Independent Urdu
ABD ile İran arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda 11 Nisan'da yapılan ilk müzakere turunda bir anlaşmaya varılamamasının ardından, ABD’nin İslamabad'da yeni bir müzakere turu düzenlemeye hazır olduğunu açıklamasıyla Ortadoğu'da kalıcı bir barışın sağlanmasına dair umutlar yeniden canlandı. Pakistan, taraflar arasında bir uzlaşmaya varılmasını kolaylaştırma konusunda onun yeteneğine ve samimiyetine güvenlerini ifade eden tarafları yeniden müzakere masasına oturtmak için diplomatik çabalarını sürdürüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, müzakerelerin ilk turunda çoğu konuda anlaşmaya varıldığını ve nihai bir barış anlaşması imzalamaya çok yakın olduklarını açıkladı. ABD tarafı ise ekibinin kalan anlaşmazlıkları çözmek için İranlı meslektaşlarıyla birlikte çalıştığını vurguladı. Şimdi tüm dünyanın gözü, İslamabad'da taraflar arasında gerçekleşmesi muhtemel toplantıya çevrilmiş durumda. İran ile ABD arasında barışçıl bir uzlaşmaya varılması, sadece bölge için değil, tüm dünya için son derece önemli olacak. Bilindiği gibi 40 gün süren savaş, enerji tedarikini aksatmış ve dünya ekonomisini çöküşün eşiğine getirmişti.
İslamabad'ın ilişkileri
Geçtiğimiz hafta, ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde ülkeyi bombalayarak ‘taş devrine geri döndüreceği’ şeklinde tehdit ettiğinde Pakistan'ın rolü ön plana çıktı.
Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve gaz tedarikinde daha fazla aksaklığa yol açacak ve dünya ekonomisini durgunluğa, hatta belki de ciddi bir ekonomik krize sürükleyecek topyekûn bir savaşın patlak vermesinden duyulan endişelerle dünya nefesini tuttu. Ancak ABD Başkanı, Pakistan Başbakanı'nın ateşkesi uzatma ve İslamabad'da İran ile doğrudan görüşmeler yapma talebini kabul edince herkes rahat bir nefes aldı.

Tahran ile Washington arasında bir anlaşmaya varılamamış olsa da her iki tarafın üst düzey heyetlerinin Pakistan'ın başkentine gelmesiyle sonuçlanan Pakistan'ın diplomatik çabaları, İslamabad'ı barışın koruyucusu, uluslararası toplumda etkili bir aktör ve dünyayı uzun süren çatışmaların felaketlerinden kurtarmaya çalışan yapıcı bir unsur olarak öne çıkardı.
İslamabad’ın Trump yönetimi ile olan iyi ilişkileri, Riyad ile kurduğu sıkı bağlar, İran liderliğinin kendisine duyduğu güven ve Pekin ile olan dostane ilişkiler, bu rolün üstlenilmesinde etkili oldu. Bu karmaşık ilişkiler ağı, İslamabad’ın çatışan tarafları müzakere masasına oturtmak için çeşitli yöntemler kullanmasını sağladı.
Şarku'l Avsat'ın Independnet Urdu'dan aktardığı habere göre İslamabad, krizi iyi yönetmesi, Mısır ve Türkiye gibi müttefikleriyle iyi ilişkiler kurması ve Suudi Arabistan ile ortak savunma anlaşmasını sürdürürken İran’ın güvenini kazanması sayesinde, Ortadoğu’da kilit bir aktör haline geldi.
ABD’deki 11 Eylül olaylarından bu yana, Körfez'de Pakistan hakkında hakim olan algı, ülkenin mali yardım peşinde olduğu ve iç siyasi çatışmalarını çözmek için bölgedeki dostlarına güvendiği yönündeydi. Ancak son gelişmeler, dünyanın ve özellikle Körfez ülkelerinin Pakistan’a bakışını değiştirdi.
Olası zorluklar
Savaşın ardından Ortadoğu’da kurulacak yeni bölgesel düzenin, Pakistan’a daha geniş bir siyasi, güvenlik ve ekonomik alan sunabilir. Körfez’deki ABD güvenlik sistemlerinin büyük zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle, diğer Körfez ülkeleri de Pakistan ile savunma anlaşmaları yapmayı öngörüyor. Uzmanlar, Pakistan güvenlik güçlerinin dost ülkelerin ordularını eğiteceğini, onlara danışmanlık yapacağını ve operasyonel güvenlik hazırlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olacağını tahmin ediyor.
