İran-ABD geriliminde Çin'in rolünün sınırları

Pekin'in rolünün yeniden değerlendirilmesi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in güneyindeki Makao bölgesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı bir birliği teftiş ederken, 20 Aralık 2024 (Xinhua)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in güneyindeki Makao bölgesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı bir birliği teftiş ederken, 20 Aralık 2024 (Xinhua)
TT

İran-ABD geriliminde Çin'in rolünün sınırları

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in güneyindeki Makao bölgesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı bir birliği teftiş ederken, 20 Aralık 2024 (Xinhua)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in güneyindeki Makao bölgesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı bir birliği teftiş ederken, 20 Aralık 2024 (Xinhua)

Xiaotong Yang

Kırk günlük ABD/İsrail-İran savaşının ardından İran ve ABD, iki haftalık bir ateşkes üzerinde anlaşmaya vardı. Ancak taraflar arasında halen var olan derin uçurum, bu ateşkesi kırılganlaştırıyor. Bu da esaslı uzlaşmadan çok, nefes almayı sağlayan bir ateşkes niteliğinde ve taraflara savaş yeniden başlamadan önce sadece kısa bir mola verme fırsatı sunuyor.

Pakistan’ın ev sahipliği yaptığı yirmi bir saatlik müzakere turu, anlaşmaya varılamadan sona erdi. Bu sonuç kimseyi şaşırtmadı. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington’ın ‘son ve en iyi teklifini’ sunduğunu belirterek İslamabad’dan ayrılırken, müzakere süreci Pakistan'a göz ardı edilemeyecek bir diplomatik kazanç sağladı.

Öte yandan hem ABD Başkanı Donald Trump hem de Pakistan tarafından Çin'e atfedilen payın abartılı olduğu görülüyor. Çin'in rolü, Tahran'ı ateşkesi kabul etmeye ikna eden belirleyici bir teması olduğu yönündeki söylemlerle açıkça köpürtülüyor. Pekin’in bölgedeki istikrarı memnuniyetle karşıladığı doğru olsa da bunu somut taahhütlere dönüştürmeye gerçek bir istek göstermiyor.

İran’ın Pekin Büyükelçisi Abdulrıza Rahmani Fazli, defalarca kez barışı korumak için Pekin, Moskova, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve bölgesel güçlerin öncülüğünde ortak bir adım atılması çağrısında bulundu. Ancak Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, her seferinde doğrudan yanıt vermekten kaçındı.

Trump, Çin'e İran'ı silahlandırması halinde ciddi sonuçlarla karşılaşacağı uyarısında bulunarak, Çin mallarına yüzde 50 gümrük vergisi uygulamakla tehdit etti. Ancak bu suçlamanın herhangi bir dayanağı yok. Pekin'in ülke sınırları dışındaki bir çatışmada taraf tutabileceği varsayımı, Çin-ABD rekabetinin doğasına ilişkin bir yanlış anlamayı da ortaya koyuyor. Ayrıca, Trump yönetimi içinde Çin konusunda uzmanlaşmış personelin azlığı ve bu personelin kalitesindeki düşüş de açıkça ortada.

İran'ın savunma sisteminin belkemiğini insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerin oluşturmasına ve Çin'in bu iki alanda belirgin bir teknolojik üstünlüğe sahip olmasına rağmen, Pekin bu alanlarla ilgili herhangi bir teknolojiyi Tahran'a aktarmaktan kaçındı. İran'ın kozları eriyip Tahran'ın manevra alanı daraldıkça, İran komşu Arap ülkelerindeki sivil altyapıyı sistematik olarak hedef almaya başladı; bu, küresel enerji arzını kesintiye uğratarak uluslararası toplumu savaşı durdurmak için müdahale etmeye zorlamaya yönelik bir bahis gibi görünüyor.

Bu gidişat, Pekin'i son derece zor bir duruma sokuyor. Çünkü bu saldırılar, Çin'in, İran ile çevredeki Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri yeniden inşa etmek amacıyla yıllardır sürdürdüğü sabırlı diplomatik çabaları boşa çıkarıyor. Bu durum, söz konusu ülkelerde ağırlığı enerji sektöründe olan Çin'in köklü ekonomik çıkarlarını da zedeliyor.

Bu gidişat Pekin'i son derece zor bir duruma sokuyor. Zira bu saldırılar, Çin'in yıllardır İran ile Arap dünyası arasındaki ilişkileri yeniden inşa etmek amacıyla sürdürdüğü sabırlı diplomatik çabalarını boşa çıkarırken, söz konusu ülkelerde ağırlıklı olarak enerji sektöründe yoğunlaşan Çin'in köklü ekonomik çıkarlarını da zedeliyor.

