İran’a yönelik savaşın kalıcı biçimde sona erdirilmesi, yalnızca ülkenin nükleer programı ve özellikle uranyum stokunun akıbetine ilişkin bir anlaşmayla mümkün görünüyor. Söz konusu stokun nerede bulunduğu ve zenginleştirme seviyesinin tam olarak ne olduğu ise belirsizliğini koruyor.
Bu çerçevede şu soru öne çıkıyor: Uranyum stokunun üçüncü bir ülkeye taşınması ve zararsız seviyelere düşürülecek şekilde zenginleştirilmesinin azaltılması mümkün mü?
İşte öne çıkan bazı temel noktalar:
Peki ya İran’ın uranyum stokları?
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son verileri, Haziran 2025’te başlayan ve 12 gün süren savaşın hemen öncesinde yayımlandı.
Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı ajansın müfettişlerine göre İran, o tarihte yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş 441 kilogram uranyuma sahipti. Bu seviye, nükleer silah üretimine imkân tanıyan yaklaşık yüzde 90’lık düzeye oldukça yakın kabul ediliyor. Raporda ayrıca, İran’ın yüzde 20 saflıkta zenginleştirilmiş 180 kilogram uranyum ve yüzde 5 seviyesinde zenginleştirilmiş 6 bin kilogramdan fazla uranyum stokladığı belirtildi. Yüzde 60 seviyesindeki stokun ise Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesisleri arasında dağıtıldığı ifade edildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
2025 Haziran’ında İsrail-ABD saldırılarının ardından ve bu yıl boyunca, UAEA’nın denetim faaliyetlerinin durması nedeniyle İran’ın uranyum stoklarının akıbeti belirsizliğini koruyor. Bu stokun hâlâ yeraltında mı saklandığı, Tahran’ın iddia ettiği gibi yerinde mi olduğu, yoksa bir kısmının taşınıp yok mu edildiği soruları gündemde.
Batılı bazı kaynaklar ise daha farklı bir soruya dikkat çekiyor: İran, 2025 savaşından önce gizli nükleer tesisler kurmayı başardı mı? Özellikle bazı denetçilerin savaş öncesinde belirli tesislere erişiminin engellendiği iddiaları bu şüpheleri güçlendiriyor.
Avrupalı diplomatik kaynaklar, bu belirsizliğin giderilmesi için UAEA’nın yeniden tam denetim faaliyetlerine başlaması gerektiğini savunuyor. Bu adımın, olası herhangi bir müzakere süreci için ‘ön koşul’ niteliği taşıdığı belirtiliyor. Aynı kaynaklara göre ABD ve İsrail istihbarat verileri, İran’ın elinde yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık bin 200 kilogram uranyum bulunduğuna işaret ediyor; bu rakam, savaş öncesi UAEA’nın bildirdiği 180 kilogram seviyesinden oldukça yüksek.
Fransa’daki IRSEM araştırmacılarından Eloise Faye AFP’ye yaptığı değerlendirmede, yüzde 20’nin üzerindeki zenginleştirilmiş uranyumun sivil kullanımının olmadığını hatırlattı. Faye, elektrik üretimi gibi sivil nükleer kullanımın yalnızca yüzde 4 ila 5 aralığındaki zenginleştirmeyle mümkün olduğunu belirtti.
Bu nedenle Avrupa, ABD ve İsrail uzun süredir İran’ın nükleer silah geliştirmeye çalıştığından şüpheleniyor. Tahran ise bu iddiaları reddederek, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen sivil amaçlı olduğunu savunmayı sürdürüyor.
Uranyum nakli seçeneği
ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada İranlıların, ‘nükleer toz’ olarak nitelendirdiği uranyum stokunu Washington’a teslim etmeyi kabul ettiğini söyledi. Trump, bu kapsamda ABD ile İran arasında ‘çok iyi bir anlaşma ihtimali’ bulunduğunu ifade etti. Olası bir anlaşma gerçekleşirse, İran’daki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun tamamının ya da bir kısmının ülke dışına çıkarılması seçenekler arasında yer alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
Bu ihtimale ilişkin değerlendirmede bulunan Faye, 2015 yılında yüksek zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmının Rusya’ya taşındığını hatırlattı. Bu uygulama, İran’ın nükleer programına çerçeve oluşturan ve daha sonra Trump tarafından 2018’de sert biçimde eleştirilerek terk edilen Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında gerçekleşmişti.
Faye, mevcut durumun çok daha karmaşık olduğunu vurgulayarak, ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin 2015’e kıyasla değiştiğini ve İran’ın mevcut uranyum stokunun çok daha büyük boyutlara ulaştığını belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Öte yandan Rusya, sürece katkı sunmaya hazır olduğunu açıkladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov geçen hafta yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’ın bu yönde bir öneri sunduğunu, söz konusu teklifin hâlâ geçerli olduğunu ancak henüz somut bir adım atılmadığını ifade etti.
Zenginleştirme oranını düşürme seçeneği
Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bir İranlı diplomatik kaynak yaptığı açıklamada, “Ülke içinde zenginleştirme oranını düşürmeyi önerdik” ifadesini kullandı, ancak bunun nasıl uygulanacağına dair ayrıntı vermedi.
Sürecin UAEA’nın denetimi altında mı, yoksa ABD’li uzmanların gözetiminde mi yürütüleceği ise belirsizliğini koruyor. Paris yönetimi, bu sürecin UAEA gözetiminde yapılmasının ajansın denetim faaliyetlerini yeniden canlandıracağı ve tüm sürece şeffaflık kazandıracağı görüşünde.
Uzmanlara göre, uranyum zenginleştirme oranının yüzde 5’in altına indirilmesi, askeri amaçlarla kullanılma riskini büyük ölçüde ortadan kaldırabilir.
Ancak Faye, bu konuda taraflar arasında yöntem ve hedeflenen düşüş oranına ilişkin bir uzlaşma bulunmadığını belirterek, “Her şey, ABD’nin İran’ın kendi topraklarında zenginleştirme yapmasına izin verip vermeyeceğine bağlı” değerlendirmesinde bulundu.
‘Kırmızı çizgileri’ aşmak
Ayrıca Washington ile Tahran’ın çizdiği ‘kırmızı çizgilerin’ aşılması gerektiği belirtiliyor. ABD, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden tamamen vazgeçmesini talep ederken, İran bu talebi kesin bir şekilde reddediyor.
Avrupalıların görüşüne göre ABD ve İran arasında hangi seçenek üzerinde uzlaşma sağlanırsa sağlansın, bu yalnızca uzun ve zorlu müzakereler için bir başlangıç noktası olabilir. Amaç, İran’ın nükleer programına sıkı ve uzun vadeli sınırlamalar getirecek bir mekanizma oluşturmak olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, İran programı ciddi darbeler almış olsa da, ülkedeki nükleer bilgi birikiminin tamamen ortadan kalkmadığı görüşünde birleşiyor.
Bu çerçevede Faye, İran’ın nükleer programdan tamamen vazgeçmeye zorlanmasının, sahip olduğu bilgi birikimi ve altyapı nedeniyle ‘imkânsız’ olduğunu belirtti. Ancak programın izlenebileceğini ve belirli bir sınır çerçevesine alınabileceğini ifade etti. Faye, bunun 2015 yılında imzalanan ve yaklaşık iki yıl süren yoğun müzakereler sonucunda ortaya çıkan nükleer anlaşmanın da temel hedefi olduğunu hatırlattı.
Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).
Eğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma (AFP)