Doğu Kongo... İsviçre’de varılan insani mutabakatlar, uygulamada zorluklarla karşı karşıya

Washington, çatışmanın taraflarının sivilleri hedef almaktan kaçınma konusunda anlaştığını duyurdu

Goma yakınlarında M23 isyancıları ile Kongo ordusu arasında çıkan çatışmaların ardından köylerinden kaçarken eşyalarını taşıyan insanlar (Reuters)
Goma yakınlarında M23 isyancıları ile Kongo ordusu arasında çıkan çatışmaların ardından köylerinden kaçarken eşyalarını taşıyan insanlar (Reuters)
TT

Doğu Kongo... İsviçre’de varılan insani mutabakatlar, uygulamada zorluklarla karşı karşıya

Goma yakınlarında M23 isyancıları ile Kongo ordusu arasında çıkan çatışmaların ardından köylerinden kaçarken eşyalarını taşıyan insanlar (Reuters)
Goma yakınlarında M23 isyancıları ile Kongo ordusu arasında çıkan çatışmaların ardından köylerinden kaçarken eşyalarını taşıyan insanlar (Reuters)

İsviçre’de düzenlenen görüşmeler, yılın başından bu yana artan şiddet olayları ve 2025 yılı boyunca imzalanan barış anlaşmalarının çökebileceğine dair endişelerin gölgesinde, Kongo’nun doğusuna ilişkin insani ve güvenlik alanlarında taahhütlerle sonuçlandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanan bu taahhütlerin, Kongo’nun doğusundaki sivillerin yaşadığı sıkıntıları hafifletebileceği değerlendirildi. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan Afrikalı bir uzman, bu tür adımların genellikle, tüm tarafların güçlü uygulama mekanizmaları ve gerçek bir siyasi irade ortaya koymaması halinde sınırlı etkiyle kaldığını vurguladı.

İnsani ilerleme

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongo Demokratik Cumhuriyeti hükümeti ile Kongo Nehri İttifakı (23 Mart Hareketi’ni de kapsayan isyancı koalisyon) temsilcilerinin, insani yardım konvoylarının erişimi, hukuki koruma, ateşkesin izlenmesi ve esirlerin serbest bırakılmasına ilişkin bir protokol üzerinde ilerleme kaydettiğini açıkladı.

Bakanlık, cumartesi akşamı Kongo Demokratik Cumhuriyeti hükümeti ve isyancı ittifakla birlikte yayımladığı ortak bildiride, son günlerde İsviçre’de gerçekleştirilen toplantılarda tarafların sivillere saldırmama ve insani yardım çalışanları ile yardım konvoylarının hareketini kolaylaştırma konusunda mutabakata vardığını duyurdu.

Katar, ABD, Afrika Birliği (AfB) adına arabulucu rolü üstlenen Togo ve İsviçre’nin yanı sıra Kongo Demokratik Cumhuriyeti hükümeti ile 23 Mart Hareketi (M23) tarafından yayımlanan ortak açıklamada ise görüşmelerde, Doğu Kongo’da barışa ilişkin Doha Çerçeve Anlaşması’nın uygulanması sürecinde ‘somut’ olarak nitelendirilen ilerleme sağlandığı belirtildi.

Açıklama, 13-17 Nisan tarihleri arasında İsviçre’nin Montrö kentinde düzenlenen toplantıların ardından yayımlandı. Tarafların, ülkenin doğusundaki sivillere hayati insani yardımın ulaştırılmasının kritik önem taşıdığı ve silahlı çatışmaları düzenleyen kurallara uyulması ile sivillerin istisnasız korunması gerektiği konusunda uzlaştığı vurgulandı.

Afrika meseleleri uzmanı Çadlı siyaset analisti Salih İshak İsa, İsviçre’de açıklanan insani mutabakatların prensipte Doğu Kongo’daki sivillerin yaşadığı sıkıntıları hafifletebileceğini, ancak tüm taraflarda güçlü uygulama mekanizmaları ve gerçek bir siyasi irade olmadığı sürece etkilerinin sınırlı kalacağını belirtti.

İsa, başlıca zorlukların sahadaki silahlı grupların çokluğu ve karar alma merkezlerinin dağınık yapısından kaynaklandığını ifade ederek, bu durumun anlaşmalara uyumu belirsiz hale getirdiğini vurguladı. Ayrıca uluslararası denetim mekanizmalarının zayıflığı ve ihlaller karşısında yaptırım uygulanmasının güçlüğünün de söz konusu mutabakatların etkinliğini sınırladığını kaydetti.