Dünyanın en büyük petrol ve gaz ithalatçısı olan Çin’in, bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasında doğrudan menfaati bulunuyor. Daha da önemlisi, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri Çin için İran’dan çok daha büyük önem taşıyor. Örneğin, Çin ile KİK ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 257 milyar dolar iken, İran ile olan ticaret hacmi sadece 13,37 milyar dolardır. Bu fark, ‘gölge filolar’ aracılığıyla taşınan ve ‘küçük Çin rafinerileri’ olarak bilinen kuruluşlar tarafından satın alınan İran petrolü de hesaba katıldığında bile oldukça büyük kalıyor. Dolayısıyla Çin İran'a sempati duysa da Tahran'ın gerçekleştirdiği saldırılara ortak olmaktan korktuğu için ona silah sağlamayacak.

Bunun yanı sıra Trump’ın Çin’e yapacağı beklenen ziyaretin hazırlıkları kapsamında ABD’nin müttefiki olan ve Çin’in kendi topraklarının ayrılıkçı bir parçası olarak gördüğü Tayvan’a yönelik milyarlarca dolarlık silah satışını erteleyerek, Pekin’e nihayet bir taviz verdi.

Çin'in İran'ı silahlandırmaya yönelik herhangi bir adımı, ABD'yi Tayvan'a yönelik stratejik belirsizlik politikasından vazgeçmeye ve Çin anakarasıyla çatışma çıkması halinde adayı savunma konusunda net bir taahhütte bulunmaya itebilir.

Çin, 1950'de Kore Savaşı'na müdahil olduktan sonra Tayvan'ı geri alma planından vazgeçmek zorunda kalmıştı. O dönemde ABD, Tayvan Boğazı'na bir uçak gemisi göndermiş ve Pekin'in birleşme hedefini gerçekleştirmesini engellemişti.

Bu tarihi emsal çerçevesinde Çin’in aynı senaryoyu tekrarlayıp temel çıkarlarını tehdit edebilecek bir dış savaşa girme riskini alması ihtimal dışında.

Çin’in aynı senaryoyu tekrarlayıp temel çıkarlarını tehdit edebilecek bir dış savaşa girme riskini alması ihtimal dışında.

Çin ile İran arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde yaşananlar, etrafta dolaşan söylemlerdeki kadar dramatik olmayabilir. Savaştan yorgun düşen İran’ın, nefesini toplayıp kayıplarını telafi edebileceği kısa bir ateşkese ihtiyacı vardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre dolayısıyla, Pekin’in onu nazikçe ikna etmesi, ateşkes kabul etmesi için yeterli olmuş olabilir.

Bu görüşü, Trump’ın geri adımlarıyla alay etmek için takılan lakabı ‘TACO’ (Trump Always Caves Out, yani Trump her zaman geri adım atar) ile uyumlu olarak, ‘Fars medeniyetini yok etme’ tehdidinin anlamsızlığını fark edip son anda geri adım atarak uçurumun kenarından uzaklaştığına dair söylentiler de destekliyor.

sdvds
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu Zirvesi kapsamında düzenlenen ikili görüşmenin ardından Gimhae Uluslararası Havalimanı'ndan ayrılırken konuşuyorlar (Reuters)

Bu anlatıma göre Trump, İran ve ABD ile olan yakın ilişkilerinden yararlanarak, itibarını koruyacak bir çıkış yolu bulmak için Pakistan'ı arabulucu olarak kullandı. Bu yorum, dikkat çekici bir olaya dayanıyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, iki haftalık ateşkesi sosyal medya aracılığıyla ilan ettiğinde, mesajına yanlışlıkla ‘Draft -Pakistan's PM message on X’ ifadesiyle başladı. Bu da metnin aslen ABD'den geldiğini ve perde arkasından olayı yöneten gizli elin Pekin değil, Washington olabileceğini düşündürdü.

Çin'in yakmadığı ve söndüremeyeceği bir yangın

Mevcut veriler çerçevesinde, Çin'in savaşı sona erdirmek için arabuluculuk yapmasının getirileri, maliyetinden daha büyük görünüyor. Çatışma, sınırların ötesine yayılma ve kontrolden çıkma tehdidi oluşturarak bölgedeki Çin'in ekonomik çıkarlarına zarar verebilir. Bununla birlikte Pekin, halen herhangi bir somut taahhütte bulunmaktan kaçınıyor.

Çin’in Pakistan ile ortaklaşa ortaya koyduğu Ortadoğu'da barış ve istikrarı yeniden tesis etmeye yönelik beş maddelik girişimden 26 telefon görüşmesine kadar, Çin'in hamleleri büyük ölçüde sembolik görünüyor.

Bu hamleler, bu düzeni kuran ve daha sonra birçok kişinin gözünde onu baltalamaya başlayan ABD'nin aksine öncelikle Pekin'in, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan kurallara dayalı uluslararası düzeni korumak istediğine dair bir sinyal gönderiyor. Bunun yanında Çin'i, kendi yakmadığı bir yangını söndürmek için tüm ağırlığını koymamakla suçlamak oldukça güç.