Öte yandan, Pakistan'ın bölgesel ve yerel zorlukları ortadan kalkmadı; düşmanlıkların yeniden alevlenmesi ve çatışmanın daha tehlikeli bir aşamaya girmesi halinde, bunun Pakistan'ın ekonomisi, güvenliği ve toplumsal dokusu üzerinde yıkıcı etkileri olacağına ve barış ve istikrar için diğer dost ülkelerle iş birliği içinde aktif bir diplomatik rol üstlenmeye devam etmek zorunda kalacağına şüphe yok.
Bununla birlikte diplomatik adımların iç istikrarla birleştirilmesi zorunluluğu, Pakistan’ın savaşın sona erdirilmesinde oynadığı önemli rolün bir başka yönü. Çünkü Pakistan’ın sahip olduğu jeopolitik etkinin, politikaların sürekliliği, kurumlar arası uzlaşma ve ekonomideki disiplin eşlik etmezse geçici kalacağından endişe ediliyor. Bir diğer önemli husus da ulusal uyumu korumaktır; zira iç bölünme, dış nüfuzu zayıflatır ve stratejik vizyonu bulanıklaştırır. Pakistan’ın diplomatik alanını sürdürülebilir bir avantaja dönüştürme yeteneği, öngörülebilirlik, makroekonomik istikrar ve kurumsal güce dayalı olarak iç yönetişimini dış hedefleriyle uyumlu hale getirmesine bağlı. İslamabad, küresel diplomatik öneminden yararlanmak istiyorsa, diplomatik sermaye biriktikçe bunu istikrarlı bir siyasi çerçeve ve uzun vadeli ekonomik disiplin yoluyla kurumsallaştırmalı.
Yeni bir bölgesel ittifak mı kuruluyor?
Günlük gelişmelerin ötesine bakıldığında, bazı işaretler Körfez ve genel olarak Ortadoğu’da yeni bir bölgesel ittifakın oluşma olasılığını gösteriyor. Bu değişen ortamda Pakistan, bölgesel istikrara katkıda bulunabilecek ve ekonomik bağları güçlendirebilecek güvenilir ve dengeli bir ortak konumunda. Pakistan, İran, Suudi Arabistan ve Türkiye’yi kapsayan daha bütüncül bir çerçevenin oluşturulması karmaşık olsa da bu yönde atılacak küçük adımlar enerji iş birliği, ticari ilişkiler ve bölgesel istikrar alanlarında uzun vadeli faydalar sağlar.
Dolayısıyla İslamabad görüşmeleri, münferit bir diplomatik olay değil, İslamabad’ın yerel, bölgesel ve küresel düzeydeki gelecek haritasını belirleyecek karmaşık ve uzun soluklu sistematik bir sürecin başlangıcı.
Pakistan şu anda kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Buna göre ya kriz dönemlerinde geçici bir öneme sahip olmaya devam edecek ya da bölgesel diplomasi alanında vazgeçilmez ve kalıcı bir aktör olarak öne çıkacak. Pakistan, bu yolda belirleyici faktörün dış destek değil, politikaların sürekliliği, kurumların gücü ve disiplinli uygulama şeklinde ortaya çıkan içsel taahhüt olduğunu anlamalı. Pakistan'a yönelik mevcut küresel ilgi, sürdürülebilir kalkınmanın yolunu açmıştır ve şimdi Pakistan'ın bu anı, kalıcı bir stratejik öneme sahip bir konuma dönüşüp dönüşemeyeceği merak ediliyor. Müzakere sürecinin geleceği ve krizin ardından bölgenin nasıl bir görünüm alacağı konusunda ise, dünya İslamabad’daki bir sonraki görüşme turunu beklerken, savaş sonrası Ortadoğu için yeni bir güvenlik yapısı üzerine tartışmalar başladı ve ABD askeri üslerinin Körfez ülkelerine sağladığı koruma konusunda ciddi sorular gündeme geldi.
Diğer yandan Ortadoğu’daki çatışan tarafların herkesin güvenliğini garanti altına alacak bir ön çerçeve üzerinde anlaşmaya varmaları gerekiyor. İran, Körfez ülkeleri ve bölgedeki diğer aktörler arasındaki gergin üçlü ilişkiyi ancak yeni bir toplu güvenlik anlaşmasıyla çözülebilir. Her devletin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ilkesi, bu devletlerin kendilerini güvende hissetmelerinin tek yolu olsa da dış müdahaleler ve dış güçlerin benimsediği rejim değişikliği planları, bunu amaçlayan güçler için bile istikrarı sarsıyor. Konvansiyonel ve iş birliğine dayalı güvenlik kavramı, Körfez ülkeleri, Pakistan, Türkiye, Mısır ve İran’ı kapsayan ve büyük güçlerin himayesinde olan yeni bir güvenlik yapısının temelini oluşturabilir.