Buna ek olarak, taraflar arasındaki güven eksikliği ile bölgesel aktörlerin sürece doğrudan ya da dolaylı müdahalelerinin çatışmayı daha da karmaşık hale getirdiğini dile getiren İsa, “Bu nedenle söz konusu mutabakatlar önemli bir insani adım olmakla birlikte, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde uzun vadeli istikrarı sağlayacak daha kapsamlı bir siyasi ve güvenlik çözümünün parçası olmadıkça tek başına yeterli değildir” değerlendirmesinde bulundu.

bbfd
Kongo Demokratik Cumhuriyeti ordusuna bağlı askerler, Kuzey Kivu eyaletindeki Goma’nın dışında konuşlanmış durumda (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump ile Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, geçtiğimiz yılın sonunda Washington’da, iki ülke arasında barış ihtimalini ve ekonomik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan bir anlaşma imzaladı. Bu adım, Haziran 2025’te varılan bir dizi mutabakatın ardından geldi. Ayrıca, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa ile M23’ün Katar’da 15 Kasım’da imzaladığı kapsamlı barış anlaşması çerçevesi de bu sürecin devamı niteliğinde oldu. Söz konusu süreç, daha önce 19 Temmuz’da varılan bir anlaşmayı da tamamlar nitelikteydi.

Buna karşın, 2025’ten bu yana M23’ün ülkedeki stratejik noktaların bir kısmını kontrol altına almasının yanı sıra, Demokratik İttifak Güçleri adlı silahlı grubun faaliyetleri de öne çıktı. Bu grubun geçmişte Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde iktidarı ele geçirmeyi hedeflediği, ancak 2019’dan itibaren DEAŞ’a bağlılık ilan ederek Orta Afrika’da sözde bir ‘vilayet’ kurma amacıyla hareket ettiği belirtildi.

Salih İshak İsa, 2025 yılında yaşanan barış girişimlerinin yeniden başarısızlığa uğramaması için yalnızca anlaşmaların imzalanmasının yeterli olmadığını vurguladı. İsa’ya göre asıl belirleyici unsur, bu anlaşmalarla birlikte gelen bağlayıcı uygulama düzenlemeleri.

İsa, geçmiş deneyimlerin insani ve siyasi anlaşmaların bağımsız saha denetimi, hızlı ve şeffaf doğrulama mekanizmaları olmadan kolayca çöktüğünü gösterdiğini ifade etti. Bu nedenle, ihlalleri anında belgeleyebilecek etkili gözlem misyonlarının varlığının kritik olduğunu, ayrıca yükümlülüklerin ihlali durumunda açık yaptırım ve baskı mekanizmalarıyla desteklenmesinin, anlaşmaların bağlayıcı olmayan siyasi metinlere dönüşmesini engelleyeceğini söyledi.

İsa ayrıca, sahadaki gerçek aktörlerin sürece dahil edilmesinin de belirleyici olduğunu, yalnızca siyasi temsilcilerle yürütülen süreçlerin yetersiz kaldığını, çünkü bazı gruplarda merkezi kontrolün zayıf olmasının anlaşmaları baştan kırılgan hale getirdiğini belirtti.

Buna rağmen İsa, Doğu Kongo’daki çatışan tarafların kısa vadede sürdürülebilir bir barışa hazır görünmediğini, zaman zaman görülen geçici ateşkes ve uzlaşıların bu tabloyu değiştirmeye yetmediğini ifade etti.



Fransa’da düzenlenen konferans, iki devletli çözüm için uluslararası destek topluyor

(foto altı) Onlarca ülkeden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin katılacağı toplantı, Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir yol haritası oluşturan Birleşmiş Milletler (BM) destekli New York Bildirgesi’nin birinci yıl dönümünde düzenleniyor. (Reuters)
(foto altı) Onlarca ülkeden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin katılacağı toplantı, Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir yol haritası oluşturan Birleşmiş Milletler (BM) destekli New York Bildirgesi’nin birinci yıl dönümünde düzenleniyor. (Reuters)
TT

Fransa’da düzenlenen konferans, iki devletli çözüm için uluslararası destek topluyor