Müzakerelerin başarısız olması, İran ve ABD'nin barış vizyonları arasındaki uçurumu bir kez daha ortaya koydu. İsrail'in müzakereyi reddetmesi ve her an kırılgan ateşkesi bozma tehdidinde bulunması nedeniyle, Çin'in yapabilecekleri de son derece sınırlı kalıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
TT

YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)

YouTube, canlı yayınlarda sohbet etkileşimi arttığı zaman bütün izleyiciler için reklamları durduracağını açıkladı.

Google'a ait video platformunda reklamlardan tamamen kaçınmanın yolu ücretli abonelikten geçiyor. Ayrıca bazı kullanıcılar reklam engelleyici eklentilerle de kesintisiz video izleme deneyimi yaşamaya çalışıyor.

YouTube, 13 Nisan Pazartesi günü yayımladığı blog yazısında canlı yayınlarda reklam gösterimine getireceği istisnaları paylaştı.

Blog yazısında "Tüm sohbetin enerjiyle dolup taştığı anlar var. Bu kolektif enerjiyi korumak için sistemimiz artık Canlı Sohbet etkileşiminin en yüksek olduğu anları algılayarak reklamları herkes için otomatik olarak engelliyor" ifadelerine yer verildi.

Bu sayede içerik üreticilerinin, reklam kesintisi olmadan yayındaki ivmeyi koruması amaçlanıyor.

Bunun yanı sıra Süper Chat, Süper Etiketler ve hediyeler gibi yollarla yayıncıya destek olan izleyiciler, satın alma işleminden hemen sonra kendilerine özel reklamsız bir pencereyle ödüllendirilecek.

Süper Chat ve Süper Etiketler, kullanıcıların sohbetteki mesajlarının öne çıkması için satın aldığı özellikler.

Şirket artık daha fazla ülkedeki içerik üreticisinin canlı yayınlarda hediye alabileceğini belirtirken, listeye Kanada, Güney Kore, Endonezya, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda eklendi. Bu uygulama Türkiye'de henüz mevcut değil.

Canlı yayınları öne çıkarmayı amaçladığı anlaşılan YouTube'un bir diğer yeniliği de içerik üreticilerinin, artık aynı anda hem dikey hem de yatay formatlarda yayın yapma imkanı olması.

Platform, 2025'te ABD'deki canlı yayın izleme süresinin yüzde 30'undan fazlasının televizyonlardan geldiğini ve bu nedenle yayıncılara içeriklerini her türlü ekrana göre ayarlama imkanı vermek istediğini belirtiyor.

YouTube içerik üreticilerine daha fazla yaratıcı kontrol kazandıracak canlı yayın özelliklerini gelecek aylarda çıkarmayı planladığını ifade ediyor.

Independent Türkçe, TechCrunch, Gizmodo, YouTube


Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)

Birleşik Krallık (BK) ve Fransa önderliğinde Avrupa ülkeleri, savaş sonrası dönemde ABD olmadan Hürmüz Boğazı'nı açmak için plan yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, planda ABD, İsrail ve İran'ın yer almayacağını söylüyor.

Hürmüz'ün açılmasına yönelik plana BK'nin yanı sıra Almanya'nın da katılabileceğini ifade ediyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve BK Başbakanı Keir Starmer, savaş sonrası dönemde Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanmasına ilişkin planları Paris'te cuma günü düzenleyecekleri toplantıda görüşecek. Diğer ülkelerin de videokonferans yoluyla katılacağı etkinlik için Çin ve Hindistan'a da davet gönderildiği fakat bu ülkelerin katılımının henüz kesinleşmediği aktarılıyor.

Kaynaklara göre Fransa yönetimi, Tahran'ın plana yanaşmamasına yol açacağı için ABD'nin sürece dahil edilmesini istemiyor. BK yönetimiyse Washington'ın planda yer almamasının operasyonun kapsamını sınırlandırabileceğini savunuyor.

Avrupa'nın üzerinde çalıştığı planın üç genel hedefi var. Birincisi, halihazırda Hürmüz'de mahsur kalmış yüzlerce geminin bölgeden ayrılmasını sağlamak için gerekli lojistik altyapıyı oluşturmak. Ardından gemilerin boğazın daha geniş bir bölümünü kullanabilmesi için mayın temizleme çalışması yürütülmesi öngörülüyor. Devrim Muhafızları, ABD-İsrail saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Hürmüz'ün bazı bölgelerine mayın döşemişti.

Analistlere göre Avrupa, mayın temizleme operasyonları için ABD'den çok daha fazla kaynağa sahip. ABD mayın temizleme filosunu büyük ölçüde hizmet dışı bırakmışken, Avrupa güçlerinin 150'den fazla gemisi var.

