, Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana yapmak zorunda kaldıklarını söyledikleri gibi, müttefik örgütlere verdikleri desteği sınırlama konusunda da istekli olduklarını belirttiler. Ancak füze kabiliyetlerini müzakere etmeyi reddediyorlar.

c cd
Pakistan'ın İslamabad şehrinde İran ve ABD arasındaki görüşmeler sırasında medya merkezinin yakınındaki bir tabela, 11 Nisan 2026 (Reuters)

Aynı şekilde, ABD'nin Tahran'a uyguladığı tüm birincil ve ikincil yaptırımları kaldırması halinde Hürmüz vergisinin kaldırılması konusunda da bir uzlaşıya varılmış görünüyor. İranlılar, on yıllarca süren güvensizliği ortadan kaldırmak için bir günün yeterli olmadığını ima ederek, ikinci bir görüşme turu için kapıyı hafifçe aralık bıraktılar.

Trump daha sonra Truth Social platformunda iki tarafın birçok konuda anlaşmaya vardığını kabul etti. Ancak, İran'ın Amerikan taleplerinin yüzde 95’ini yerine getirmesini kabul etmeyeceğini, operasyonların yeniden başlamasını önlemek için talepleri yüzde 100 yerine getirmesi gerektiğini de belirtti. Pakistanlılara gelince, İran ve Amerikan heyetlerinin ayrılmasından bu yana her iki tarafla da düzenli olarak temas halinde olduklarını doğruladılar.

J.D. Vance: Geleceğe yönelik bir bahis mi?

Dikkat çekici bir şekilde, Vance savaşın başlamasından bu yana geçen bir ay boyunca sessizliğini korudu. İran ile savaşa her zaman karşı çıktığı ve genel olarak dış maceralara ilişkin çekincelerini dile getirdiği yaygın olarak belgelenmişti. Ayrıca, Gazze'deki savaşı ve Batı Şeria'daki yerleşim politikaları nedeniyle İsrail'i açıkça eleştirmişti. Vance, Trump'a sadık kalsa ve şimdiye kadar onu açıkça eleştirmekten kaçınsa da yaklaşımında Wittkof ve Kushner'den oldukça farklı görünüyor. Birçok kişi de bu iki adamı Ukrayna ve Gazze'deki başarısızlıkların kısmen sorumlusu olarak görüyor.

Vance, İslamabad'da bir anlaşmaya varmak istemiş olabilir, ancak Trump, Rubio, Kushner ve Wittkof tarafından elleri bağlanmıştı; bunların hepsi İsrail yanlısı yaklaşıma daha yakın isimler

İslamabad görüşmelerinin açıkça ortaya koyduğu bir gerçek var, o da Amerikan ve İran ajandaları arasındaki uçurumun çok büyük olduğu. Ancak bu şaşırtıcı değil, çünkü yirmi yılı aşkın süredir bilinen bir gerçek. Yeni olan husus, 1979'dan beri ilk kez buzların kırılması ve J.D. Vance'in İran ile gerçekten el sıkışan kişi haline gelmesidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu kendi başına, Vance'in 2028'de başkanlık için aday olmaya karar vermesi durumunda, potansiyel bir Trump sonrası anlaşmanın yolunu açabilecek bir başarıdır.

Trump zaten Hürmüz Boğazı'nı abluka altına aldığını ilan etmişti ve bu da “bir abluka diğerini nasıl abluka altına alabilir?” diye internette alay konusu olmuştu. İç politikada, Vance'in rakiplerinden bazıları, Trump'ı onu İslamabad'a gönderdiği için övdüler. Ancak Vance’i göndermesinin nedeni, başarıya giden yolu açmak değil, beklenen başarısızlığın sorumlusu olarak onu vitrine yerleştirmek ve aynı zamanda Tucker Carlson, Joe Rogan, Marjorie Greene, Joe Kent ve Steve Bannon gibi muhafazakar dostlarını da kenara itmekti. Bu konu, özellikle Kongre'deki dinamiklerin değiştiği ve İsrail'in Amerikan karar alma süreçlerine etkisine yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde, Amerikan iç politikası kadar dış ilişkilerle de bağlantılı.

dcdv
Fotoğraf: ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran konusunda görüşmeler yapmak üzere 11 Nisan 2026'da Pakistan'ın başkenti İslamabad'a geldi (Reuters)

Vance'in, Dışişleri Bakanı Zarif veya merhum Ali Laricani gibi geleneksel diplomatlar yerine, İslam Devrim Muhafızları üyelerinin ağırlıklı olduğu bir heyet aracılığıyla İranlılarla görüşmesi bile, yarım asırlık İran-Amerikan gerilimleri tarihinde yeni bir sayfa açıyor. Daha da önemlisi, İran Devrim Muhafızları’nın kendisi de Vance ile görüşmek istiyor. Ancak şu soru akıllarda olmayı sürdürüyor; Trump yönetimi içindeki İsrail yanlısı duruşa karşı bilinen muhalefeti göz önüne alındığında, Vance'ın gerçekte ne kadar etkisi var?