(foto altı) Onlarca ülkeden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin katılacağı toplantı, Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir yol haritası oluşturan Birleşmiş Milletler (BM) destekli New York Bildirgesi’nin birinci yıl dönümünde düzenleniyor. (Reuters)
(foto altı) Onlarca ülkeden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin katılacağı toplantı, Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir yol haritası oluşturan Birleşmiş Milletler (BM) destekli New York Bildirgesi’nin birinci yıl dönümünde düzenleniyor. (Reuters)

İsrailli ve Filistinli sivil toplum kuruluşları, uluslararası toplumu iki devletli çözümden vazgeçmemeye çağırmak amacıyla bugün Fransa’da bir araya geliyor. Paris yönetimi, Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde konunun uluslararası gündemde kalmasını sağlamaya çalışıyor.

Toplantıya onlarca ülkeden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililer katılacak. Etkinlik, Birleşmiş Milletler (BM) destekli New York Bildirgesi’nin yayımlanmasının birinci yıl dönümüne denk geliyor. Söz konusu bildiri, Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir yol haritası ortaya koymuş ve aralarında Fransa, Birleşik Krallık ve Kanada’nın da bulunduğu yaklaşık 12 ülkeyi Filistin devletini tanımaya yöneltmişti. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü dün gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bölgede sonu gelmeyen çatışmaların, çok sayıda sivil kaybın ve şiddet sarmalının yaşandığı mevcut koşullar ile Gazze’de ateşkesin uygulanmasında yaşanan aksaklıklar göz önüne alındığında, bu konferansın bugün her zamankinden daha önemli ve daha acil hale geldiğine inanıyoruz” dedi.

Toplantının sonunda, kalıcı ateşkes sağlanması, yerleşim faaliyetlerinin durdurulması, Gazze Şeridi’nin yeniden imarı, yönetişim reformlarının hayata geçirilmesi ve sivil topluma yönelik uluslararası desteğin artırılması çağrısında bulunan sekiz maddelik bir ‘eylem çağrısı’ yayımlanacak.

Söz konusu çağrı, Fransa’da bir araya gelecek G7 liderlerine sunulacak. Reuters’ın incelediği eylem planında, “Bölge hâlâ derin bir parçalanmışlık içinde. Gazze harap olmuş durumda ve İsrail güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmayı sürdürüyor. Yerleşimci şiddeti, yerleşim birimlerinin genişlemesi, fiilî ilhak uygulamaları ve Filistin Yönetimi’ne yönelik tehditler, gelecekte bağımsız bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini zayıflatmaya devam ediyor” ifadelerine yer verildi.

Batı’nın yerleşimcilerin şiddetine tepkisi

Konferans, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin şiddet eylemlerinin arttığı bir dönemde düzenlenirken, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerleşim faaliyetlerini genişletmesine yönelik birçok Batılı ülkede yükselen rahatsızlığa da dikkat çekiyor.

Diplomatlar, yerleşimlerin genişletilmesinin Filistin devletinin kurulma ihtimalini zayıflatmayı amaçladığını belirtiyor.

Bu konudaki en büyük endişelerden biri, İsrail’in Doğu Kudüs’ün doğusunda inşa etmeyi planladığı ve ‘E1 Planı’ olarak bilinen yerleşim projesi. Söz konusu planın Batı Şeria’yı ikiye bölerek Doğu Kudüs’ten ayıracağı ve Filistinlilerin bağımsız devlet kurmayı hedeflediği toprakların bütünlüğünü parçalayacağı ifade ediliyor.

Birleşik Krallık, Kanada, Fransa ve Norveç, salı günü işgal altındaki Batı Şeria’da şiddet eylemlerinin finansmanı, desteklenmesi ve uygulanmasında rol oynayan İsrailli ağlara yönelik yeni ve koordineli yaptırımlar uyguladıklarını duyurdu.

İsrail ve ABD ise toplantıya katılmayı reddetti.

İsrail’in Fransa Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, “Büyükelçi davet aldı ancak konferansa katılmayacak. Çünkü bu etkinliğin barışın teşvik edilmesiyle bir ilgisi bulunmuyor” denildi. Açıklamada ayrıca, Fransa’nın İsrail ile Filistinliler arasında arabulucu rolü üstlenemeyeceği savunuldu.