Planın nihai amacıysa nakliye şirketlerine Hürmüz'den geçmenin güvenli olduğuna dair teminat vermek. Bunun için fırkateyn ve muhripler aracılığıyla düzenli askeri eskort ve gözetim sağlanması öngörülüyor.

Washington ve Tahran heyetleri arasında 11-12 Nisan'da yapılan görüşmelerde sonuç elde edilememesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması talimatını vermişti.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin iki güne tekrar başlayabileceğini öne sürerken, Beyaz Saray ablukayı daha da sıkılaştırıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukayla İran'ın ekonomik faaliyetlerinin yüzde 90'ının durdurulduğunu savundu.

Trump, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesine NATO ve Körfez ülkelerinin de destek vereceğini iddia etmişti.

Ancak başta BK ve Fransa olmak üzere NATO müttefikleri, ablukaya destek vererek çatışmalara dahil olmayacaklarını bildirmişti.

Starmer, "Ablukayı desteklemiyoruz" derken, Macron Hürmüz'deki durumun normale dönmesini sağlamak amacıyla "çok uluslu bir misyon" kurulacağını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, DW


Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
TT

Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka, Çin'le gerginliği düşürme stratejisinde sorun yaratabilir.

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda pazartesi günü uygulamaya başladığı abluka, savaş öncesi dönemde İran petrolünün yüzde 80'inden fazlasını satın alan Çin'le ilişkilerde gerginliğe yol açabilir.

Donald Trump, nisanda yapmayı planladığı Çin ziyaretini İran savaşı nedeniyle mayısa ertelemişti. New York Times'a (NYT) konuşan kaynaklar, Hürmüz Boğazı'ndaki abluka sürse bile Trump'ın Pekin'de Çin lideri Şi Cinping'le görüşmeyi tekrar ertelemeyeceğini savunuyor.

Diğer yandan Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan pazartesi günü yapılan açıklamada, Beyaz Saray'ın abluka kararı "sorumsuzca ve tehlikeli" diye nitelenmişti.

Şi de salı günkü İspanya ziyaretinde, Pekin ve Madrid yönetimlerinin "dünyanın orman kanunlarına geri dönmesini engellemek için birlikte çalışacağını" söyledi.

ABD'nin ablukasına rağmen yaptırımlara tabi Çin menşeli "Rich Starry" gemisinin boğazdan geçmesi de dikkat çekmişti.

NYT'ye göre Trump, Şi yönetimine karşı tavrını yumuşak tutmaya çalışırken, İran savaşı Pekin'le ilişkilerinde elini zora sokuyor.

Joe Biden döneminde görev yapmış ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell, şunları söylüyor:

Başkan Trump, en önemli iki hedefinin birbiriyle doğrudan çeliştiği bir durum yarattı. Bunlardan biri, Çin'inkiler de dahil Hürmüz Boğazı'ndan geçen tüm yük gemilerinin takibe alınması ve kontrol edilmesi. Diğeriyse Pekin'e yapacağı ziyaretin açıkça olumlu geçmesi yönündeki isteği.

Analize göre, yaklaşık bir ay sonra gerçekleşecek toplantı öncesinde ABD'nin ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyip Nicolas Maduro'yu kaçırması ve Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka gibi kritik konuların nasıl bir çerçevede tartışılacağı henüz belirlenmedi.

Ayrıca iki liderin görüşmesinde büyük ihtimalle Tayvan meselesi, Çin'in nükleer silah cephaneliği ve Pekin'İn Güney Çin Denizi'ndeki askeri faaliyetleri gibi başlıklar da gündeme gelecek.

Georgetown Üniversitesi'nden Rush Doshi de "İran'daki durum, ABD ve Çin arasındaki gerginliği azaltma ortamını bozabilir" diyor.

Diğer yandan ABD merkezli Pew Araştırma Merkezi'nin salı günü yayımladığı anket sonuçlarına göre 2023 itibarıyla Amerikalıların yalnızca yüzde 14'ü Çin'e olumlu bakıyordu.

Ancak bu oranın son çalışmada yüzde 27'ye çıktığı görülüyor. Özellikle Demokratlar ve gençler arasında Çin'e yönelik tutumun değiştiğine dikkat çekiliyor.

Amerikalıların yüzde 17'si, Şi'nin dünyadaki sorunlarla ilgili doğru adımlar atacağına güven duyduğunu belirtiyor. Bu oran da 2023'tekine kıyasla iki kat arttı.

Öte yandan, halkın Trump'ın Çin hakkında doğru politika kararları alacağına duyduğu inanç azalıyor. Trump'a duyulan güven oranı yüzde 39'a gerileyerek geçen yıla göre 6 puan düştü.

Independent Türkçe, CNN, New York Times, Global Times, BBC