Vance, İslamabad'da bir anlaşmaya varmak istemiş olabilir, ancak Trump, Rubio, Kushner ve Wittkof tarafından elleri bağlanmıştı; bunların hepsi İsrail yanlısı yaklaşıma daha yakın isimler. Trump'ın Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alındığını ilan ettiği an, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de İran ile yeni bir savaşa hazırlık olarak yüksek alarm durumuna geçildiğini deklare ediyordu.

Bu arada Pakistan, tüm taraflarla görüşmeye devam ediyor. Ne var ki Trump, sonuçta geleneksel diplomasi kalıplarına uymuyor ve bu nedenle her şey mümkün, her türlü sürpriz olası.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
TT

YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)

YouTube, canlı yayınlarda sohbet etkileşimi arttığı zaman bütün izleyiciler için reklamları durduracağını açıkladı.

Google'a ait video platformunda reklamlardan tamamen kaçınmanın yolu ücretli abonelikten geçiyor. Ayrıca bazı kullanıcılar reklam engelleyici eklentilerle de kesintisiz video izleme deneyimi yaşamaya çalışıyor.

YouTube, 13 Nisan Pazartesi günü yayımladığı blog yazısında canlı yayınlarda reklam gösterimine getireceği istisnaları paylaştı.

Blog yazısında "Tüm sohbetin enerjiyle dolup taştığı anlar var. Bu kolektif enerjiyi korumak için sistemimiz artık Canlı Sohbet etkileşiminin en yüksek olduğu anları algılayarak reklamları herkes için otomatik olarak engelliyor" ifadelerine yer verildi.

Bu sayede içerik üreticilerinin, reklam kesintisi olmadan yayındaki ivmeyi koruması amaçlanıyor.

Bunun yanı sıra Süper Chat, Süper Etiketler ve hediyeler gibi yollarla yayıncıya destek olan izleyiciler, satın alma işleminden hemen sonra kendilerine özel reklamsız bir pencereyle ödüllendirilecek.

Süper Chat ve Süper Etiketler, kullanıcıların sohbetteki mesajlarının öne çıkması için satın aldığı özellikler.

Şirket artık daha fazla ülkedeki içerik üreticisinin canlı yayınlarda hediye alabileceğini belirtirken, listeye Kanada, Güney Kore, Endonezya, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda eklendi. Bu uygulama Türkiye'de henüz mevcut değil.

Canlı yayınları öne çıkarmayı amaçladığı anlaşılan YouTube'un bir diğer yeniliği de içerik üreticilerinin, artık aynı anda hem dikey hem de yatay formatlarda yayın yapma imkanı olması.

Platform, 2025'te ABD'deki canlı yayın izleme süresinin yüzde 30'undan fazlasının televizyonlardan geldiğini ve bu nedenle yayıncılara içeriklerini her türlü ekrana göre ayarlama imkanı vermek istediğini belirtiyor.

YouTube içerik üreticilerine daha fazla yaratıcı kontrol kazandıracak canlı yayın özelliklerini gelecek aylarda çıkarmayı planladığını ifade ediyor.

Independent Türkçe, TechCrunch, Gizmodo, YouTube


Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)

Birleşik Krallık (BK) ve Fransa önderliğinde Avrupa ülkeleri, savaş sonrası dönemde ABD olmadan Hürmüz Boğazı'nı açmak için plan yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, planda ABD, İsrail ve İran'ın yer almayacağını söylüyor.

Hürmüz'ün açılmasına yönelik plana BK'nin yanı sıra Almanya'nın da katılabileceğini ifade ediyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve BK Başbakanı Keir Starmer, savaş sonrası dönemde Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanmasına ilişkin planları Paris'te cuma günü düzenleyecekleri toplantıda görüşecek. Diğer ülkelerin de videokonferans yoluyla katılacağı etkinlik için Çin ve Hindistan'a da davet gönderildiği fakat bu ülkelerin katılımının henüz kesinleşmediği aktarılıyor.

Kaynaklara göre Fransa yönetimi, Tahran'ın plana yanaşmamasına yol açacağı için ABD'nin sürece dahil edilmesini istemiyor. BK yönetimiyse Washington'ın planda yer almamasının operasyonun kapsamını sınırlandırabileceğini savunuyor.

Avrupa'nın üzerinde çalıştığı planın üç genel hedefi var. Birincisi, halihazırda Hürmüz'de mahsur kalmış yüzlerce geminin bölgeden ayrılmasını sağlamak için gerekli lojistik altyapıyı oluşturmak. Ardından gemilerin boğazın daha geniş bir bölümünü kullanabilmesi için mayın temizleme çalışması yürütülmesi öngörülüyor. Devrim Muhafızları, ABD-İsrail saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Hürmüz'ün bazı bölgelerine mayın döşemişti.