NATO’ya ABD Freni: Avrupa’ya tahsis ettiği askerî gücü azaltıyor

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)
TT

NATO’ya ABD Freni: Avrupa’ya tahsis ettiği askerî gücü azaltıyor

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)

ABD’nin, Avrupa’daki NATO operasyonları için tahsis ettiği uçak ve savaş gemilerinin sayısında önemli bir azaltmaya gitmeyi planladığı bildirildi.

New York Times’ın cuma günü iki üst düzey Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre Washington yönetimi Avrupa’daki NATO faaliyetlerine sağladığı askerî kapasitede ciddi kesintiler yapmaya hazırlanıyor.

Gazetenin haberinde, söz konusu kararın NATO’nun uzun menzilli saldırı düzenleme ve istihbarat-gözetleme faaliyetleri yürütme kabiliyetini sınırlandıracağı belirtildi.

Plana göre ABD, Avrupa’da NATO görevleri için tahsis ettiği F-16 ve F-15E savaş uçaklarının sayısını yaklaşık 150’den 100’e düşürecek. Ayrıca deniz devriye ve keşif görevlerinde kullanılan uçakların sayısı 26’dan 15’e indirilecek. Daha önce Avrupa’ya tahsis edilen sekiz havada yakıt ikmal uçağının tamamı da geri çekilecek.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre plan kapsamında bir füze taşıyan denizaltı ile bir uçak gemisinin yanı sıra çeşitli savaş gemileri ve uçak gemisi görev grubuna bağlı onlarca uçağın da başka bölgelere konuşlandırılması öngörülüyor.

Haberde ayrıca, daha önce Avrupa’nın savunması için ayrılmış iki bombardıman uçağı grubundan birinin de farklı bölgelerde görevlendirilebileceği ifade edildi.

Reuters, Mayıs ayında yayımladığı haberinde de ABD’nin büyük bir kriz durumunda müttefiklerine sağladığı askerî kabiliyetleri azaltmayı planladığını bildirmişti.


Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor

Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor
TT

Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor

Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile harika bir uzlaşmaya varıldığını ve anlaşmanın gelecek haftanın başında Avrupa’da, Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in katılımıyla imzalanabileceğini açıkladı. Trump, “Anlaşma imzalanır imzalanmaz Hürmüz Boğazı yeniden açılacak” dedi.

Anlaşmanın olgunlaşma aşamasına geldiğine olan güvenini dile getiren Trump, “İran liderinin anlaşmayı kabul ettiğine inanıyorum. İran’daki herkes bu konuda mutabık kaldı” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, saatler önce İran’ın petrol tesislerinin hedef alınabileceği yönündeki sert söylemlerin ardından geldi. Ancak Tahran yönetimi temkinli tutumunu koruyarak, müzakere edilen nihai metin üzerinde kesin bir mutabakata varılmadığını açıkladı.

Öte yandan İran ordusu, yeni bir Amerikan saldırısının “daha geniş ve daha tehlikeli bir savaşa” yol açacağı uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı ise ABD’nin önceki hava saldırıları nedeniyle yaklaşık iki aydır devam eden gerilim azaltma sürecinin artık “pratik anlamını yitirdiğini” savundu.

Tahran, buna karşılık Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki askeri üsleri hedef aldığını duyurdu; ayrıca Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine kapattığını ve bölgeden geçen gemileri tehdit ettiğini açıkladı. Bu gelişmeler, Trump’ın müzakerelerin İran yönetiminin en üst kademelerinde ele alındığını ve geniş bölgesel destek gördüğünü açıklamasından önce uluslararası arabuluculuk çabalarını ciddi baskı altına soktu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise son saldırı dalgasının İran içerisindeki “askeri gözetleme kapasitesi, haberleşme sistemleri ve hava savunma unsurlarını” hedef aldığını belirterek operasyonların “süregelen saldırganlığa” karşılık gerçekleştirildiğini açıkladı.

Savaşın eşiğine gelinen bir ortam ile diplomatik çözüm ihtimali arasında yaşanan bu sert dalgalanma, Hürmüz Boğazı krizini diplomasinin son sınavlarından biri hâline getirdi. Trump, nihai anlaşma imzalanıncaya kadar İran’a uygulanan deniz ablukasının sürdürüleceğini ve bunun en güçlü baskı araçlarından biri olmaya devam edeceğini vurguladı. Bu durum, müzakere sürecini son derece karmaşık ve belirsiz bir aşamaya taşımış bulunuyor.