Analistlere göre Avrupa, mayın temizleme operasyonları için ABD'den çok daha fazla kaynağa sahip. ABD mayın temizleme filosunu büyük ölçüde hizmet dışı bırakmışken, Avrupa güçlerinin 150'den fazla gemisi var.

Planın nihai amacıysa nakliye şirketlerine Hürmüz'den geçmenin güvenli olduğuna dair teminat vermek. Bunun için fırkateyn ve muhripler aracılığıyla düzenli askeri eskort ve gözetim sağlanması öngörülüyor.

Washington ve Tahran heyetleri arasında 11-12 Nisan'da yapılan görüşmelerde sonuç elde edilememesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması talimatını vermişti.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin iki güne tekrar başlayabileceğini öne sürerken, Beyaz Saray ablukayı daha da sıkılaştırıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukayla İran'ın ekonomik faaliyetlerinin yüzde 90'ının durdurulduğunu savundu.

Trump, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesine NATO ve Körfez ülkelerinin de destek vereceğini iddia etmişti.

Ancak başta BK ve Fransa olmak üzere NATO müttefikleri, ablukaya destek vererek çatışmalara dahil olmayacaklarını bildirmişti.

Starmer, "Ablukayı desteklemiyoruz" derken, Macron Hürmüz'deki durumun normale dönmesini sağlamak amacıyla "çok uluslu bir misyon" kurulacağını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, DW


Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
TT

Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka, Çin'le gerginliği düşürme stratejisinde sorun yaratabilir.

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda pazartesi günü uygulamaya başladığı abluka, savaş öncesi dönemde İran petrolünün yüzde 80'inden fazlasını satın alan Çin'le ilişkilerde gerginliğe yol açabilir.

Donald Trump, nisanda yapmayı planladığı Çin ziyaretini İran savaşı nedeniyle mayısa ertelemişti. New York Times'a (NYT) konuşan kaynaklar, Hürmüz Boğazı'ndaki abluka sürse bile Trump'ın Pekin'de Çin lideri Şi Cinping'le görüşmeyi tekrar ertelemeyeceğini savunuyor.

Diğer yandan Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan pazartesi günü yapılan açıklamada, Beyaz Saray'ın abluka kararı "sorumsuzca ve tehlikeli" diye nitelenmişti.

Şi de salı günkü İspanya ziyaretinde, Pekin ve Madrid yönetimlerinin "dünyanın orman kanunlarına geri dönmesini engellemek için birlikte çalışacağını" söyledi.

ABD'nin ablukasına rağmen yaptırımlara tabi Çin menşeli "Rich Starry" gemisinin boğazdan geçmesi de dikkat çekmişti.

NYT'ye göre Trump, Şi yönetimine karşı tavrını yumuşak tutmaya çalışırken, İran savaşı Pekin'le ilişkilerinde elini zora sokuyor.

Joe Biden döneminde görev yapmış ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell, şunları söylüyor:

Başkan Trump, en önemli iki hedefinin birbiriyle doğrudan çeliştiği bir durum yarattı. Bunlardan biri, Çin'inkiler de dahil Hürmüz Boğazı'ndan geçen tüm yük gemilerinin takibe alınması ve kontrol edilmesi. Diğeriyse Pekin'e yapacağı ziyaretin açıkça olumlu geçmesi yönündeki isteği.

Analize göre, yaklaşık bir ay sonra gerçekleşecek toplantı öncesinde ABD'nin ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyip Nicolas Maduro'yu kaçırması ve Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka gibi kritik konuların nasıl bir çerçevede tartışılacağı henüz belirlenmedi.

Ayrıca iki liderin görüşmesinde büyük ihtimalle Tayvan meselesi, Çin'in nükleer silah cephaneliği ve Pekin'İn Güney Çin Denizi'ndeki askeri faaliyetleri gibi başlıklar da gündeme gelecek.

Georgetown Üniversitesi'nden Rush Doshi de "İran'daki durum, ABD ve Çin arasındaki gerginliği azaltma ortamını bozabilir" diyor.

Diğer yandan ABD merkezli Pew Araştırma Merkezi'nin salı günü yayımladığı anket sonuçlarına göre 2023 itibarıyla Amerikalıların yalnızca yüzde 14'ü Çin'e olumlu bakıyordu.

Ancak bu oranın son çalışmada yüzde 27'ye çıktığı görülüyor. Özellikle Demokratlar ve gençler arasında Çin'e yönelik tutumun değiştiğine dikkat çekiliyor.

Amerikalıların yüzde 17'si, Şi'nin dünyadaki sorunlarla ilgili doğru adımlar atacağına güven duyduğunu belirtiyor. Bu oran da 2023'tekine kıyasla iki kat arttı.

Öte yandan, halkın Trump'ın Çin hakkında doğru politika kararları alacağına duyduğu inanç azalıyor. Trump'a duyulan güven oranı yüzde 39'a gerileyerek geçen yıla göre 6 puan düştü.

Independent Türkçe, CNN, New York Times, Global Times, BBC